(TBMM) - CHP Genel Başkanı Özgür Özel, 110 Doruk Madencilik işçilerinin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı önünde gözaltına alınmasına tepki gösterdi. Elindeki sarı bareti kürsüye vuran Özel, 'CHP madencinin yanındadır, arkasındadır. İktidarımızda bu sarı baretler, iş güvencesinin, işçi güvenliğinin ve mutlu emekçilerin simgesi olarak başlarda duracak. İktidarımızda hiç kimse baretini hak aramak için yere vurmak zorunda kalmayacak. Söz veriyoruz' dedi.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, partisinin haftalık grup toplantısında konuştu. Emeklilerin ekonomik sıkıntıları, Doruk Madencilik işçilerinin Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı önünde gözaltına alınması ve Gebze'de çöken apartmanın bilirkişi raporuna dikkati çeken Özel, şöyle konuştu:

'Bu sosyal çöküşün en büyük nedenlerinden biri de 2008'den bu yana artık kronik hale gelen ekonomik kriz. Türkiye tarihinde ilk defa gelir adaletsizliğinde ve vergi adaletsizliğinde Avrupa birincisidir. Bunun için Avrupa Birliği'ne üye olan ülkeler olduğu gibi olmayan ülkeler de dahildir. Bir tarafta mutfak tüpüne özel tüketim vergisi ödeyenler, bir tarafta pırlanta koleksiyonuna tek kuruş özel tüketim vergisi ödemeyenler vardır. Bir tarafta 28 bin TL asgari ücretle bir ay geçinenler, diğer tarafta bu 28 bin TL'yi bir öğle yemeğinde posttan çekenler vardır. Bir tarafta ömür boyu çalışsa bir ev alamayanlar, diğer tarafta tapuları üst üste konduğunda boyu aşanlar vardır. Bir yanda 12 maaşın üçünü gelir vergisi olarak ödeyen beyaz yakalılar, mavi yakalılar; diğer tarafta iktidara yakın olduğu için ödenmesi kesinleşmiş vergileri sıfırlanan, vergileri silinerek kıyak çekilen yandaşlar vardır. Bir tarafta zengini ve yandaşı koruyan bugünkü iktidar, öbür tarafta halkı için iktidara hazırlanan CHP'liler vardır.

'Ucuz gıda ve ekmek kuyruklarına bakın'

Bu ülkede emekliler 20 bin lira en düşük emekli maaşıyla yaşam mücadelesi veriyor. Geçim falan kalmadı, yaşam mücadelesi veriyorlar. 17 milyon emekli var. Ortalama emekli maaşı 23 bin lira. Eskiden en düşük emekli maaşı 20 bin liraydı, ortalama maaş 29, 30, 31 bin liraydı; yüzde ellinin hemen üstünde ya da altında oluyordu. Şimdi en düşük maaş 20 bin lira, kutu kola gibi ezilmiş emeklilerin ortalama maaşları 23 bin lira. Bunun içinde bütün emeklilerin aldığı maaşın içinde, en yüksekten emekli maaşı bağlananlar da dahil; Genelkurmay Başkanlığı'ndan emekli olanlar, yüksek hakimlik ve savcılıktan, Anayasa Mahkemesi'nden emekli olanlar, üst rütbelerden valilikten emekli olanlar, milletvekilliğinden emekli olanlar; bütün maaşların ortalaması 23 bin liraya geldiyse, siz aşağıdaki sıkışmışlığı ve toplumun genelinin nasıl ezildiğini siz hesap edin. Şimdi çıkmışlar, akıl almaz bir şekilde: 'İyi de fiyatlar bu kadar yüksek, maaşlar bu kadar düşük; bu emekliler nasıl dayanıyor? Bunların bir yerlerden ek geliri var. Köyden para geliyor, eşten öyle bir şey var' diyorlar.

Yani sistemin içinde görünmeyen güvenceler emekliyi hayatta tutuyor diye feodal ilişki aramayın, aramayın. Ucuz gıda ve ekmek kuyruklarına bakın. Ankara Büyükşehir Belediyesi'nin ucuz et kuyruğuna bakın. Kilometrelere varan kuyruklara bakın. Her meydana kurulan bu standların önündeki şu yoksulluğa, şu çaresizliğe bakın. Ömürleri boyunca bu ülkeye hizmet etmiş; elleri nasırlanmış, dirsekleri çürümüş, gözlük camları büyümüş emeklilerin düşürüldüğü şu hale bakın. O emeklilerle mülakat yapılıyor, o emeklilere soruyorlar.

'Başını sokacak yer bulamayanlar 'sokakta kalsın' diyorlar'

CHP'li Bilici'den vize tepkisi: 'Vatandaşımızı bu dijital karaborsaya karşı korumak devletin görevidir'
CHP'li Bilici'den vize tepkisi: 'Vatandaşımızı bu dijital karaborsaya karşı korumak devletin görevidir'
İçeriği Görüntüle

Oradan duyduklarımı, bir haftadır kulaklarımın içinde ve beynimde zonklayan birkaç örneği okumak isterim. 'Evi kapattık nihayet. Nihayet kiradan kurtulduk. Şimdi bir evde iki aileyiz.' Bir diğeri diyor ki: 'Kiraya gücümüz yetmeyince oğlanın yanına taşındık. Evlenirken o bizim evden ayrılıp ev kurmuştu. Şimdi onun evinde birleştik.' Bir başka emekli amca: 'Ben de benim gibi eşini kaybetmiş bir arkadaş arıyorum. Yayınlayın kızım bunu.' diyor. İşte AKP'nin kara düzeni budur arkadaşlar. Ulus Kimsesizler Misafirhanesi'ndeki emekli görüntüleri aklımızdadır. Aile Bakanı 'Kendi istekleriyle burada kalıyorlar.' demişti. O görüntülerin yansımasından rahatsız olmuşlar. Şimdi 1 Mayıs'ta Ulus'taki o Kimsesizler Misafirhanesi'ni kapatıyorlar. Bakın, başını sokacak yer bulamayanlar 'sokakta kalsın' diyorlar. Toplu halde görünebilir, seslerini duyurabilir olmasın. Biri bir yere yatsın, öbürü acil servisin çıkış kapısının dibine yatsın, öbürü stadyumun önüne yatsın. Yaz gelince bunlar parklara, bahçelere dağılsın; görünür halde olmasın diyorlar. Ankara Valiliği 'Sözleşmeniz bitti, 1 Mayıs tarihinde burayı boşaltacaksınız' diyor. Buradan bütün Türkiye'ye sesleniyoruz: Hem sosyal konut projeleriyle hem güçlü bir sosyal devlet inşasıyla; Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı iseniz işin yoksa aşın yok demeyeceğimizi, işin yoksa evin yoksa girecek bir çatın yok demeyeceğimizi, hem temel vatandaşlık geliriyle herkesin bir asgari gelire sahip olacağını hem de herkesin bir çatısı olacağını, herkesin yaşlılıkta da kendisini güven içinde hissedeceğini, bu devletin onlara sahip çıkacağını söylüyoruz. Dünyada bunu siyasi akrabalarımız çatır çatır yaptılar. İktidara gelelim, kimseyi muhtaç bırakmayacağız, kimseyi geride bırakmayacağız.

'Geride kalan madencilere verdikleri sözlerin, hem iş güvencesiyle ilgili olanların hem de diğerlerinin hiçbirini tutmadılar'

Emekliye acımayanlar işçilere acır mı? Acımaz. Bu elimdeki baret, madenci bareti. Bu baretle Soma faciası olmadan önce, 13 Mayıs 2014'ten 15 gün önce, Dünya İş Kazalarını Önleme Günü'nde kürsüye çıkıp olabilecekleri söylemiştim. O gün dinlemediler, önergeyi reddettiler. Faciadan sonra 'facia niye oldu?' diye komisyon kurulsun diye aynı önergede bizimle birleştiler. O günden bu güne madencilerle aramızda bir bağ var. Bunların hala madencilerle bir sorunları var. Soma'daki işçilere, yani geride kalanlara üç çeşit söz vermişlerdi. Ölenlerin ailelerine verilen maddi sözler tutuldu; ama adalet sözünü tutmadılar. Soma'ya adaleti tesis edecek bir hakim götürüp yerine ölenleri suçlayacak birini getirip Yargıtay oyunlarıyla kişi başına 5,5 gün alanları saldılar. Anaların yüreğini yaktılar. Geride kalan madencilere verdikleri sözlerin, hem iş güvencesiyle ilgili olanların hem de diğerlerinin hiçbirini tutmadılar. 7 yıl mücadele etti madenciler; 7 yıl işten çıkarılanlar tazminatlarını almak için, kolu kopan, bacağı kopan tazminatını alabilmek için, ciğerleri sönen tazminatını alsın diye 7 yıl koştular. Normal sendikalarla bu mücadeleyi veremedikleri için Bağımsız Maden-İş diye bir sendika kurdular. Bu sendika Somalı mağdur işçilerin önüne düştü. Gün oldu Ankara'ya kadar yürüdüler, gün oldu yalın ayak yürüdüler, gün oldu dondurucu soğukta çıplak yattılar seslerini duyurmak için. Her geldiklerinde önlerine Süleyman Soylu jandarmayı dikti, polisi dikti. Tahir Çetin ve Ali Faik İnter; Süleyman Soylu Manisa'da söz verdiği halde, Gölmarmara'da 'Takip edeceğim, hakkınızı vereceğiz' demesine karşın Ankara'ya girişte karşılarına polisi diktiği için 7 gün 7 gece orada uykusuz durdular. Sonra Manisa'ya dönerken, Soma'ya 15 kilometre kala, trafik kazasında hayatlarını kaybettiler. Tahir Çetin, o sendikanın kurucu genel başkanıydı; aidat toplamayan, çünkü aidat toplayacak maaşı alacak üyesi olmayan, işten atılmış mağdur madencilerin sendika başkanıydı. Canıyla ödedi. Ali Faik İnter babasını 10 yaşında kaybetmişti. O da canıyla ödedi. O sendikanın savunduğu işçilerin hakları, bu trafik kazasından sonra, bu insanların mağduriyeti bu kadar net ortadayken, canlarıyla ödedikleri için o gün haklarını aldılar.

'Elinde baretiyle çocuğunun ekmeğini savunan 110 madenciyi bugün gözaltına aldılar'

Şimdi o sendika Eskişehir'de Doruk Madencilik işçilerinin yanında; Bağımsız Maden-İş Sendikası. Doruk Madencilik 2016'da FETÖ'den el konuluyor, 2023'te TMSF'den bunlara satılıyor; satılırken TMSF işçilerin haklarını ve tazminatlarını vermeyip bunu şirkete bırakıyor. Şirket de hiç kimsenin hakkını vermiyor. Şimdi aylardır maaş alamayan, ücretsiz izne çıkarılan Eskişehirli Doruk Madencilik işçileri, gördüğünüz mücadeleyle Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'nın önüne kadar geldiler ve orada ellerindeki baretlerini aldılar, yere vurdular, üstlerini çıkardılar. 'Açız, açıktayız, sahip çıkın.' dediler ve açlık grevine giriştiler. Ne oldu biliyor musunuz? 110 tane yalın ayak, elinde baretiyle çocuğunun ekmeğini savunan madenciyi bugün gözaltına aldılar. 110 madenci. Buradan İktidar ve Kalkınma Partisi'ne sesleniyorum: Bu sarı baret, 12 yıl önce 301 madenci ölmeden önce size bir şey anlatmaya çalışıyordu. Tahir Çetin'in ve Ali Faik İnter'in elindeyken haksızlığa uğrayan madencileri savunuyordu. Ama dinlemediniz; hayatlarıyla ödediler. Şimdi bu sarı baret Ankara'da Eskişehirli madencileri savunuyor. Biz CHP olarak sendikalaşmaya engel olan tüm yasal düzenlemeleri işçilerin lehine değiştireceğiz. 12 Eylül darbesinden önce nasıl dört işçinin üçü sendikalı ve grevli sendikal haklara sahipse, onu geri getireceğiz. CHP madencinin yanındadır, arkasındadır. İktidarımızda bu sarı baretler, iş güvencesinin, işçi güvenliğinin ve mutlu emekçilerin simgesi olarak başlarda duracak. İktidarımızda hiç kimse baretini hak aramak için yere vurmak zorunda kalmayacak. Söz veriyoruz.

'Yaptıkları haberler yüzünden cezaevlerinde olan 17 gazeteci arkadaşımızı en büyük dayanışma alkışlarıyla selamlıyoruz'

Şimdi devletteki yozlaşmaya ve birilerinin haklı birilerinin haksız çıkmasına, bir örnek olay üzerinden tüm Türkiye'ye bakmaya geldi sıra. Basit, net, bir o kadar açık. 29 Ekim 2025; sıradan, basit, boşuna ölümlerin ülkesinde sıradan bir gün. Gebze'de yedi katlı Aslan Apartmanı çöküyor. Anne, baba, iki çocuk hayatını kaybediyor. Bütün mahalle boşaltılıyor ve o sırada Makine Mühendisleri Odası'nın bu metro inşaatı yüzünden 'Bu apartmanlar çöker.' raporu ortaya çıkıyor. Bunun üzerine gazeteci Alican Uludağ bunu haberleştiriyor. Diyor ki: 'Makine Mühendisleri Odası yüksek riskli demişti. Rapor sonradan çıktı, gördük. Vatandaşlar CİMER'e şikayet etmişti. Bakanlık dinlemedi ve bu facia geldi' gibi bir haber yapıyor. Bunun üzerine Ulaştırma Bakanı önce o gün yalanlama yapıyor. Ama birkaç gün sonra Alican Uludağ hakkında 'halkı yanıltıcı bilgiyi yayma suçundan' soruşturma açılıyor. Gözaltı yapılıyor. Şu anda da Alican Uludağ, benzer habercilik faaliyetleri ve iktidara rahatsızlık veren haberleri yüzünden 'halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma' suçundan Sincan Cezaevi'nde yatıyor. Suçu: Yanıltıcı bilgiyi yaymak. Ve Ulaştırma Bakanı, 19 Kasım günü arkadaşlarımız Plan ve Bütçe Komisyonu'na girerken sorunca ve sıkıştırınca 'O kazanın metroyla hiçbir ilgisi yok, bu kadar açık söylüyorum.' diyor. Şimdi elimde Gebze Cumhuriyet Başsavcılığı bilirkişi raporu var. Rapor şunu söylüyor: 'Tünel kazılarının başlamasıyla birlikte, yeraltı suyu seviyesindeki değişimlerin de olası etkisiyle, tünel üstü ile bina arasında kalan zeminde hacim kaybı oluştuğu; 2025 Ekim ayının sonuna doğru zeminde oluşan hacim kaybının bina stabilitesini etkileyecek büyüklüğe ulaşmaya başladığı; sonunda da bina temellerinin zemelle olan temasının kaybolması neticesinde 29 Ekim 2025'te stabilitenin tamamen yitirilmesiyle birlikte binanın aşağı yönde çökerek devrildiği kanaatine varılmıştır.' Bunu haber yapan, bu bilgiyi kamuoyuyla paylaşan kişi yanıltıcı bilgiyi yayma suçundan soruşturma geçirdi ve benzer haberleri nedeniyle içeride tutuluyor. Çökmenin metro inşaatıyla ilgisi yok diyen bakan; yani gerçekte yanıltıcı bilgiyi bakanlık yetkisiyle ve etkisiyle tüm Türkiye'ye uyduran o makamda oturmaya devam ediyor. İşte AKP'nin kara düzeni budur. Alaşağı edeceğimiz düzen budur. Buradan Alican Uludağ'ı ve yaptıkları haberler yüzünden cezaevlerinde olan 17 gazeteci arkadaşımızı en büyük dayanışma alkışlarıyla selamlıyoruz.'

(Sürecek)

Kaynak: ANKA