(İSTANBUL) - CHP Genel Başkan Yardımcısı Güldem Atabay, CHP'nin Şişli Kiptaş Halaskar Gençlik ve Yaşam Merkezi'nde düzenlenen Tüketilme ve Yoksullaştırma Politikalarına Karşı 34. Kent Yoksulluğu Buluşması'nda yaptığı konuşmada, 'Yerel yönetimler bir demokratik gerçekliktir. Buradan sosyal yardımları koparamazsınız. Bunu kopardığınız, başka bir yere getirdiğiniz zaman ekonomiler etkilenir, yoksullaşma artar. Ve demokrasinin kan kaybetmesi, birçok ülkede olduğu gibi Türkiye'de yoksulları arttırır. Kent yoksulluğu, kırsal yoksulluğu, çalışan yoksulluğu, öğrenci yoksulluğu, beyaz yaka yoksulluğu, mavi yaka yoksulluğu bütün bunlar artar. Demokrasisizleştirmeden başlayıp, ekonomiyi bunun aracı haline getirdiğiniz zaman işte geldiğimiz nokta da bu olur' dedi.

CHP'nin Tüketilme ve Yoksullaştırma Politikalarına Karşı 34. Kent Yoksulluğu Buluşması, Şişli Kiptaş Halaskar Gençlik ve Yaşam Merkezi'nde yapıldı. Etkinliğe CHP Ekonomi Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Güldem Atabay, CHP Şanlıurfa Milletvekili Mahmut Tanal, CHP İstanbul İl Başkan Yardımcısı Sinan Karaca Öztürk, CHP Beşiktaş İlçe Başkanı Mehmet Arslan, CHP Şişli İlçe Başkanı Canercan Kartal, DİSK eski Genel Başkanı Süleyman Çelebi, STK temsilcileri katıldı.

İBB Meclis Üyesi Plan ve Bütçe Komisyonu Başkanı Doç. Dr. Oğuz Demir'in moderatörlüğünde gerçekleştirilen panelde konuşan CHP Ekonomi Politikalarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Güldem Atabay, 'Dünyada kent yoksulluğu bir gerçek ve bununla mücadele yöntemleri var. Cumhuriyet Halk Partisi bu yöntemlerin çok önemli işlerini, çok büyüklerini aslında özellikle İstanbul özelinde 2019'dan bu yana uyguladığı için zaten hedefte. Uyguladığı için seçmen desteğini alıyor; başarılı bir şekilde uyguladığı ve Türkiye'ye yaydığı için de Türkiye çapında genişliyor' dedi.

Atabay, belediyelere yönelik kayyum uygulamalarının şehirlerdeki yoksulluğa karşı atılmak istenen adımların önünü keserek 'yoksulluğu sertleştirdiğini' belirtti. Atabay, Güneydoğu'da belediyelerdeki kayyum uygulamalarını, 'Kayyum geliyor, oradaki sosyal yardımlar kadınlara, çocuklara, eğitime, ulaştırmaya yönelik ne varsa onların önüne bir blok koyuyor, dışarıdan gelen birtakım büyük projelere finansman sağlıyor ve belediye bütçeleri faiz ödeyen, yatırım ödeyen bütçeler haline dönüşüyor' ifadeleriyle anımsatan Atabay Belediye Başkanı Resul Emrah Şahan'ın tutuklanarak görevden uzatlaştırmasının ardından kayyum atanmasıyla birlikte benzer bir durumun Şişli'de de görüldüğünü anlattı.

Güldem Atabay, 'Yerel yönetimler bir demokratik gerçekliktir. Buradan sosyal yardımları koparamazsınız. Bunu kopardığınız başka bir yere getirdiğiniz zaman ekonomiler etkilenir, yoksullaşma artar. Ve demokrasinin kan kaybetmesi, birçok ülkede olduğu gibi Türkiye'de yoksulları arttırır. Kent yoksulluğu, kırsal yoksulluğu, çalışan yoksulluğu, öğrenci yoksulluğu, beyaz yaka yoksulluğu, mavi yaka yoksulluğu bütün bunlar artar. Demokrasisizleştirmeden başlayıp, ekonomiyi bunun aracı haline getirdiğiniz zaman işte geldiğimiz nokta da bu olur' dedi.

Özgür Özel'den 'Avukatlar Günü' mesajı: 'Adalet yoksa huzur da refah da olmaz'
Özgür Özel'den 'Avukatlar Günü' mesajı: 'Adalet yoksa huzur da refah da olmaz'
İçeriği Görüntüle

Atabay, şöyle konuştu:

'Biz sosyal demokrat bir partiyiz. Biz kamunun harcamalarında kamu yararından bahseden bir partiyiz. Bu nedir? Yaptığınız harcamalarda, aldığınız, düşündüğünüz, önceliklendirdiğiniz projelerde vatandaş için bir şeyler yapmak. Yaptığınız harcamanın tekrar vatandaşa geri dönmesi. Türkiye'de aslında olamayan, uzun süredir terse dönmüş süreç bu. Bunu kent yoksulluğu üzerinden alabiliriz. Bir de bunun üzerine kayyum deneyimi eklendiği zaman bu yoksulluğun ne kadar sertleştiğini ve yapılmaya çalışan adımların nasıl sert bir şekilde önünün kesildiğinden konuşmak lazım. Biz İstanbul ya da büyükşehirlerde bunu yaşıyoruz bu dönemde ama bizim bir kayyum tecrübemiz de biliyoruz ki Güneydoğu illerinde vardı.

Şehirlerdeki yoksulluk nereden kaynaklanıyor. Bir kere, sosyal politikaların eksikliği, sosyal politikaların sadece bir yardım verme, yardıma bağımlı hale getirme şeklinde geliyor olması. Burada insanların yoksulluktan çıkış kapısının aslında baştan kapanmış olması demek. Halbuki biz baktığımızda artık sadece çalışmayan yoksullar değil, çalışan, aldığı maaş temel harcamalarına yetmeyen, sosyal hiçbir artı değere kaynak ayıramayan çok temel ihtiyaçları olan ulaşım, beslenme, barınma gibi harcamalarına ve çocuğu varsa kreşlerle ilgili birtakım sosyal harcamalar olması gereken yerlere ulaşamadığından kadınların eve kapandığı bir yoksulluk teması var şehirlerde. Buna göçü ekleyelim. Özellikle İstanbul gibi çekim merkezlerine tarımdan kopanlar, Doğu illerinden, Orta Anadolu'dan kopanlar, orada istihdam olanakları bulamayanlar buraya gelip yerleşiyorlar ve yerleştikleri zaman da böyle hayata katılamıyorlar. Şehirlerin çeperlerinde gettolar içinde yaşamaya başlıyorlar; şehrin olanaklarını hiç görmeyen, onlardan faydalanamayan milyonlar oluşmaya başlıyor. İstanbul özelinde 3 milyona yakın bu şekilde tanımlayabileceğimiz yoksul var. Bu çok büyük bir rakam ve bunlara elbette politika üretilmesi gerekiyor. Bir taraftan bu şehir hala dış göç alan bir şehir. Bu ne demek? Bir restoranınız var, artık Türk vatandaşı çalıştırmıyorsunuz. Bir taraftan Özbek çalıştırıyorsunuz, bir taraftan Pakistanlı geliyor, bir taraftan Suriyeli geliyor, İranlı geliyor ve bir kayıt dışılık sorunu oluşmaya başlıyor. Müthiş bir iş gücü arzı var bu şehirde. Ama karşılığında istihdam olanakları hizmetlerle sınırlı. Eğer biraz daha şehir çeperine çıkıyorsanız bir restoranda bulaşıkçı olmak, bir restoranda belki garson olmak ötesinde gençlerin artık hayal kuramadıkları bir yerdeyiz. Böyle bir yoksulluk tanımı var.

Güneydoğu'dan bahsetmiş olmamın sebebi. Aslında orada uzun zamandır yaşananların şu anda İstanbul ölçeğinde yaşanıyor olması. Kayyumlar geldi Güneydoğu'da ne yaptı? Bir kere sosyal harcamaların içinden siyaseti çıkardı. Siz insana dokunuyorsunuz, karşında bir siyaset yapıyorsunuz. Partilerin, muhalefet partilerinin özellikle halkla temasını koparan bir uygulama kayyumlar. İkinci önemli noktası, şehir bütçelerinin daha çok rant alanlarına kaymış olması. Okul, park, sosyal alanlar yapmak yerine bölge dışından da gelen müteahhitler üzerinden birtakım büyük AVM'ler ve başka projelere yatırım yapması. Güneydoğu'daki yaşadığımız tecrübe bize şunu gösteriyor; kayyum geliyor, oradaki sosyal yardımlar kadınlara, çocuklara, eğitime, ulaştırmaya yönelik ne varsa onların önüne bir blok koyuyor, dışarıdan gelen birtakım büyük projelere finansman sağlıyor ve belediye bütçeleri faiz ödeyen, yatırım ödeyen bütçeler haline dönüşüyor. Şimdi o tecrübeyle, Şişli'ye gelen kayyumun ilk yaptıklarının, bazıları basit ve etkili, tam da kanayan yaraya dokunan bu tür önlemleri kesmek demek aslında tekrar siyasetsizleştirme demek. Ve şimdi bir de bir kanun var biliyorsunuz. Belediyelerin yatırım kararlarını merkeze çekmek gibi bir kanun taslağı da var. Büyük ihtimalle yakın zamanda geçecek. Bunları kayyum atamadan, valilikler üzerinden yönetmek gibi, iyice seçimsiz, iyice atanmışların, iyice halktan kopuk, merkezi yönetim kimi istiyorsa, halkın o bölgedeki gerçeklerinden çok uzak bir şekilde yönetmek planı var. Güneydoğu kayyumundan öteye, Cumhuriyet Halk Partisi belediyelerine, daha büyük bir proje olarak ana muhalefete yapılan bu şekilde saldırı. Ve aslında bu Türkiye ölçeğinde yapılacak bir saldırıya dönüşmek üzere. Bizim de buna 'hayır' dememiz gerekiyor.'

Mahmut Tanal: Kayyum yoksulluğu büyütüyor

CHP Şanlıurfa Milletvekili Mahmut Tanal da konuşmasında, 'Basın özgürlüğü, tarafsız, bağımsız yargı, demokrasinin tüm kurum ve kurullarıyla işlemesi lazım, hukuk devleti olması lazım, liyakatin olması lazım, kayırmacılığın bitmesi lazım, eşitliğin olması lazım, devlet kurumlarında israfın son bulması lazım. Bunlar olmadan bu ülkede maalesef ne enflasyon düşer ne dolar döviz düşer' ifadelerini kullandı.

Tanal, sözlerini şöyle sürdürdü:

'Tarafsız ve bağımsız yargıyı egemen kılmak zorundasınız. Tarafsız ve bağımsız bir yargının olmadığı bir ülkede siz hukuk güvenliğini yaratamazsınız. Bağımsız yargı olacak ki hukuk güvenliği olsun. Hukuk güvenliği ne? Bir kuş düşünün. Bunu ağaç olarak kabul edin. Buraya konacak o kuş, ne yapıyor? Sağa sola bakıyor. Bir tehlike varsa oraya konmuyor. Parası olan yatırımcı da o kuş gibi ürkektir, korkaktır. Bu ülkede hukuk güvenliği yoksa oraya yatırımını yapmaz. Yatırım yapılmayan bir ülkede üretim olmaz, istihdam olmaz, işsizlik bitmez. Onun için hukuk güvenliğini, ekmek, su, hava gibi sağlamak zorundasınız. Tarafsız ve bağımsız basını da getirmek zorundasınız.

Hafta sonu tutuklu gazetecilerle ilgili 3 saat yağmurda ıslandık. 150-200 gazeteci Moda'dan yürüyecek, iskeleye gelecek, basın açıklaması yapacaktı. 5 barikat polisle önümüzü kesmişlerdi. 5 bin, 6 bin polis...Merdan'dan (Yanardağ) casus olmaz. Casus kim olur biliyor musunuz? Bu siyasetçilerden gidip yurtdışında ev alanlar var ya, konut alanlar var ya. Gitsinler onlar, orada olur.

'2026'nın Türkiye'sinde biz bütçeyi denetleyemiyoruz'

Hiç savaşı bahane etmesinler. Yönetemiyorlar. Bu şekilde atamayla belediye başkanları yaparlarsa bu ülkede yoksulluk olur. Ve burada işte zaten tam konumuz bu. Kayyum demokrasiyi de susturuyor. Demokrasi olmazsa hukuk güvenliği olmuyor. Bunlar hepsi birbirine paralel. Kayyum yoksulluğu büyütüyor. Bakıyorsunuz her yerde kuyruk var. Ucuz ekmek kuyruğu var. Kent lokantası kuyruğu var. Sosyal yardım kuyruğu var. Bu tabloyu kim yarattı? Bu, bu iktidarın uygulamış olduğu yanlış politikalar sonucunda oldu. Yoksulluk hiçbir zaman kader değil. Bu bir tercihtir. Sizin tercihiniz, 'yoksulluğu bitireceğim diye buna yatırım yapacağım' mı, yoksa tercihiniz 'ben faizleri ödeyeceğim' mi? 1215 Magna Carta temel haklar bildirgesinden itibaren, krala karşı o dönem yapılan isyanlarla, itirazlarla bütçeyi denetleme hakkı getirilirken, 2026'nın Türkiye'sinde biz bütçeyi denetleyemiyoruz arkadaş, denetleyemiyoruz. Yani burada ne diyor aslında? Bu bir tercih.

Sosyal devlet, hiç kimsenin aç kalmadığı, aç bırakılmadığı bir devlettir. Hiç kimsenin yalnız bırakılmadığı devlettir. İnsanın onuruyla yaşayabildiği bir devlet demektir sosyal devlet. Ama bugün ne görüyoruz? Devlet tamamen bu alanda çekilmiş, yoksulluk büyümüş, vatandaş kendi kaderine terk edilmiştir. Cumhuriyet Halk Partisi varsa herkes için var. Biz bu kötü gidişatı değiştireceğiz. Ve bu değişim başlamış durumda. Bu sorunu yaratan bu iktidar, bunlar bu çözümü bulamazlar. Çeyrek yüzyıl oldu... Adam iktidarda kalabilmek için her türlü yola başvuruyor. Yok demokratikleşme, yok terörsüz Türkiye. Bunların hepsi külliyen yalan söylüyorlar. Kendi iktidarları için getirdiler bu güzel sihirbaz cümleleri. Böyle bir niyetleri de yok. Eğer kalkıp Resul Emrah Şahan'ı 'teröre yardım, yataklık, iş birliğiyle' atıyorsa içeri, en büyük terörist AKP'dir.'

Kaynak: ANKA