(ANKARA) - Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu, DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan'ı partisinin genel merkezinde ziyaret etti. Görüşmenin ardından bir basın mensubunun 'Vatandaş sürece ilişkin ne düşünüyor' sorusuna Babacan, 'Gittiğimiz pek çok ilde insanlarda 'Ya keşke çözülse' hissiyatı var ama aynı zamanda ciddi bir kuşku, kaygı ve şüphe de var. Bu kuşku, kaygı ve şüphe her şehirde var' derken Ağıralioğlu ise 'Bakın Ankara'dayız. Mansur Yavaş'a 'Belediyelerin sayaçlarını PKK'lılar okuyacak' diye kampanya yapıp sonra anayasayı PKK'lılara okutmaya çalışmak ne demektir? Vatandaşın sorduğu sorulardan bir tanesi budur' yanıtını verdi.

Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu, DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan'ı partisinin genel merkezinde ziyaret etti. Yaklaşık bir saat süren heyetler arası görüşmenin ardından iki lider başbaşa görüştü. Görüşmenin ardından iki genel başkan basın açıklamasında bulundu. Ağıralioğlu iadei ziyarete geldiklerini söylerken Babacan ise ziyaret için teşekkür etti.

'DEVLET BEY VAR DİYOR, ADALET BAKANI YOK DİYOR'

İki lider açıklamalarının ardından basın mensuplarının sorularını yanıtladı. Bir muhabirin 'Geçtiğimiz günlerde Öcalan'a bir konut, villa yapıldığını Devlet Bahçeli açıkladı. Bunu kamuoyundan öğrendik. Buna yönelik iktidardan bir açıklama gelmedi. Bu villayı siz nasıl değerlendirirsiniz' sorusuna Babacan şöyle yanıt verdi:

'Bu konu biliyorsunuz daha önce gündeme gelmişti ve Adalet Bakanı'na sorulmuştu. Adalet Bakanı da reddetmişti, 'Yok öyle bir şey' diye. Şimdi bizim bildiğimiz kadarıyla cezaevlerinden sorumlu kuruluş devlet yapısında Adalet Bakanlığı. Şimdi ilgili kuruluşun başında olan bakan inkâr ederken Sayın Bahçeli'nin böyle bir şeyin varlığını teyit etmesi, başlı başına devlet yönetimi açısından sorgulanması gereken bir konudur. Bu bir. İkincisi, devlet yönetiminde ne yapıyorsanız yapın, mutlaka bir hukuki zemine, bir yasal zemine oturtmanız lazım. Çünkü devlet yönetiyorsunuz. Bu işin nihayetinde başında olan ve bütün bu süreci yöneten bakanların ve kuruluş başkanlarının da hem atayan hem de yöneten kişi olarak Sayın Erdoğan'ın bu konuya açıklık getirmesi gerekir. Çünkü iktidar ortağı, ittifak ortağı 'Böyle bir şey var' diyor. Ama kendine bağlı çalışan Adalet Bakanı 'Böyle bir şey yok' diyor. Öncelikle bunun bir açıklığa kavuşturulması lazım. Yoksa açıklanması lazım. Varsa da yasal zemini, gerekçesi aydınlatılması lazım. Yani milletimizin çok geniş kesimlerini ilgilendiren, milyonlarca vatandaşımızı ilgilendiren çok kritik bir süreç şu anda yürütülmekte. Ve bu süreci yöneten, yürütenler de işin iletişim, kamuoyunu aydınlatma kısmına da gerekli önemi vermek zorundadır. Şu da vardır ki toplumumuzun bütün bu konularla ilgili çok ciddi hassasiyetleri vardır ve hiç kimse toplumun sinir ucuyla oynayan açıklamalar, tutum ve davranış içerisinde olmaması gerekir. Bu hassasiyet ve özelinde de devleti yönetenlerin konuya yaklaşması gerektiğini söylüyorum ama konu önce bir Sayın Cumhurbaşkanı tarafından açıklığa kavuşturulmalıdır. Var mı, yok mu?'

'SÜREÇLE İLGİLİ CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN, DEVLET BEY KADAR AÇIK DURMUYOR'

Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu da Bahçeli'nin duyurduğu Öcalan'a konut yapılması ile ilgili soruya şu yanıtı verdi:

'Başından itibaren bu Terörsüz Türkiye sürecinin bir iletişim düalizmi var. Yani burada Sayın Genel Başkan'ın dikkat çekmiş olduğu, Adalet Bakanımızın bilgisiyle açıklanması gereken şeyle Devlet Beyin söylediği arasındaki fark sürecin başından itibaren vardır. Sayın Cumhurbaşkanı'nın demekten imtina ettiği pek çok şeyi Devlet Bey söylemiştir. Devlet Bey söylediğinden 3 ay sonra Sayın Cumhurbaşkanı mevzuya dâhil olabilmiştir. Hâlâ sürece Devlet Bey kadar cesur, Devlet Bey kadar açık, Devlet Bey kadar kastı ve iradesi belli cümle Sayın Cumhurbaşkanı kurmamaktadır. Yani bu bir iletişim planlaması olabilir. Yahut bu, böyle yönetmeyi tercih ettikleri bir metot olabilir. Yani Devlet Beyin söylemeyi tercih ettiği ve kendisi için makul bulduğu hiçbir şeyi henüz Tayyip Bey söylememiştir.

'MİLLETİN ÖDEDİĞİ BEDELE HÜRMET EDİLMELİ'

Biz kocaman bir milletiz. Hasbelkader bir millet değiliz. İmparatorluklar kurduk. Üç kıta, sadi iklimin hükümranlığı vardı bizde. Dolayısıyla bizim devletimizin varlığının hangi hassasiyetler üzerine inşa edildiği bilinir. Bu kadar ağır bedel ödemiş bir milletin gözünün içine bakarak, millet evlatlarının şehitlerinin mezarlarını gül bahçesine çevirmişken, onların mezarlarının üstüne diktiği gülleri budarken evlatlarımızı katleden birine villa denmez efendim. Bunun lakırdısı da edilmez, edilmez. Hürmet edilmelidir milletin ödediği bedele. Bizim yani Anadolu şehitler diyarıdır. Anadolu'nun her tarafı, toprağı, her bastığınız yere dikkatli basmak, toprağın altında yatanların üstünde yatanlar kadar olduğu bir topraktır falan diye anarız. Burada bu topraklara bu kadar ağır bedel ödeten birinin çalışma şartları resmedilirken böyle şeyler denmemelidir. Efendim, mevzunun 'dendi mi, denmedi mi, yapıldı mı, yapılmadı mı' ziyade bence hassasiyet merkezi burada tutulabilmelidir. Yani evlatlarımıza başını koyacak, herkesin evladının başını koyabileceği bir ev hayali ile başlayıp siyaset, çocuklarımızın katiline bir villa yaparak final yapmamalıdır efendim. Yani herkese bir ev kampanyası ile başlayıp herkesin başını sokabileceği bir yuva deyip en son çocuklarımızın katiline bir villa finali benim izahta hiç mümkün olup yol bulup, kelime bulup kendime, milletime anlatabileceğim bir şey değildir. Yani ben öyle kelimeye, söze çok darlanan biri değilim. Ben buna kelime bulamam.'

'15 TEMMUZ DARBESİNDEN İTİBAREN TÜRKİYE OLAĞANÜSTÜ HAL VE KHK'LAR ÜLKESİDİR'

Başka bir muhabirin 'Ziyaret ettiğiniz illerde vatandaş ne diyor süreçle ilgili şu anda' sorusuna Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu, öncelikle partisinin sürece ilişkin durduğu yeri aktardıktan sonra şöyle yanıt verdi: 

'Ahali, ticaret bozulmuşsa ticarete düzen gelsin ister. Ahali olağanüstü hâl şartlarında yaşamaktan yorulmuştur. Demokratik normal şartlar altında yaşamak ister. Bunlar ahalinin ortalama beklentisidir. Sadece Güneydoğu için, Doğu Anadolu için demiyorum. Türkiye için de söylüyorum. Yani 15 Temmuz darbesinden beri Türkiye bir olağanüstü hâl ve kanun hükmünde kararnameler ülkesidir. Yani stabilizasyon isteniyor, memnun, öngörülebilir bir şey. Sayın Cumhurbaşkanı'nın siyasete girdiği zamanlardan beri böyle bir önceliği vardır. İnsanların özgür bir ülke, olağanüstü hâl şartlarından çıkmış bir ülke, kimsenin ölmediği, kimsenin birbirini öldürmediği, ölümden korkulmadığı bir memleket hayali kurmak hakkıdır. Siyaset de bunu sağlamak zorundadır.

'KULLANILMAMIŞ TEK TOPLULUK KÜRTLERDİR'

Bizim kaygılarımız bölge ile ilgili, devletimiz ile ilgili, milletimiz ile ilgili kaygılardır ve bu kaygılarımızı ifade etmek için meşru gerekçemiz vardır. Muhatabınız Amerika'ysa, mevzunun bir ucunda İsrail varsa ve konuştuğunuz coğrafya Ortadoğu'ysa burada yapılan her şeye ihtiyatlı bakmak zorundasınız. Çünkü burası 250-300 yıldır kan deryasıdır. Burada toprak vaadi ile ayartılmamış, devlet vaadi ile kandırılmamış, size bir devlet ve yüksek standartlı yaşam sunacağız diye canına okunmamış hiçbir yer kalmamıştır. Kullanılmamış tek topluluk Kürtlerdir. O yüzden bugün Kürtler üzerinden İsrail'e bölge üzerindeki azgınlığına plan yapılırken bizim hassasiyet merkezimiz şuradadır. Bizde İsrail'in azgınlığına kaptırılacak bir tane Kürt yoktur. Bizde PKK'ya kaptırılacak bir tane Kürt yoktur. Biz PKK deyince Kürt demeyiz, terör deyince Kürtler demeyiz, PKK'yı, terörü Kürtlere değdirmeyiz. Ha, bunu ayrı görürsün, bunu ayrı görür, ayrı yönetmek lazımdır. Millet bütünlüğümüzü korumak zorundayız. Devlet bütünlüğümüzü korumak zorundayız. Ülkenin kalkınmasını korumak zorundayız. Umudu korumak zorundayız.

'BU İKTİDAR DÖNEMİNDE 3 KEZ DENENİYOR VE HER DENEMEDE AĞIR BEDELLER ÖDÜYORUZ'

Kaygılarımızın hepsini sürecin başından itibaren ifade ettik. Defalarca ifade ettik. Şimdi süreç yönetilecek. Bakacağız ne olduğunu. Ama bu süreçteki nobranlık, PKK'ya taziye çadırı, bilmem, örgüt liderlerinin isimlerinin şeye asılması, duvarlara asılması, bölgede huzursuzluğa dönüşecek bir takım şımarıklıklara konulması, üstüne üstlük bir de villaydı falan... Bu özensizlik bizi rahatsız ediyor. Bu özensizlik rahatsız ediyor. Yoksa memleket huzur bulsun. Tabii ki bulsun. Memleket de normalleşsin. Tabii ki. Bölge kalkınsın. Tabii ki. Bunların hepsine evet. Bunların hepsine evet. Ama terörle muhataplığın beraberinde getirdiği bir takım komplikasyonlar var. Sayın Genel Başkan'ın içinde olduğu hükümetler döneminde denenmiş olan bu şeyin bu üçüncüsü. Yani bu hükümet bunu ilk defa denemiyor. Bu üçüncüsü. Her denemede daha ağır bedeller ödediğimiz için ihtiyat payımızı kullanıyoruz. Kaygılanma hakkımızı kullanıyoruz. Muhataplarımızın dünyanın her istihbarat örgütü ile irtibatta olmuş bir cinayet örgütü olmasından kaynaklı endişe paylarımızı 'aman ha', hattında tutuyoruz. Aman ha dikkat. Aman ha özen. Aman ha şey olmak lazım. Hassasiyet göstermek lazım. Burada duruyoruz. Benim çerçevemiz bu.'

'VATANDAŞTA KEŞKE TERÖR BİTSE HİSSİYATIYLA BİRLİKTE KUŞKU, KAYGI VE ŞÜPHE VAR'

DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan ise 'Ziyaret ettiğiniz illerde vatandaş ne diyor süreçle ilgili şu anda' sorusuna şöyle yanıt verdi:

'Son haftalarda benim Trabzon'da programım vardı. Van'da programım vardı. Kars, Ardahan, Gümüşhane, Bayburt'taydım. Bu hafta da kısmet olursa Elazığ, Erzincan ve Sivas'ta inşallah programlarımız olacak. Şimdi yani gittiğimiz pek çok ilde insanlarda 'Ya keşke çözülse' hissiyatı var. 'Keşke bitse' ama aynı zamanda ciddi bir kuşku, kaygı ve şüphe de var. Bu kuşku, kaygı ve şüphe her şehirde var. Yani Trabzon'da da var, Van'da da var, diğer şehirlerde de var. Bunun en önemli sebeplerinden birisi ne derseniz, süreç başladı başlayalı Sayın Bahçeli'nin ağırlıklı olarak gündeme getirdiği bir planla, adımlarla bu iş yürüyor.

'ÜLKEYİ YÖNETEN SİYASİ İRADENİN SÜRECİ VATANDAŞLARA DAHA SIK ANLATMASI LAZIM'

Devletin güvenlik kurumları bu işin günlük takibini yürütmesini yapıyor. Ancak Sayın Bahçeli'nin ittifak ortağı olan ve devlet kurumlarına da bu süreçle alakalı her türlü talimatı veren Sayın Cumhurbaşkanı'nın bu konunun tam olarak neresinde durduğuyla ilgili insanlarımızın zihninde net bir resim yok. Yani eğer yapılanlar doğruysa, atılan adımlar doğruysa Sayın Cumhurbaşkanı'nın bunlara sahiplenmesi ve bizzat anlatması lazım. 'Bunu yapıyoruz, sebebi de şudur, ben arkasındayım' demesi lazım. Yok, yanlışsa da o zaman yapılmaması lazım. 2 yıl oldu, 2 yıl. Yani bu süreç, dikkat ederseniz, Sayın Bahçeli'nin Ekim 2024'te yaptığı grup konuşmalarıyla ilk ülkenin gündemine geldi. Daha sonra Sayın Cumhurbaşkanı'nın ondan birkaç ay önce yaptığı konuşmaya referans da verilmeye başlandı. Aslında o zaman başlamıştı diye. Fakat bütün bu süreçte, özellikle bir parti genel başkanı olarak ve siyasi iradenin, ülkeyi yöneten siyasi iradenin de başındaki insan olarak bu konuları topluma daha sık anlatması lazım. Daha sık izah etmesi lazım. Bu, toplumun bu konularla ilgili tepkisini, duruşunu mutlaka etkileyecektir. Olumlu etkileyecektir veya olumsuz etkileyecektir. Ama bunun iletişimini tamamen ittifak ortağına bırakmak, sahadaki çalışmaları da tamamen ilgili güvenlik birimlerine bırakıp biraz meselenin kenarında durmak bana göre doğru değil.

Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, Kuveyt'in Ankara Büyükelçisi Al Shabo'yu kabul etti
Cumhurbaşkanı Yardımcısı Yılmaz, Kuveyt'in Ankara Büyükelçisi Al Shabo'yu kabul etti
İçeriği Görüntüle

'VATANDAŞTA 'ACABA ERDOĞAN FRENE BASAR MI' KUŞKUSU VE ENDİŞESİ DURUYOR'

On binlerce evladımızı kaybettik. Bu ülke 40 yılı aşkın bir süre şiddete, teröre çok kurban verdi. Bu işin çözülmesi, şiddetin bitmesi, terörün bitmesi tabii ki hepimizin arzusudur. Ama bu yapılırken izlenecek süreç, atılacak adımlar ve bir o kadar da siyasi sahiplenmesi ve bunun vatandaşlarımıza anlatılması da bir o kadar önemlidir. Bu konularda baştan beri, 2 yıldır ciddi eksiklik görüyoruz. Aslında bu kuşku, şüphe şuradan da kaynaklanıyor. Acaba Sayın Erdoğan bir noktada frene basar mı? Acaba bir noktada süreci tersine döndürecek bir karar verir mi? Şimdi bu endişe, bu kuşku bir yerlerde duruyor. Böyle bir tereddüt var. Yani ülkenin Cumhurbaşkanı'nda bir tereddüt varsa o zaman geniş kitlelerde de kuşku, kaygı ve tereddüt olması gayet doğal. Yani burada yapılması gereken çok daha net bir duruş. Yapılan doğruysa sonuna kadar işin arkasında durmak. Yanlışsa da yapmamak.

'DAHA NET VE AÇIK BİR ŞEKİLDE VATANDAŞLARLA PAYLAŞILMALI'

Bütün bu süreçle ilgili en büyük sıkıntıyı açıkçası ben bu alanlarda görüyorum. Ve gittiğimiz her ilde de vatandaşlarımızın tabii ki 'Keşke artık şehit cenazesi gelmese, keşke, keşke evlatlarımız ölmese' hissiyatı çok kuvvetli. 'Keşke bitse' Ama öte yandan da 'Acaba olur mu? Acaba yürür mü? Acaba arkasında başka bir iş var mı? Acaba bir başka ülkenin oyununun bir parçası mıyız? gibi haklı endişeler de var. Bu endişeleri aşmanın en önemli yolu da olanı biteni daha net ve açık bir şekilde vatandaşlarla, halkla paylaşmak. Umarız ki şimdiye kadar, 2 yıldır, böyle bir tereddütlü bir iletişimle geldi bu iş bugüne kadar. Cumhurbaşkanımız açısından söylüyorum. Umarız ki bundan sonraki süreçte daha net bir tutum, daha net bir iletişim son derece önemli olacak. Eğer bu iş çözülsün istiyorsak.

'ÜLKEM KAZANSIN HER TÜRLÜ BEDELE RAZIYIM HİSSİYATIYLA YÖNETİLMESİ LAZIM'

Bize göre önemli bir fırsattır. Yani tarihi bir fırsattır. Bu fırsat iyi kullanılırsa sonuç alınabilir ama heba edilirse de gerçekten yazık olur. Burada şu çok önemlidir. Yani ülkeyi yöneten insanların şu hissiyatlı olması lazım: Ülkem kazansın, ben kaybetmeye hazırım. Kazanan ülkem olsun, ben her türlü bedeli ödemeye razıyım hissiyatıyla ülkeyi yönetmesi lazım. Öbür türlü ülkeyi yönetenlerde de farklı bir perspektiften bir fırsatçılık, bir başka duygu olursa, olur olmazsa fişini çekeriz gibi bir yaklaşım tabii çok doğru değil. Yani bu mesele başka hiçbir meseleye benzemiyor. Bu, hükümetler süreçlerini aşan bir mesele. Dediğim gibi, 40 yıl aşkın ülkenin bir numaralı sorunu, bir numaralı... Kaldı ki, başta Suriye olmak üzere bölgedeki bazı son gelişmeler de aslında bizim kendi iç sürecimizi zorlaştırmayacak, kolaylaştıracak unsurlar da taşımaktadır. Umarız ki dediğim gibi bu fırsat, vatandaşlarımızın bu 'keşke çözülse' duygusu boşa çıkmaz.'

''NE İÇİN', 'NE GEREKÇEYLE' SORULARINI MİLLET SORUYOR'

Ağıralioğlu son olarak şunları kaydetti:

'En çok duyduğum itirazı, siyasetin şu anda hükümetin, icranın başında oldukları için altında kalacağını bildiğim soru şudur: 'Niçin şimdi? Ne karşılığında? Ne adına' en çok etrafında döndüğümüz şey budur. Biliyorsunuz, 2015'ten itibaren evlatlarımız kaçırıldı. 8 sene dağlarda gezdirildiler. Konuşunca oluyorduysa bunlar niçin kurtarılamadı diye sorabileceğimiz o kadar çok kaybımız var ki bizim, bunun altında kalır bu siyaset. Yani Öcalan'la konuşunca oluyorduysa niçin daha önce konuşmadınız? Daha önce konuşma imkânı vardı. Biriniz konuşurken niçin diğerinize kızdınız? Galiz laflarla hakaret ettiniz. İkinci çözüm sürecinde berabersiniz ama birinci çözüm süreci dediğiniz süreçte niçin birbirinizi yaka paça edip kavga ettiniz? Madem konuşarak oluyordu, 99'dan beri elinizdeydi. Niçin 99'da konuşup bu işi bitirmediniz? Dolayısıyla niçin şimdi? Ne gerekçeyle ve niçin şu zamanlamayla başladınız? O yüzden orada siyasetin, 'İşte ben bugün başladım' deyip kurtaramayacağı bir sorumluluk alanı var. Millet onu çok tereddütle karşılıyor. Yani konuşarak oluyorduysa niçin evlatlarımızın bu kadar zaman ölümüne sebep oldunuz? 

'ABB SAYAÇLARINI PKK'LILAR OKUTACAK DİYE KAMPANYA YAPIP SONRA ANAYASAYI PKK'LILARA OKUTMAYA ÇALIŞMAK NE DEMEKTİR'

Bu kadar insan şehit olurken konuşmak aklınıza gelmedi de niçin 2024'te başladınız konuşmaya? Geçen seçim aklınızda değil mi de geçen seçim Öcalan meclise gelecek diye bizi fakirliğe razı ettiniz. Şimdi niçin bizi İsrail gelecek diye Öcalan'a razı ediyorsunuz? Yani bu bütün bu belirsizlik içinde siyasetin, 'Ben istediğim zaman başlarım, istediğim zaman konuşurum, istediğim zaman muhatap olurum. Ben konuşursam hakkım var. Muhalefet konuşursa teröristtir'. Sizden birisi bunlarla beraber olursa mutlaka terörden medet umuyordur. Ama biz konuşursak devlet için konuşuyoruzdur. Hakkını size kim verdi? Yani İstanbul Belediye seçimi dahil, Ankara'daki seçim dahil, bakın Ankara'dayız. Mansur Yavaş'a 'Belediyelerin sayaçlarını PKK'lılar okutacak, PKK'lılar okuyacak' diye kampanya yapıp sonra anayasayı PKK'lılara okutmaya çalışmak ne demektir? Vatandaşın sorduğu sorulardan bir tanesi budur.

'YETKİNİZİ TAZELEMELİSİNİZ'

Ben masadan, Sayın Genel Başkanın memleket umudu olsun, ayağa kalksın diye oturduğu, benim de acaba gölge düşüyor mu diye kalktığım masadan bu gerekçeyle kalktım. Kampanya şuydu: Öcalan meclise gelecek. Bunlar Selahattin'i serbest bırakacaklar. 'Bunlar belediyeleri almak için HDP'lilerle beraber oluyorlar' diye seçim kampanyası yaptınız. Şimdi seçimi bunu yaparken de milletinizle şöyle mukabele ettiniz. Geldiğinizde milletin karşısına geçtiniz, dediniz ki: 'Bu altılı masaya oy verirseniz var ya, aman ha, aman aman aman. Bunlar böyle böyle yapacak'. Şimdi böyle yapıp seçimi kazandınız. Milletle mukaveleyi şöyle yaptınız: 'Biz oy verirseniz bunların canını okuyacağız' Aldınız mı yetkiyi? Aldınız. PKK'lılara ve Öcalan'a umut olmaktan bahsediyorsunuz şimdi. Dolayısıyla biz parti olarak şurada duruyoruz. Bilinsin, tekrarlıyorum: Bunu yapmaya yetkiniz yok. Yetkinizi tazelemelisiniz.'

 

 

Kaynak: ANKA