Gündem

CHP-Anahtar Parti görüşmesi... Özgür Özel: 'Orban kaybederken onu destekleyen bütün tek adamlar da kaybetti'

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu ile yaptığı ara seçim gündemli görüşmenin ardından, Macaristan seçimlerinin sorulması üzerine, 'Dün akşam Macar halkı demokrasiyi seçti. Macaristan'daki seçim herhangi bir siyasi seçim değildi. Adeta bir referandumdu. Bir otokrat gitti. Orban kaybederken Trump da kaybetti. Orban kaybederken onu destekleyen bütün tek adamlar kaybetti. Türkiye'de de önümüzdeki seçimin demokrasiyle otokrasi arasında yapılacağı son derece aşikar. Macar halkının demokrasiden yana gösterdiği tutumun bir benzerini ülkemizde de demokrasiden ve güçlü bir Meclis'ten yana milletin göstereceğine inancımız tamdır' dedi.

(İSTANBUL) - CHP Genel Başkanı Özgür Özel, Anahtar Parti Genel Başkanı Yavuz Ağıralioğlu ile yaptığı ara seçim gündemli görüşmenin ardından, Macaristan seçimlerinin sorulması üzerine, 'Dün akşam Macar halkı demokrasiyi seçti. Macaristan'daki seçim herhangi bir siyasi seçim değildi. Adeta bir referandumdu. Bir otokrat gitti. Orban kaybederken Trump da kaybetti. Orban kaybederken onu destekleyen bütün tek adamlar kaybetti. Türkiye'de de önümüzdeki seçimin demokrasiyle otokrasi arasında yapılacağı son derece aşikar. Macar halkının demokrasiden yana gösterdiği tutumun bir benzerini ülkemizde de demokrasiden ve güçlü bir Meclis'ten yana milletin göstereceğine inancımız tamdır' dedi.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, ara seçim gündemiyle çıktığı siyasi parti turu kapsamında DEM Parti, TİP, EMEP, İYİ Parti, Gelecek Partisi, Yeniden Refah Partisi, Demokrat Parti, DEVA Partisi, Zafer Partisi ve SOL Parti'nin ardından bugün Anahtar Parti İstanbul İl Başkanlığı'nı ziyaret ederek Genel Başkan Yavuz Ağıralioğlu ile görüştü.

Ziyarette Özel'e; CHP Genel Başkan Yardımcıları Gökan Zeybek ve Evrim Rızvanoğlu ile CHP İstanbul İl Başkanı Özgür Çelik'ten oluşan CHP heyeti eşlik etti. Ağıralioğlu, Özel ve beraberindeki heyeti kapıda karşıladı. Saat 15.00 itibarıyla başlayan görüşme, yaklaşık 50 dakika sürdü. İki lider görüşmenin ardından ortak basın açıklaması düzenledi.

Özel, şunları söyledi:

'İran'da hem çocuklar hem kadınlar öldürülüyor. Amerika ve İsrail, İran'a haksızca, hukuksuzca, uluslararası hukuku hiçe sayarak bir operasyon düzenledi. Ateşkes ümitleri vardı. O da boşa çıktı. Şu anda hem yeniden İran'da Müslümanların kanının döküleceği bir çatışma ortamı gündemde hem bütün dünyada olan ama en çok Türkiye'yi etkileyen savaşın yarattığı sorunlar var. Petrol fiyatları yükseldiğinde bu bütün dünya ekonomileri için risk. Ama kırılganlığın boyutu, sizin bu meseleye ne kadar hazır olduğunuzla ilgili.

'Mehmet Şimşek, 'CHP'li belediyelerin başarı hikayesi yarım kalsın' ümidiyle bir darbe yaptıklarını itiraf ediyor'

18 Mart akşamı kalkıp devletin verdiği 31 yıllık diplomayı iptal edince millet diyor ki 'Bu devletin verdiği diploma inkar ediliyorsa elimdeki hisse senedinin yarın iptal edilmeyeceği ne malum? Satayım onu.' Borsa düşüyor. Veya 'Bu ülkede ana muhalefet partisinin üst üste üç kez kazandığı İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı'na operasyon yapılıyorsa, 'Benim ne işim var burada? Dolar alıp gideyim' diyor. Ve bu 'çoklu şoklar dönemi bize 60 milyar dolara mal oldu geçen sene' diyor. Bu doğru. İran Savaşı'nda aldığı tedbir; petrol fiyatlarının doğrudan pompaya yansımaması için bizim önerdiğimiz eşelmobil sistemini dörtte üç oranında uyguladı. Gıda fiyatlarında inanılmaz enflasyon başladı. Yetmezmiş gibi, kendi belirledikleri elektrik ve doğalgaza yüzde 25'er zam yaptılar. Türkiye yeni bir enflasyon şokuyla karşı karşıya. Mehmet Şimşek itiraf ediyor ki 'Biz burada lazım olan parayı, geçen sene Ekrem İmamoğlu cumhurbaşkanı adayı olamasın ya da İstanbul'daki, Türkiye'deki CHP'li belediyelerin başarı hikayesi yarım kalsın ümidiyle bir darbe yaptık. Orada harcadık' diyor. Şimdi bu durumda CHP'nin Ekonomi Eşgüdüm Konseyi'nin hazırlamış olduğu bir raporu, Sayın Genel Başkanımıza arz ettik.

'Ayakkabı kutularının partisi, bize siyasi ahlak konusunda ahkam kesmeye çalışıyor'

Ankara'daki ziyaretlerde bolca dile getirmiştik, kendi seçmeni nezdinde dahi, hatta kendisinin kurucuları nezdinde dahi herhalde yolsuzluklar ya da belediyede yapılan iş ve işlemlerde kamunun zarara uğratılması noktasında, eğer birileri bu konuda ün sahibiyse bunun AK Parti belediyeciliği olduğu konusunda bir mutabakat var. Tekerleme olmuş; 'Melih Gökçek yargılanmadan hiçbir belediye başkanı yargılanamaz' diyorlar. Partinin üç kurucu liderinden bir tanesi, 'Parsel parsel Ankara'yı sattın. Ağzımı açma, bir konuşursam insan içine çıkamazsın' diyor. Ve herkes biliyor ki AK Parti belediyeciliği kurulmuş ve yüzdelerin konuşulduğu belediyecilikken CHP'li bir tek belediye başkanının ne evinde ne maalesef o son derece acımasız babalarının evlerinin bahçelerinin kazılmasına kadar ne yurt içinde ne yurt dışında bir hesapta, bir yerde kör bir kuruş bulunmamışken; ayakkabı kutularının partisi, elbise torbalarının içinde dolar taşıyanların partisi, önce 'Bunları FETÖ koydu' deyip sonra faiziyle geri alanların partisi, Başbakan'ı 'Hırsızlık yapsan kardeşim olsa kolunu koparırım' deyip dört bakanı Yüce Divan'a yollayacakken Erdoğan'ın Başbakan'ın siyaseten kafasının koparıldığı parti; bugün gelmiş bize siyasi ahlak konusunda ahkam kesmeye çalışıyor.

'Siyasi yelpazenin en sağından en soluna Siyasi Etik Yasası'ndan çekinen kimseyi görmedik ama iktidar partisinden çıt yok'

Biz de diyoruz ki ne belediye meclis üyesi dışarıda kalsın ne belediye başkanı ne milletvekili ne genel başkan ne bakan ne cumhurbaşkanı; hepimizin mal varlıkları, yakınlarımızla bir açıklansın ki biz zaten verdik ve bu mallar nasıl edinilmiş bakılsın. 'Ben siyasete fakir girdim. Yarın zenginleşirsem demek ki çalmışım' diyenler çalmadıklarını izah etsinler. Burada özgüvenimiz yüksek diyoruz ve Siyasi Etik Yasası'nı bir an önce çıkarmayı teklif ediyoruz. Her iki Genel Başkan olarak partilerimizin bu konudaki tutumlarını bir kez daha karşılıklı teyit etmiş olduk. Ama bu konuda nereye gitsek, yani siyasi yelpazenin en sağından en soluna kadar Siyasi Etik Yasası'ndan hiç çekinen kimseyi görmedik. Ama iktidar partisinden çıt yok. Demiyorlar ki, 'Tamam kardeşim. Getirin, görelim. Madem bu kadar güveniyorsunuz gelin, hepimizin gelmişine, geçmişine, bugününe, yarınına, dününe birlikte bakalım.' Hiç bunu söyleyen yok. Duymuyorlar, tamamen sessizler. Yani bu kadar AK Parti'de her konuda bol bol konuşmayı seven arkadaşlar, 'Siyasi Etik Yasası'na biz de varız' demiyorlar mı? AK Parti'nin Sayın Sözcüsü bu konuda bir şey demiyor mu? Sayın Erdoğan bir şey demiyor mu? Bunu buradan bir kez daha ifade etmiş olayım.

'Bu seçim bölgelerinin tamamında milletten son yetki aldığınızda birinci partiydiniz' 

Anayasa 78 diyor ki 'Boş olan seçim bölgeleri için seçim yapılır.' Biz de diyoruz ki 'Bakın ne teklif ediyoruz?' Hatay'ın durumu tartışmalı. Can Atalay'ın durumu, Aziz Nesin'in Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz gibi olabilir. 'Ara seçim' deyince, 'Boşalmadı' diyorlar. E doluysa getir. Silivri'de tutuyorlar. Ama eğer boş kabul ediyorsanız orası için Can Atalay'ın durumu münasiptir ama sorduğumuz şey şu: Hatay'da bir, Afyon'da bir, Kastamonu'da bir, Kırıkkale'de bir, Adıyaman'da bir, Kocaeli'de bir ve İstanbul birinci bölgede iki milletvekilliği boş. Bu seçim bölgelerinin tamamında bu milletten son yetki aldığınızda, 2023'te, yani ağız dolusu enflasyonu tek rakama indireceğinizi ya da bizim vaat ettiğimiz gibi bundan sonra memur alımlarında mülakatı kaldıracağınızı, asgari ücrete yılda enflasyon tek hanenin üstündeyse en az üç kez daha ayarlama yapacağınızı söylediğiniz ve bunları söyleyerek oy aldığınız o seçimde, bu yedi seçim çevresinde de birinci partisiniz.

'Sandığı namusu bilen insanlara, 'Bir kez oy ver, sonra beş yıl kenara çekil' diyemezsiniz'

Biz diyoruz ki 'Gelin, buralarda Anayasa'ya uygun seçimi yenileyelim.' 'Gündemimizde yok' diyor. Sadece Murat Kurum'u istifa ettirebilmiştiniz. 'Diğer bakanlar mahsur kaldı' diyordunuz Meclis'teki oran orantı için. Yedi tane daha milletvekili, sekiz tane daha milletvekili imkanı var. Birinci partiydiniz ya. Hadi. Hani diyorsunuz ya 'AK Parti toparlandı. Yeniden birinci parti oldu.' Size Adıyaman'da, Kastamonu'da, Kırıkkale'de, Afyon'da, Hatay'da, Kocaeli'de ve İstanbul'da, 'Hodri meydan. Hadi, çıkın ve bu seçimi kazanın' diyoruz. Cesaretiniz varsa yerel seçimlerden beri birinci parti olan CHP'nin karşısına çıkın. Mesele CHP de değildir. Mesele tam olarak bu milletin karşısına çıkmaktır. Siz şöyle bir şey dayatıyorsunuz: 'Bir kez oy verin, sonra beş yıl kenara çekilin.' Anadolu'nun, Cumhuriyet'in en önemli kazanımı, sandığı kendi namusu gibi bilen insanlara bunu diyemezsiniz. Anayasa diyor ki 'Bu insanlar hiç değilse ara seçimde sözlerini söyleyecekler.' Bu seçimden Demirel kaçmadı, Ecevit kaçmadı, Erbakan kaçmadı, Türkeş kaçmadı, Özal kaçmadı. Yapılan ara seçimlerle Ecevit, ara seçim sonucundan sonra genel seçimlere gitmeye zarar verdi. Özal ara seçimleri kaybetti, Demirel'in iktidarının önü açıldı. Ama sözü millet söyledi.

''Anayasa tanımam' diyorsanız bunun da bir maliyeti var. Bu millet sandıktan iradesini gasp edeni unutmaz'

İç politikada, dış politikada, ekonomide; her alanda taahhüdünün tam tersi işler yapan bir iktidar şimdi milletin karşısına çıkmaktan kaçıyor. Elbette ara seçim anayasal zorunluluk, Meclis Başkanı'nın yükümlülükleri var bu noktada, gideceğiz, konuşacağız ve bir şekilde bu milletin önüne sandık gelmesini zorlayacağız. Yok, 'Anayasa tanımam. 77'nci maddeye göre seçilirim. Ama 78'inci maddeye gelince uymam Anayasa'ya' diyorsanız bunun bir maliyeti var. Bu millet sandıktan kaçanı, iradesini gasp edeni unutmaz. Bursa'da, Aydın'da nasıl millet iradesi çalındı diye sandığa 'ya sabır' çekerek bekliyorsa seçmen, İstanbul'da 13 bin farkı nasıl 806 bin yaptıysa bundan sonra da seçmen sandık için gün bekliyor ve 'ya sabır' çekiyor.

'19 Mart darbesinden sonra millet iftiralara inanmış mı, yoksa CHP her geçen gün daha da güçleniyor göreceğiz'

Anahtar Parti'nin İstanbul İl Başkanlığı'ndan bir kez daha, İstanbul birinci bölgede kaçınılmaz olarak ama Sayın Erdoğan'ın cesareti varsa İstanbul'un tamamının da bu işin içine girmesi son derece mümkün. Artık 19 Mart darbesinden sonra, millet bu iftiralara mı inanmış, yoksa CHP her geçen gün daha da mı güçleniyor, milletin bu iktidardan kurtulmak için tüm alternatifleri en iyi şekilde değerlendirdiği bir sürecin mi içindeyiz; bunların hepsini görmek üzere bakıyoruz. Ara seçim gündeminde de bu ara seçimde sandığın gelmesi birinci önceliğimiz. Her seçim bölgesinde mutlaka adayımız olsun, biz olalım, biz kazanalım; böyle iddialarımız yok. Hatay'da hak yerini bulacaktır. Kocaeli'de münasip olana herkes doğru bir şekilde yaklaşacaktır. Onun dışında AK Parti bu sandıktan kaçmadıktan sonra, millet sözünü sandıkta söyleyecektir.'

'Kimseye kapı kapatmak haddimize değildir. Günü geldiğinde bunların hepsi değerlendirilir'

Özel ve Ağıralioğlu, açıklamalarının ardından basın mensuplarının sorularını yanıtladı. Özel, 'Önümüzdeki seçimlerde CHP ve Anahtar Parti arasında bir ittifak olur mu? Geçen sene aslında kapıyı kapatmıştınız ama şu anki şartlara bakıldığında son durum nedir' sorusuna şu yanıtı verdi:

'Kimse kimseye kapı kapatmaz. Hele hele Anahtar Parti'nin sembolü anahtar, kapalı kapıları açmak için kurulmuş. O yüzden kapı kapatmak ayrı. Ama ben şunu mahsurlu görüyorum şu açıdan: Eskiden Türkiye'de seçimler yapılırdı. Bir parti tek başına iktidar olursa olurdu. Olmazsa 40 gün süreyle koalisyon görüşmeleri olurdu. Şimdi öyle bir ucube sistem getirdiler ki seçimler yapılıyor. Bir sonraki seçime kadar koalisyon görüşmeleri ve memleketin o kadar sorunu varken herkesin de kendi durduğu yerden bu sorunlara o kadar özgün çözüm önerileri varken ve herkes kendisini seçmene özgürce izah edip ona göre en iyi reaksiyonu alması gerekiyorken ve konuşulacaksa eğer seçim işbirlikleri, seçim havasına girildiğinde konuşulması gerekiyorken bütün gündeme sis etkisi yapıyor. İttifaklar, ittifaklar, ittifaklar... Onun için hem biz hem Anahtar Parti hem diğer siyasi partilerin millete kendi durumlarını en net şekilde izah ettikleri, çözüm önerilerini sundukları, milletin takdirini kazanmaya çalıştıkları bir süreci herkesin doğrudan yaşaması gerekir. Ama seçim sath-ı mailine gelindiğinde, ittifaklara zaten siyasi partiler değil, bazen millet zorlar. Çünkü bir değişim için, bir ittifaka ihtiyaç varsa o zaman herkes oturur, kendi pozisyonunu değerlendirir, en doğru kararı verir. Böyle düşünüyoruz. Yoksa öyle bizim kimseye kapı kapatmak da haddimize değildir. Siyaset konuşmayarak değil; konuşarak, el sıkışarak ve memleket için birlikte sorumluluk alınarak yapılacak bir süreçtir. Günü geldiğinde bunların hepsi değerlendirilir.'

'Kemal Bey hiçbirimizi öyle görmezden gelmez'

Özel, Cindoruk'un cenazesine katılan CHP'nin önceki Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun kendisinin elini sıkmamasının sorulması üzerine, şunları söyledi:

'Kemal Bey'in öyle selamsızlık gibi bir durumu normalde yok. Bir cenaze ortamı, çok kalabalık. Bir de her girene haklı olarak ki Sayın Genel Başkan'ın müdahalesiyle o iş düzeldi, arkada bir bariyer koymuşlar Meclis Başkanı katılacak diye. Hüsamettin Cindoruk gibi devlet töreni istemeyip millet töreni isteyen birinin cenazesinde vatandaşı protokolün olduğu yere sokmuyorlar. Bağırış, çağırış vardı. Kemal Bey hiçbirimizi öyle görmezden gelmez, geçmez. Zaten yani her fırsatta görüşüyoruz, konuşuyoruz. Onun o anda dini tören ve ortamın aşırı kalabalıklığı yüzünden olacak bir dalgınlıktır. Onun dışında aslında asla Kemal Bey'den böyle bir şey beklemeyiz.'

'Orban kaybederken onu destekleyen bütün tek adamlar da kaybetti'

Özel, Macaristan seçim sonuçlarının sorulması üzerine ise şu değerlendirmeyi yaptı:

'Dün akşam Macar halkı demokrasiyi seçti. Macaristan'daki seçim herhangi bir siyasi seçim değildi. Adeta bir referandumdu. Bir yanda her geçen gün demokrasiyi aşındırarak ve gitgide ülkeyi tek başına yöneterek denetleyen, düzenleyen, kendi gücünü kısıtlayan tüm kurumları ortadan kaldırıp denetimsiz şekilde tek başına ülkeyi yöneten birisine Macaristan elbette genel seçimdi ama bir referandum refleksiyle demokrasiyi seçti. Bir otokrat gitti. Dün akşam Orban kaybederken Trump da kaybetti. Orban kaybederken onu destekleyen bütün tek adamlar da kaybetti. Türkiye'de de önümüzdeki seçimin demokrasiyle otokrasi arasında yapılacağı son derece aşikar. Maalesef Macaristan'ın yaşadığı süreçlerle, Türkiye'nin yaşadığı süreçler birbirine çok benziyor. Özellikle hem orada ilan edilen bir OHAL ve OHAL kararnamelerinin yarattığı sorun, burada ilan edilen bir OHAL, OHAL'de değiştirilen bir Anayasa, OHAL yetkilerinin kalıcılaştırdığı yasalar ve yine kararnamelerle yönetilen bir ülke ve işlevsizleştirilen bir Meclis ile karşı karşıyayız. Macar halkının demokrasiden yana gösterdiği tutumun bir benzerini ülkemizde de demokrasiden ve güçlü bir Meclis'ten yana milletin göstereceğine inancımız tamdır. Meşruiyeti Trump'ta arayanların, milletten güç alamayıp da Trump'tan güç almaya çalışanların ve 'Trump beni destekleyecek' diye Trump'ın yaptığı İsrail'deki Gazze planına bile karşı çıkmayıp hatta Gazze planı konusunda Trump'ın Netanyahu ile aynı masaya Dışişleri Bakanı'nı oturtanların, İran'daki kız çocuklarının bombardımanda ölmesine dahi Amerika'ya tepki gösteremeyenlerin beklentileri beyhudedir. Aslolan söz sahibi millettir. Millet ne derse o olacaktır. Türkiye'de de millet bulduğu ilk sandıkta demokrasiye dönecektir.'