(ANKARA) - Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Türkiye'nin Avrupa Birliği (AB) üyelik sürecine ilişkin, 'Bir yere girecekseniz bunun şartları vardır. Bu şartlar önünüze konur ve siz bu şartlara uyduğunuz zaman buraya girersiniz. Fakat sorun şurada. AB'de 'Türkiye'nin şartlar sağlandığı zaman biz AB üyesi olmasını kabul ediyoruz' diye bir siyasi irade yok. Dolayısıyla bu siyasi irade maalesef 2007 yılında Sayın Sarkozy tarafından öldürüldü. Sayın Schröder ve Sayın Chirac tarafından daha önce ortaya konan Avrupa siyasi iradesi Sayın Sarkozy ile beraber ortadan kaldırıldı. Yani bizim değerlendirme aşamalarına geçmemiz için AB'de bir siyasi iradenin deklare edilmesi gerekiyor' dedi.
Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, Viyana'da Avusturya Federal Avrupa ve Uluslararası İşler Bakanı Beate Meinl-Reisinger ile bir araya geldi. İki Bakan görüşmelerinin ardından ortak basın toplantısı düzenledi. Meinl-Reisinger, düzenli görüşmelerin ve yoğun temasların yakın ve sağlam Avusturya-Türkiye ilişkilerinin bir göstergesi olduğunu söyledi. Meinl-Reisinger, 'Amacımız ortak çıkarlarımızın bulunduğu alanlarda ortaklığı derinleştirmektir. Türkiye ile iş birliğimiz Avrupa'da güvenlik, istikrar ve refah açısından belirleyici öneme sahip. Özellikle ikili ekonomik ilişkilerimiz çok önemli. Bu da ortak gücümüzün kaldıraç noktasıdır. Türkiye önemli ortaklıdır' ifadelerini kullandı.
Türkiye'nin sadece büyük bir pazar değil aynı zamanda stratejik açıdan önemli bir bölgeye açılan ekonomik bir merkez olduğuna dikkat çeken Meinl-Reisinger, 'Özellikle Güney Kafkasya'ya, Orta Asya'ya ve tabii ki Orta Doğu'da' dedi.
'Göç, geçiş ülkeleriyle iş birliği yaptığımız zaman iyi yönetilebilir'
Düzensiz göçle ortak mücadelenin iki ülke arasındaki konulardan biri olduğuna değinen Meinl-Reisinger, 'Bu coğrafi konum Türkiye'yi bizim için aynı zamanda göç yönetiminde, insan kaçakçılığı, organize suçlar ve terörle mücadelede kilit bir ortak haline getirmektedir. Bu alanlarda, özellikle Dışişleri ve İçişleri Bakanlıklarımız ile Türk makamları arasında uzun süredir çok iyi bir iş birliği bulunmaktadır. Göç, geçiş ülkeleriyle iş birliği yaptığımız zaman iyi yönetilebilir' şeklinde konuştu. Meinl-Reisinger, sözlerine şöyle devam etti:
'Türkiye, bizim için vazgeçilmez bir ortak'
'Suriyeli mültecilerin gönüllü geri dönüşü konusunda iş birliğimizi daha da derinleştirmek istiyoruz. Ortak önceliğimiz, Suriye'de sivil nüfus için perspektiflerin oluşturulmasıdır. Böylece mültecilerin gönüllü, güvenli ve onurlu bir şekilde geri dönüşlerini sağlamamız mümkün olur.
Güvenlik politikası açısından, Türkiye, bizim için vazgeçilmez bir ortaktır. Haritaya kısa bir bakış bile yeterlidir. Türkiye Suriye ve Irak gibi çatışma bölgeleriyle uzun bir sınıra sahiptir. Ukrayna konusunda olduğu gibi, Karadeniz'e de kıyısı vardır. Türkiye, bu coğrafi konumundan kaynaklanan jeopolitik sorumluluğu üstlenmektedir. ABD'nin Gazze için öngördüğü Barış Planı'nın uygulanmasında Türkiye, merkezi bir rol oynamakta.
Türkiye düzenli olarak arabulucu ve kolaylaştırıcı rolünü üstleniyor, bunun farkındayız. Özellikle Gazze'deki insanların hayat perspektiflerini göz önünde bulundurarak bu adımları atmalıyız. Mevcut gergin ortamda bu angajman son derece değerlidir. Bunun farkındayız.'
'Savaşın en kısa sürede sona ermesi gerek'
Meinl-Reisinger, görüşmelerinde İran'daki durum ve Hürmüz Boğazı'ndaki gelişmeler hakkında yoğun görüş alışverişinde bulunduklarını kaydederek, 'Bu savaşın Avrupa üzerinde ciddi etkileri var, bunu gizleyemeyiz. Bu savaşın en kısa sürede sona ermesi gerekiyor hem sizin hem bizim açımızdan. Bu nedenle iletişim kanallarının kesinlikle açık tutulması önemlidir. Ancak açık iletişim kanalları olduğu takdirde diplomatik çözümler bulunabilir' dedi.
'Türkiye-AB ilişkilerinin geliştirilmesi elzem'
AB-Türkiye ilişkilerine değinen Meinl-Reisinger şöyle konuştu:
'Bunun geliştirilmesi elzemdir. Avusturya-Türkiye ilişkileri için geçerli olan hususlar AB'nin Türkiye ile ilişkileri için de daha güçlü bir şekilde geçerlidir. Bu konuyu da ele aldık. Daha güçlü iş birliğinin gerektiği kanaatine vardık. Özellikle hepimizin fayda sağladığı alanlarda, bizim açımızdan çok önemli bir unsur olduğu kanaatine vardık. Özellikle ekonomik ve ticari ilişkilerin derinleştirilmesi önem taşımaktadır. AB, Türkiye için açık ara önemli ticaret ortağıdır ve Türkiye de AB'nin en büyük beş ticaret ortağı arasında yer almaktadır. Ortak komşuluk bölgemizde barış ve güvenliği sağlanması yönelik çabalar kapsamında, göç yönetimi alanında, ortak kurallara dayalı uluslararası düzeni savunulması bağlamında bu ikili düzeyde ve Avrupa düzeyinde sağlanmalıdır.'
'Suriyeli göçmenlerin durumu, Suriye'nin yeniden istikrara kavuşmasıyla yakından ilgili'
Ardından söz alan Fidan, Avusturyalı mevkidaşıyla yaptığı görüşmede ticaret, yatırım, düzensiz göç ve terörizmle mücadele ile konsolosluklarla ilgili bazı sorunların ele alındığını söyledi.
Düzensiz göçle mücadele konusunda iki ülke arasında güzel bir iş birliği olduğunu belirten Fidan, 'Türkiye esas itibariyle bu göç konusunda gerçekten büyük bir tecrübe kazanmış durumda. Hem mültecilerle ve göçmenlerle ilgilenme hem de göçmen sorunu nasıl yönetebiliriz, o konuda beraber karşılıklı çalışıyoruz. Özellikle Suriyeli göçmenlerin durumu, biliyorsunuz, Suriye'nin şu anda yeniden istikrara kavuşmasıyla da yakından ilgili. Suriye'nin mevcut istikrarıyla da ilgili bu bağlamda kendileriyle fikir alışverişinde bulunduk. Özellikle şu anda Suriye'nin son bir yıldır ortaya koymuş olduğu istikrarlı yönetim politikalarının hem düzensiz göçle mücadelede hem de bölgesel barışı sağlamadaki öneminin altını çizdik' dedi.
'Gümrük Birliği'nin güncellenmesi, vize serbestisinin sağlanması konularını çözmeye çalışıyoruz'
Fidan, Türkiye-Avusturya ilişkilerinin en canlı ve kıymetli unsurlarından birinin Avusturya'da bulunan Türk toplumu olduğunu söyledi. AB konusunu da ele aldıklarını dile getiren Fidan, şu ifadeleri kullandı:
'Türkiye-AB ilişkileri gerçekten önemli. Hükümetimizin bu konudaki duruşunu biliyorsunuz. Cumhurbaşkanımız özellikle AB üyeliği konusundaki ülkemizin öteden beri, AK Parti hükümetlerinde ortaya koymuş olduğu resmi politikada bir değişiklik olmadığını defaatle, altını kuvvetli bir şekilde çizerek ifade etmekte. Fakat hem Avrupa'nın içinde bulunduğu şartlar hem bölgesel gelişmeler bu üyelik sürecinde birtakım sorunların, yapısal sorunların olduğunu da yadsınamaz bir şekilde ortaya çıkartmakta. Bununla beraber, atılması gereken adımlar var. Özellikle Gümrük Birliği'nin güncellenmesi, vize serbestisinin sağlanması konularında bunları çözmeye çalışıyoruz.
AB'nin rekabetçiliğini güçlendirmeyi amaçlayan Made in EU ve benzeri girişimleri ülkemizin dahil edilmesi, Avrupa'da tedarik zincirlerinin etkinliği açısından son derece önemli. Bu iki konuda da Avusturya'nın güçlü desteğini biz açıkçası bekliyoruz. Diğer taraftan, bağlantısallık konusunda Avusturya ile gerçekten çok yapacak işimiz olduğunu da bu tartışmalarda gördük. Özellikle Hazar geçişli Orta Koridor ve dün biz Üç Deniz Girişimi inisiyatifine katılmıştık. Üç Deniz Girişimi'nin özellikle bağlantısallıkla ilgili önemli noktalarının altını da çizdik. Avusturya ve Türkiye olarak Avrupa'nın, Asya'nın hangi bağlantısallık projeleri ile birbiri ile daha etkin nasıl bağlanabileceği, enerji güvenliği konusunda, koridor açma konusunda neler yapılabilir bu konuda da iyi bir görüş alışverişinde bulunduk.'
'İsrail'in daha nitelikli bir uluslararası baskı altına alınması gerekiyor'
Bölgesel konularda, Gazze'deki Barış Planı'nın nasıl gittiği konusunda fikir teatisinde bulunduklarını kaydeden Fidan, Gazze Barış Planı'nın, kağıda yansıtıldığı şartlara uygun ilerlemesinin önemli olduğunu vurguladı. Fidan, şöyle devam etti:
'Tarafların bu konudaki ortaya koyacağı çaba önemli. Özellikle İsrail'in isteksizliğinin baskı altına alınması, ihlallerinin önlenmesi Gazze'de ikinci aşamaya geçiş için fevkalade önemli. Bu konuda hem uluslararası toplumu hem arabulucuların hem de Barış Kurulu'nda olan bütün aktörleri gereken tedbirleri alma konusunda da açıkçası uyarıyoruz. Bölgedeki İsrail yayılmacılığının bir uzantısı olan Gazze ve Batı Şeria'daki şartlar, bölgeye de hizmet etmiyor, Avrupa'ya da hizmet etmiyor. Daha fazla istikrarsızlık, daha fazla enerji güvenliği açısından sorun, daha fazla düzensiz göç ortaya çıkartıyor. En son Lübnan'da biliyorsunuz bir milyon insan İsrail işgali sonucu yerlerinden edilmiş oldu. Bunun yaygınlaşması sonucunda daha fazla göç ortaya çıkabilir. Onun için İsrail'in bu konuda daha nitelikli bir uluslararası baskı altına alınması gerekiyor.'
'İran ve ABD müzakerelerinin neticeye kavuşması için elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz'
Bakan Fidan, Rusya-Ukrayna savaşı konusunda da görüş alışverişinde bulunduklarını söyleyerek, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'ın öteden beri bu savaşın durması konusunda elinden geleni yaptığını dile getirdi. İran ve ABD arasındaki savaşa değinen Fidan, şunları söyledi:
'İran ve Amerika arasında devam eden müzakerelerin bir an önce neticeye kavuşması için elimizden geleni yapmaya çalışıyoruz. Özellikle bu krizin bir an önce sona vermesi ve bu krizden kaynaklanan Hürmüz Boğazı'ndaki tıkanıklığın bir an önce aşılıp normal hayata dönülmesi gerekiyor. Enerji fiyatları, enerji tedariği özellikle bölge ülkelerine yönelik de gıda ve diğer ürün tedariğinde çok ciddi sıkıntılar var.
Aslında Hürmüz Boğazı şunu da gösteriyor. Bizim Sayın mevkidaşımla da tartıştığım gibi, alternatif bağlantısallığın önemini bir kez daha vurgulamış oldu. İslamabad'da başlayan müzakereler inşallah başarıyla sonuçlanır. Bu konuda taraflarla temas halindeyiz. Elimizden gelen bütün desteği taraflara, İran ihtilafının da çözülmesi için vermeye gayret ediyoruz. Bu konuda da yoğun bir mesaimiz var.'
'İlave uzatmalara ihtiyacımız olabilir. Tarafların bu konuda istekli olduğunu gördüm'
Ortak açıklamanın ardından iki Bakan gazetecilerin sorularını yanıtladı. Orta Doğu ile ilgili bir diplomatik çözümün mümkün olup olmadığına ilişkin bir soruyu Fidan şu ifadelerle yanıtladı:
'Devam eden müzakereleri konuşmamda da ifade etmeye çalıştım, biz destekliyoruz, elimizden gelen gayreti gösteriyoruz. Bu önemli bir konu. Şu anda ateşkesin uzatılması önemli bir husus. Siz tekrar bir blockade'in gündeme geldiğini ifade ettiniz ama bizim için önemli olan tabii tekrar savaşa dönülmemesi. Şimdi ateşkes ilk ilan edildiğinde 15 günlüğüne biz o zaman da ifade etmiştik. Anlaşmaya varılması gereken maddeler çok önemli ve çok fazla. Bunların iki hafta içerisinde çözülmesi mümkün olmayabilir. Bizim ilave uzatmalara ihtiyacımız olabilir. Ben tarafların da bu konuda açıkçası istekli olduğunu gördüm. Çünkü uluslararası toplumun baskısı açıkçası bunu da biraz gerekli kılıyor.
Ben bundan sonraki süreçte önümüzdeki birkaç günün çok kritik olduğunu düşünüyorum. Özellikle tarafların şu anda belli pozisyonları netleştirmesi itibariyle bu birkaç gün çok önemli. İki tarafın da özellikle bir ateşkese ve barışa daimi olarak ulaşma niyetiyle ve Hürmüz Boğazı'nı açma niyetiyle hareket etmeleri fevkalade önemli. Burada halledilmesi gereken bazı detaylı konular var. Burada da ben açıkçası Pakistanlı kardeşlerimizin maharetine güveniyorum. Bizim de desteğimiz devam edecek.'
'Türkiye ile iş birliği yapma zorunluluğundayız zaten'
Meinl-Reisinger, güvenlik alanında Türkiye ile iş birliğine dair bir soruyu şöyle yanıtladı:
'Türkiye'nin jeopolitik rolü, her halükarda güvenlik konusunda ve istikrar ve refah açısından belirleyici bir önem taşımaktadır. Bunu konuşmamda zaten birkaç kez ifade etmiştim. Aynı zamanda önümüzdeki NATO Zirvesi de Türkiye'de gerçekleştirileceği için burada Avrupa'nın güvenliği tabii ki Türkiye'nin kararlarının da elinde. Fakat örneğin Karadeniz'i ele aldığımız takdirde oradaki güvenliği sağlama amacıyla Türkiye ile iş birliği yapma zorunluluğundayız zaten. Gerek siyasi açıdan gerek bölgesel ve coğrafi alanda.
Burada güvenlik politikasına değindiğimiz takdirde her halükarda göç konusunun da güvenlik ve refah sağlama konusunun da istikrar gerektirdiğini gizlemek durumunda değiliz. Ciddi ve gerçekçi bir ilerleme arzu ediyoruz. Son senelerde gördüğümüz AB'nin Türkiye'ye üye ülkesi olması için gerekli olan adımlarında hala bir bekleme açısında olduğumuzu fark ediyoruz ve bu her halükarda Türkiye'nin rolü kapsamında ileriye dönük AB'nin şekillendirilmesinde önem taşımaktadır.'
'Türkiye bize doğru yaklaşımını göstererek güvenimizi daha sağlam edebilir'
Avusturya'nın Türkiye'nin jeopolitik rolünün gerçekten farkında olup olmadığı ve AB'nin Türkiye'ye yönelik rezervleri ile neden hala frenlemelerin söz konusu oluduğu sorusu üzerine Meinl-Reisinger, şu değerlendirmeyi yaptı:
'Avusturya olarak bizim için Türkiye ile iş birliğimiz sadece iyi bir ve olumlu bir ilişki ve görüşme değildir. Aynı zamanda çok yakın bir ilişki gerekmektedir. Türkiye ve Avusturya arasında çok paradoks bir durum söz konusu, farkındayım. Ben çok daha taze bir Dışişleri Bakanım. Fakat tabii ki 2018'den beri ilerleyen AB ile ilgili olan görüşmelerin ne yazık ki bir şekilde takılmaya vardığının kanaatine vardık. Bu takılmanın olumlu bir şey olduğunu düşünmüyorum. Neden bu frenlemenin söz konusu olduğunun cevabını yüzde 100 ben şahsen veremem. Fakat mevcut durumu ben ancak olabildiğince doğru bir yöne taşıyabilirim.
Ortak ilgi alanlarımız mevcut. Her halükarda belki mevcut olan bazı sözlerin yerine getirilmesinin daha belirgin şekilde ortaya dökülmesi, genellikle AB'nin daha kabullenici bir bakış açısını sağlayabilir. Türkiye'nin anlamının kesinlikle hem Avusturya olarak hem AB olarak farkındayız. Bu ortaklığı gerçekleştirmenin yeni adımlarla ve yeni tutumlar üzerine kurularak daha hızlı bir ilerleme gerçekleştirebileceğimizi düşünüyorum. Tabii ki Türkiye'nin de kendisi bize doğru yaklaşımını göstererek, yaptığı değişimleri bize daha net bir şekilde göstererek bizim güvenimizi daha sağlam edebilir.'
'Değerlendirme aşamalarına geçmemiz için AB'de bir siyasi iradenin deklare edilmesi gerekiyor'
Fidan bir gazetecinin sorusunu şöyle yanıtladı:
'Her hikayenin bir iki tarafı var. Avrupalı meslektaşım verdi. Burada şu önemli. Biz hiçbir zaman için üyelik koşullarının gerçekleşmemesi ve gerçekleşmeden girilmesi gibi bir talep içerisinde olmadık. Tabii ki bir yere girecekseniz bunun şartları vardır. Bu şartlar önünüze konur ve siz bu şartlara uyduğunuz zaman buraya girersiniz. Fakat sorun şurada. AB'de 'Türkiye'nin şartlar sağlandığı zaman biz AB üyesi olmasını kabul ediyoruz' diye bir siyasi irade yok. Dolayısıyla bu siyasi irade maalesef 2007 yılında Sayın Sarkozy tarafından öldürüldü. Sayın Schröder ve Sayın Chirac tarafından daha önce ortaya konan Avrupa siyasi iradesi Sayın Sarkozy ile beraber ortadan kaldırıldı. Yani bizim değerlendirme aşamalarına geçmemiz için AB'de bir siyasi iradenin deklare edilmesi gerekiyor. Daha sonra hangi chapter nasıl açılır, hangi şart nasıl açılır, kapanır ona bakarız.
Diğer taraftan jeostratejik olaylar öylesine gelişiyor ki bizim AB ile ilişkilerimizin doğasının ne olduğuna bakmaksızın bizi beraber çalışmaya mecbur ediyor. Yani Rusya-Ukrayna krizi bir kriz, Orta Doğu'da olan kriz, Hürmüz Boğazı, bölgemizde olan gelişmeler, Balkanlardaki istikrarın devam etmesi, aramızdaki ticaret hacmi, ortak ticaret direnci, savunma tabanının oluşturulması gibi çok fazla konu var. NATO'da hep beraber ne yapacağız? Yeni Avrupa güvenlik mimarisini nasıl oluşturacağız? Rekabet şartlarını nasıl geliştireceğiz? O kadar çok konu var ki yani, Avrupa ile Türkiye'yi bir araya getirdiğiniz zaman 500 milyon bir nüfustan bahsediyoruz.
Ama maalesef AB'nin içerisinde de birtakım tabii kurallardan dayalı bazı açmazlar var. 27 ülkenin 26'sı diyelim 400 milyon insan bir şey isteyebilir ama bir milyondan az insanın tercihi onu yetersiz hale getirebilir, başka bir bir milyon nüfusu olmayan bir ülkenin. Dolayısıyla Türkiye AB 500 milyon bir ülke tarafından kaderi esir alınabilir. Yani mevcut sistem bunu mümkün kılıyor.
Sadece bu üyelikle ilgili değil. İlişkide atılacak pragmatik adımlarla da alakalı. Avrupa güvenliğiyle ilgili adımlar var. Avrupa'nın kritik altyapı sorunlarıyla ilgili konular var. Avrupa'nın daha fazla ticari olarak rekabet edilebilirliğiyle ilgili alan var. Avrupa'daki dijital alanın genişletilmesi ile ilgili alanlar var. Bütün bu alanların hepsinde 500 milyonluk ortak yapı bir şey elde edebilecekken, bir milyondan az bir ülke çok fazla buna engel olur ve hiç kimse de buna bir şey diyemez.
'Bu Avrupa'nın kendi içerisinde çözmesi gereken bir sorun'
Böyle bir taktik sorunun büyük bir stratejik menfaati önlüyor oluşu ve buna bir çözüm getirilememesi de ayrıca bir çıkmaz alan. Bu tabii Avrupa'nın kendi içerisinde çözmesi gereken bir sorun. Ama bizim realist olarak izlediğimiz politika şu: Türkiye ile Avrupa'nın ilişkilerinin her zaman için iyi olması gerekiyor. İki taraf, ticaret hacmi, Sayın Bakan da ifade etti, gerçekten 250 milyon Dolara yaklaşan bir ticaret hacmi var. Bu, altın oranda neredeyse. Yüzde 50-yüzde 50, ticaret açığı iki tarafta da yok. Gümrük Birliği anlaşması güncellense bu 250 milyar doların hemen 500 milyar dolara çıkma ihtimali de var, bütün yapılan hesaplamalara göre. Her iki taraf da bunu yapmak istiyor ama bir türlü adım atamıyorlar.
'Umarım var olan ilişkilerimizi daha iyi ileri seviyeye taşırız'
Burada AB tarafında irade ortaya koyma konusunda sıkıntılar var. Üyelik konusunda demiyoruz. Mevcut aramızdaki anlaşma, Gümrük Birliği anlaşması. Hadi gelin bunu bir güncelleyelim, bu her iki tarafın da menfaatine. Bunu AB bürokratları da bize söylüyor ama bir yerde bir irade tıkanması var. Umarım bu aşılır. Ama dediğim gibi, Cumhurbaşkanımızın bu konuda Türk milleti adına aldığı irade, kullandığı irade belli. Bizim bu konuda bir sıkıntımız yok. Umarım var olan ilişkilerimizi daha iyi ileri seviyeye taşırız.'