Bugün 19 Mayıs Atatürk’ün Gençliği Emaneti ve Ekonomi

Değerli okurlar, bugün 19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı vesilesiyle öncelikle hepimizin bayramı kutlu olsun.

19 Mayıs’ı yalnızca tarihsel bir olay olarak görmek, onu sadece Milli Mücadele’nin ilk adımıyla sınırlamak eksik bir okumak olacaktır zira biz çoğu zaman bugünü Atatürk’ün Bandırma Vapuru ile Samsun’a varması, ardından kongreler süreci, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin açılışı ve cephelerde verilen fiili askeri mücadele ile düşünür; 9 Eylül’de İzmir’in kurtuluşuyla hikâyeyi tamamlarız. Hikâyenin devamında ise Cumhuriyet’in ilanını ve yeni devletimizin siyasi ve fikri temellerini anlatırız. Oysa 19 Mayıs, bunların toplamından daha fazlasıdır. 19 Mayıs yalnızca bir tarih değildir. Bir zihniyetin, bir kopuşun ve bir yeniden kuruluş iradesinin adıdır. Mustafa Kemal Atatürk’ün Samsun’a çıkışı, askeri ve siyasi bir hamlenin ötesinde, ekonomik bağımsızlık mücadelesinin de başlangıcı olarak okumak gerekir bunu da Atamızın şu deyişi ile örnekleyebilirim; ‘Siyasi bağımsızlık, ekonomik bağımsızlıkla tamamlanmadıkça eksik kalır.’ Bu nedenle 19 Mayıs’ı sadece bir bayram olarak değil, aynı zamanda bir kalkınma paradigmasının doğuşu olarak okumak gerekir.

Ekonomik Bağımsızlığın İlk Adımı

Biraz tarihe de değinerek ilerlemek bu süreçte hem 19 Mayıs’ın ruhunu bir kez daha yad etmemizde hem de süreçi daha iyi okumamızda bize yardımcı olacaktır. Düşününüz ki Halaskar yani Kurtuluş Savaşımız cephede kazanılmış, mütakere imzalanmış ve devamında Lozan görüşmeleri başlamıştır, ancak Lozan’da masa başındaki mücadele devam ederken karşımızda kapitülasyonlar, Osmanlı borçları ve Musul meselesi gibi başlıklarda görüşmeler tıkanmış ve 4 Şubat 1923’te kesintiye uğramıştır. Tam da bu kritik eşikte İzmir’de İktisat Kongresi’nin toplanması kararı alınır. Bu karar bir tesadüf değil bir dehanın açık bir meydan okumasıdır. “Biz sadece topraklarımızı değil, ekonomimizi de kurtaracağız” iradesidir. Biz ekonomik anlamda da bağımsızız demenin tezahürüdür, yukarıda da alıntıladığım; ‘Siyasi bağımsızlık, ekonomik bağımsızlıkla tamamlanmadıkça eksik kalır.’ Cümlesini meydan okurcasına ifade etmektir. İşte bu bağımsızlık ilanı Cumhuriyet’in ekonomi politikalarının da temelini oluşturur.

Ortadoksinin Dışında Bir Kurucu Akıl

Atatürk’ün ekonomi politikalarını klasik iktisat kalıplarıyla açıklamak yetersiz olduğu kadar iktisadi açıdan da hatalıdır. Onun yaklaşımı, bugün “heterodoks” olarak tanımladığımız bir çizgiye daha yakın olmakla beraber ne serbest piyasa dogmasına teslim olmuştur ne de katı bir devletçi modele hapsolmuştur.
Bunun yerine Türkiye’nin gerçeklerine uygun, pragmatik ve milli bir model inşa etmiştir. Devlet eliyle sanayi tesisleri kurulmuş, özel sektör tamamen dışlanmamış, dışlanmadığı gibi özel sektörün eksik veya yetersiz kaldığı noktalarda devlet eliyle öncülük edilmiştir, planlama ile piyasa birlikte işletilmiş, dış borç bağımlılığına bütçe denkliği ile katı bir mesafe konulmuştur.

Bugün “kalkınmacı devlet” ya da “karma ekonomi” diye tarif edilen modelin en erken ve en başarılı örneklerinden biri, Cumhuriyet’imizin kuruluş yıllarında hayata geçirilmiştir.

Gençlik: Bir Ekonomik Aktör

19 Mayıs’ın gençliğe armağan edilmesi bir sembol değil, bir stratejidir. Atatürk’ün Büyük Söylevinin sonunda Cumhuriyeti emanet ettiği Gençliğe Hitabesinde dediği; “İstiklal ve Cumhuriyetine kastedecek düşmanlar, bütün dünyada emsali görülmemiş bir galibiyetin mümessili olabilirler. Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zapt edilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.” Sözü bağımsızlık bilinci ile anlam kazanır, ancak burada çoğu kişinin atladığı bir husus daha vardır o da ‘aziz vatanın bütün kaleleri zapt edilmiş…’’ cümlesi her ne kadar burada kale sözcüğü bir askeri terim olarak değerlendirilse de bu ifade, daha geniş bir egemenlik alanını işaret eder: devletin tüm varlık alanlarını. Cumhuriyet döneminde Atatürk’ün sanayi açılışlarında yaptığı vurgu tam da bu anlam genişlemesini tamamlar. Çünkü artık “kale” yalnızca sınır hattındaki bir askeri yapı değildir. ‘‘Her fabrika bir kaledir.’’ Her üretim tesisi bir savunma hattıdır. Her sanayi yatırımı ekonomik bağımsızlığın burcudur. Nitekim Cumhuriyet’in kuruluş yıllarında açılan her fabrika, yalnızca üretim merkezi değil; aynı zamanda siyasi ve ekonomik bağımsızlığın somut bir nişanesi olarak görülmüştür. Bu nedenle buradaki kale ifadesini askeri bir terim olarak algılamak eksiktir bu metafor aynı zamanda Atatürk’ün Türk Gençliğine yüklediği misyonda iktisadi bağımsızlığa da vurguladığı gibi sadece fiziki bir vatan savunması değil aynı zamanda iktisadi ve siyasi bir vatan savunmasıdır. Atatürk için gençlik; sadece bir yaş grubu değil, üreten, sorgulayan ve bağımsız düşünebilen bir ekonomik öznedir. Kalkınma yalnızca sermaye birikimiyle değil, insan sermayesinin niteliğiyle mümkündür. Cumhuriyet’in ilk yıllarında yapılanlar tam olarak bunu hedeflemiştir: Eğitim reformlarıyla nitelikli iş gücü yetiştirilmiş, sanayi hamleleriyle üretim kapasitesi oluşturulmuş, köylü üretimin merkezine yerleştirilmiştir. Bugün “orta gelir tuzağı” olarak tartıştığımız mesele, aslında o günlerde aşılmaya çalışılan yapısal bir sorundur.

Ekonomi = Egemenlik

Atatürk döneminde kapitülasyonların kaldırılması, dış borçların yeniden yapılandırılması ve yerli üretimin teşviki yalnızca ekonomik tercihler değildir; bunlar doğrudan egemenlik meselesidir çünkü ekonomi, güç ilişkilerinden bağımsız değildir. Atatürk bu gerçeği çok net görmüş ve şu denklemi kurmuştur:

Ekonomi politikası = Milli Bağımsızlık Politikası

Sanayileşme = Milli Egemenlik

Üretim = özgürlük

Bugüne Düşen Gölge

Bugün Türkiye ekonomisi; yüksek borçluluk, düşük katma değerli üretim ve finansallaşma bağımlılığı gibi sorunlarla karşı karşıyadır. Bu tablo, üretim odaklı kalkınma modelinden uzaklaşmanın doğal sonucudur. O halde 19 Mayıs’ı gerçekten anlamak için şu soruyu sormamız gerekir; Türkiye yeniden üretim odaklı, bağımsız ve halkçı bir ekonomik modele dönebilir mi?

19 Mayıs Bir Ekonomi Programıdır

19 Mayıs bir başlangıçtır ancak sadece askeri ya da siyasi değil; ekonomik bir başlangıçtır. Atatürk’ün mirası bize şunu hatırlatır: Ekonomi, teknik bir alan değil; milli bir meseledir ve gençliğe verilen görev açıktır: Tüketen değil üreten, bağımlı değil bağımsız bir ekonomi inşa etmek. Bugün baktığımızda görüyoruz ki, aranan model aslında çok uzağımızda değildir.

Belki de mesele yeni bir model bulmak değil, unutulan modeli yeniden hatırlamaktır.