Erdal Sağlam
Devam eden İran savaşıyla ilgili belirsizlik sürerken, petrol fiyatlarındaki artışın küresel etkileri somut biçimde hissedilmeye başladı. Bir süredir rezervler konuşulmazken, savaşın devam etmesi Türkiye'nin rezerv sorununu yeniden gündeme getirmeye başladı.
28 Şubat'ta başlayan savaş, bir ayını tamamlarken, petrol fiyatlarının, Hürmüz Boğazı'nın kapalı kalmasına bağlı olarak artışını devam ettirdiği görülüyor. Hafta sonu itibarıyla brent petrolde varil fiyatı 115 dolara kadar yükseldi.
Türkiye'nin döviz rezervleri, özellikle son iki haftada hızla azalmaya başladı. Merkez Bankası'nın Mart ayındaki, şimdiye kadarki rezerv satışının 42.5 milyar dolara ulaştığını gördük. Buna karşılık net rezervlerdeki erimenin 57 milyar doları aştığı görülüyor. İkisi arasındaki farkın, Mart ayı boyunca altın fiyatlarındaki düşüşten kaynaklandığını, Türkiye'nin altın rezervinin büyüklüğü nedeniyle, farkın büyük olduğunu söyleyebiliriz.
Kamunun döviz hesabıyla birlikte hesaplandığında, swap hariç net rezervler 27 Şubat'ta 80,9 milyar dolar iken, geçtiğimiz hafta itibarıyla 23.5 milyar dolara kadar indi. Kamunun döviz hesabı dışarıda bırakıldığında ise swap hariç net rezerv rakamı 13.5 milyar dolar olarak saptandı.
Rezervlerdeki bu erimenin en önemli nedeni, Merkez Bankası'nın bir süredir dalgalı kur yerine, yönlendirilebilir kur politikasını tercih etmesi. Kurları kontrol etmek için, özellikle yabancı fonlardan gelen döviz talebi rezervlerden satışla karşılanıyor ve o nedenle böylesine kriz dönemlerinde rezerv satışı yüksek oluyor. Merkez Bankası finansal istikrara öncelik verdiği için, savaşın ekonomiye faturasını azaltmak amacıyla, rezervdeki erimeye razı oluyor.
Faiz artışları kapıda
Rezervlerde erimenin boyutu, ister istemez 'rezervlerin yeterliliği tartışması'na neden oluyor. Bazı iktisatçılar, 'rezervlerdeki erimenin artık sıkıntı yaratabileceğine' dikkati çekerken, bazıları, 'bir süre daha kurları koruyup rezerv erimesine tahammül etmenin sorun olmayacağı' görüşünde.
Bu tartışma, beraberinde mevcut faiz düzeyinin yeterli olup olmadığı, dolayısıyla 'acil bir faiz artırımına ihtiyaç olup olmadığı' tartışmasına neden oluyor. İktisatçıların hemen hepsi, 'savaşın birkaç ay daha süreceğinin anlaşılması ve petrol fiyatlarındaki yüksek seyrin devam etmesi' halinde, zaten faiz artırımına ihtiyaç duyulacağı görüşüne katılıyor.
Ancak bazı iktisatçılar, 'şimdilik faiz artırımı için, panik olmadan beklemek gerektiğini' söylüyor. Savaşa rağmen yerli yatırımcıların dövize yönelmemesi, ekonomi yönetiminin elini rahatlatan en önemli unsur. Faizde henüz adım atmaya gerek olmadığını söyleyenler, yabancıların zaten büyük ölçüde çıktığını, TL faizlerin yüksekliği nedeniyle, içeride döviz eğiliminin zayıf olduğu için, önemli sorun yaşanmayacağı görüşündeler.
Buna karşılık yüklü döviz satışlarının etkisiyle, piyasadaki TL likiditesinin kuruduğu, Merkez'in çeşitli yöntemlerle piyasaları fonladığı görülüyor.
Olağanüstü faiz toplantısı
Bankacılar, mevduat ve kredi faizlerinin, likidite sıkışıklığı nedeniyle yükseldiğini, özellikle bono fiyatlarında sıkıntının sert biçimde hissedildiğini söylüyorlar. Bu nedenle bankacılık kesiminde, '22 Nisan'daki faiz toplantısı beklenmeden, Merkez Bankası'nın olağanüstü toplantı yapıp, faizleri artırmak zorunda kalacağı' beklentisinin dile getirildiğine şahit oluyoruz.
Savaşın devam edip etmeyeceğine ilişkin haberlerin, rezervlerin seyrinde etkili olması bekleniyor. Dolayısıyla faiz artırımları konusu da önümüzdeki günlerde daha sık gündeme gelebilir.
Önümüzdeki dönemde 'kurlardaki artışın nasıl devam edeceği' de buna bağlı olarak gündeme gelecektir. Bununla birlikte önümüzdeki hafta açıklanacak Mart ayı enflasyon verisi de faiz tartışmalarının seyrinde etkili olacak.
Ocak ve Şubat'ta gıda fiyatları kaynaklı, yüksek seyreden tüketici fiyat artışlarının, aslında Mart ayında gerilemesi bekleniyordu. Ancak gıda fiyatlarındaki artışın, yumuşasa bile Mart'ta da devam ettiği görüldü.
Öncü göstergelerden web-tüfe saptamasına göre, Mart enflasyonun, 2025'deki düzeyinde, yüzde 2.48 olması bekleniyor. TÜİK'in daha düşük açıklamasıyla yıllık enflasyonda Şubat'taki düzeyin biraz altına inilebilir. Ancak petrol fiyatlarına bağlı, önümüzdeki dönemde enflasyonun yükselmesi bekleniyor.
Ekonomi yönetiminin işi zordu, savaş nedeniyle iyice zorlaştı. Petrol fiyatlarının seyrine bağlı olarak, hükümetin enflasyon, cari açık, büyüme gibi temel ekonomik hedefleri yeniden düşünmek zorunda kalacağı açık.