Haber: Zuhal ÇİLOĞLAN
(İSTANBUL) - Casusluk Davası'nda söz alan gazeteci Merdan Yanardağ, iddianameye tepki göstererek, 'Sahte belgeler var. Bir ülkenin Cumhuriyet Savcılığı sahte belge koyabilir mi? Verilmemiş ifadeleri verilmiş gibi gösterebilir mi? Çarpıtabilir mi?' dedi. Necati Özkan da 'Lütfen bu zulme son verin. Beni, Ekrem Bey'i ve Merdan Bey'i lütfen bir an önce tahliye edin ve hızla beraat ettirin' diye konuştu. Hüseyin Gün ise 'Bu dosyada benimle birlikte yargılanan hiç kimseye casusluk iftirası atmadım, atmam' savunmasını yaptı.
CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu, gazeteci Merdan Yanardağ, İmamoğlu'nun siyasi danışmanı Necati Özkan ve Hüseyin Gün hakkında 'siyasal casusluk' suçlamasıyla açılan dava, İstanbul 25. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından Silivri'deki Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu yerleşkesinde bulunan 4 No'lu duruşma salonunda görülüyor.
Duruşma savcısının, sanıkların tutukluluk halinin devamına karar verilmesine ilişkin talebiyle ilgili söz alan gazeteci Merdan Yanardağ, siyasi bir iddianame ile karşı karşıya bulunduklarını söyledi.
Dün yaptığı savunmayı, deyim yerindeyse bir karşı iddianame olarak yaptığını belirten Yanardağ, 'Ben 12 Eylül mahkemelerinde yargılandım; 12 Eylül döneminde bile böyle bir iddianame yoktu. O dönem iddianamelerinde hiç değilse bir kanıt olurdu. Bir iç savaş döneminden çıkmış bir ülkede, o eylemlerde yer alan insanlar kendilerinin tarihsel olarak meşru bir iş ve eylem içinde olduklarını, devrimci bir eylem içinde olduklarını düşünüyor ve buna inanıyorlardı. Herkes siyasi savunmasını yaptı ve oradan onuruyla çıktı' dedi.
'SAHTE BELGELER VAR. BİR ÜLKENİN CUMHURİYET SAVCILIĞI SAHTE BELGE KOYABİLİR Mİ?'
Bu iddianamenin ise gerçek anlamda bir siyasi savunmayı bile hak edecek donanıma, niteliğe ve içeriğe sahip olmadığını savunan Yanardağ, 'Bir kere dili bozuk, Türkçesi bozuk. Sahte belgeler var. Bir ülkenin Cumhuriyet Savcılığı sahte belge koyabilir mi? Verilmemiş ifadeleri verilmiş gibi gösterebilir mi? Çarpıtabilir mi? Mesela benim Hüseyin Gün'le bir WhatsApp mesajımın yarısını alıp yarısını almamak olabilir mi? Hüseyin Gün mesajında, 'CHP videolar hazırlamalı, sosyal medya mesajları paylaşmalı' diyor. Baş tarafını kesmişler; sanki bana talimat vermiş gibi bir anlam çıkıyor. Ayıp. Gerçekten ayıp. Adında 'Cumhuriyet' kavramının olduğu tek müessese Cumhuriyet Savcılığı'dır. Bu dosyada anlaşılan şu: Hüseyin Gün bir itirafçı olmaya zorlanıyor, yoğun ve ağır bir baskı altında. Dün burada ifadesini dinlediğimde bunu gördüm. Bize karşı kışkırtılmış, biz aleyhimize ifade vermeye zorlanmış' ifadelerini kullandı.
'BURADA BİR GAZETECİLİK BAŞARISI VAR, BİR İRADE VAR'
Merdan Yanardağ, şöyle konuştu:
'Ne yapılmaya çalışılıyor biliyor musunuz? 'Televizyonun finansman kaynağı ne?' sorusuna cevap aranıyor. Çünkü onlar bir gazetecilik başarısının böyle bir sonuç doğurabileceğine inanamadılar. Cezalarla geldiler, soruşturmalarla geldiler. Hakkımızda çok sayıda soruşturma var. RTÜK cezalarıyla, mali ambargolarla geldiler. Reklam veren firmalara vergi müfettişleri göndererek televizyon yayınlarını engellemeye çalıştılar. Anayasal güvence altında olan basın ve ifade özgürlüğü ağır ve vahim biçimde ihlal edildi. Bildiğim kadarıyla televizyona el konulmasında casusluk maddesi yok. Benim sicilim dökülmüş; bunların tamamı basın suçlamalarıdır ve hiçbirinden sabıkam yok. Burada ağır bir basın ve ifade özgürlüğü ihlali var, düşünce özgürlüğü ihlali var. Bir finansman kaynağı aranıyor. Ama şunu görmediler: Burada bir gazetecilik başarısı var, bir irade var. Deyim uygunsa bu cumhuriyetçi bir iradedir, devrimci bir iradedir, yurtseverlik iradesidir; mesleğe ve gerçeğe sadakattir.
Daha sonra, casusluk suçunda aslında etkin pişmanlık olmamasına rağmen savcılık 'Etkin pişmanlıktan yararlan' diyor. Dün avukatlarımız da söyledi. Anladığım kadarıyla Hüseyin Gün'ün ifadesinde etkin pişmanlık başvurusu yok; etkin pişmanlık bağlamında ifade verdiğinin farkında da değil. Kendisine bir şey söyleniyor, o da 'Lehime bir durum varsa yararlanmak isterim' diye cevap veriyor. Dosyanın kurgusu bu kadar zayıf.
Bir şoföre 'TELE1'e para götürdüm' dedirtiyorlar. Oysa Sayın Hüseyin Gün'ün ifadesinde önemli miktarda para gönderdiğine ilişkin bir beyan yok. Kendisi de 'Ben para göndermedim' diyor. Ama yaratılmak istenen hava şu, 'TELE1'in finansman kaynağı ne olabilir?' TELE1'in finansman kaynağı TELE1'in izleyicileridir. Dünyada da bunun örnekleri vardır. Bu halkçı, toplumcu bir finansman modelidir.
'BU CASUSLUK DAVASINDA BİR MİT DEĞERLENDİRMESİ NEDEN YOK?'
Böyle bir ortamda biz geldik, burada yargılanıyoruz. Peki karşımızda ne var? Şunu sormak istiyorum: Neden bu casusluk davasında bir MİT değerlendirmesi yok? Burada yargılanan insanlar sıradan insanlar değil. Burada Cumhurbaşkanı adayı var; önce 15,5 milyon, sonra 25,5 milyon insanın desteğini almış bir isim var. Burada TELE1 var, Merdan Yanardağ var, Necati Özkan var, Hüseyin Gün var. Neden 'Burada casusluk faaliyeti var mı yok mu?' diye bir MİT raporu yok?
'HÜSEYİN GÜN, BUGÜN MİT BAŞKANI OLAN KİŞİYİ 16 YIL ÖNCE RESTORANINA GÖTÜRMÜŞ'
Üstelik Hüseyin Gün, bugün MİT Başkanı olan kişiyi 16 yıl önce restoranına götürmüş. Yanında dönemin Dışişleri Bakanı, Avrupa Birliği'nden sorumlu devlet bakanı Egemen Bağış, Hazine Bakanı olduğunu zannettiğim Kürşat Tüzmen, Avrupa Birliği Parlamenterler Grubu Kürt Heyeti Başkanı olan bir milletvekili ve başka isimler var. Peki neden bir MİT raporu yok? İnsan bunu merak ediyor. Şimdi burada Türkiye bizi izliıyor. Mahkeme Türk milleti adına karar veriyor. Tutun ki Türkiye'nin yarısı biziz; güveniyor, inanıyor, bizi kendi gazetecisi, kendi siyasal temsilcisi, kendi lideri ve geleceğin cumhurbaşkanı olarak görüyor. İnşallah da buradan cumhurbaşkanı olarak çıkacak. Buradan çıkacak karar toplumsal barışı derinden etkileyecektir. Çünkü bu iddia, halkın bir bölümünü diğer kesimine karşı kin ve düşmanlığa tahrik ediyor. Bu bir suçtur ve bunun hesabını verecekler. Kanıt mı? Kanıtın kendisi bu iddianamedir. Bu iddianamede yalan var.'
'İDDİANAMENİN ÖZETİ; 'İMAMOĞLU'NU İÇERİDE TUT, YANARDAĞ'IN MALINA EL KOY'
Ardından söz alan Necati Özkan, bu davada tek bir çıkar amacı bulunduğunu belirterek, 'O çıkarı gerçekleştirebilmek için bu iddianame hazırlanmış ve bu çıkar bize şunu söylüyor: 'Ekrem İmamoğlu'nu içeride tut, Merdan Yanardağ'ın malına el koy.' Özeti bu' dedi.
Burada bir siyasi dava görüldüğünü, yapmadıkları bir eylemden dolayı kendilerini savunmak zorunda kaldıklarını belirten Özkan, şunları kaydetti:
'Dün de söylemiştim, olmayan bir koyundan çift post çıkarma çabası bu. Hem İBB davası hem casusluk davası. İkisinin anlatmaya çalıştığı şey de aynı ve ikisi de dayanaksız. İkisinde de herhangi bir delil yok; Sayın Savcı'nın yorumları var, o kadar. O yorumların hiçbirisi hiçbir tanığın ifadesine, hiçbir sanığın ifadesine, hiçbir delile, hiçbir gizli tanığın ifadesine falan da dayanmıyor. Tümüyle mücerret yorumlar. Burada delile dayanmadan, ispata dayanmadan 'senden şüpheleniyorum, seni tutukluyorum' kafası var. Adalet yoksa hiçbirimizin uyacağı ve onaylayacağı bir irade de söz konusu olamaz. Adaletin olmadığı bir iradeye hiç kimsenin boyun eğme ihtimali de kalmaz. Adaleti olmayan bir iradeye karşı durmak da bir vatandaşlık ve insanlık görevi olur. Dolayısıyla biz sizden, Sayın Mahkememizden sadece adalet istiyoruz, başka bir şey istemiyoruz. Adaletin gecikmesinin kimse adına bir faydasının olmadığını da söylemek istiyorum. Bir Anglosakson deyişi vardır: 'Bir masum içeride kalacağına 99 suçlu dışarıda gezsin evladır' derler. Tek bir masuma zulmetmenin bütün bir toplumu çürütmekle eş anlama geldiğini söylerler. Ben masumum Sayın Başkanım, Sayın Heyet. Türkiye Cumhuriyeti Devleti aleyhine hiçbir bilgi, belge toplamadım; hiç kimseye vermedim. Bununla ilgili hiçbir delil yok, hiçbir beyan yok bütün bu davanın ve dosyanın içeriğinde. Lütfen bu zulme son verin. Beni, Ekrem Bey'i ve Merdan Bey'i lütfen bir an önce tahliye edin ve hızla beraat ettirin.'
GÜN: 'İFADEMİN 'ETKİN PİŞMANLIK' KAPSAMINDA SAYILMASI SAVCININ DEĞERLENDİRMESİDİR'
Hüseyin Gün'ün de bu duruşmanın ilk celsesinde, İmamoğlu'nun vekillerinin tarafına yönelttiği örgüt yöneticiliğine ilişkin soruya, bu casusluk davasıyla bir irtibatı olmadığını düşündüğü için cevap vermediğini, susma hakkımı kullandığını söyledi. Ancak daha sonra avukatının da değerlendirmesiyle, savunmasının bütünlüğü açısından bu soruya cevap vermek istediğini belirterek, şöyle konuştu:
'Ben bir örgüt yöneticisi değilim. Örgüt kurmadım, herhangi bir örgütün üyesi de değilim. Aynı zamanda varlığı ileri sürülen bir örgüte bilerek yardım etmiş de değilim. Gerek emniyette verdiğim ifadede gerekse huzurunuzda yaptığım savunmada bildiklerimi devlet terbiyesi ve haysiyeti içinde, tüm samimiyetimle aktardım. Bunun altını özellikle çiziyorum: Bu dosyada benimle birlikte yargılanan hiç kimseye casusluk iftirası atmadım, atmam. Bu beyanlarım, soruşturma savcılığınca olayın aydınlanmasına katkı sağlayacağı düşünülerek 'etkin pişmanlık' kapsamında değerlendirilmiştir. Bu tamamen savcılığın hukuki değerlendirmesidir; ben de bu değerlendirmeyi kabul ettim. Zaten Sayın Başkan, ben emniyetteki ifademde ne örgüt yöneticisi olduğumu ne casus olduğumu ne de casusluk suçunu işlediğimi ikrar ettim. Olmayan bir şey var olamaz.'
Duruşma, sanık avukatlarının mütalaaya karşı beyanıyla devam ediyor.