Haber: Oktay YILDIRIM - Kamera: Mehmet ÇALPAR
(TEKİRDAĞ)- Tekirdağ Belediye Başkanı Candan Yüceer, 'Biz 'Kimse yargılanmasın, varsa bir suçu görmezden gelinsin' demeyiz demiyoruz. Tam tersi bugüne kadar her zaman hukukun üstünlüğünü, demokrasiyi savunduk. Savunmaya da devam edeceğiz. Ama bugün Cumhuriyet Halk Partili belediyeler, belediye başkanları, bürokratlar üzerinden yürütülen süreç başka bir şey. Tutukluluk, tutuklu yargılanma, geciken iddianameler, kayyum atamalar, göreve iadesizlik. Bunlar milletin iradesini yok saymaktır. Milletin iradesine göz koymaktır. Dolayısıyla biz halkın iradesinin yargı yoluyla, başka bir şeyle baskı altına alınamayacağını ve buna da en güçlü tepkiyi her zaman verdiğimizi, vereceğimizi de bir kez buradan, Tekirdağ'dan, Trakya'mızdan, Trakya'nın seçilmiş belediye başkanları olarak en yüksek sesimizle ifade ediyoruz' dedi.
CHP'li Trakya Belediye Başkanları Toplantısı, CHP Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Gökan Zeybek'in başkanlığında ve Çorlu Belediyesi ev sahipliğinde gerçekleştiriliyor. Belediyelerin gelirlerini arttırmaya yönelik alternatif yöntem ve süreçlerin ele alındığı toplantıda konuşan Tekirdağ Belediye Başkanı Candan Yüceer, şunları söyledi:
'Yok öyle, yok böyleyle Cumhuriyet Halk Partili belediyeler baskı altına alınmaya çalışıldı'
'Neden özel bir dönem diyorum? Özelliği şu. Çünkü bir tarafta vatandaşımızın artan beklentileri var. Ekonomik krizle derinleşen, artık çok ciddi sosyal sorunlar var. Diğer tarafta da maalesef belediyelerimizin gelirlerinin giderek azaldığı, yetkilerimizin sınırlandırıldığı ve yerel yönetimlerin sürekli -işte bugün de biraz önce ifade edildiği gibi- yargı eliyle baskı altına alınmaya çalışıldığı bir dönemden geçiyoruz. Yıldırma politikaları, itibar suikastı, algı operasyonları üzerinden Cumhuriyet Halk Partili belediyeler, Cumhuriyet Halk Partili belediye başkanları, bürokratlar, aileler yıpratılmaya, zapturapt altına alınmaya çalışılıyor. Peki ne oluyor buna rağmen? Buna rağmen bizler belediyeler olarak hiçbir şeyde geri adım atmıyoruz. Bakın göreve geldiğimiz günden itibaren ben de bu dönem belediye başkanı olmuş bir yol arkadaşınız olarak valla önümüzde bir tasarruf tedbiri bulduk. Tamam, tasarruf tedbirleri yapalım. Çok kıymetli tasarruf. Herkesin yapması gereken ama herkesin ve her zaman yapması gereken, zaten bizim yöneticilik anlayışımızın da bir gereği, sosyal belediyecilik anlayışımızın bir gereği olarak baş baş göz üstüne dedik. Yetmedi. Yani bu Cumhuriyet Halk Partili belediyelerin hizmet etme kapasitesinin, anlayışının, vizyonunun önüne geçemeyince bu sefer yıllardır akıllarda olmayan yok SGK borcu, yok vergi borcu, yok öyle, yok böyleyle Cumhuriyet Halk Partili belediyeler baskı altına alınmaya çalışıldı. Bu da durduramadı belediyelerimizi, bizleri, sizleri. Bu sefer de işte bu algı operasyonları, yıpratma çabaları, itibar suikastı başladı. Bakın bugün bir taraftan gerçekten hizmet maliyetleri artarken, diğer taraftan sosyal destek ihtiyacı da büyüyor.
'Ülkenin ekonomisine katma değer yaratırken, çalışırken, üretirken, vergisini öderken ilk ondayız. İş kamu yatırımına gelince, iş pay almaya gelince hep sonlardayız'
Bizler vatandaşlarımızın bizden sosyal destek ihtiyaçlarına, taleplerine 'Aman bu bizim işimiz değil' deyip ne kulağımızı gözümüzü kapatabiliyoruz ne de sırtımızı dönebiliyoruz. Yani bir yandan altyapı yatırımları başta olmak üzere temel belediyecilik hizmetlerimizi yerine getirirken, bir yandan da yurttaşlarımızın, hemşehrilerimizin sofraya ekmek götürmekle zorlanan yurttaşlarımızın yanında olmaya, onların sofralarını büyütmeye, onların omuzlarındaki yükü hafifletmeye de devam ediyoruz. Bir yandan da kendi bölgem için, Trakyamız için bu yaz, geçtiğimiz yaz yaşadığımız gerçeklikle kuraklıkla, su kriziyle, çevre baskılarıyla mücadele ediyoruz. Bir yandan da Tekirdağ'ımız için de söyleyeyim. Bir yandan kentleşmenin, sanayileşmenin ve göçün ağır baskısı altında bunlarla da mücadele etmeye devam ediyoruz. Biliyorsunuz özellikle büyükşehirler merkezi idareden gelen paylarla gelirlerimiz sınırlı. Bakın size bir örnek vereyim. Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi'nin özeli bu. 2023 yılında pay artışımız, gelirlerden gelen pay artışımız yüzde altmış dokuzken, 2024'te yüzde altmış ikiye düşmüş. 2025'e geldiğinde yüzde kırk yedi nokta ikiyle tamamlayabilmişiz. Yalnız şöyle bir gerçeğimiz var. Yani biz gelir kaynakları uzun süredir ciddi baskı altında olan, maalesef merkezi idareden gelen payların reel olarak erimesi, yeni yetkiler üzerimize habire görevler, sorumluluklar verilirken kaynakların verilmemesi ve kredi ve finansman süreçlerinde de çok ciddi sıkıntılar yaşıyoruz. Bakın şu gerçeğimiz var. Tekirdağ vergi tahakkuku ve tahsilatında Türkiye'nin her zaman ilk onunda olan bir il. Hiç on bir olduğumuzu ben milletvekilliği dönemimde de hatırlamıyorum. Sekiziz, yediyiz, dokuzuz. On olduğumuzu bilmiyorum. Hep bu ülkenin ekonomisine katma değer yaratırken, çalışırken, üretirken, vergisini öderken ilk ondayız. Ama iş kamu yatırımına gelince, iş pay almaya gelince hep sonlardayız.
'Canla başla dişimizi, tırnağımızı, etimizi hepsi birbirine katarak o günden bugüne çalışmaya, dayanışmaya, işte böylesi toplantılarda deneyim paylaşmaya devam ediyoruz'
Bakın biraz önce örneğini verdim. Neden böyle diyorum. Nüfusta nüfus. Yılda ortalama 20-30 bin arası göç olan bir iliz. Hızlı sanayileşen, bunun çevre yükünü, nüfus yükünü, ulaşım yükünü, stresini yaşayan bir il olmamıza rağmen, vergisini ödeyen, katma değer yaratan bir il olmamıza rağmen hak ettiğimiz kamu yatırımlarını, hak ettiğimiz özel yatırımları alamamaktan bahsediyorum. Bakın bir yandan bunları dile getirirken, bu hak mücadelemizi verirken, bir yandan da temel belediyecilik hizmetlerimiz başta olmak üzere ama sosyal destekleri, ama vatandaşımızın eğitim desteği, gıda desteği, ulaşım desteği, her türlü desteğinin de yanında olmaya, çözüm üretmeye devam etmeye çalışıyoruz. Bu kadar zorlamalara, bu kadar engellemelere, bu kadar baskıya rağmen. Ha bu görünmüyor mu? Görünüyor. Göründüğü için zaten bugün burada, bu masa etrafında bu kadar çoğuz. Pandemide göründü bu. 2019 yerel seçimlerinde başlayan bir kırılma süreci oldu. Ankara'yı, İstanbul'u, Mersin'i ve birçok büyükşehri kazanmayla başlayan ve buradaki hizmet memnuniyeti, yerel yöneticilik anlayışının vatandaşta takdir görmesiyle ne mutlu bize ki 2024 seçimlerinde illere, ilçelere, beldelere yayılan bir teveccühle karşılaştık Cumhuriyet Halk Partisi olarak. Ve o günden bugüne de her türlü zorluğuna, her türlü baskıya rağmen asla bir adım geri atmadan, asla ne partimizi ne bize inanan ne bize güvenen hemşehrilerimizi, yurttaşlarımızı, vatandaşlarımızı mahcup etmeden, canla başla dişimizi, tırnağımızı, etimizi hepsi birbirine katarak o günden bugüne çalışmaya, dayanışmaya, işte böylesi toplantılarda deneyim paylaşmaya devam ediyoruz. Bizler elbette yerel yöneticiler olarak kıymetli hizmetler üretmek zorundayız. Sorun çözmek zorundayız. Şehirlerimizi, ilçelerimizi geleceğe hazırlamak zorundayız. Ama bir yandan da yerel demokrasinin, ülkemizdeki demokrasinin temel taşı olarak da demokrasiyi de savunmaya, yerel demokrasinin de bir önemli taşı olmaya da devam ediyoruz.
'Özellikle son dönemde muhalefet belediyelerine bizlere yönelik operasyonlar, siyasi baskılar, yargı süreçleri hepimizin dehşetle izlediği süreçler'
İşte bizler Trakya'da bunu kanıtladık çok kıymetli yol arkadaşlarım. Sosyal belediyeciliği büyüttük, üretimi destekledik, çiftçimizin yanında olduk. Bizim için çok önemli tarım. Tarım şehri Trakya. Topraklarının yüzde 66'sı ekilebilir olan birinci iliz Tekirdağ olarak. Ama susuzluktan ama desteksizlikten maalesef bunu hayata geçiremiyoruz. İşte biz orada devreye giriyoruz. Yerel yöneticiler olarak, belediyeciler olarak. Göreve geldiğim günden beri on kat artırdık tarımsal desteklerimizi. Her yıl yenilerini ekleyerek, her yıl bir önceki yıldan daha fazla destek vererek yolumuza devam ediyoruz. Çünkü üretmezsek, çünkü Trakyamızda tarım biterse bu ülkenin biteceğini, bizim biteceğimizi, hayatın duracağını biz biliyoruz. Ve gücümüz yettiğince imkanlarımız ölçüsünde de tarımı desteklemeye, hayvancılıkta... Bakın şu an Trakya köprünün bu tarafı şu an Avrupa'ya girmiş durumda, Avrupa standartlarında. Verimliliğimiz topraklarımızın Anadolu'nun verimliliğinin tam iki katı. Hayvancılıkta da bu böyle. Dolayısıyla hem hayvancılığı hem tarımı destekleyerek inşallah yolumuza devam edeceğiz. Çünkü biz, bizim belediyecilik anlayışımızda kamu kaynağı kutsaldır. Neden böyle diyorum? Çünkü bu kaynağın içinde emeklinin alın teri vardır, işçinin vergisi vardır, çiftçinin sabrı vardır, esnafın sabrı vardır, gençlerin umudu vardır. Biz de bu yüzden bu bütçeye milletin emaneti olarak bakıyoruz. Ama özellikle son dönemde muhalefet belediyelerine bizlere yönelik operasyonlar, siyasi baskılar, yargı süreçleri hepimizin dehşetle izlediği süreçler.
'Özellikle İBB Başkanımız, Cumhurbaşkanı adayımız Ekrem İmamoğlu üzerinden İstanbul Büyükşehir Belediyemize, bürokratlarına, ailelerine yönetilen süreç gerçekten toplumun, kamuoyunun gözü önünde herkesin vicdanını sızlatmakta'
Özellikle İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanımız, Cumhurbaşkanı adayımız Ekrem İmamoğlu üzerinden İstanbul Büyükşehir Belediyemize, bürokratlarına, ailelerine yönetilen süreç gerçekten toplumun, kamuoyunun gözü önünde herkesin vicdanını sızlatmakta. Bu mesele halkın oyuyla seçilmiş yöneticilerin görevlerini özgürce yapabilme meselesidir. Bu hukukun üstünlüğüdür. Adil yargılanma hakkıdır. Biz 'Kimse yargılanmasın, varsa bir suçu görmezden gelinsin' demeyiz, demiyoruz. Tam tersi bugüne kadar her zaman hukukun üstünlüğünü, demokrasiyi savunduk. Savunmaya da devam edeceğiz. Ama bugün Cumhuriyet Halk Partili belediyeler, belediye başkanları, bürokratlar üzerinden yürütülen süreç başka bir şey. Tutukluluk, tutuklu yargılanma, geciken iddianameler, kayyum atamalar, göreve iadesizlik. Bunlar milletin iradesini yok saymaktır. Milletin iradesine göz koymaktır. Dolayısıyla biz halkın iradesinin yargı yoluyla, başka bir şeyle baskı altına alınamayacağını ve buna da en güçlü tepkiyi her zaman verdiğimizi, vereceğimizi de bir kez buradan, Tekirdağ'dan, Trakya'mızdan, Trakya'nın seçilmiş belediye başkanları olarak en yüksek sesimizle ifade ediyoruz. Ve yanı başımızda Silivri'deki tüm yol arkadaşlarımıza, bürokratlarımıza, ailelerimize dayanışma duygularımıza selamlarımızı, sevgilerimizi iletiyoruz. Ama şunu da çok iyi biliyoruz bu süreçte. Elbette tepki vereceğiz ama sadece tepki veren değil, daha güçlü bir yerel yönetim modeli kuran belediyeler olmak zorunda olduğumuzu da biliyoruz. Daha çok çalışmamız, daha güçlü modellerle halkın karşısında dimdik arkadaşlarımızın yanında durmamız gerektiğini de biliyoruz.
'Her koşulda ne olursa olsun, ne engellemeler, ne zorlamalar, ne baskılar olursa olsun asla bu noktada taviz vermeyeceğimizi de halkımıza bağımızda anlamalıyız'
Ne yapacağız? İşte bugün konuşacağız. Kaynağını koruyan, yatırımlarını akıllıca planlayan, önceliğini doğru belirleyen, kurumsal kapasitesini büyüten. Çünkü niye? Çünkü kaynağını koruyamayan belediyeler sosyal belediyeciliği sürdüremez. Başarı, kaynağı tüketmeden hizmeti büyütebiliyorsanız olacak, ortaya çıkacaktır. Dolayısıyla bu noktada özellikle kıymetli Çorlu Belediye Başkanımın da ifade ettiği gibi Trakya Belediyeler Birliği olarak, Trakya'nın belediye başkanları olarak bizler hem iletişimimizi, hem koordinasyonumuzu, hem dayanışmamızı büyüteceğiz. Bu sadece hizmetlerimizle değil, afetlere karşı, çevre felaketlerine karşı dayanışmamız, işte yerel üreticilik, ortak projelerimiz, ortak yatırım mekanizmalarımız. Bu noktadaki dayanışma bizleri daha güçlü, daha direngen, daha etkin bir hale getirecek. Bir diğeri, gelir yönetimimizi yeniden düşünmeliyiz. Elbette her zaman zordu belediyecilik. O geliri yönetmek, bir yandan zarar etme pahasına hizmet üretmeye devam etmek ve bunu sürdürebilmek elbette zor. Ama bu dönemdeki baskılarla, kısıtlamalarla oldukça, oldukça zor. İşte bu noktada bizler üretimi destekleyen, belediyenin kendi gelirlerini artıran, yerel ekonomiyi büyüten bir model kurmak zorundayız. Bizler tarım, lojistik, yenilenebilir enerji ve yerel üretim Trakya'nın biliyorsunuz en büyük gücü. Biz bu alanlarda belediyemizin öncülük ettiği yeni ekonomik modeller geliştirdik ve geliştirmeye de devam ediyoruz. Bir diğer yapmamız gereken şey, en önemlisi benden önceki çok kıymetli yol arkadaşlarımın, başkanlarımın da ifade ettiği halkla bağımız bizim en büyük gücümüz. Başka bir gücümüz yok. Bizim dayandığımız, inandığımız. Biz halkın partisiyiz. Adımız da bu. Kendimiz de öyleyiz. Biz halkız. Halkın partisiyiz. Dolayısıyla halkla bağımızı güçlendirmek, onlara anlatabilmek, onların yanında olduğumuzu her koşulda, onların her kuruş parasının, her kuruş ödediği verginin hassas, şeffaf, ölçülebilir bir şekliyle her bir kuruşunun onlara döneceğinin garantisini verdiğimiz için zaten bugün buradayız, bir aradayız. Bunu vereceğimizi de her koşulda ne olursa olsun, ne engellemeler, ne zorlamalar, ne baskılar olursa olsun asla bu noktada taviz vermeyeceğimizi de halkımıza bağımızda anlatmalıyız.
'Şu an bir nükleer santral tehdidi altında Trakyamız'
Şu an bir nükleer santral tehdidi altında Trakyamız. Bu kadar çevre sorunu yaşayan, bu kadar su krizi yaşayan, bu kadar çok kuraklıkla mücadele eden yüzey suyumuz yok. Biliyorsunuz yeraltı suyu kullanıyoruz. Şu an Tekirdağ Büyükşehir Belediyesi TESKİ yüzde 88,6 kaynaklarımız yeraltı suyu ve her yıl sondajımız derine iniyor. Bugün 300-400 metreleri görmüş durumdayız. Kontrolsüz bir tüketim var. Bu dediğim kaynak ne kaynağı? Saklamam gereken kime? Çocuğuma, torunlarıma. Tekirdağ'ın, Trakya'nın geleceğine saklamam gereken kaynağı şu an hunharca tüketiyoruz. Yüzey sularımız yok. Ama bununla beraber bir yandan da yağış alamamakla, küresel iklim değişikliğiyle mücadele ediyoruz. Üzerine yetmiyor, daha fazla su tüketecek olan, daha fazla toprağık kirletecek olan, daha fazla nükleer atık çıkaracak olan, bu çevrenin sağlıksızlığın üzerine binlerce daha çok sağlıksız bir yapı oluşturacak olan, üstüne yetmiyor bir de nükleer santral tehdidiyle boğuşmak zorunda kalıyoruz. Ne yapalım, bunları dile getirmeyelim mi? Tabii ki çok güçlü olmasından ülkemizin, şehrimizin gurur duyuyoruz. Ama diyoruz ki önce çevre, önce sağlık. Ben bir hekim olarak önce zarar verme, önce zarar verme, önce insan. İnsan odaklı belediyecilik ve geleceği düşünerek hareket etmek. Bugün için hizmetler, hizmetler üretmiyorsunuz. Hepimiz öyle. Bir yandan da geleceğimizi kontrol altına almak, geleceğimizi kurtarmak, geleceğimizi de garantiye almak zorundayız. O minvalde çalışıyoruz. Gerek suyla mücadelemizde, gerek iklimle mücadelemizde, gerek altyapı yatırımlarımızda emin olun her bir yatırımımızda 30 yıl, 30 yıl, 40 yıl gelecek vizyonuyla mücadele ediyoruz. Dolayısıyla bir diğer yaşadığımız sıkıntı da sosyal adaleti büyütmek ve kentin ürettiği değerin kente geri dönmesi. Bakın biz bu noktada bütün bu çevresel sorunları yaşıyoruz. Ulaşım sorunu bizde, göç sorunu, nüfus sorunu bizde, su tüketimi bizde. Üstüne yetmiyor kanser oluyoruz, hastalanıyoruz. Hepsi bizde ama vergi başka yerde. Biz diyoruz ki ürettiğimiz değer üretilen yerde kalsın, Tekirdağ'a hizmet olarak gelsin. Tekirdağ eğer bu kadar riskle, bu kadar baskıyla mücadele ediyorsa, katma değer yaratıyorsa bunun karşılığı kente geri dönmeli. Diyoruz ya kurtuluş yok tek başına. Herkes söyledi. Asla kimse yalnız yürümeyecek. Ve şuna çok kalben inanıyorum. Biz bu günlere yürüdüğümüzde o güzel günlere, her şey çok güzel olacak. Türkiye'mizde de, Trakyamızda da, Tekirdağ'ımızda da her şeyin çok güzel olacağına olan inancımla bugün burada olduğunuz için, yol arkadaşlığınız için teşekkür ediyorum.'



