(ANKARA) - CHP Genel Başkan Yardımcısı Orhan Sarıbal, Türkiye'nin temel gündeminin ekonomi, yoksulluk ve tarım politikaları olduğunu belirtti.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Orhan Sarıbal, CHP Genel Merkezi'nde düzenlediği basın toplantısında, 2 Temmuz 1993 Sivas Katliamı'nın yıl dönümünü anarken, geçmişte yaşanan katliamlarla yüzleşilmediği sürece benzer acıların yaşanmaya devam edeceğini savundu.
Sarıbal, şu ifadeleri kullandı:
'Derdimiz hiçbir yarayı yeniden kaşımak değil. Ama eğer yüzleşmezsek, sorgulamazsak, neden-sonuç ilişkisini ortaya koymazsak bunlar gelenekselleşir, unutturulur ve yenilerine alan açılır. Sivas Katliamı, Çorum Katliamı, Maraş Katliamı, Başbağlar ve niceleri... Gerekçesi ne olursa olsun, kim tarafından yapılırsa yapılsın bütün katliamlara karşıyız. Bu katliamların bir daha yaşanmaması için adalet, hukuk, hakikat ve yüzleşme üzerinden bu tarihsel süreci tamamlamak zorundayız.'
Madımak Oteli'nin 'utanç müzesi' haline getirilmesi gerektiğini belirten Sarıbal, insanlığa karşı işlenen suçlarda zaman aşımının kabul edilemeyeceğini söyledi. Sarıbal 'Vicdanda adı net konmuş bir katliamın yapıldığı yer neden utanç müzesi olmaz? İnsanlığa karşı işlenmiş suçlar neden zaman aşımına uğratılır? İnsanlığa karşı işlenen suçlarda zaman aşımı asla olmaz' ifadelerini kullandı.
'BU ÜLKENİN GERÇEK GÜNDEMİ EKONOMİ VE YOKSULLUKTUR'
Sarıbal, TÜİK'in açıkladığı haziran ayı enflasyon verilerinin ardından emekli ve memur maaşlarına yapılan zamları değerlendirerek Türkiye'nin gerçek gündeminin hayat pahalılığı olduğunu söyledi.
Sarıbal şöyle konuştu:
'Açlık sınırı 35 bin liranın üzerine çıktı, yoksulluk sınırı 115 bin liraya dayandı. Buna rağmen en düşük emekli maaşı 23 bin lira seviyesinde. Açlık sınırının altında yaşayan milyonlarca emekli var. Ülkenin gündemi budur; halkın yoksulluğudur. İnsanlar her gün ekmeğini, elektriğini, suyunu, doğalgazını, kirasını nasıl ödeyeceğini düşünüyor.'
Enflasyon verilerinin gerçeği yansıtmadığını öne süren Sarıbal, düşük zamların bilinçli bir tercih olduğunu belirterek, 'Bu bir kaynak yetersizliği değildir, tercihtir. TÜİK'e düşük enflasyon açıklatılıyor ki emekliye, memura düşük zam verilebilsin. Enflasyonun sorumlusu emekli değildir, işsiz değildir, çiftçi değildir. Bugünkü tablonun sorumlusu Recep Tayyip Erdoğan ve Mehmet Şimşek'in ekonomi programıdır' ifadesini kullandı.
'MEHMET ŞİMŞEK'İN PROGRAMININ BEDELİNİ HALK ÖDÜYOR'
Hazine ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek'in ekonomi programını da eleştiren Sarıbal, uygulanan politikaların üretici ve dar gelirli kesimler üzerinde ağır sonuçlar doğurduğunu söyledi. Sarıbal, şunları kaydetti:
'Mehmet Şimşek'in ekonomi programı enflasyon ve faiz sarmalına tutsaktır. Bunun bedelini de halka ödetmektedir. Çiftçiye tarlasında, emekliye evinde, öğrenciye okulunda ödetmektedir. İnsanları dengeli ve sağlıklı beslenmeden uzaklaştırmış, öğrenciyi simit ve peynire mahkum etmiştir.'
İktidarın ekonomik sorunların üzerini dış politika gündemiyle örtmeye çalıştığını da savunan Sarıbal, 'NATO üzerinden, dış politika üzerinden iç siyaseti dizayn etmeye çalışıyorlar. Gerçek gündem ise halkın yoksulluğudur' dedi.
'TARIMSAL HASILA ARTIYOR AMA ÇİFTÇİ YOKSULLAŞIYOR'
Dünya Bankası'nın Türkiye'nin tarımsal gayrisafi yurt içi hasılasını 83,2 milyar dolar olarak açıklamasını değerlendiren Sarıbal, rakamların üreticinin gelirine yansımadığını söyledi.
Sarıbal, şöyle konuştu:
'Madem tarımsal hasılamız bu kadar yüksek, neden çiftçinin 1 trilyon 370 milyar lira borcu var? Neden üretici borcunu ödeyemiyor? Neden stratejik ürünlerde ithalata bağımlıyız? Neden Avrupa'dan canlı hayvan ve kırmızı et almak zorundayız? Dünya Bankası keşke bu hasılanın üreticiye ne kadar yansıdığını da açıklasa.'
Avrupa'daki çiftçilerin milli gelirden aldığı pay ile Türkiye'deki üreticileri karşılaştıran Sarıbal, Türk çiftçisinin yıllık gelirinin yaklaşık 5 bin dolar seviyesinde kaldığını söyledi.
'YERLİ VE MİLLİ SÖYLEMİ İTHALAT GERÇEĞİYLE ÖRTÜŞMÜYOR'
Tarım politikalarını eleştiren Sarıbal, hükümetin 'yerli ve milli' söylemine rağmen üretimin giderek daha fazla ithalata bağımlı hale geldiğini savundu.
Sarıbal şu ifadeleri kullandı:
'2010'dan bu yana sadece hayvancılıkta 13 milyar doların üzerinde ithalat yapıldı. 11,5 milyon büyükbaş ve küçükbaş hayvan ithal edildi. Yaklaşık 500 bin ton kırmızı et ithal edildi. Buna yem hammaddeleri dahil değil. Yem hammaddelerini de eklediğinizde her yıl yaklaşık 5 milyar dolarlık ithalat yapılıyor.'
'ÇİFTÇİ HEM AZ ÜRETİNCE HEM ÇOK ÜRETİNCE ZARAR EDİYOR'
Bu yıl birçok üründe rekoltenin yüksek olmasına rağmen çiftçilerin yine zarar ettiğini savunan Sarıbal, üreticilerin korunmadığını söyledi.
Sarıbal, 'Geçen yıl don nedeniyle üretim yapılamadı, çiftçi perişan oldu. Bu yıl ürün bol ama yine perişan. Geçen yıl az ürettiği için zarar etti, bu yıl çok ürettiği için zarar ediyor. Türkiye bugün üreterek zarar eden çiftçi örneği haline gelmiştir' diye konuştu.
'HASAT DÖNEMİNDE İTHALAT DERHAL DURDURULMALI'
Hasadı başlayan ürünlerde ithalat yapılmasını eleştiren Sarıbal, hükümete çağrıda bulunarak, 'Hasat dönemine girmiş hiçbir üründe ithalat yapılmamalıdır. Buğday, mısır, ayçiçeği, mercimek... Çiftçi ürününü satmaya çalışırken ithalat kapılarının açılması fiyatları düşürüyor ve üreticiyi zarar ettiriyor. Çiftçi piyasanın insafına terk edilmemelidir' ifadesini kullandı.
2026'nın ilk beş ayında buğday ithalatının yüzde 80, mısır ithalatının yüzde 25, mercimek ve nohudun yaklaşık yüzde 30, ayçiçeği ithalatının ise yüzde 40 arttığını öne süren Sarıbal, bunun üretim yerine ithalatı önceleyen bir anlayış olduğunu savundu.
'TARIM EKONOMİDE DE KÜÇÜLÜYOR'
Tarım sektörünün milli gelir içindeki payının son yıllarda önemli ölçüde gerilediğini belirten Sarıbal, sektörde istihdamın ve ekili alanların da azaldığını kaydederek, '2002'de tarımın milli gelir içindeki payı yüzde 10,2'ydi, bugün yüzde 5,2'ye düştü. Tarım ekonomisi sürekli küçülüyor. Tarımda çalışan nüfus yüzde 35'lerden yüzde 14'lere geriledi. Ekili alanlar daralıyor, milyonlarca dönüm arazi üretim dışına çıkıyor. Çiftçinin itibarının yeniden iade edilmesi gerekiyor' diye konuştu.
'ORMAN YANGINLARI KADER DEĞİLDİR'
Sarıbal, 'Orman yangınları kader değildir. Erken uyarı sistemleri, sensörler, önleyici müdahaleler ve yerel planlamayla yangınların büyük bölümü önlenebilir. Dünyanın birçok ülkesinde riskli bölgeler önceden belirleniyor ve yangın çıkmadan müdahale ediliyor. Biz ise yıllardır uçak ve helikopter kiralayarak bu sorunu çözmeye çalışıyoruz. Kalıcı kapasite oluşturulmalıdır' diye konuştu.



