Haber: Esra Nur PERVAN - Kamera: Hakan KARADUMAN
(TRABZON) - CHP Genel Başkan Yardımcısı Burhanettin Bulut, gazeteciler Merdan Yanardağ, Alican Uludağ ve İsmail Arı'nın cezaevinde tutulduğunu belirterek, 'Bu arkadaşlarımızın cezaevinde olması bu ülkede yaşayan herkesi güvencesiz hale getirir. Sadece gazeteciliği değil, herkesi güvencesiz hale getirir' dedi.
CHP İletişim'in Türkiye'nin farklı bölgelerinde düzenlediği Yerel Medya Buluşmaları'nın beşincisi bugün Trabzon'da 'Doğu Karadeniz Yerel Medya Buluşması' başlığında düzenlendi. Trabzon, Artvin, Rize, Bayburt, Gümüşhane, Giresun, Ordu, Tokat ve Samsun'dan yerel medya temsilcilerini bir araya getiren buluşmanın açılış konuşmalarını CHP Trabzon İl Başkanı Mustafa Bak, Ortahisar Belediye Başkanı Ahmet Kaya, CHP Trabzon Milletvekili Sibel Suiçmez, CHP Medya ve Halkla İlişkilerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Burhanettin Bulut yaptı.
Mustafa Bak: 'Özgürce yazılamayan her haber, halkın hakkına vurulmuş bir prangadır'
İl Başkanı Bak, şunları söyledi:
'Medya, demokrasinin vazgeçilmez unsurlarından biridir. Yerel basın; halkın yaşadığı sokaktaki sorundan haberdar olmasıdır, yerel yöneticilerin şeffaflıkla denetlenmesidir ve en önemlisi toplumun sesinin en saf haliyle duyurulmasıdır. Ancak ne yazık ki bugün yerel basınımız, tarihinin en zorlu ve en karanlık dönemlerinden birini yaşamaktadır. Ekonomik sorunların belinizi nasıl büktüğünü yakından takip ediyoruz. Artan kağıt, baskı, dağıtım ve personel giderleri karşısında; reklam gelirlerinin erimesi birçok gazetemizi kapanma noktasına getirdi. Dijitalleşme, kurtuluş yolu gibi sunulsa da, bu dönüşümün yarattığı teknik maliyetler ve bilgi kirliliği karşısında yerel medya yalnız bırakılmıştır. Sosyal medyadaki teyitsiz bilgilerin yarattığı kaosun panzehiri, sizlerin emeği olan 'gerçek ve ilkeli' gazeteciliktir. Bugün gazetecilerimiz, mesleklerini icra ederken ağır siyasi, ekonomik ve kurumsal baskılarla karşı karşıyadır. Özgürce yazılamayan her haber, halkın hakkına vurulmuş bir prangadır. Bizim anlayışımızda yerel basının desteklenmesi bir 'lütuf' değil, demokrasinin devamlılığı için zorunluluktur. Kamu kurumlarının ve özel sektörün yerel medyaya sunduğu katkının şeffaf ve adil bir zemine oturmasını savunuyoruz. Basın özgürlüğünün önündeki tüm engellerin kalkması, yerel basının dijital dönüşümünü sağlıklı bir şekilde tamamlaması için gereken eğitim ve teknoloji desteğinin takipçisi olacağız. Güçlü bir demokrasi, ancak güçlü ve özgür bir medya ile mümkündür. Yerel basın ne kadar hür ve ayakta olursa, bizlerin hizmet ettiği toplum da o kadar bilinçli ve katılımcı olacaktır. Sizler bu şehrin vicdanısınız. Bizler de o vicdanın susmaması için her zaman yanınızda olmaya devam edeceğiz.'
'İşgallere karşı direniş ateşini canlı tutan en önemli cephelerden biri yerel basınımız olmuştur'
Ortahisar Belediye Başkanı Ahmet Kaya da şunları kaydetti:
'Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün önderliğinde verdiğimiz milli mücadelede işgallere karşı direniş ateşini canlı tutan en önemli cephelerden biri yerel basınımız olmuştur. Bu mücadelenin Anadolu'daki en önemli kalelerinden biri Trabzon'da Faik Ahmet Barutçu tarafından kurulan İstikbal Gazetemizdir. Yasama yürütme ve yargıdan sonra demokrasilerin demokrasinin dördüncü kuvveti olan ve bu kadar hayati öneme sahip basın kuruluşlarımız maalesef siyasi ve ekonomik baskıların altında bir varoluş mücadelesi vermektedir.
Ülke olarak bir sopa haline getirilen yargı eliyle siyasetin dizayn edildiği karanlık bir dönemden geçiyoruz. Halkın oylarıyla göreve gelen belediye başkanlarımız gibi kamu hizmeti yapan gazetecilerimiz de bu baskıyı her an yaşamaktadır. Yargı basın özgürlüğü üzerinde siyasi sopaya dönüşmüş durumdadır. Birçok gazeteci sadece mesleklerini yaptığı için cezaevlerindedir. Halen görevlerini yapmaya çalışanlar ise her an hapis tehditleriyle baş başa bırakılarak derin bir otosansür iklimine hapsedilmiştir. Basın özgürlüğü üzerindeki baskılar yalnızca gazetecilerin mesleki sorunu olmaktan çıkmış halkın gerçeğe ulaşma, sorgulama ve demokratik katılım hakkının gasp edildiği vahim bir durum haline gelmiştir. Baskı sadece adliye koridorlarında değil ekonomik mengeneyle de her alanda hissettirilmektedir. Biz sadece yaptıklarımızı alkışlayan, bizi öven bir basın istemiyoruz. Biz eksiklerimizi gösteren, kent adına bizi doğru yönlendiren, öz eleştirimizi yapmamızı sağlayan, halkın taleplerini bize aracısız olarak ileten özgür bir basının şeffaf, demokratik bir yere yönetimin en güçlü teminatı olduğuna inanıyoruz. Yerel basının yaşaması bu ülkede demokrasinin ve özgürlüklerin yaşamasıdır.'
'Yerel medyanın bir diğer zorluğu da mesleki güvensizliktir'
CHP Trabzon Milletvekili Sibel Suiçmez ise şöyle konuştu:
'Yerel medya yalnızca haber veren bir mecra değildir. Bulunduğu kentin hafızası, vicdanı ve sesidir. Güçlü bir yerel basın direkt halkın haber alma özgürlüğüne etki yapar, onu yönlendirir ve geliştirir. Ekonomik zorluklar yerel medyanın belini iyice bükmektedir. Artan maliyetler, azalan reklam gelirleri, kamu ilanlarının adil verilmemesi birçok yerel medyayı zor durumda bırakmış durumdadır. Adeta ölüm kalım savaşı vermektedir yerel medya mensupları. Basın İlan Kurumu'nun ilanları dağıtımda şeffaf, adil ve objektif kriterleri kullanmaması yerel medyanın zayıflamasının en önemli unsurlarından biridir. Bir demokrasi ancak yerel medyası güçlüyse demokrasi haline gelebilir. Yerel medyanın bir diğer zorluğu mesleki güvensizliktir. Cumhuriyet Halk Partisi olarak yerel medyanın gücüne inanıyoruz. Yerel medyanın çok daha fazla güçlenmesi gerektiğine inanıyoruz. Susturulan bir yerel medya sesi kısılan bir toplum ve halk yaratır. Bunu asla kabul etmemiz mümkün değildir. Bu nedenle yerel medyanın sorunlarını görmezden gelemeyiz.'
'Türkiye ilk defa basın üzerinde ya da demokrasi üzerinde bu kadar kara tablo yaşamadı'
CHP Genel Başkan Yardımcısı Burhanettin Bulut, şunları kaydetti:
'Yerel medyanın ekonomik sorunları elbette çok kıymetli ama ondan daha öte, bir özgürlük sorunu, bir mesleğini yapamama sorunu ortaya çıkmış durumda. Bunu bilakis rahatlatacak kurumların aksine bu otosansürü gerçekleştirdiğine birçok ilde şahidiz. Siyasetçinin var olma gerekçelerinin başında demokrasinin, özgürlüklerin, ifade özgürlüğünün güçlü olması yatar. Basın eğer o hürriyette değilse, özgürlükleri kısıtlanmış ise, sınırlar getirilmiş ise, işini yapamaz hale getirilmiş ise o zaman siyasetten bahsetmek mümkün olmaz. Demokrasiden bahsetmek mümkün olmaz. Hele hele Türkiye gibi gazeteciliğin bir cesaret mesleği haline geldiği bir yerde bunu sıkça gündem edip, bunu sıkça konuşmak gerekiyor. Türkiye'nin içinde bulunduğu durum itibariyle bakıldığında demokrasinin en büyük zaaflarından bir tanesi basına yapılan sansürdür, basına yapılan müdahaledir. Tarihsel olarak baktığımızda bunun örnekleri var elbette. Türkiye ilk defa basın üzerinde ya da demokrasi üzerinde bu kadar kara tablo yaşamadı. Çeşitli dönemlerde benzer olaylar yaşadı. Ama hiç bu kadar edilgen, bu kadar taraflı, hiç bu kadar bağımsızlığın, özgürlüğün engellediği bir dönem olmadı.
'İletişim Başkanlığı en büyük sansür merkezi'
Bugün yapılanlar iktidarın kendini devam ettirebilmesi, algı yönetiminin müdahalesini yapabilmek adına başlatılan süreçler. İşte bunun en önemli göstergesi havuz medyası. Birçok televizyonun sahibi belli değil. Birçok gazetenin sahibi belli değil. Ya da bazı ana akım gazetelerin sahipleri ciddi bir kredi alarak o kanalı, o televizyonu yönetiyor ama o parayı ödemiyor. İletişim Başkanlığı'nın kurulma amacı nedir? Ülkenin itibarını yükseltmek ve gerçeklerin aktarımında destek vermek. Ama baktığınızda İletişim Başkanlığı en büyük sansür merkezi. Gazeteleri, televizyonlara ertesi gün atılacak başlıkların iletildiği yer haline gelmiş durumda. Basın İlan Kurumu iktidarın yerel medyanın üzerinde kurduğu en büyük otosansür mekanizması haline geliyor.
RTÜK'e baktığınızda, kanalların daha rahat yayın yapmasını sağlayacağı ahlaki ya da toplumu etkileyen yayınları engellemesi gereken kuruluşa baktığınızda vallahi sabah magazin haberlerine hiçbir ceza ya da hiçbir engel görmüyoruz. Türk toplumunun ahlakına uygun olmayan yayınların hiçbirine itiraz etmiyor. Ama bir tanesi Allah göstermeye iktidara bir laf söylediğinde hemen kapama tehlikesi geçiriyor. Televizyonlar kapatılıyor. Halk TV, Sözcü kapatıldı. Geçmiş dönemlerdeki sansürlerden daha büyük, bu dönem o dönemlerden daha karanlık dediğim şey o. Sabah gazete basıldığında sansür memuru orada beklerdi, gazeteye bakardı. Şu kelimeyi çizin, bu kelimeyi kapatın diye. Ama şimdi yeni dönemin sansür mekanizması bant daraltma. Twitter'da ya da sosyal medyada televizyonlarda kapatma olarak karşımıza çıkıyor. Havuz medyasındaki bir gazetenin yaptığı haberler, gazetecilik değil, propaganda. Ona toplum karar veriyor. O kanalları izlemiyor. O gazeteleri almıyor. Gazetelerin tirajlarına baktığınızda sayılar belli. İzlenme oranlarına baktığınızda görülüyor. Televizyonların izlenme oranları yerlerde. Türkiye YouTube'da dijital mecrada örneğin çok daha ileri pozisyonunda çünkü mevcut kanallar o gerçekliği vatandaşa veremediği için haberleri sosyal medyadan arar hale gelmiş durumda. Bu kirliklerin içerisinde bize düşen kendi yapılanmamızı doğru bir şekilde yapabilmek.
'Gazetecilerin cezaevinde olması ülkede yaşayan herkesi güvencesiz hale getirir'
Tele1 televizyonu, muhalif diye tarif ettiğiniz, imkanlar itibariyle herhangi bir sermaye şirketinin televizyonu değil, kıt kanaat, orada çalışanların asgari ücretten daha fazla maaş alamadığı, sizin yerel medyada çalıştığınız gibi bir kanal, bir casusluk dosyası çıkarttılar ne idüğü belirsiz, sonra onu İstanbul dosyasına ilave ettiler ve Merdan Yanardağ'ı, televizyonun sahibi Merdan Yanardağ'ı sabah evinden gözaltına aldılar. Aldıkları gün, Tele 1'e el koydular. Daha Merdan Yanardağ savunma yapmadı, savcıya çıkmadı, mahkemeye çıkmadı, iddianame çıkmadı, Tele 1'e el koydular. Merdan Yanardağ mahkemeye çıkmadan bu defa da Tele 1 satılıyor. 28 milyon TL'ye satıyorlar şu anda. Şimdi siz, size muhalif diye bir televizyon şirketini kapatıyorsunuz, çöküyorsunuz ona, daha mahkemesi yapılmadan o televizyonu satıyorsunuz. Bu Ekrem İmamoğlu'nun diplomasını iptal edildiği gibi bir durumdur. Bu can ve mal güvenliğinin bu ülkede kalmadığını görüntüsüdür.
Alican Uludağ önce tutuldu bir Twitter şeyiyle, sonra Twitter'daki konu çok anlam ifade etmediği için daha cezaevindeyken, ikinci Twitter, Twitter ya Twitter yani bir elinde silah yok, elinde kalem dışında bir şey olmayan bir arkadaşımız şu anda cezaevinde. Hala neyle suçlandığını bilmeden cezaevinde yatıyor. İsmail Arı daha fena. O da cezaevinde. İçeri alınıyor ondan sonra suç isnat ediyor. Bu arkadaşlarımızın cezaevinde olması bu ülkede yaşayan herkesi güvencesiz hale getirir. Sadece gazeteciliği değil, herkesi güvencesiz hale getirir.'




