(İSTANBUL) - CHP İstanbul Milletvekili Özgür Karabat, Bahçeşehir Cemevi'nde düzenlenen Muharrem orucu programında, 'Bize düşen Kerbela'dan aldığımız desturla kardeşliği büyütmek, adaleti savunmak ve zalimin karşısında dimdik durabilmektir' dedi.
CHP İstanbul Milletvekili Özgür Karabat, Bahçeşehir Cemevi'nde düzenlenen Muharrem orucuna katıldı. Burada bir araya gelen vatandaşlara seslenen Karabat, şunları söyledi:
'Bugün burada hem lokmamızı paylaşmak hem de asırlardır yüreğimizde taşıdığımız, yüreğimizde yaşattığımız bir hakikatle yüzleşmek için bir aradayız. Hepiniz öncelikle hoş geldiniz. Sözlerime çok kıymetli bir selamla başlamak isterim. CHP'nin seçilmiş Genel Başkanı Sayın Özgür Özel'in sevgi dolu, saygı dolu selamlarını sizlerle paylaşmak isterim. Özgür Özel elbette bu topraklarda ezilmişin, elbette yoksulun, elbette mazlumun sesi olmayı bir vazife olarak benimsemiş durumda. Elbette zulme karşı mücadeleyi bir vazife olarak benimsemiş durumda. Haksızlık karşısında susan değil, haykıran; güçlüden yana değil, haklıdan yana durmanın Hüseyni bir bakış olduğunun bilinciyle mücadele etmeye devam ediyor. Onun için bugün memleketi karış karış dolaşmak, hünkarın dergahından süzülen köklü bir hoşgörü ve adalet anlayışıyla milleti kucaklamak, ülkenin dört bir yanında kardeşliği yeniden örmeye çalışıyoruz hep beraber. Onun ve bizim mücadelemiz aslında Ali'nin yolundan ilham alan, Anadolu'nun binlerce yıllık vicdanından beslenen bir mücadele. Bu sofraya gönderdiği selamı da yalnızca basit bir nezaket ifadesi olarak algılamıyorum. Bu yolun yolcularına duyulan derin bir saygının, bu yola olan müthiş bir bağlılığın ve dayanışmanın nişanesi olarak değerlendiriyorum.
'BAŞINI VERDİ, ADALETİ TESLİM ETMEDİ'
Kerbela nedir? Sadece bir çöl müdür, sadece tarihin sayfasında kalmış bir acı mıdır? Eğer Kerbela sadece bir çöl olsaydı, sadece tarihin sayfalarında kalmış bir acı olsaydı aradan geçen tam 14 asra rağmen bugün gözlerimiz böyle dolmazdı. Yine sadece bir çöl hikâyesi olsaydı bugün gönlümüz böyle sızlamaz, yüreğimiz böyle acımazdı. Çünkü Kerbela sadece susuz bırakılan Hüseyin'in hikâyesi değildir. Kerbela aynı zamanda adaletin karşısına zulmün dikildiği yerdir. Kerbela güçlünün haklı olmaya yetmediğinin, haklı olmanın ise bazen tek başına kalmak anlamına geldiği yerin adıdır. Hz. Hüseyin'in önünde iki yol vardı. Bir tarafta rahat edecek, boyun eğecek ve susacak. Diğer taraf ise hakikatin yanında duracak. İşte o neyi seçti? Canını verdi ama vicdanını vermedi. Başını verdi ama adaleti teslim etmedi. Unutmayalım ki canlar, değerli kardeşlerim, o gün Kerbela'nın kanlı meydanında Yezit de galip olduğunu sanıyordu. Öyle düşünüyordu. Zafer çığlıkları atıyordu. Güç ondaydı. Ordu ondaydı. Saray ondaydı. Evet. O gün o savaşı o kazandı ama aradan tam 14 asır geçti. Bugün Hüseyin'in adı anıldığında milyonlar ağlıyor, milyonlar elini kalbinin üzerine götürüyor. Yezid'in adı anıldığında ise zulmüne lanet okunuyor.
'TARİH, HÜSEYİN'İN DURUŞUNU YAZIYOR'
Hak bilmezliğin ve ayrışmazlığın kapkara bir simgesi hâlinde bugün Yezid. Tarih sarayların ihtişamlarını değil, Hüseyin'in hep onurlu duruşunu yazıyor. Onun onurlu duruşunu toplumların geleceğine öğütlüyor. İşte bu yüzden bugün de zalimlerle iş birliği içine girenler, güçlünün yanında durup haklıyı yalnız bırakanlar kendilerinin galip geldiğini sanıyorlar. Yezit de öyle sanmıştı. Geçici zaferlerine aldanmıştı. Asıl hesap tarihin mahkemesinde ve gelecek kuşakların belleğindeydi. Bugün hep birlikte onu yaşıyoruz. Bugün geçici zaferlere sarhoş olanlar yarın çocuklarına ve torunlarına sadece utanç dolu miraslar bırakıyorlar. Kadıya mülk olmuş mahkemelerin dağıttığı ulufeler, zulüm kokan kararlarla abat olacağını sananlar çok büyük yanılgı içerisindeler. Bizler ise Hüseyin'in, Zeynep Ana'nın, Pir Sultan'ın lekesiz ve onurlu mirasını taşımaktan canı gönülden onur duyuyoruz. Peki o günün zalimlerinin, Yezit'in mirası bugün nerede? Tarihin çöplüğünde, vicdanların mahkumiyetinde. Bugün bizlere düşen nedir? Haksızlık gördüğümüzde susmak mı? Mazlumun feryadını duymamak mı? Bugün bizlere düşen komşunuz açken tok yatmak mı? Birbirimizi ayrıştırmak mı?
'YARALAYAN GÜLLE KARŞI KARŞIYAYIZ'
Yok canlar. Bize düşen Kerbela'dan aldığımız desturla kardeşliği büyütmek, adaleti savunmak ve zalimin karşısında dimdik durabilmektir. 'Şu ellerin taşı bana hiç değmez. İlle dostun bir tek gülü yaralar beni' Pir Sultan. Bugünlerde epeyce yaralayan gülle karşı karşıyayız. Bizi yaralayan budur canlar. İnsanlarımızın birbirine düşürülmesi, kardeşin kardeşe yabancılaştırılması, adaletin terazisinin ne yazık ki şaşması. Muharrem bize vicdanımızı diri tutmayı, bu yüzden paylaştığımız lokmada Hüseyin'in direnci, Zeynep Ana'nın sabrı, mazlumun duası, garibin umudu var. Bu yüzden lokma paylaşırken sadece karınlar değil, gönüller koyar. Dilerim ki Hak bizi Hüseyin'in adaletinden, Ali'nin cesaretinden ve Hünkar'ın hoşgörüsünden bir an bile ayırmaz. Dilerim ki hiçbir çocuk susuz kalmaz, hiçbir anne evladının acısıyla sınanmaz, hiçbir insan hakkını aradı için yalnız bırakılmaz.
'KARDEŞLİĞE SAHİP ÇIKACAĞIZ'
Soruyorum canlar. Eğer bugün de adalet için kalkmayacaksak Kerbela'yı nasıl anlayacağız? Bugün Filistin'i, Gazze'yi görmeyeceksek, bugün İran'da yaşananları görmeyeceksek; geri dönüp Sivas'ı, 2 Temmuz'u unutacaksak, Maraş'ı, Çorum'u unutacaksak, gar katliamını unutacaksak o zaman vicdanlarımız kör olmaz mı? Bugün de kardeşliğe sahip çıkacağız. Bugün de tuttuğumuz oruçların manası işte bu olacak. İşte bu yüzden Muharrem yalnızca bir yas değil. Muharrem sadece 12 gün de değil. Muharrem ve Hüseyni bakış açısı, onun değerleri aslında bütün hayatımıza yaymamız gereken değerler. Biz bu sofrada kalpleri bir araya getirmeye geldik. Birbirimizin eksiğini örtmeye, acısını bal eylemeye, yarasını sarmaya geldik. Gönüller bir olsun. Dualar yerini bulsun. Birbirimizin eksini örteceğiz. Dil bizden, nefes Hünkarı Hacı Bektaş Veli'den olsun. Aşk ile, canı gönülden bin niyaz ile Hak aşkına, adalet aşkına, insanlık aşkına diyorum.'





