(ANKARA) - AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik, İran'a yönelik saldırıları, 'uluslararası hukuka aykırı ve diplomasiye zarar veren girişimler' olarak nitelendirdi. Saldırının yalnızca devlet değil, toplum üzerinde kaos yaratmayı amaçladığını ve bölgeyi İstikrarsızlaştırdığını vurgulayan Çelik, Türkiye'nin bölgedeki gelişmeleri yakından takip ettiğini ve olası senaryoları değerlendirildiğini açıkladı.
AK Parti Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK), Cumhurbaşkanı ve AK Parti Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında saat 16.27'de toplandı. Toplantının ardından AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Ömer Çelik açıklamalarda bulundu.
Ömer Çelik, ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırıları ve sonrasında bölgede yaşanan olaylara ilişkin konuştu. Çelik, saldırının uluslararası hukuka aykırı olduğunu vurgulayarak, diplomasi ve müzakerelerin sürdüğü bir dönemde gerçekleşmesinin 'son derece yanlış ve sıkıntılı sonuçlar doğuracak bir girişim' olduğunu belirtti. Cumhurbaşkanının İran konusunda diplomatik sürecin devamı ve 'Terörsüz Türkiye' hedefi çerçevesinde yoğun görüşmeler yürüttüğünü aktaran Çelik, 'Masa kurulmuşken böyle bir saldırı diplomasi stratejisinin berhava olduğunu gösteriyor' dedi.
'İran'a taziyelerimizi sunuyoruz'
Saldırıda İran halkının ciddi kayıplar verdiğine işaret eden Çelik, 'Bir kız ilkokulu bombalandı, çok sayıda öğrenci ve dini, askeri ile siyasi liderler hayatını kaybetti. İran'a taziyelerimizi sunuyoruz' ifadelerini kullandı. Çelik, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın Almanya Şansölyesi Friedrich Merz ile yaptığı görüşmeye de değinerek, çatışmanın durması ve çözümün masada aranması gerektiğini aktardı.
'Diplomasi, taktik örtücüsü ya da oyalayıcısı olamaz'
Çelik, şöyle konuştu:
'Esasında yıllar evvel Sayın Cumhurbaşkanımız Başbakan iken biliyorsunuz nükleer müzakereler konusunda ilerleme sağlanamayınca Türkiye ve Brezilya beraberce İran'da bir inisiyatif ortaya koymuştu. O zaman Cumhurbaşkanı Brezilya'da Lula, İran'da ise Ahmedinejad'dı. Belki de devrimden sonra ilk defa İran bir anlaşmaya imza attı. Aslında o anlaşma devam etseydi bugün karşı karşıya kalınan sorunlar olmayacaktı. Maalesef Batılı ülkeler o anlaşmayı devam ettirmek konusunda çok istekli olmadılar. Daha sonra anlaşma ortadan kaldırıldı. Bugün gelinen noktada ise İran'a yapılan saldırı hiçbir meşruiyeti olmayan bir saldırıdır. Komşumuz İran'a ABD ve İsrail tarafından gerçekleştirilen saldırı hukuksuzdur.
Diplomasi, taktik örtücüsü ya da oyalayıcısı olamaz. Masa kurulmuş iken, Umman'da Cenevre'de yapılmış görüşmelerde iyi noktaya ilerlendiğine dair açıklamalar yapmıştı. Arabulucu olan Umman adına Dışişleri Bakanı da iyi bir noktaya doğru ilerlendiğine dair bir takım açıklamalar yapmıştı. Buna rağmen bu saldırı gerçekleşti. Sayın Cumhurbaşkanımız böyle bir masanın kurulması konusunda yoğun bir gayret ortaya koyarak bunun gerçekleşmesi için Başkan Trump, Cumhurbaşkanı Pezeşkiyan ve diğer taraflarla görüşmeler gerçekleştirdi. Masa böyleyken bu saldırı hakkaniyetsiz ve hukuksuz girişimdir.
Bir ülkeye saldırı için o ülkenin rejimi bahane edilemez. Rejim değişikliği gibi konuların ne kadar büyük facialara yol açtığı çeşitli ülke örneklerinde de görülmüştür. Küresel düzeye sıçrayacak savaş mekaniğinin çalıştırılması son derece yanlış oldu. Yakın zamandan beri, son gelişmelerden itibaren dünya üzerinde yeni bir düzen arayışı ortaya çıktığı söyleniyordu. Şimdi görülüyor ki düzen denen bir şey kalmayacak. İsrail güvenliği bahane edilerek bu şekilde müdahalelerin olması bütün bölgeyi istikrarsızlaştırıcı sonuç ortaya çıkardı. BM üyesi ülkenin yöneticilerine, dini liderine suikastlar düzenlenmesi, İsrail'e has yöntemin uygulanması her bakımdan gayrimeşru olduğu gibi uluslararası hukuka dönük olarak da onu tahrip eden bir yaklaşımdır.'
'Resmen başka ülke liderlerine suikast düzenlemekle övünen bir ülke (İsrail) ile karşı karşıyayız'
'Resmen başka ülke liderlerine suikast düzenlemekle övünen bir ülke (İsrail) ile karşı karşıyayız. Rejimi olmayan pek çok ülke var. Dünyadaki her ülkenin aynı rejime sahip olması gerektiğini savunmak doğru değil. Nerede bir rejim değişimine gidilmişse o ülkeler istikrarsızlaşmıştır' diyen Çelik, saldırıların hedefinin yalnızca İran devleti değil, toplumun genelini kaosa sürüklemek olduğunu vurguladı. Çelik, İsrailli yetkililerin İran halkını ayaklanmaya çağırma çabalarının daha büyük felaketlere yol açacağını belirterek, 'Rejim değişikliği dayatmaya kimsenin hakkı yoktur. Kardeş İran halkına bu zor zamanlarda yanlarında olduğumuzu iletiyor, taziyelerimizi sunuyoruz' dedi.
Türkiye'nin bölgedeki gelişmeleri yakından takip ettiğini aktaran Çelik, 'Başka ülkelerin kardeş ülkelere dönük füze saldırısı son derece yakışıksızdır ve kabul edilemez. İran'ın savunma hakkını kullanırken bunu bölgesel savaşa dönüştürecek eylemler, bazı tarafların yaratmaya çalıştığı faciaya yeni boyutlar ekleyecektir' değerlendirmesinde bulundu.
'Saldırının zaten haksız ve hukuksuz olduğu, herhangi bir meşruiyete sahip olmadığı ortadadır'
Çelik, Türkiye açısından bu gelişmelerin analiz edildiğini, olası sonuçların ve senaryoların kapsamlı şekilde çalışıldığını da kaydetti.
Çelik, konuşmasına şöyle devam etti:
'Tabii müzakere süreçleri sürerken böyle bir saldırının gerçekleşmesi 'bundan sonra kim müzakere yapacak, kim masa kuracak, hangi sorunun çözümü için' sorularını beraberinde getirmektedir. Resmen şu söylenmiş olmaktadır: Müzakere masasının kurulması aslında sizin kafanıza düşecek bomba ya da ülkenize yapılacak saldırı konusunda teyakkuz durumundan uzaklaşmanız için bir taktiktir anlamına gelebilecektir. Dolayısıyla müzakere süreçleri devam ederken herhangi bir saldırının gerçekleşmesi kabul edilemez. Saldırının zaten haksız ve hukuksuz olduğu, herhangi bir meşruiyete sahip olmadığı ortadadır. Ancak müzakere süreçleri devam ederken bunun gerçekleşmesi tüm dünya açısından gerçekten olumsuz sonuçları olabilecek bir tablo ortaya çıkarmıştır.
Yakın zamandan beri özellikle son gelişmelerle beraber İkinci Dünya Savaşı sonrası düzenin sona erdiği ve dünya üzerinde yeni bir düzen arayışının ortaya çıktığı söyleniyordu. Şimdi görülmektedir ki aslında düzen kavramı diye bir şey kalmayacak bir noktaya gelinmektedir. Bu şekilde ülkelerin hedef alınması, tek taraflı inisiyatiflerle özellikle de İsrail'in güvenliği bahane edilerek ya da İsrail'in fanatik dış politika ajandasına destek verme amacıyla müdahalelerde bulunulması bütün bir bölgeyi istikrarsızlaştırıcı sonuçlar doğurmuştur. Dolayısıyla düzenin tamamen ortadan kalktığı bir tabloyla karşı karşıyayız.
'BM üyesi bir devletin yöneticilerinin hedef alınması da uluslararası meşruiyet kavramıyla açık bir çelişki oluşturmaktadır'
Birleşmiş Milletler (BM) üyesi bir ülkenin yöneticilerine, siyasetçilerine, dini liderine ve askeri heyetine suikastlar düzenlenmesi şeklinde İsrail'e has bu yöntemin burada da uygulanıyor olması, meşru bir devletin yöneticilerine bir başka devlet tarafından suikast düzenlenmesi her bakımdan gayrimeşru olduğu gibi uluslararası hukuka ve uluslararası düzene yönelik tahrip edici bir girişimdir. Böylesi bir tablo ortaya çıktığında kim hukuktan bahsedecek, kim kurallara dayalı uluslararası düzenden söz edecek, kim müzakereden ve uluslararası girişimlerin hangi meşruiyete sahip olması gerektiğinden bahsedebilecektir. Resmen başka ülkelerin liderlerine suikast düzenlemekle övünen bir ülke gerçeğiyle karşı karşıyayız. Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail'in saldırısının hukuka dayanmayan bir girişim olmasının yanı sıra meşru bir ülkenin, Birleşmiş Milletler üyesi bir devletin yöneticilerinin hedef alınması da uluslararası meşruiyet kavramıyla açık bir çelişki oluşturmaktadır.
Uzun zamandan beri rejim değişikliği meselesi konuşulmaktadır. Dünyada Avrupa Birliği ya da Amerika Birleşik Devletleri gibi yapılardan farklı rejimlere sahip birçok ülke bulunmaktadır. Dünyadaki bütün ülkelerin aynı rejime sahip olması gerektiğini iddia etmek ne gerçekçi ne de doğru bir yaklaşımdır. Rejim değişikliği hedefi ortaya konulduğunda ise bunun sonuçlarının defalarca görüldüğü bilinmektedir. Nerede rejim değişikliği için bir girişim başlatılmışsa o ülkelerde iç savaş çıkmış, ülkeler istikrarsızlaşmış ve bölgesel savaşa dönüşebilecek sonuçlar doğmuştur. Bir operasyonun kodu ve hedefi rejim değişikliği olduğunda bunun o ülkenin halkı için, uluslararası düzen için ve bölgesel istikrar için bir facia olduğu defalarca tecrübe edilmiştir. Maalesef bunun yine aynı şekilde denendiği görülmektedir.
'Bir masanın kurulması için Cumhurbaşkanımızın çalışmalarını takip ediyorsunuz'
Öte yandan çatışmaların hukuki temele dayanmaması bir yana, bir ülkenin sadece askeri kapasitesinin değil topyekûn devlet mimarisinin hedef alınması büyük bir kaosun amaçlandığı anlamına gelmektedir. Bir ülkenin devlet mimarisini çökertmek üzere harekete geçmek ya da İsrailli yetkililerin ve Netanyahu'nun kabine üyelerinin ifade ettiği şekilde toplumu ayaklanmaya çağırarak iç savaş çıkarmaya teşvik etmek suretiyle devlet yapısını çökertmeye çalışmak çok daha büyük faciaların tetikleyicisidir. Esasında bu başlı başına bir suçtur.
Bir masanın kurulması için Cumhurbaşkanımızın çalışmalarını takip ediyorsunuz. İran sınırında göç dalgası söz konusu olursa devlet birimlerimiz tam bir koordinasyon içinde. Hürmüz ve petrol fiyatlarının bütün küresel ekonomiyi etkileyecek dalgalanmalar bekleniyor. Ekonomi yönetimimiz krizleri yönetme konusunda tecrübelidir. Olası krizlere karşı, negatif gelişmeleri absorde etmek için gerekli tedbirler alınıyor.
'Türkiye'nin İran sınırından gelebilecek olası bir göç dalgasıyla karşı karşıya kalması ihtimalinde devlet birimleri tam koordinasyon içinde'
Bununla birlikte savaşın bölgesel bir savaşa dönüşme riskinin ciddi şekilde gündemde olduğu görülmektedir. Bu kapsamda dört ana başlıkta takip edilen konular bulunmaktadır. Birincisi Türkiye'nin İran sınırından gelebilecek olası bir göç dalgasıyla karşı karşıya kalması ihtimalidir ve bu durumda devlet birimleri tam koordinasyon içinde gerekli hazırlıkları yapmaktadır. Ülkemiz açısından herhangi bir güvenlik riski oluşmaması için tedbirler alınmaktadır.
'Hürmüz Boğazı'nın geçişlere kapatılması, ekonomimiz üzerinde geçici etkiler söz konusu olabilecektir'
İkinci başlık Hürmüz Boğazı'ndaki geçişlerden petrol fiyatlarına ve bunun diğer alanlara etkisine kadar uzanan ve küresel ekonomiyi etkileyebilecek dalgalanmalardır. Bu çerçevede ekonomimiz üzerinde geçici etkiler söz konusu olabilecektir. Ekonomimiz geçmişte de birçok şokla karşılaşmış olup dayanıklıdır ve ekonomi yönetimimiz krizleri yönetme konusunda tecrübelidir. Kurumlar arası iş birliğiyle proaktif adımlar atılarak olası krizlere karşı ekonomimize yönelik negatif dalgalanmaların absorbe edilmesi ya da ortadan kaldırılması için gerekli hazırlıklar güçlü şekilde sürdürülmektedir.
'Türkiye'nin güvenlik denklemi her bakımdan bu durumu göğüsleyecek ve karşılaşılabilecek senaryolar karşısında dayanıklılığını ortaya koyacak'
Üçüncü başlık güvenlik konusudur ve bu son derece önemlidir. Daha önce yaşanan çatışmalarda gerekli adımlar atılmış ve güvenlik denklemi güncellenmiştir. Türkiye'nin güvenlik denklemi her bakımdan bu durumu göğüsleyecek ve karşılaşılabilecek senaryolar karşısında dayanıklılığını ortaya koyacak şekilde güncellenmiş durumdadır.
Dördüncü başlık ise yurt dışındaki vatandaşlarımızın durumudur. Vatandaşlarımızın bulundukları ülkelerden ayrılmaları yakından takip edilmektedir ve pek çoğu ayrılmıştır. Başkonsolosluklarımız ve büyükelçiliklerimiz yedi gün yirmi dört saat esasına göre vatandaşlarımıza hizmet vermekte ve ayrılmak isteyenlere imkanlar dahilinde gerekli yardım ve rehberlik sağlanmaktadır.'
'Umarım, Sayın Özel daha hakkaniyetli, daha gerçekçi açıklamalar yapar'
Ömer Çelik, daha sonra gazetecilerin sorularını yanıtladı. CHP Genel Başkanı Özgür Özel'in, 'Hükümetin, ABD ve İsrail saldırılarına karşı yeterince net mesaj vermemesine' yönelik eleştirilerine ilişkin değerlendirmeleri sorulmasına karşı şu yanıtı verdi:
'CHP Genel Merkezindeki siyasi uydu alıcıların güncellenmesi lazım. Diplomatik irade koyduğumuzda yumuşak, ilkeleri ortaya koyunca da sert davrandığımızı söylüyorlar. Özgür Özel'in ne söylediği anlaşılmıyor. Ortaya karışık bir şeyler söylemiş. Siyasi geleneğimiz vardır ve bu çok kıymetlidir. Geçmişteki CHP başkanlarının çoğu da buna riayet etmiştir.
Ana muhalefet partisinin başkanının söyleyeceği söz bundan ibaret midir? Siyasi sorumluluğun hatırlanacaksa o gün bugündür. Milli konularda geçmişteki CHP genel başkanlarının sağduyulu yaklaşımları olmuştur. Umarım Özgür Özel de daha hakkaniyetli, daha gerçekçi açıklamalar yapar.'




