Gündem

CHP grup toplantısı... Özgür Özel: 'Ekonomist Sayın Erdoğan yine çareyi bulmuş, varlık barışı yapacakmış'

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, 'Batmış, bitmiş, tükenmiş bir ekonomiyle maalesef karşı karşıyayız. Faizin bir kara deliğe dönüştüğü bir israf düzeniyle karşı karşıyayız. Ve 'her şeyi ben bilirim' diyen ekonomist Sayın Erdoğan yine çareyi bulmuş, varlık barışı yapacakmış' dedi.

(TBMM) - CHP Genel Başkanı Özgür Özel, 'Batmış, bitmiş, tükenmiş bir ekonomiyle maalesef karşı karşıyayız. Faizin bir kara deliğe dönüştüğü bir israf düzeniyle karşı karşıyayız. Ve 'her şeyi ben bilirim' diyen ekonomist Sayın Erdoğan yine çareyi bulmuş, varlık barışı yapacakmış' dedi.

CHP Genel Başkanı Özgür Özel, TBMM'de partisinin Grup Toplantısı'nda konuştu. AK Parti'nin Türkiye'yi bitmeyen bir ekonomik krizin içine soktuğunu söyleyen Özel, şunları kaydetti:

'Eskiden kriz yılla anılıyordu. Şimdi 10 yılı buldu, krizin içinden çıkamıyoruz. Siyasi davalarla Türkiye'de hukuk güvenliğini bitirdiler. Yabancı yatırımcıyı ülkemizden kaçırdılar. Bu yabancı yatırımcı dediğiniz son derece ürkek, son derece tedirgin ve 'parayı soktuk ama çıkarabilecek miyiz?' endişesine sahip bu hassasiyette olanların parasını emanet ettiği fonların yönettiği paralar bunlar. Hele hele ki gel, tarla al, inşaat yap, parayı göm, istihdam yarat, burada üret, ürettiğinin vergisini ver, çalıştırdığın işçiye iş sahibi yap, istihdam yarat. Bu, o ülkeye inanılmaz bir güven gerektirecek bir iş ve maalesef Türkiye'de zaman zaman işte Manisa'ya Volkswagen gelecek; Almanya'yla bir kriz, kaçıyor bir başka Balkan ülkesine. Yok, Çin BYD'yle gelecek; bir kriz, o da diyor ki 'başka ülkede başka imkânlar var, oraya mı gitsek?'

19 Mart darbesinden sonra yargıya güven yüzde 18'lerde ölçüldü. AK Parti'nin yönettiği bu ülkede şu yaşanıyor: Diyelim yurt dışında bir yabancı yatırımcı var. Yatırım yapacak ülke arıyor. Çağırıyor profesyonelleri, iyi eğitim almış ekonomistlerini, işletmecilerini, yatırım uzmanlarını. Diyor ki şu ülke nasıl? Şöyle. Bu ülke nasıl? Böyle. Türkiye nasıl? Normalde anlata anlata bitiremezsin. Genç nüfusunu mu övesin? Asya'yla Avrupa arasındaki 4 tane köprüsünü mü anlatasın? Adeta Allah'ın bir vergisi olarak lojistiğin düğüm noktası, lojistik ağı olduğunu mu anlatasın? Her türlü imkânı, etrafı denizlerle çevrili bu ülkenin her türlü imkânını mı anlatasın? Ama şöyle anlatıyorlar: 'Aman efendim, uzak durun' diyor. 'Uzak durun. Şaka gibi bir memleket. İstanbul var ya' diyor, Türkiye'yi bilmeyen İstanbul'u bilir. Orayı diyor 'bugünkü iktidar 25 yıl yönetti. Seçimler oldu. Sosyal demokratlar seçimi kazandı. Önce 13 bin farkla bu şehri size mi vereceğiz dediler. 19 gün oyları baştan saydırdılar. Sonra geride çıkınca İstanbul'da akıl hastanelerinden, psikiyatri kliniklerinden ilaç yazılmış raporu olan herkesin verilerini, kişisel veriler KVKK'yı hiç düşünmeden topladılar. Valizlere koydular. YSK'ya götürüp seçimi iptal ettiler.' 'Efendim, burada 13 binden fazla psikiyatri tedavisi gören insan var. Onlar kendine malik değil, bu tarafa oy vermiş olabilirler. Bir argümanı da bu. İptal ettirdiler seçimi. Sonra seçim yapıldı. Bu sefer 806 bin farkla millet bu antidemokratik duruşa değil, bu mücadeleye destek verdi. Güzel. Sonra 5 yıl bu kazanan belediye başkanına zulmettiler. Çalışan merdivenlere taş soktular. Bir gün çalışmayan halk otobüsünü kiralayıp film çekiyoruz diye yalandan yaktılar. 'İBB'nin arabaları yanıyor' dediler. 'İSPARK'ı terör örgütü işletecek' dediler. 'Su faturasını teröristler dağıtacak' dediler.

'Sonra seçim oldu. Bir 1,5 milyon farkla kazandılar. 1 milyon 150 bin fark var. E, güzel işte, hak yerini bulmuş. Yok efendim yine bunu hazmedemediler. Bu sefer bu seçimleri kazanan, İstanbul'u kazandığına göre Türkiye'yi de kazanır diyen birisi; bu kişinin 31 yıl önce aldığı diplomasını iptal etti.' 'Nasıl?' diyor. 'Vallahi öyle. Devlet çağırmış, yatay geçiş yapmış. 31 yıl önce 17 yaşındaki çocuğu çağırmış, 21 yaşında diplomasını vermiş. Cumhurbaşkanı adayı olabilir, bu diplomayı iptal edin deyip iptal ettirdiler.' 'Devlet 31 yıllık mührünü mü inkâr etmiş' diyor şimdi. Adam para getirecek ya. 'Vallahi efendim öyle' diyor, 'uzak durmak lazım' diyor. 'Sonra da bu adamı alıp içeri attılar, 13 aydır içeride tutuyorlar. O yüzden efendim biz Türkiye'ye nasıl para götürelim? Nasıl yatırım yapalım? Ayrıca bu kişiyi içeri almak için gözaltına aldıkları, tutukladıkları bir sürü insanın 30 yıllık, 40 yıllık, 60 yıllık, 80 yıllık dededen babadan kalma şirketlerini alıp çektiler. TMSF'ye verdiler. Son bir şans verdiler: İftira atarsan ve birazcık daha bize atarsan şirketi geri alırsın. Yoksa satıyoruz buraları dediler. Sonra bir tane muhalif kanal vardı: Tele1. O kanala gittiler. Adamı içeri attılar. Daha iddianamesi yazılmadan kanala el koydular ki kanal kendisinin de değil, oğlunun. Diyor ki: 'Oğlum suçun şahsiliği diye bir şey yok mu bu Türkiye'de?' 'Yok' diyor efendim. 'Olur mu?' diyor. 'Siz ne sandınız? Ondan gidip yatırım yapmayalım diyorum' diyor. 'Nasıl ya?' diyor. 'Babasını suçluyor, oğlunun malına mı çöküyor?' 'Ha' diyor. Şimdi bu adam Türkiye'ye para getirecek. Ve sonunda diyorlar ki haraç mezat bu televizyonları satıyorlar. Ne varsa muhalefetin elinde ona saldırıyorlar.

'Akın Gürlek ağzıyla söylüyor, yabancı yatırımcı Türkiye'ye gelmiyor'

Ama diyor, ben bir şey okudum diyor. Ne okudun? Yeni bir Adalet Bakanı var diyor. Aklı başında bir adam herhalde. Bak ne yazmış Türkiye'de diyor: 'Yatırımcının Türkiye'ye gelebilmesi için hukuki güvenlik zeminini oluşturmak istiyoruz.' Böyle açıklama yapmış diyor. İktidar değişmiş olabilir mi diyor? Ya da diyor vazgeçmişler, hukuka inanan bir bakan atamış olabilirler mi diyor? Danışmanlar olur diyor. Efendim kusura bakmayın ama diyor, biz o konuyu biliyoruz. O bakan, biraz önce söylediğimiz her türlü hukuksuzluğu yapan o bakan, o bakan efendim' diyor.

Özetle Akın Gürlek ağzıyla söylüyor, yabancı yatırımcı Türkiye'ye gelmiyor. Bunun sebebi Türkiye'de hukuk güvenliğinin olmamasıdır. Şimdi 31 yıllık diplomayı iptal ettiren kim? Merdan Yanardağ'ın Tele1'ine çöküp satan kim? 80 yıllık şirketi alıp 'son 2 yılda olanlardan dolayı ben bu şirkete çöktüm' diyen kim? Haraç mezat satan kim? Şu suçun şahsiliğini bir yana bırakıp adamın şoförünü alıp tutup 9 ay 'iftira et Ekrem'e' deyip ikna edemeyince iddianame yazmadan salan kim? Vallahi Akın Bey hukuki güvenlik olmamasından şikâyet ediyor ya; bu, tüberküloz basilinin veremden şikâyet etmesi gibi bir şey. Mikrobun hastalıktan şikâyet etmesi gibi bir şey.

'Bu ülke sözde iki barıştan çok çekti. Bir tanesi imar barışı. İkincisi de varlık barışı'

Batmış, bitmiş, tükenmiş bir ekonomiyle maalesef karşı karşıyayız. Faizin bir kara deliğe dönüştüğü bir israf düzeniyle karşı karşıyayız. Ve 'her şeyi ben bilirim' diyen ekonomist Sayın Erdoğan yine çareyi bulmuş, varlık barışı yapacakmış. Bu ülke sözde iki barıştan çok çekti. 2 barıştan. Bir tanesi imar barışı. 8 kere çıkardılar ve dirençsiz yapılar yasal hâle geldi. Depremde bu çürük yapılarda on binlerce insanımızı kaybettik. İkincisi de varlık barışı. Onun da 8'incisini getiriyorlar. Bakın, varlık barışı tamamı Sayın Erdoğan'ın icadı. Ya başbakanken ya yönetimde cumhurbaşkanıyken. 2008, 2013, 2016, 2018, 2019, 2020, 2022: Ne kadar geldi bilinmez. Kim getirdi bilinmez. Bir tek şey söylüyor: 'Nasıl kazandığının önemi yok. Nereden elde ettiğinin önemi yok. Yeter ki parayı getir.'

Bu paralar geliyor. Ve sonra ne oluyor? 7 kez çıkan varlık barışından sonra uyuşturucu baronu Çetin Gören varlık barışından yararlanmış. Demiş ki 'Cumhurbaşkanımız yastık altı döviziniz varsa serbestçe tasarruf edin deyince ona dayanarak Hollanda'daki paramı getirdim ve Türkiye'ye yatırdım.' 2020'de Bataklık Operasyonu'ndan tutuklanmış. Ya da uyuşturucu baronu Nenad Petrak. Varlık barışından yararlanmış. 2023'te Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olması lazım. 'Türkiye'den 250 bin dolara daire satın aldım. Türkiye vatandaşı yapıldım. Varlık barışından yararlandım. Ankara Etimesgut'a kütüğüm kaydedildi' demiş. 2023'teki kartel operasyonunda tutuklanmış.

Varlık barışıyla Türkiye'ye sokulan paralar ne oluyor? Bu tip kara paralar Türkiye'de: Hani 14 yaşında çocuk motora biniyor. Gündüzden gidip 'senin tarifine göre şu kadar para vereceksin kuyumcuya'  diyorlar. Vermeyince akşam motorla geçip tarıyorlar. Ertesi gün gündüz tarıyorlar. 3'üncü gün kafaya dayayıp basıyorlar ya. O çocuk diyor ya, o suça itilen çocuk, o çetelerin devşirdiği çocuk: 'Ne olacak?' diyor. 'Millet 14-15 yaşında babasının eline bakıyor. Bizim çete, bilmem kim abi içeride bana bakıyor, dışarıda aileme bakıyor' diyor. Bu paralarla bakıyorlar arkadaşlar. Bu paralarla bakıyorlar. O uyuşturucu paraları, o suçla elde edilen paraları yasallaştırıp içeri getiriyorsun. O Türkiye'deki bütün operasyonunu artık yasal hâle getirdiği o paralar üzerinden yürütüyor. Bunun için bir kez daha Türkiye'ye bu kirli parayı ve Türkiye'nin başını derde sokacak bu parayı getirmeyin.

'190 yıl maaş alsa alamayacağı 18 tapuyu almış birinin parası, nasıl oluyor ak para?'

Mehmet Şimşek 2 yıl önce hayatının en kısa tweetini attı. Ne diyordu? 'Başardık.' Neyi başarmıştık biliyor musunuz? Yıllardır içinde olduğumuz gri listeden çıkmayı başarmıştık. Kimlerle birlikte anılıyorduk? Adını bilmediğiniz, narkoterörün olduğu, uyuşturucunun olduğu, beyaz kadın ticaretinin olduğu, insan kaçakçılığının olduğu ülkelerle anılıyorduk. Kara para aklanan bir ülke hâline gelmiştik. O yüzden gri listedeydik. Aylarca, yıllarca uğraştık. Allah var ya, gittiğimiz her yerde biz de söyledik: 'Türkiye'yi gri listeden çıkarın' diye. Şimdi çıkmış yeni Adalet Bakanı diyor ki 'dün kara parayla mücadelemiz sürecek.'

Bir kere kara paranın tanımına bir bakmak lazım. Suçla elde edilmiş bir para. Nasıl elde edildiği açıklanamayan bir para. Benim aklıma mesela şu geliyor: 190 yıl maaş alsa alamayacağı 18 tapuyu almış birinin parası, nasıl oluyor ak para? Nasıl oluyor ak para? Şirkete çöküp İBB borsasını kurup 'ya satarız ya payımıza alırız' diyenlerin üzerinde tepindikleri para, konuştukları para, onlardan duyduğumuza göre soğuk cüzdanlarla taşınan o para nasıl oluyor ak para da sen nasıl mücadele ediyorsun kara parayla?

Sen operasyon yapacaksın. Dosya gizli olacak. Ama bazı avukatlar, örneğin bir tanesini suçüstü yurt dışına kaçarken yakalattırdık. Bazı avukatlar dosyaya hâkim olacak. Dosyayı koltuğunun altına alacak. Gidecek aileleri bulacak. Ziyarete gidecek cezaevlerine. Diyecek ki 'senin suçlaman bu. Şu ifadeyi verirsen seni çıkaracaklar. Tarifesi de bu kadar.' Bunu söyleyen adamı ben kayda geçireceğim. İhbar edeceğim. Bayrampaşa'da otobüsün üstünden ifşa edeceğim. O telefonları evde bırakacak, ödünç bir arabaya atlayacak, Kepez'den yurt dışına, Yunanistan'a kaçarken jandarmaya yakalanacak. Ve bu adam, bu gizli belgeyi sen nereden buldun sorusuna muhatap olmadan önce ev hapsine konulacak, sonra kıyın kıyın serbest kalacak. Bir başkası yine elinde kâğıtla Murat Kapki'ye gidecek. Kameranın önünde 'bunu imza atarsan savcı bey seni salacak, tarife de şu kadar' diyecek. Sonra siz bu memleketi kara paradan kurtaracaksınız, değil mi? Bu AK Parti'nin kara düzeninin en kara noktası bu adalet sisteminin geldiği noktadır. Kara deliksiniz siz, kara delik. Vicdanı yutan kara deliksiniz siz. İnsafı yutan, adaleti yutan kara deliksiniz.

Biraz önce söyledim: 80 yılda bin 186 maden ruhsatı, son 23 yılda 386 bin maden ruhsatı. Muğla'da ormanların yüzde 70'i, Ordu'da yüzde 74'ü, Giresun'da yüzde 72'si maden ruhsatlarına verilmiş. Ordu Aybastı'da Perşembe Yaylası var. Mahkeme süreci var. Mahkeme: Ordu'nun AK Partilisi, Aybastı'yı seven AK Partili, MHP'li, CHP'li, tüm siyasi partiler, İYİ Partili Aybastı'yı aman bir şey olmasın diye kulağı mahkemede. Mahkeme sürerken dozerleri sokuyorlar oraya, iş makinelerini.

'Esra'nın şahsında bütün çevrecilerin, bütün köylülerin karşısında saygıyla eğiliyorum'

Oysa sit koruma altında. Mahkeme bilirkişi için keşif tarihi vermiş. Keşif tarihinden önce Aybastı'yı basıp orayı kazmaya, ağaçları kesmeye çalışıyorlar. Keşif yapılmadan sahayı madene çevirmeye çalışıyorlar. Peki ne oluyor? Normalde ne olur? Koşar gider avukat. 'Hakim bey, hakim bey' der. 'Siz bilirkişi atadınız, keşif tarihi verdiniz. Bunlar dozerle giriyor.' Hakim ne yapar? Arar. Köylülerin gözü yolda. 'Oo hakim kolluğa talimat verdi, jandarma geliyor bu manyakları durdurmaya' der ya: O jandarma geliyor, köylüye saldırıyor. O jandarma geliyor, köylü engel olmasın diye kesim yapmaya, orayı yıkmaya, kazmaya çalışanlara sahip çıkıyor. Köylüleri durduruyor. Orduluları durduruyor. Aynı şey Muğla Akbelen'de hep beraber yaşadık. Akbelen'de muhtarın kızı diye bilinen Esra Işık 29 yaşında. Sonradan rahmetli olan anneannesine sarılan fotoğrafıyla bildiğimiz Esra Işık. Ağaçlara sarılan Esra Işık. Tek derdi köyünü korumak olan Esra Işık tutuklandı. İzmir'de cezaevine kondu. 29 gün sonra dün böyle elleri kelepçeli getirdiler.

Milas'ta yargıladılar. Tutukluluğuna devam kararı verdiler Esra'nın. Suçu ne? Suçu ne Esra'nın? 'Görevi yaptırmamak için direnme' suçu. Vallahi bu Esra'nın o görevi ki o görevi, o ağaçları kesmekse; o görevi yaptırmamak için direnme suçu işliyorsa, ben Esra'nın şahsında bütün Akbelen köylülerinin, Türkiye'de vahşi madenciliğe karşı direnen bütün çevrecilerin, bütün köylülerin, Karadeniz'deki bu büyük talana karşı çıkan her siyasi görüşten tüm Karadenizlilerin, doğayı, çevreyi seven herkesin karşısında saygıyla eğiliyorum. Bu mücadele bizim mücadelemizdir. Sonuna kadar direneceğiz.'

(Sürecek)