Kamera: Umut Emre GÖKBULUT
(İSTANBUL) Aile Dayanışma Ağı'nın Saraçhane'deki buluşmasında konuşan Dilek Kaya İmamoğlu, dün Silivri'deki yargılama sırasında yaşananlara dikkat çekti. 'Dün yaşananlar, ülkemizin hukuk tarihi açısından hafızalara kazınacak, vicdanları derinden sarsan bir sürece dönüşmüştür' diyen İmamoğlu, 'Sayın Ekrem İmamoğlu'nun daha önce mutabık kalınan savunma sırasına rağmen yeniden savunma sıralamasının değiştirilmesi ve duruşmanın her koşulda 9 Temmuz'da tamamlanması yönündeki ısrarın gerekçesi nedir? Bu karar değişikliği hangi ihtiyaçtan doğmuştur? 9 Temmuz tarihine yönelik bu olağanüstü acele ve ısrarın arkasında ne bulunmaktadır? 110 gündür devam eden bir dava sürecinin sonuna yaklaşılmışken; Ekrem İmamoğlu'nun savunmalarına henüz sıra gelmemişken, neden bu kadar acele edilmektedir?' sorularını yöneltti.
19 Mart operasyonu mağdur yakınları tarafından kurulan Aile Dayanışma Ağı (ADA), Saraçhane Parkı'nda bir araya geldi. 38'nci buluşmaya; CHP'nin seçilmiş Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi (CAO) Milli Eğitim Politika Kurulu Başkanı Suat Özçağdaş, CHP'nin seçilmiş PM üyesi Sinem Kırçiçek, İstanbul'un seçilmiş Kadın Kolları Başkanı Hatice Selli Dursun ve Gençlik Kolları Başkanı Erdem Kara, gazeteciler, sanatçılar ve bir grup vatandaş topluluğu destek verdi. Bir yılı aşkın süredir Silivri'de tutuklu bulunan seçilmiş İBB Başkanı ve CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu'nun eşi Dilek Kaya İmamoğlu, yaptığı konuşmada şunları söyledi:
'DÜN YAŞANANLAR, ÜLKEMİZİN HUKUK TARİHİ AÇISINDAN HAFIZALARA KAZINACAK, VİCDANLARI DERİNDEN SARSAN BİR SÜRECE DÖNÜŞMÜŞTÜR'
'İlk günden bu yana dayanışmasını ve desteğini bizlerden esirgemeyen kıymetli yol arkadaşlarımız, Bu hafta gerçekleştirmeyi planladığımız Aile Dayanışma Ağı toplantımızı, yoğun savunma süreçleri nedeniyle ertelemiştik. Ancak dün Silivri'de görülen İBB davasının 61. duruşmasında, yargılama takvimi ve savunma sırasına ilişkin alınan kararlar, adil yargılanma hakkının açıkça ihlal edildiğini bir kez daha ortaya koymuştur. Hepimizin gözleri önünde yaşananlar yalnızca yargılanan kişiler açısından değil; hukuk devleti ilkesi, adil yargılanma hakkı ve toplumun adalete olan güveni açısından da onarılması güç bir aşınmaya yol açmıştır. Dün yaşananlar, ülkemizin hukuk tarihi açısından hafızalara kazınacak, vicdanları derinden sarsan bir sürece dönüşmüştür.
'9 TEMMUZ TARİHİNE YÖNELİK BU OLAĞANÜSTÜ ACELE VE ISRARIN ARKASINDA NE BULUNMAKTADIR?'
Bundan dört ay önce, duruşmanın başlangıcında sevgili eşim Ekrem İmamoğlu, iddia edilen örgütün yöneticisi sıfatıyla yargılandığı için savunmasını en son yapmak istediğini ifade etmiş, bu talep de mahkeme başkanı tarafından hepimizin huzurunda kabul edilmişti. Ancak dün, hiçbir gerekçe gösterilmeksizin, mahkeme başkanının bu kararı bir anda değiştirilmiştir. Sayın Ekrem İmamoğlu'nun daha önce mutabık kalınan savunma sırasına rağmen yeniden savunma sıralamasının değiştirilmesi ve duruşmanın her koşulda 9 Temmuz'da tamamlanması yönündeki ısrarın gerekçesi nedir? Bu karar değişikliği hangi ihtiyaçtan doğmuştur? 9 Temmuz tarihine yönelik bu olağanüstü acele ve ısrarın arkasında ne bulunmaktadır? Bir insanın aynı gün üç ayrı mahkemede savunma yapmaya zorlanmasının ne hukuki ne de vicdani bir karşılığı vardır. 110 gündür devam eden bir dava sürecinin sonuna yaklaşılmışken; Ekrem İmamoğlu'nun savunmalarına henüz sıra gelmemişken, neden bu kadar acele edilmektedir? Adil yargılamanın temel şartlarından biri, savunma hakkının hiçbir baskı ve zaman kısıtı altında bırakılmamasıdır. Bu nedenle kamuoyunun yanıt beklediği soru açıktır: Bu davada amaç, gerçeğin tüm yönleriyle ortaya çıkması mıdır; yoksa 9 Temmuz tarihine yetiştirilmek istenen önceden belirlenmiş bir takvim midir? Anlaşılan odur ki, Ekrem İmamoğlu'nun gerçekleri tüm açıklığı ve şeffaflığıyla ortaya koyacağı, iddialara tek tek yanıt vererek kamuoyunu aydınlatacağı savunmasından çekinenler, bu savunmanın yaratacağı etkiyi azaltmak amacıyla savunma gününün NATO Zirvesi ile aynı tarihe denk getirilmesini istemektedir.
Dün sevgili eşim Ekrem İmamoğlu'nun sorduğu soruyu aynı ısrarla sormak istiyorum: Dört aydır devam eden bir duruşmanın yalnızca bir hafta daha uzamasında ne gibi bir hukuki sakınca vardır? Mahkeme başkanının ifade ettiği gibi, alınan bu kararın ve belirlenen bu tarihin özel bir gerekçesi yoksa; bugüne kadar tüm sanıklara ve müdafilerine gösterilen anlayış neden Ekrem İmamoğlu'nun savunma sırası geldiğinde bir anda ortadan kalkmaktadır? Savunma hakkı neden bugün saat ve gün sınırlamalarıyla daraltılmaya çalışılmaktadır? Dört aydır süren yargılamada hiçbir sanığa veya müdafiye süre sınırlaması uygulanmamışken, neden şimdi yalnızca örgüt yöneticiliğiyle suçlanan sanıkların ve avukatlarının savunmalarına süre sınırı getirilmek istenmektedir?
'BU DURUM AÇIKÇA ADİL YARGILANMA HAKKININ İHLALİ DEĞİL MİDİR?'
Mahkemenin, duruşmanın başında belirlediği savunma sıralamasında, en ağır ceza talepleriyle yargılanan sanıklar en sona bırakılmışken; sanığın ve avukatının tüm savunmasını tek günde tamamlamasının beklenmesi nasıl hukuken izah edilebilir? Bir sanığın veya müdafinin savunmasını ne kadar süreyle yapacağına mahkeme başkanı nasıl karar verebilir? Bu durum açıkça adil yargılanma hakkının ihlali değil midir? Gelinen noktada artık çok açık bir gerçek vardır: Bizler yargılanmıyoruz Yaşananlar bir yargılama değil; savunma süresine dahi hakimlerin karar verdiği, hükmün fiilen önceden belirlendiği ve herkesin kendisine biçilen rolü oynadığı bir tiyatrodur. Tam da bu hukuksuzluklar tartışılırken, 2 bin 500 yılla yargılanan, 142 eylemle suçlanan Cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, avukatları ve davayı takip etmeye gelen sayın milletvekilleri, duruşma salonundan çıkarılmıştır. Hakkını arayanlara tahammül göstermeyen bu anlayış, kendisine emanet edilen kamu gücünü hukuk sınırlarının dışına taşıyarak keyfi bir biçimde kullanmaktadır. Halkın iradesini temsil eden bir milletvekiline 'soytarı' diye hitap etme hakkını kendinde gören bu zihniyeti, milletimizin vicdanına havale ediyoruz.'
'TÜM TUTUKLULARIN TUTUKSUZ YARGILANMASINI VE TAHLİYELERİNİ TALEP EDİYORUZ'
Bir yıldır ayrıcalık değil; herkes için adil yargılanma hakkı istediklerini vurgulayan İmamoğlu şöyle devam etti:
'Masumiyet karinesine saygı, yargı süreçlerinde şeffaflık ve adalet istiyoruz. Tutukluluğun istisna, tutuksuz yargılamanın esas olduğu hukuk devleti ilkesine uygun olarak, tüm tutukluların tutuksuz yargılanmasını ve tahliyelerini talep ediyoruz. Yaşanan tüm bu gelişmeler karşısında; başta Türkiye Barolar Birliği ve İstanbul Barosu olmak üzere tüm baroları, baro başkanlarını ve tüm siyasi partileri, bu hukuksuzluğa karşı ses yükseltmeye ve dayanışma göstermeye, Silivri'ye davet ediyoruz. Aylardır söylediğimiz gibi; bu mesele yalnızca Ekrem İmamoğlu ve yol arkadaşlarının meselesi değildir. Bu dava, Türkiye Cumhuriyeti'nde hukukun üstünlüğünün, adil yargılanma hakkının ve millet iradesine duyulan saygının sınandığı bir davadır. Çünkü adalet, belirli kişiler için değil, herkes için gereklidir. Bir ülkede adalet zedelenirse, bundan yalnızca sanıklar değil, toplumun tamamı zarar görür. Çünkü adalet, birilerine ayrıcalık değil; herkes için eşit güvence demektir'
ÖZER: 'HEPİNİZİ DAYANIŞMAK ÜZERE SİLİVRİ'YE BEKLİYORUZ'
Ardından konuşan Avukat Seraf Özer ise, 'Ekrem İmamoğlu davasında salı günü savunmasını yapıyor olacak. Pazartesi günü de aynı anda aslında üç tane duruşması var: Diploma davası, maalesef yüzyılın gerçekten en absürt davalarından biri olan casusluk davası ve aynı zamanda İBB yargılaması aynı anda devam ediyor olacak. Dolayısıyla hem pazartesi günü hem de salı günü hep birlikte dayanışma içerisinde olmamız oldukça önemli. Sayın Ekrem İmamoğlu'nun da salı günü Silivri'de İBB yargılamasında savunma yapması bekleniyor. Hepinizi dayanışmak üzere Silivri'ye bekliyoruz.'
Konuşmaların ardından, Saraçhane Parkı'nda toplanan vatandaşlarla çekilen anı fotoğrafıyla son buldu.




