Haber: Mehmet OFLAZ
(ANKARA) - Adıyaman 3. İdare Mahkemesi, 6 Şubat depremlerinde Zümrüt Apartmanı'nda eşi ve 3 çocuğunu kaybeden Mehmet Doğan'ın açtığı davada, Adıyaman Belediyesi, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile AFAD'ın toplam 460 bin lira manevi tazminat ödemesine hükmetti. Bakanlık, ödenmesi planlanan 55 bin 200 TL'lik tazminatın iptali için kararı istinafa taşıdı.
Kahramanmaraş merkezli 6 Şubat 2023 depremlerinde, Adıyaman'ın Merkez ilçesine bağlı Mimar Sinan Mahallesi Atatürk Bulvarı'nda bulunan Zümrüt Apartmanı'nın yıkılması sonucu, eşi ve üç çocuğunu kaybeden Mehmet Doğan'ın hukuk mücadelesi sürüyor. Doğan, eş ve evlatlarını kaybetmesi ve evinin yıkılması nedeniyle Adıyaman Belediyesi, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı'nın hizmet kusuru bulunduğunu ileri sürerek 500 bin TL manevi tazminat davası açtı.
3 KURUM SUÇLAMALARI KABUL ETMEDİ
Adıyaman 3. İdare Mahkemesi'nde görülen davada, kamu kurumları ayrı ayrı savunmalarını sundu. Adıyaman Belediyesi savunmasında, davanın süresinde açılmadığını öne sürerek, 'idarenin sorumlu tutulabilmesi için zarara yol açan işlem veya eylemin idare tarafından gerçekleştirilmiş olması gerektiğini' ifade etti. Ayrıca söz konusu zararın oluşumunda 'önlenemez ve öngörülemez mücbir sebep' niteliğindeki depremin etkili olduğunu öne süren belediye, bu nedenle kusurlu ya da kusursuz sorumluluklarının bulunmadığını belirterek, davanın reddini talep etti.
Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ise savunmasında, kendisine yüklenebilecek herhangi bir hizmet kusurunun bulunmadığını belirtti. Bakanlık, 'imar mevzuatına göre şehirlerin planlanması, planlamada ortaya konulan ilkeler ve kullanma kararları, yapılaşma düzeni, yapıların imar açısından denetlenmesi gibi konularda sorumluluğunun bulunmadığını' ifade ederek, davanın hukuka aykırı şekilde açıldığını ve bu nedenle reddedilmesi gerektiğini savundu.
AFAD da savunmasında, 'zararın münhasıran deprem sebebiyle ortaya çıkması ve depremin yıkıcı etkisinin büyük olması durumu da göz önüne alındığında, idarelerinin herhangi bir işlemi veya eylemi ile gerçekleşen zarar arasında illiyet bağı kurulmasının idare hukuku ilkeleri ile bağdaşmadığını' öne sürdü. Kurum, 'kamu hizmetinin kötü işlemesi, geç işlemesi veya hiç işlememesi gibi bir durumun söz konusu olmadığını' belirterek kusurlu/kusursuz ya da denetim sorumluluğu bulunmadığını ve davanın reddini talep etti.
BAŞVURUCUYA 460 BİN LİRA YASAL FAİZİYLE ÖDENECEK
ANKA Haber Ajansı muhabirinin aldığı bilgiye göre, Adıyaman 3. İdare Mahkemesi, başvurucuya 460 bin lira manevi tazminat ödenmesine hükmetti.
Bilirkişi raporunda belirlenen kusur oranlarına göre, tazminatın 368 bin liralık kısmı, yüzde 20 kusurlu bulunan Adıyaman Belediye Başkanlığı; 55 bin 200 liralık bölümü, yüzde 3 kusur tespit edilen Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, 36 bin 800 liralık kısmı, yüzde 2 kusur atfedilen Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı tarafından, başvuru tarihinden itibaren işleyecek yasal faiziyle davacıya ödenecek.
İdare Mahkemesi'nin gerekçesinde, 'ilgili düzenlemelerin, genel olarak bir alanın, imar ve istikamet planı esaslarına, bulunduğu bölgenin şartlarına ve talimatnamelerin hükümlerine aykırı maksatla kullanılamamasını, bu maksada aykırı yapılmamasını, yapılacak yapılara yönelik olarak da bakanlık, belediye, mal sahibi (yapıyı yapan ile yaptıran), yapının proje ve eklerini tanzim eden ile belediyeye karşı üstlenen fen adamlarına çeşitli görev ve sorumluluklar yüklediği' hatırlatıldı. İlgili düzenlemelerin ayrıca, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı ile Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı'nın, yasaların verdiği çeşitli görev ve yetkileri nedeniyle deprem hassasiyeti olan bölgeye ilişkin yaşam çevrelerinin oluşturulmasını kaçınılamaz şekilde etkileyecek verilerin başında yer alan deprem afetinden korunma konusunda hukuki sorumluluk taşıdığını gösterdiği belirtildi.
'MÜCBİR SEBEP, SEZİLEMEYEN VE KARŞI KONULAMAYAN BİR OLAYI İFADE EDER'
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası'nın 125. maddesinde, idarenin kendi eylem ve işlemlerinden doğan zararı ödemekle yükümlü olduğunun hükme bağlandığı aktarılan gerekçede, şu tespitler yapıldı:
'İdarenin belirtilen bu sorumluluğu hukuk devleti olma niteliğinin doğal sonucudur. İdarenin gerek hizmet kusuru gerekse kusursuzluk sorumluluk ilkelerine göre tazmin borcu ile yükümlü olabilmesi için, hukuki sorumluluk nedenlerinin varlığı yanında tazmin borcunun şartlarının da bulunması gerekmektedir. Tazmin borcunun başlıca şartlarından birisi, idari eylem yada işlemden doğan bir zararın bulunması ve bu zararın para ile ölçülebilecek türden gerçekleşmiş veya gerçekleşeceğinin kesinlikle anlaşılabilecek nitelikte olmasıdır. Buna göre, zarar gören ilgilinin zararının varlığını ve gerçekleşmiş veya gerçekleşeceğinin kesin olduğunu kanıtlaması durumunda, idarenin kendi eylem ve işleminden doğan bu zararı karşılaması gerekmektedir.
Ancak ortada tazmini gereken zararın bulunmaması, zararın zarar gören kişinin veya üçüncü kişinin eyleminden doğması, zararın mücbir sebeplerden kaynaklanması, zararla idari faaliyet arasında nedensellik bağının kurulamaması, idare hukukuna özgü tazmin nedenlerinin bulunmaması durumlarında idarenin tazmin yükümlülüğünden söz edilemez. Mücbir sebep, sezilemeyen ve karşı konulamayan bir olayı ifade eder. Bu sebep, zararı idareye yüklenebilir olmaktan çıkaran ve zararla idari faaliyet arasındaki illiyet bağını kesen dış bir etken olarak doğal, toplumsal veya hukuki bir olaydan kaynaklanabilir. Sezilememezlik, karşı konulamamazlık, kusursuzluk ve gerçeklik halleri mücbir sebebin ayırt edici öğelerini oluşturmaktadır. Deprem kuşağında yer alan bölgede, deprem gerçeğinin bir veri alınması suretiyle yerleşmelerle ilgili alanların belirlenmesi, bu alanlardaki yapılaşmaya ilişkin kararların alınması, uygulanması ve denetlenmesiyle ilgili idari faaliyetlerin bütünündeki olumsuzluklardan oluşan idarenin 'olumsuz eyleminin' bulunması durumunda, depremin mücbir sebep olarak değerlendirilerek zararla illiyet bağını kestiğini kabule olanak bulunmamaktadır.'
'İDARECE GERÇEKLEŞTİRİLECEK UYGULAMALARLA, DOĞABİLECEK ZARARLARIN ORTADAN KALDIRILMASI MÜMKÜN'
Türkiye'nin, jeolojik ve topoğrafik yapısı nedeniyle büyük can ve mal kayıplarına yol açan deprem felaketleriyle sık sık karşılaşan ülkelerin başında geldiğine işaret edilen gerekçede, şunlar kaydedildi:
'Afetlerin önlenmesi ve zararların azaltılması amacıyla alınması gereken tedbirleri araştırmak, bu konudaki temel hedef ve politikaları belirlemek, ülke içindeki bilimsel, teknik ve idari çalışmaları koordine etmek, ortak sonuçları tüzük, yönetmelik, talimat ve eğitim yoluyla uygulamaya aktarmak ve denetlemek, afet zararlarının azaltılması amacıyla ulusal ve uluslararası işbirliği, proje ve programları oluşturmak, elde edilen sonuçları uygulamaya aktarmak, afete uğramış ve uğrayabilecek bölgeler ile yapı veya ikamet için yasaklanmış afet bölgelerini tespit ve ilan etmek, afet bölgelerinde yapılacak yapılarla ilgili kuralları, yapı tekniklerini ve projelendirme esaslarını tespit etmek, depremleri ve etkilerini incelemek, elde edilen sonuçlara göre deprem katalogları ve ülkenin deprem haritalarını hazırlamak ve geliştirmek ve depremlerden dolayı hasar görmüş yapıların takviye ve onarım yöntemleriyle ilgili çalışmalar yapmak devletin görev, yetki ve sorumlulukları arasında bulunmaktadır. Deprem olgusunun, doğal bir olay olarak ortaya çıkmasının yanında, idarece gerçekleştirilecek uygulamalarla doğabilecek zararların önlenmesi, hatta ortadan kaldırılması mümkündür. Başka bir anlatımla, depremin nerede, ne zaman ve hangi büyüklükte olacağı öngörülememekle birlikte, depremin yaratacağı olumsuz sonuçların öngörülebilir olduğu ve oluşacak zararların en aza indirilmesi için önceden önlem alınabileceği açıktır.'
'DAVALI İDARELERİN HİZMET KUSURU BULUNMAKTADIR'
Adıyaman Belediye Başkanlığı'nın yüzde 20, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı'nın yüzde 3 ve AFAD'ın yüzde 2 oranında kusurlu olduğu hatırlatılan gerekçede, 'Deprem bölgelerindeki yapılar açısından imar planlarıyla ve deprem yönetmelikleriyle yapı inşaat esaslarının belirlenmesinin yeterli olmadığı, anılan esaslara uyulup uyulmadığının denetiminin de etkin bir şekilde gerçekleştirilmesi gerektiği, deprem afeti kapsamında oluşabilecek zararların önlenmesi amacıyla planlama ile denetim yapma yükümlülüğünün eksiksiz ve tam olarak yerine getirilmemiş olması nedeniyle davalı idarelerin hizmet kusurunun bulunduğu anlaşıldığından bahsi geçen ve taraflara tebliğ edilen bilirkişi raporuna davalı idareler tarafından yapılan itirazlar yerinde görülmemiş olup, bilirkişi raporu Mahkememizce de hükme esas alınabilir nitelikte bulunmuştur' denildi.
BAKANLIK İTİRAZ ETTİ
Edinilen bilgiye göre, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, depremde 3 evladını ve eşini kaybeden Doğan'a ödenmesi planlanan 55 bin 200 liralık tazminatın iptali için konuyu istinaf mahkemesine taşıdı.