HABER: GÜLARA SUBAŞI / KAMERA: DURSUN ALKAYA
(ANKARA) - CHP CAO Genel Koordinatörü Bülent Tezcan, 'Mustafa Bozbey, Sayın Erdoğan'ın yakasına rozet takmasını kabul etseydi ve AK Parti'ye geçseydi bugün bu operasyonla karşılaşmazdı. Tecrübeyle sabit. Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı yakasına Cumhurbaşkanı'nın elinden rozeti taktı, AK Parti'ye kapağı attı ve soruşturmadan kurtuldu' dedi.
CHP Cumhurbaşkanlığı Aday Ofisi (CAO) Hazine ve Maliye Politika Kurulu, bugün Ankara'daki ofis binasında, basın mensuplarıyla kahvaltı programında bir araya geldi. Programa, Hazine ve Maliye Politika Kurulu Başkanı Kerim Rota, CAO Genel Koordinatörü ve Aydın Milletvekili Bülent Tezcan ile Koordinasyon Kurulu Üyesi Emine Uçak Erdoğan katıldı. Kurul üyelerinden Karabük Milletvekili Cevdet Akay, Murat Kubilay, Coşkun Cangöz ve Hakkı Hakan Yılmaz da toplantıda yer aldı.
Rota, şunları söyledi:
'Bugünkü konumuz CAO çalışmaları. Bunun özelinde Hazine Maliye grubunun hem sizlere tanıtımı hem de genel ekonomi üzerinde sizlerle bir sohbet. Hem CHP'nin ekonomi politika yaklaşımlarını, ileriye yönelik olarak beklentilerini ve çalışmalarını da size özetleme şansı bulacağız. Bugün 31 Mart . Aslında CHP'nin Türkiye'nin birinci partisi olduğunun tescillenmesinin iki yıl geçti üstünden. Fakat ne yazık ki her sabah tatsız bir haberle uyanıyoruz. Bu sabah da yine gözaltı haberleri aldık. İnşallah Türkiye'nin en kısa zamanda tekrar adalete, demokrasiye döneceği günlerin özlemindeyiz.'
Bülent Tezcan: 'Dünyanın içinde bulunduğu sürece bakıldığında ilk toplantının ekonomi başlığında yapılması önemli'
Tezcan ise şöyle konuştu:
'Dünyada ekonominin bu kadar ciddi kriz içerisine girdiği, girme riski olduğu, bölgedeki savaşın gelecekle ilgili büyük bir belirsizlik yarattığı ve Türkiye'nin de böyle bir sürece çok kırılgan bir noktada yakalandığı günlerde CAO'nun önemli bir noktada, ekonomi merkezli ilk basınla buluşmasını yapıyor olması, basınla buluşmayı ekonomi merkezinden başlatması ve böyle bir kahvaltıyı düzenlemesi ayrıca meseleye nasıl baktığımıza da önemli bir işaret. Biz Türkiye'nin geleceğini kurgulama konusunda özellikle kurucu siyaset, pozitif siyaset ekseninde çalışmayı merkezine koymuş bir kurum olarak bugün de hem Türkiye'nin hem de dünyanın en önemli meselesi, anketlerin birinci sırada en önemli sorun olarak gördüğü halkın da ekonomiyle sizlerle buluşmaya başladık.
'Siyasetin tasfiye edilmeye çalışıldığı günlerden geçiyoruz'
Türkiye'de normal siyasetin verimli alanlarında, siyasetin tartışmasının normal hatta yapılabildiği günlerde değiliz maalesef. Yargının araçsallaştırıldığı, siyasetin yargı eliyle dizayn edilmeye çalışıldığı ve bunun da ötesinde siyasetin tasfiye edilmeye çalışıldığı günlerden geçiyoruz. Muhalefetin tasfiyesinden bahsetmiyorum. Topyekun siyasetin tasfiye edildiği günlerden geçiyoruz. İktidar içerisinde bir kanadın mutlak ve sürekli iktidarını sağlama hesabıyla siyasete topyekun bir operasyon yaptığını görüyoruz. Bu bugün muhalefet partilerini hedef alan ancak önümüzdeki günlerde eğer siyaset topluca buna karşı bir esaslı duruş göstermezse, esaslı çözüm, ortak bir tutum gösteremezse, hukukun hakim olduğu, demokrasinin hakim olduğu bir süreci yerleştiremezse siyaset kurumu, bir süre sonra hiç şüphe duyulmasın ki iktidar partilerinin kendi içindeki mücadelede de yargı aparatı aynı şekilde kullanılacak ve topyekun siyasette adaletli, rekabetin hem parti içinde hem parti dışında genel ülke siyasetinde adaletli rekabetin ortadan kalkacağı, siyasetin toptan tasfiye edileceği bir başka rejime doğru hızla sürdürebiliyoruz. Her sabah uyandığımız operasyonlar bunun haberidir. Yoksa ne bir yolsuzluk operasyonu ne bir belediye operasyonu ne de başka bir şey... Kuşkusuz soruşturulması gereken meseleler olabilir. Kuşkusuz yargıya intikal etmesi gereken meseleler olabilir. İtirazımız bunların yargıya intikali değil; bunların uygulanış biçimi, soruşturmaların yapılış biçimi, hedefi özellikle bir yargısal sürecin ötesinde meselenin bir siyasal süreç olarak görülmesidir. Önümüzdeki görev, Türkiye'nin bir taraftan temel esaslı meselelerini konuşup onlara çözüm üretirken en önemli meselelerden biri olan hukukun üstünlüğü, hukuk devleti ve demokrasi meselesi de yakıcı biçimde gündemin başında ne yazık ki sıcaklığını koruyor.
'CAO, kapsayıcı siyaset pratiğini Türkiye'ye yerleştirebilmek amacıyla kuruldu'
CAO, Türkiye siyasetinde yeni denediğimiz bir kurum, yeni bir yapı. Türkiye siyaseti özellikle son dönemde çok geniş, kapsayıcılık, çok geniş beraberliklere ihtiyaç duyulan bir noktada. Bunu kötü, negatif alandan tarif etmiyorum. Olumlu bir şeydir. Bugün 31 Mart'ın ikinci yılını tamamlıyoruz. 31 Mart 2024 yılında Türkiye İttifakı diye geniş, kapsayıcı bir siyaset pratiğini Türkiye'nin önüne koyduk. Ve bu siyaset pratiği Türkiye'de çok kapsayıcı, yeni, başka bir süreci başlattı. Şimdi genel seçimlere giderken bu süreç içerisinde de bizim cumhurbaşkanlığı seçiminde, milletvekilliği seçiminde Türkiye İttifakı pratiğinde ortaya çıkan, partilerin kimliklerini ve formel yapılarını aşan, yeni yapılanmalara ihtiyaç var. Bu hem bugün siyasetteki kutuplaşmayı aşabilmek için hem iktidarda Türkiye'yi yeniden inşa ederken ihtiyaç duyduğumuz kucaklayıcı, kapsayıcı siyaset pratiğini Türkiye'ye yerleştirebilmek için kapsayıcı bir örgütlenme modeli, çalışma modeli, kurumsal yapıya ihtiyaç vardı. İşte CAO bu amaçla kurulmuş bir kurum. Kuşkusuz CHP'nin tüzüğünde seçime kadar kurulmuş bir kurum olarak tarif edildi. Ama CHP'nin formal yapısını aşan, daha geniş bir kapsayıcılığı hedefleyen bir çalışma.
'Gölge kabine kavramını kaldırmadık'
CAO'yu reaktif siyasetin değil, daha çok proaktif siyasetin merkezi olarak düşünüyoruz. CAO'yu bir üretim ve çalışma merkezi olarak düşünüyoruz. Kuşkusuz sadece bir akademi değil. Burada üreten ama ürettiğini bütün Türkiye'de, 81 ilde hem örgütlere hem de paydaşlara taşıyan, topluma taşıyan, sivil topluma taşıyan bir yapılanma olarak düşünüyoruz. Ve bu noktada 18 politika kurulumuz çok önemli, ciddi çalışmalar yürütüyor. Aklınıza şu soru gelebilir: 'Daha önce CHP pratiğinde gölge bakanlık uygulaması vardı. Bu ismi niye değiştirdiniz? Neden gölge bakan değil de şimdi politika başkanı demeye başladınız?' Aslında ikisini de kullanıyoruz. Tüzükte tarif ederken de gölge kabine kavramını reddetmedik, kaldırmadık. Ancak gölge bakan kavramı, sadece toplumdaki anlaşılan biçimiyle reaktif bir kavram olarak ortaya çıkıyor. Mevcut iktidarı denetleyen, sadece bakanlıkları denetleyen, kabineyi denetleyen ve onunla bu çerçevede ilişki kuran bir yapı olarak düşünülüyor.
'CAO adayımız İmamoğlu'nun ve kabilesinin hükümet programını çıkaracak'
Buradaki çalışmalarda biz önümüzdeki süreçte, Türkiye'yi nasıl yöneteceğimizin fotoğrafını çıkaracağız. Bir anlamda burası aynı zamanda hükümet programını hazırlayacak. Yani CAO önümüzdeki sürecin, Cumhurbaşkanı adayımız Ekrem İmamoğlu'nun ve onun kabinesinin hükümet programını çıkaracak. CHP'nin parti programı daha önce sizlerle de paylaşıldı. Dört ana sütun üzerinde şekillenen bir parti programımız var, Türkiye'nin bütün meselelerine dokunan. Ama takdir edersiniz ki parti programları daha geniş alanlarda, daha geniş ifadelerle ortaya çıkar. Daha özel politikalar CAO'da şekillenecek.'
Kerim Rota: 'Program, bir hükümet ömrü içerisinde enflasyonun 20'nin altına inemeyeceğine dair bir endişe oluşturuyor'
Tezcan'ın konuşması ardından kahvaltı programında bulunan kurul üyelerini tanıtan Kerim Rota, kurulun ana çatısının geçmiş kurultayda onaylanan parti programı olduğunu belirterek şöyle devam etti:
'2023 haziranında farklı bir ekonomi yaklaşımına geçtiğini gördük. Sayın Şimşek'in, Nurettin Nebati'den görevi derhal devraldığı basın toplantısında bazı önemli mesajlar vardı. Bunlardan bir tanesi kurallı ekonomi, rasyonel politikalar, şeffaflık, hesap verilebilirlik, kamuda tasarruf gibi öne çıkan başlıklar vardı. Sonrasında bu başlıkların birçoğunu tabii ki biz siyasi parti olarak takip etmeye çalıştık. Fakat geldiğimiz noktada işin finansal istikrar boyutunu bir kenara bırakırsak enflasyonda, gelir dağılımında, servet adaletinde, gelir adaletinde fazla bir yol alınamadığını görüyoruz. Özellikle enflasyon tarafında bugün geldiğimiz nokta, hemen hemen 2023 Haziranı'nda başladığımız nokta. Tabii ki temmuz-ağustos aylarında önemli bir sıçrama oldu daha serbest bırakılmasıyla. Ancak şunu da unutmayalım ki 2023'te yapılan, Sayın Mehmet Şimşek'in katkısının olduğu ilk orta vadeli programda, 2025 sonu enflasyon hedefi beklentisi 15,2'ydi. Aslında bundan dört-beş ay önce yüzde 15 enflasyona gelmemiz hedeflenirken bugün iki katı, yüzde 30 enflasyonun üstünde bir enflasyonla devam ediyoruz. Bu program üçüncü yılına yaklaştı. İran Savaşı'nın da etkisiyle petrol fiyatlarının artışıyla aslında bu gecikme, neredeyse programın bir hükümet ömrü içerisinde enflasyon tek hane inemeyeceğini, hatta 20'nin altına inemeyeceğine dair bir endişe oluşturuyor. Ama bundan daha önemlisi vatandaşların hayatına yavşayan kısmında da çok önemli bir katkının görülmemiş olması.
'CHP iktidarındaki ekonomi politikalarımızı anlatacağız'
CHP olarak amacımız yapıcı bir siyaset yapmak. Özellikle CAO'nun zaten ana ajandası bu. Bu yapıcı siyaset içerisinde eleştirimizi sıralarken de CHP iktidarında, Ekrem İmamoğlu'nun başkanlığındaki bir iktidarda, nasıl ekonomi politikaları güdüleceği konusunda da bazı düşüncelerimiz var. Nerede farklılaşacağız, biz neyi farklı yapacağız; bunları da sizlerle paylaşacağız.'
'Bu nüfus yapısıyla yüzde 30 enflasyonun üzerinde olan bir ülke hemen hemen yok'
Rota, açıklamalarının ardından basın mesnuplarının sorularını yanıtladı. 'CHP'li belediyelere yönelik olarak devam eden operasyonların Türkiye'ye maaliyeti ne oldu' sorusunu yanıtlayan Rota, şöyle konuştu:
'Buradaki en önemli maliyetin aslında enflasyonun düşürlememesinden kaynaklanan topluma maliyetini ortaya koymak lazım. Bunu sayısallaştırmak mümkün değil ama bugün yüzde 30 enflasyonun üzerinde yaşayan kaç tane ülke var diye baktığımızda dünyada dört tane ülke sayabiliyorsunuz. Bu nüfus yapısıyla yüzde 30 enflasyonun üzerinde olan bir ülke hemen hemen yok bu savaş, kaos ortamına rağmen. Enflasyon hemen hemen bütün toplumun bütün kesimlerini olumsuz etkiliyor. Ama en çok etkilediği tabii ki toplumun en aşağıdaki yüzde 60'ı. Geçtiğimiz sene 19 Mart'ta Ekrem Bey'in tutuklanmasıyla başlayan süreçte zaten şunu gördük. Merkez Bankası'nın rezerv kayıpları o dönemde yine 60 milyar doları aştı. Ve o dönem içerisinde bunların geri toplanması için de aslında hem enflasyonda hem faizlerde çok daha yüksek bir reel faizle karşılaşmak zorunda kaldık. Bugün uygulanan reel, 2004 yılından bu yana, yani yaklaşık 21 yılda en yüksek reel faiz. Yüksek reel faiz ağırlıklı olarak kredi kullananları kötü etkiliyor ve krediye daha çok ihtiyacı olanları. Bunlar da tüketiciler, KMH hesaplarını kullanırlar ve sanayiciler, KOBİ'ler. Böyle bakınca bunu sayısallaştırdığımızda çok yüksek rakamlar ortaya çıkacağına eminim ama en önemli veri olarak tabii ki Merkez Bankası'nın rezerv kaybı ortaya konabilir ve enflasyonda OVP'nin üzerindeki 15 puanın topluma maliyeti olarak sayılabilir.'
Cevdet Akay: 'İlk taslakta 800 milyar TL civarında bir kaynağın derhal bütçeden sağlanabileceğini tespit ettik'
'Halkın vergi yükünü artıran somut kalemleri bize hatırlatabilir misiniz' sorusunu kurul üyelerinden Cevdet Akay yanıtladı. Akay, şunları söyledi:
'Kaynakların etkili ve verimli kullanılmaması ve dar gelirlilerinin ücretlilerin, çalışanların üzerine binen vergi yükleri var. Bunlar çok ağır vergi yükleri. Dolayısıyla da rantın, gelirin aktarıldığı kısım belli. Esasında biz kaynaklarla ilgili de bir taslak çalışma yaptık. Oradaki somut rakamlarla ilgili bütçeden sağlayacağımız tasarruflar, rakamlar ve bunların nereye aktarılacağı ve vergi yükünün de ücretlilerden, çalışanlardan, KOBİ'lerden, esnaflardan nasıl aşağı çekileceğiyle ilgili de çalışmalar var. Mesela vergi dilimleriyle ilgili, herkesin başının belada olduğu, ücretlilerle alakalı vergi dilimleri ve matrahların ayarlanması gerekiyor. Buradaki çalışmaya göre, yeniden değerleme oranının altında artıştan dolayı şu ana kadar 530 milyar TL olması gerekirdi. Hemen üçüncü aydan itibaren net ücretlerinde aşağı çekilmeler var. Bunların ayarlanması gerekecek. Bu tip somut öneriler var. Ayrıca sosyal devlet anlayışı gereği, sosyal yardımlar ve hane halklarının gelirinin arttırılmasıyla ilgili de bizim çalışmalarımız var. Aşağı yukarı ilk taslakta mesela 800 milyar TL civarında bir kaynağın derhal bütçeden sağlanabileceğini tespit ettik. Bunların nereye aktarılacağıyla ilgili de çalışmaları yaptık. Buradaki sıkıntı şu andaki enflasyonist ortamdan dolayı en düşük emekli aylığı, net asgari ücret ve aradaki kademelerin de yok oluşu ve tabanda birleşme sıkıntısı var. En düşük emekli aylığında birleşme var. Ortalama emekli aylıklarıyla, en düşük emekli aylığı daraldı. Bir kere en düşük emekli aylığının net asgari ücret seviyesine çıkartılması elzem. Şu andaki asgari ücret de yeterli değil. Bugünkü koşullarda 39 bin olmasını ifade ediyoruz. Bu ayarlamaları mutlaka yapmamız gerekiyor. Bu ücretsliler, dar gelirliler üstündeki vergi yükünü azaltmamız ve rahat yaşamlarını sağlayacak, refahlarını artıracak bir sisteme geçmemiz gerekiyor.
'44 firma öz knaynak olarak çok az para koyup yüzde 80 kredi kullanarak proje yapıyor'
130 kez vergi muafiyet istisnası indirimi verdiğiniz, bütçedeki 'vergi harcamaları' diye tabir edilen kısım 2026'da 3 trilyon 597 milyar, bunun 768 milyarı kurumlar vergisiyle ilgili yap işlet devret projesi yapan firmalar bunlar. Ve bunlar sadece bu projeleri yapmakla kalmıyorlar. Belirli kesimlere bu ihaleler veriliyor. Buradaki maliyet ve iş yapış bedeliyle ilgili çok büyük sıkıntılar var. Bir de bunların finansmanı sağlanıyor. Bu 44 firma, öz kaynak olarak çok az para koyuyorlar. Projelerin yüzde 80'ine varan kredi kullanımları var. Ve rant tamamen bu firmalara aktarılıyor. Önümüzdeki üç yıl içerisinde bu firmalara 821 bir milyar TL ödenecek. Bunlar çok ciddi rakamlar. Bir kere bunların garanti ödemelerini ve bu düzenlemeyi mutlaka yapmamız gerekiyor.
'Sadece belediyelerin üstüne gidilmekle bu iş ortadan kalkmaz'
Sadece belediyelerin üstüne gidilmekle bu iş ortadan kalkmaz. Eğer bir yolsuzluk, usulsüzlük varsa tüm bakanlıklarda, kamu kurum ve kuruluşlarında bu kamu denetiminin, yolsuzlukla mücadelenin mutlaka yapılması gerekiyor. Bizim ana temelde de bu çok çok önemli. Buradaki yolsuzluklar, usulsüzlükler ve israf ortadan kalktığında bütçedeki kaynak herkese yeter. Tabii ki istikrarsızlık nedeniyle çok ciddi bir faiz giderimiz var. 2 trilyon 742 milyar olarak tahmin ediliyor. Biz burada net borçlanma hasılatı da yaratamıyoruz. Kredi kullanılabilir. Krediyi kullanırsanız ama istihdamı, üretimi ve ihracatı arttırıcı alanlara aktarırsınız. Buradan net borçlanma hasılatı yaratırsınız. Faizi ödeyip anaparayı da ödeyerek borcu aşağı çekersiniz. Sadece faiz giderlerinde yüzde 20'lik bir tasarrufla bütçeyi çok çok rahatlatmak mümkün. Bir de fiaz oranları, maliyetler çok yüksek. İşte bütün bunların bir derli toplu olarak daha sonra sizlerle detaylı başkanımızın da ifade ettiği şekliyle paylaşacağımız konular var.'
Bülent Tezcan: 'İmamoğlu fiziken tutsak, fikren özgür bir şekilde mücadeleye devam ediyor'
'Bu ofis, Ekrem İmamoğlu adına kurulmuşsa İmamoğlu'nun aday olma ihtimali ortadan kalkarsa başka bir CAO mu kurulacak, bu yönde hazırlığınız nedir' sorusunu yanıtlayan Tezcan, şunları söyledi:
'Biz 31 Mart seçimlerinde başarıya ulaştıktan ve 47 yıl sonra CHP, Türkiye'nin tekrar birinci partisi olduktan sonra AK Parti kurulduğundan bu yana ilk kez birincilikten düşmenin etkisiyle başka bir siyasi hat izlemeye başladı. 31 Mart'tan bu yana özellikle Ekim 2024, Esenyurt'taki kumpas soruşturmasıyla başlayan süreçten bu yana iktidar karşısındaki güçlü seçenekleri ortadan kaldırmak için elinden geleni yapıyor. Yarınki davada, ondan sonra yürüyen davalarda, bugün İBB kumpas soruşturması yargılaması çerçevesinde İstanbul'da yürüyen davada, Beşiktaş merkezli birçok belediye başkanımıza yönelik kumpas soruşturmaları da ilk anda muhalefeti ama esasta siyaseti tasfiyeye yönelik sürecin bir parçası. Biz burada bir taraftan pozitif gündemle ilgilenirken, Türkiye'nin geleceğiyle ilgili neler yapabileceğimizi konuşurken öbür taraftan da dört bir yandan bu asimetrik saldırıyla mücadele etme durumundayız. Ve kararlı bir şekilde de Genel Başkanımız dışarıda, Cumhurbaşkanı adayımız tutsak alınmış ama fikren özgür bir şekilde bu mücadeleyi devam ediyor. Fiziken tutsak, fikren özgür bir şekilde bu mücadeleye devam ediyor, edecek.
'Cumhurbaşkanı adayımız Ekrem İmamoğlu. İkinci, üçüncü, dördüncü seçeneği tartışmak gündemimizde yoktur'
Bir kere cumhurbaşkanı adayımız Ekrem İmamoğlu. Bu net. Bununla ilgili herhangi bir ikinci, üçüncü, dördüncü seçeneği tartışmak bizim gündemimizde yoktur. Günü gelir onunla ilgili bir mecburiyet doğarsa siyaset onun seçeneğini üretir. Ama bugün siyasetin bizim penceremizden tartışılacak boyutu bu değildir. Bu iktidarın tartışmak isteyeceği boyuttur. Çünkü mücadeledeki kararlılığı zedelemenin yolu şimdiden yeni seçenekler üzerinden bir siyaset tartışmasıdır. Erdoğan'ın en çok rahatsız olduğu şey, kendisine karşı siyasette denklem oluşturulurken burada Erdoğan'ın Anayasa gereği cumhurbaşkanı adayı olamayacağı netken sanki orada böyle hiçbir sorun yokmuş gibi, bizi 'Erdoğan burada kesin ama sizin adayınız kim' diye bir tartışmanın içerisinde debelenir halde tutmaya çalışıyorlardı. Biz tam da 19 Mart darbe girişimi öncesi, 23 Mart'ta sandık koyarak adayımızı belirleyeceğimizi söylediğimizde, 18 Mart'ta diploma iptali, 19 Mart'ta darbe girişimi, operasyonun başlamasıyla iktidarın aslında bu rekabeti doğrudan tarif eden aktörlerin, Erdoğan'ın karşısında net bir aktör tarifinden ne kadar rahatsız olduğunu somut olarak ortaya koydu. Aslında o operasyon Erdoğan'ın karşısında net bir rakip tarifinden Erdoğan'ın ve iktidarın rahatsız olduğunu gösteriyordu.
'CAO İmamoğlu'na değil, cumhurbaşkanı adayımıza odaklı'
Dolayısıyla biz orada rekabeti netleştirdik. Siz kimi çıkarıyorsanız çıkarırsınız ama bizim adayımız Ekrem İmamoğlu'dur. Bunu 15 buçuk milyon seçmen Türkiye tarihinde ilk defa bütün seçmenlerin dayanışma sandıklarında oy kullanmasıyla belirledi. Şimdi bu tartışmayı şu veya bu sebeple bu yargı kumpasıyla, bu operasyonlarla, bu asimetrik saldırılarla yeni bir tartışma alanı açmak istiyorlar. Biz o yeni tartışmalarının parçası değiliz. Adayımız hukuk, bu konuda sandık önümüze geldiğinde herhangi bir şekilde 'aday olamayacak' diye bir şey kesinleşmediği sürece adayımız Ekrem İmamoğlu'dur. Bununla ilgili başka bir tartışmanın parçası olmayacağız. Ancak burası sadece Ekrem İmamoğlu'na göre mi odaklandı, hayır. Burası cumhurbaşkanı adayımıza göre. Bugün Cumhurbaşkanı adayımız Ekrem İmamoğlu.
'Biz yeni bir aday tartışmasının değil, yeni bir Türkiye tartışmasının içindeyiz'
CAO sadece bir siyasi partinin organı değildir. Yani sadece CHP'nin bir yapısı olarak kurgulanmadı. Kuşkusuz tüzüğümüze göre, CHP'nin bünyesinde bir yapı ama onu aşan bir kapsayıcılıkta kurgulandı. Sadece bir adayın kampanya ofisi değildir CAO. Yani bir seçim kampanya ofisi değildir. Kuşkusuz bunun içerisinde seçim kampanyası vardır, önemli bir bölümdür. Ama hepsinden öte, biz hangi vizyonla Türkiye'yi yöneteceğiz? Bizim cumhurbaşkanı adayımızın vizyonu ne olacak? Bununla meşgul olan bir yapıdır. Dolayısıyla tek bir adayın kampanya organizasyonu değil, bu çerçevede ve bu süreçte adaylıkla ilgili çeşitli isimlerin rekabet alanı da değildir. Bu noktada CAO çalışmasına koşulsuz devam edecektir. Biz yeni bir aday tartışmasının değil, yeni bir Türkiye tartışmasının içindeyiz.'
'Siyasetin kadın aday diye bir gündem yok şu anda'
Tezcan, 'Dün İmamoğlu mahkemede, 'Kadın cumhurbaşkanımız olacaktır' dedi. Dilek İmamoğlu ismini sosyal medyada ananlar oldu. CHP'nin böyle bir kadın aday hazırlığı var mı' sorusuna ise şu yanıtı verdi:
'CHP şu anda cumhurbaşkanlığı aday tartışması içerisinde değil. Bunun doğru cevabı budur. Kadın aday olabilir mi? Türkiye'nin mutlaka Türkiye'nin siyasetinde, kadın iyi de yönetir iyi de olur ama bu isimler üzerinden bir tartışma değildir. Hele hele de yani meseleyi daha çok aktüelleştirip ya da işte sosyal medya paylaşımı gibi Sayın Dilek İmamoğlu ya da başka isimleri karıştırarak... Onun belki haber açısından çekiciliği olabilir ama siyaset açısından böyle bir çekiciliği şu anda. Böyle bir gündemi yok siyasetin.'
Kerim Rota: 'Bugün itibarıyla bu programın baştan revize edilmesine kesinlikle ihtiyaç vardır'
'Petrol fiyatları kaynaklı bir enflasyon fırtınası bekleniyor. Siz Hazine ve Maliye'den sorumlu bir kişi olsaydınız CHP ne yapardı, nasıl müdahale ederdi? Bugüne kadar doğru yapılmayan hiçbir şey yok mu, yanlışlar neler' sorusunu yanıtlayan Kerim Rota, şöyle konuştu:
'Şu an itibarıyla hükümetin bunu bir geçici, birkaç haftalık savaş olarak gördüğü çok net. Zaten Sayın Bakan'da bunu bir röportajında açıkça söyledi. Oysa bu geçici, kısa vadeli bir şey olsa bile etkileri çok daha uzun sürecek bir savaş. Yani lojistik zincirlerinin bu kadar tıkandığı bir yerde bu savaşın etkilerinin çok daha uzun süreceğini herkes artık farkında. Şu an uygulandığı iddia edilen ekonomi programının aslında buna karşı bir direncinin olmadığı net bir şekilde gördük. Bakın 2023 Haziran'da başlayan ekonomi programı iki tane iç, bir tane dış şokta bence çok kötü sınav verdi. Bir tanesi yerel seçimler ki zaten beklenen planlı bir şeydi. 2025 Mart'ta Sayın Ekrem İmamoğlu tutuklanmasına giden süreçte ve bugün İran Savaşı'nda aslında burada büyük bir hazırlıksızlık olduğunu net bir şekilde görebiliyoruz. O yüzden bugün itibarıyla aslında bu program bence kadük olmuş bir program. İşin enflasyon tarafından başlayarak, hedeflerin değiştirilmesinden başlayarak ondan sonrasında da vatandaşla açık ve şeffaf bir iletişim yaparak, vatandaştan ne bekleniyor, kamu nereden tasarruf edecek, kamu bundan sonra hangi kalemleri ortaya koyacak; bunları net bir şekilde ortaya koyarak programın revize edilmesi gerekiyor. Yani bugün iktidar değişikliği olsa da yepyeni bir programla başlanacak. Ama bu programın artık finansal istikrarı yok. Doğru ne yapıldı, dediğimizde tabii ki KKM'nin bitirilmesi, Merkez Bankası pozisyonunun negatiften pozitife geçilmesi gibi finansal istikrara yönelik olumlu adımlar atıldı. Ama bununla kaldı. Vatandaşa yansıyan kısmına geçilemedi. O yüzden bugün itibarıyla bu programın baştan revize edilmesine kesinlikle ihtiyaç vardır.
'Merkez Bankası'nın rezervlerinin yüzde 65'inin altın olması, üç ay önce alkışlanıyordu. Bugün ise büyük bir soru işareti'
Rezervler konusuna geldiğimizde de Merkez Bankası'nın rezervlerinin yüzde 65'inin altın olması, bundan üç ay önce alkışlanıyordu. Bugün ise büyük bir soru işareti olarak karşımızda duruyor. Bir vatandaş olarak servetinizin, varlığınızın yüzde 65'ini tek bir üründe değerlendirir misiniz, sorum bu. Dolayısıyla Merkez Bankası'nın rezerv pozisyonunda geçtiğimiz krizlerden ders alınmadığını gösteren bir pozisyon olduğunu düşünüyoruz. 2025 Mart ayında Sayın Ekrem İmamoğlu'nun tutuklanma sürecinde 60-70 milyar dolar döviz satmak zorunda kalan bir Merkez Bankası'nın uzayan bir İran Savaşı'nda da bu kadar döviz satmak zorunda kalacağı net. Zaten bugün itibarıyla 43 milyar dolara yakın bir satış yapıldı. Net pozisyonda da altın değerlemesiyle beraber 60 milyarın üzerinde bir kayıp oldu. Şimdi böyle baktığımızda, eninde sonunda sizin bu altın rezervlerini nakde çevirip piyasalara müdahale amacıyla kullanacağımız belliyken sizin bu çok az kısmını Londra'da tutup birçoğunu burada tuttuğumuzu altın rezervlerini ya swap'a ya doğrudan satışa tabi tutmanız ve bunları da o günkü fiyatlar neyse ona karşı yapmanız bence bir tedbirsizlik olmuştur. Madem ABD ile ilişkilerinin iyi olduğunu, dış politikayı bunun üzerinden kurgulayan bir hükümetten bahsediyoruz, o zaman yüzde 65'in altında tutup bunların çoğunluğunu Türkiye'de tutmadığını da açıklamasının da bir tedbirsizlik olduğunu düşünüyorum.'
'Ekonomide hiçbir konuda -mış gibi yapmayacağız'
'Acil olarak yapacağınız nedir, döviz politikanız nasıl olacak. Siz iktidardayken savaş çıksa ne yapardınız' sorusunu yanıtlayan Rota, şunları söyledi:
'Ekonomide hiçbir konuda -mış gibi yapmayacağız. Yani serbest piyasada işlem görüyor döviz deyip ondan sonra kapı arkasından milyarlarca dolar müdahale olmayacak. Yapılacaksa bile bu açık bir şekilde yapılacak. Merkez Bankası'nın kendi sitesinde piyasalara doğrudan son müdahalesinin ne zaman yapıldığına hiç baktığınız mı, bilmiyorum. 2021 Aralık. Yani inanırsanız, 2021 Aralık'tan sonra Merkez Bankası tek kuruş müdahale etmemiş. Dolayısıyla Sayın Mehmet Şimşek'in görevi aldığı gün itibarıyla söylediği şeffaflık, hesap verilebilirlik sözünü ciddiye alacağımızı söyleyebilirim. En azından Merkez Bankası piyasaya müdahale ediyorsa, Merkez Bankası piyasaya müdahale ediyordur. Sermaye Piyasası Kurumu'nda olanları görüyorsunuz. Orada da -mış gibi yapılmayacak. Yani sanki orada içinde 50-60 çalışanı olan şirketler 30-40 milyar dolar değerleme değilmiş gibi değerlemelere de gözümüzü kapatmayacağız.'
'Yapılan tek şey bir tebliğ taslağının gönderilmesi oldu'
Rota, Bakan Şimşek'in sermaye piyasasında spekülasyon yapıldığı açıklamasına ilişkin, şunları söyledi:
'O günden bugüne yapılan tek şey bir tebliğ taslağının gönderilmesi oldu. Bir de pardon nitelikli yatırımcı sınırı 1 milyondan 10 milyona çıktı yeni gelenler için. O tebliğ taslağı da aylardır ortalıklarda dolaşıyor. Bizim gördüğümüz buna uyumsuz olan bu dolandırıcılığın arkasında olan kuruluşların buna uyum sağlama sürecinin tamamlandığı yönünde.'
Rota, 'Uyum sağlama süreciyle Akın Bey'in eşinin SPK kurul üyesi olmasıyla bir bağlantısı var mı' sorusuna karşılık ise 'Çeşitli daha önceki MASAK bürokratlarının bu konuda iddiaları var. Şimdi o iddiaları burada tekrarlamak istemem ama sermaye piyasası usulsüzlüklerinin Sermaye Piyasası Kanunu bu kadar yeterliyken bu kadar rahat şekilde yapılıyor olmasının manidar olduğunu düşünüyorum' dedi.
Bülent Tezcan: 'Parlamenter sistem, önümüzdeki dönemim temel hükümet sistemidir'
Tezcan, 'CAO yapılanması cumhurbaşkanlığı hükümet sistemini olumlamıyor mu' sorusunu şöyle yanıtladı:
'Bizim Türkiye'nin bütün bu temel meselelerinde kurumsal olarak çürümüş bu yapıyı yeniden düzenleyip kurumları yeniden inşa edecek ve Türkiye'nin ekonomiden sosyal devlete kadar, bütün o toplumsal yapısını, ekonomik düzenini, siyasal düzenini doğru bir hatta yeniden inşa etmenin asıl sağlıklı temeli parlamenter sistemdir. Bununla ilgili tercihimiz nettir ve parti programımızda da bu konuda vurgumuz tamdır. Parlamenter sistem, Türkiye'nin hedeflemesi gereken ve önümüzdeki dönem temel hükümet sistemidir. Bu işin hedefi. Yalnız bu hedefi koyduktan sonra, tabii bu bir süreç. Bu bir Anayasa değişikliğini gerektiren bir süreç. Onu yapabilmek için siyasal kompozisyonunun yeniden tarifi gerekiyor. Seçimden sonra oluşacak parlamentonun yapısıyla ilgili bir süreç. Bir de bu döneme kadar Türkiye'nin özellikle tek adam rejimi altında çok ciddi tahrip edilmiş bir kurumsal yapısı var. Bu geçiş döneminin de iyi ve doğru planlanması gerekiyor.
'Mevcut sistemdeki tek kişiye yetki veren denetimsiz yetkileri kullanma düşüncesinde değiliz'
Dolayısıyla Türkiye'nin biz bu süreç içerisinde bir temel hedef parlamenter sistem olmakla birlikte, mevcut Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi denen bu sistemi Erdoğan'ın yaptığı gibi bir tek adam rejimi olarak yürütme iradesinde değiliz. Yani mevcut sistem içerisinde de parlamentoyu etkin kılabilmek, mevcut sistem içerisinde de yargıyı nispeten kurumsal olarak belki parlamenter sistemden sonra Hakimler Savcılar Kurulu'nun yeniden düzenlenmesiyle yargı bağımsızlığının kurumsal temeli güvence altına alınacak. Ama bu sistem içerisinde bile kuvvetler ayrılığını, kurumsal denetimi, parlamento denetimini, yasamanın etkin bir güç olarak çalışabilmesini, yargının bağımsız bir güç olarak çalışabilmesini sağlamak mümkün. Bu nedenle Cumhurbaşkanlığı Kararnameleri başta olmak üzere, tek kişiye yetki veren denetimsiz yetkileri kullanm düşüncesinde değiliz. Yani önümüzdeki dönem, geçiş döneminde parlamentonun sürece etkin olarak katılacağı, yargının bağımsızlığının sağlanacağı ve nihai olarak Türkiye'nin dönüşümünü sağlamadan önce de kuvvetler ayrılığına dayalı bir kurumsal yolculuğun başlayacağını ifade ediyoruz.
'CAO mevcut kabinenin izdüşümü. Bu mevcut yapılanmayı birebir onayladığımız anlamına gelmiyor'
Şu anda CAO'nun politika başkanlarına baktığımızda mevcut kabinenin izdüşümü. Ancak bu mevcut yapılanmayı birebir onayladığımız anlamına gelmiyor. Bu pratik bir zorunluluktan ortaya çıkıyor. Daha önce gölge kabinenin devamı olarak bunu oluşturduğumuz için bir sebebi. Bir başka sebebi de mevcut yapılanma şu anda böyle yürüdüğü için takip kolaylığı ve tarif kolaylığı var burada. Mesela Kültür ve Turizm Bakanlığı'nın ikiye ayrılması gerektiğini düşünüyoruz. Veya afetle ilgili bir yeni bakanlık oluşturulması gerektiğini düşünüyoruz. Ama şu anda bunu CAO içerisinde tanımlamak tarif ve takip zorluğu yaratacaktır. Bunlar hedeflerimiz, iktidar olduğumuzda inşallah ilk seçimden sonra bunları yapacağız.
'Bozbey, Erdoğan'ın yakasına rozet takmasını kabul etseydi, bugün bu operasyonla karşılaşmazdı'
'Bu sabah Bursa Büyükşehir Belediyesi'ne yönelik olarak düzenlenen operasyonun ardından operasyonların Ankara'ya uzanacağını, CHP Genel Merkez ve Mansur Yavaş özelinde değerlendiriyor musunuz' sorusunu yanıtlayan Tezcan, şunları söyledi:
'Ciddi anlamda anayasal süreçle husumet içerisinde bir yapının işletildiğini dikkatle izliyoruz. Bugün de operasyonun yapılma düzeni bu ve işin ilginci eş zamanlı mesajlarla yürüyor. Yani kendi döneminin hesabını vermeyen, 20 yıldan fazla dönem Ankara'da tüyü bitmemiş yetimin hakkını yiyen, kendi partisinin en yetkili isimlerinin beyanlarıyla 'Ankara'yı parsel parsel sattı, FETÖ'ye peşkeş çekti' denen kişilerin işaretleriyle, mesajlarıyla, sosyal medya mesajlarıyla haber verilen yeni, başka bir kumpas girişimini tam da işaret edildiği bir dönemde Bursa'da benzer bir operasyonla karşı karşıyayız. Şunu çok net söylüyorum: Mustafa Bozbey, Sayın Erdoğan'ın yakasına rozet takmasını kabul etseydi ve AK Parti'ye geçseydi bugün bu operasyonla karşılaşmazdı. Tecrübeyle sabit. Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı yakasına Cumhurbaşkanı'nın elinden rozeti taktı, AK Parti'ye kapağı attı ve soruşturmadan kurtuldu. Kurtulduğu gibi, daha başka taleplerini de hayata geçirmeye başladığını görüyoruz.
'Bizim Mansur Yavaş'tan hiçbir tereddüdümüz yoktur'
Bugün Türkiye'deki tablo budur. 'Ankara'yla ilgili de bunlar söyleniyor' deniyor. Evet. Şöyle söylüyorlar. Olacak anlamında evet değil. Bizim Sayın Mansur Yavaş'tan da hiçbir tereddüdümüz yoktur. Sayın Mansur Yavaş sadece CHP'lilerin gönlüne girmiş bir belediye başkanı değildir. CHP'li olsun olmasın Sayın Ekrem İmamoğlu gibi, diğer başkanlarımız gibi birçok siyasi partiye gönül vermiş insanların bile oy verdiği, destek verdiği ve belediye başkanı olarak hizmet etmesinden, Türkiye ile ilgili sorumluluk almasından mutluluk duyduğu, duyacağı bir siyasetçi. Kendine güveni tam ve bu çerçevede Ankara'da kendinden önceki dönemin bütün yolsuzluklarını soruşturan, kendi dönemiyle ilgili de sütte leke olacak şekilde en ufak bir ima dahi olduğunda belediye içerisinde teftiş kurullarını çalıştırıp bununla ilgili kendisi olayın üzerine giden, helal süt emmiş, haramla hiçbir iştigali olmamış bir siyasetçimiz, belediye başkanımız.
'Mansur Yavaş'a operasyon yapamazlar'
Evet rahatsızlar çünkü Ankara'yı kaybetmekten rahatsızlar. Tıpkı İstanbul'da olduğu gibi. Siyasette potansiyel bütün seçenekleri tüketerek ancak kendi iktidar ve ikballerinin garanti altında olacağını sanan bir siyaset aklı çalışıyor iktidarda. Bu nedenle ben meseleyi normalleştirmeyi doğru bulmuyorum. O yüzden Mansur Yavaş'a herhangi bir operasyon yapabilirler demiyorum. Yapamazlar, yapamayacaklar. Bizler siyasetçiler olarak 'Evet, onu da yaparlar. Evet, bunu da yaparlar' demeye başladığımız andan itibaren bu hukuk dışılıkları olumlamamakla beraber normalleştirmenin de önünü açarız. Yapamazlar. Öbür arkadaşlarımızı haksız yere soruşturmalar yaptılar. Mansur Yavaş'a yapmak isteyebilirler ama yapamazlar. Yaptıkları anda bütün bu attıkları adım sonuçta milletin sandığına, milletin duvarına çarpacaktır ve ellerinde patlayacaktır.'





