(KÜTAHYA) - CHP Genel Başkanı Özgür Özel, 40 saat boyunca uykusuz bırakılan Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey'in bu sabah tutuklandığını belirterek, 'Ben dün Bursa'ya gittim. Bir gece önce Bozbey'i cuma günü alacaklar diye karar verdik. Dün akşam Bursa'yı gördünüz mü? Bursa dün akşam ayağa kalkmıştı. Seçtiğine, seçme seçilme hakkına sahip çıkmak için' ifadesini kullandı.
CHP'nin cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun serbest bırakılması ve erken seçim talebiyle başlattığı 'Millet İradesine Sahip Çıkıyor' mitinglerinin 103'üncüsü Kütahya'da yapılıyor. Kütahya Belediyesi'nin yanında bulunan Şehit Emniyet Müdürü Uğur Gökcan Sokak'ta bir araya gelen binlerce yurttaşa seslenen CHP Genel Başkanı Özgür Özel, şöyle konuştu:
'Onun için şimdi Kütahya'ya soruyorum. AK Parti'nin kara düzenini değiştirmeye hazır mıyız? Bir devri kapatıp bir devri açmaya var mısınız? Hep beraber bakan evlatlarının devrini bitiriyoruz. Vatan evlatlarının devrini başlatıyoruz. Emekli kurtulmadan emekçi kurtulmaz. Esnaf kurtulmadan öğretmen kurtulmaz. Polis kurtulmadan öğrenci kurtulmaz. İnfaz koruma memuru kurtulmadan bir başkamız kurtulmaz. Kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiçbirimiz.
'Bir tarafta AK Parti'nin yönettiği Kent Suçları Müzesi, bir tarafta Cumhuriyet Halk Partisi'nin övünç vesilesi...'
Bugün Türkiye'de her şeyin kötüye gitmesinin varsa bir sebebi, o da AK Parti'nin kara düzeni. Bugün Türkiye'de yargıya güven yüzde 18'e inmiş. 31 Mart 2024'te Kütahya'da oyu sen kullandın. Eyüp Başkan'ı sen seçtin, kararı sen verdin. Bir önceki dönem MHP'ydi. Baş tacı... Daha önce AKP'ydi. Eyvallah... Bu sefer Cumhuriyet Halk Partisi'ne verdin. Geçen sefer oyu AK Parti'ye verince 'milli irade, baş tacı', verilmediği zaman 'al aşağı' sebep, 'efendim bir laf ettim çok büyük.' Ne dedin? Efendim, 'İstanbul'u kazanan Türkiye'yi kazanır' dedim. 'İstanbul'u kaybeden Türkiye'yi kaybeder' dedim. Ne oldu? Kaybettim. Nasıl? Önce Beylikdüzü bendeydi. Karşıma Ekrem İmamoğlu geldi. AK Parti'den CHP'ye geçti. Orada arı gibi çalıştı. Yan tarafı ben yönetiyordum. Esenyurt'u AK Parti yönetiyordu, yeşil alan 0,5 metrekare. Bu tarafı Ekrem İmamoğlu yönetiyor, Mehmet Murat Çalık yönetiyor. Beylikdüzü'nde 10,5 metrekare yeşil alan, arada 20 kat fark var.
Bir tarafta AK Parti'nin yönettiği Kent Suçları Müzesi, bir tarafta Cumhuriyet Halk Partisi'nin övünç vesilesi. E, bunu görünce İstanbullu ne yaptı? Bu sefer İstanbul'a sen Binali Yıldırım'ı aday gösterdin. Biz Ekrem İmamoğlu'nu... Ne yapsın İstanbullu? Burayı cennet yapanı, burayı cehenneme çevirene tercih etti. Görevi Ekrem İmamoğlu'na verdi ve sen daha o ilk seçimlerde hazımsızlığa başladın. Ne yaptın? YSK'ya gittin, 13 bin farkla kazandığımız seçimi iptal ettirdin. 40 gün sonra seçim oldu. İstanbullulara bir daha soruldu. O sırada, hatırlayın, sandıkları, oyları çaldılar. Yok efendim, 'şunculara gittiler, buncuları yaptılar' diyerek bir sürü yalan attılar. 'Hiçbir şey olmasa bile bir şey olmuş' dediler ve seçimi iptal edip milletin karşısına geçip 'CHP'ye, İmamoğlu'na bildirin, Osmanlı tokadını indirin' dediler. Sandıklar bir açıldı, 13 bin fark 806 bine çıktı. Osmanlı tokadı bekleyenlere demokrasi tokadını millet patlattı. Meselenin özü buyken yine durmadılar. Bu sefer İstanbul'da İmamoğlu'na 'topal ördek' dediler. Büyükşehir Belediyesi AKP'deydi. Ne yaparsa karşı çıktılar. Engel olmaya çalıştılar. Yetmedi. İnanamazsınız.
Metronun merdiveni demek için metroların çalışan elektrikli merdivenlerine kendi adamlarıyla tuttukları taşları sıkıştırdılar. Allah'tan korkmazlar. İstanbul'da halk otobüsü altı gün çalışıyor, yedinci gün 'film çekeceğiz' diye kiraladılar. Otobüsü bir köşeye çektiler. Jimmy Jibleri böyle üç bir yanına kurdular. Otobüsü 'film çekiyoruz' diye yalandan yaktılar. 'İstanbul Büyükşehir'in otobüsleri bakımsızlıktan yanıyor' dediler. Akla gelebilen her kötülük, her iftira oldu. O Süleyman Soylu'nun ne yaptığını biliyorsunuz. Bütün yolsuzluk dosyalarına geldi, el koydu. AK Parti döneminin yolsuzluklarının üstüne oturdu. O Süleyman Soylu geldi, işi gücü bıraktı. Ne dedi? 'İstanbul Büyükşehir'de PKK'lılar çalışıyor' dedi. 'İspat et, ispat etmeyen namussuzdur' dedik ama o dönemde o yalanı attı. Ardından yalan çıkınca, İBB'de bir tane PKK'lı çıkmayınca utanmadan 'ne yapayım? Ben de siyaset yaptım' dedi. İşte AK Parti budur. AK Parti'nin kara düzeni budur. Geçmişin güya kudretli bakanı Süleyman Soylu'nun zihniyeti budur. Yaklaşım budur. Siyasi ahlakı, siyasi namusu budur. Yalanı atanlar kara çalanlardır. Bu kadar yalanın üstüne sonra bir daha seçime girdirdi. Ne oldu biliyor musunuz? Bu sefer İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ni 1 milyon 100 binin üstünde farkla bir kez daha İmamoğlu kazandı. Karşısına Başbakan çıktı, kazandı. Meclis Başkanı çıktı, kazandı. Şehircilik Bakanı çıktı, kazandı. Bunlara karşı utanmadan, sıkılmadan döndüler ve bir darbeye giriştiler.
'Gürlek, emekli öğretmenin 30 yılda aldığı 1 milyonun 98 katını İstanbul'da Senfoni Evleri'ne veriyor'
Öyle bir kara düzen ki önce bir siyaset ve haysiyet celladı seyyar giyotin, Sırrı Süreyya Önder'den başlayıp ne kadar siyasetçi varsa örneğin geçen İstanbul İl Başkanımız Canan Hanım olmak üzere gezdirip gezdirip gezdirip her yerde muhaliflere ceza verdirttiyse, önce Bakan Yardımcısı yapıp siyasete sokan, sonra bir gecede İstanbul Başsavcısı yapan, sonra koruma istediği için onu tekrar bakan yapan AK Parti'nin kara düzenidir. O kara düzenin Adalet Bakanlığı'nda oturan kişinin toplam 190 yıl alacağı maaşlarıyla alamayacağı kadar gayrimenkul üzerine geçmiştir. Biz gayrimenkullerin teker teker ID numaralarını Murat Kurum, Çevre Bakanlığı 'ID' deyince anlamıyorsa 'I-D' numaralarını yayınladık. İnkar eden yok. Girdiğinde sisteme o tapunun, o gayrimenkulün vaktinde alındığı, sonra nasıl elden çıktığı ortada ve 190 yıllık maaş ortada. Yetmiyor, İstanbul'da senfoni evlerinden 98 milyon TL'ye ev satın alıyor.
Bakın, şöyle basit bir hesap yapalım. Bir emekli öğretmen 30 yıl çalışıyor. Sabah 7'de kalkıyor, tıraş oluyor. kravatını takıyor ya da döpiyesini giyiyor, çantasını alıyor. Okula gidiyor. Sabah 8'den akşam 5'e kadar çalışıyor. Bunu 30 yıl yapıyor, 30 yıl... Ona bu devlet 1 milyon TL'nin altında bir emekli ikramiyesi veriyor. Bu 1 milyon TL... Bu kişi daha 40 yaşında savcı, şu ana kadar aldığı maaşların hiçbirini yemese, içmese o paranın üçte birine, dörtte birine ulaşamaz. 98 milyon TL verip senfoni evlerinden, yani emekli öğretmenin 30 yılda aldığı 1 milyonun 98 katını bir yere veriyor. O parayı, ömrü boyunca karı koca yemeden içmeden sürekli biriktirseler 90 yıl çalışarak biriktiremezler. O parayı sadece benim ilan ettiklerimin içinde olmayan Senfoni Evlerine veriyor. Birisi mahkemeye düşmüş, kaybetmiş. Birden tekrar görülmüş, kazanmış. O kişinin evlerinden Ankara'da bir tane, İzmir'de iki tane. Toplam değerleri 76 milyon TL. 76 öğretmenin 36 yıllık emeğine karşılık... Şimdi bu adam adalet dağıtıyor, öyle mi? Bu adam operasyon yapıyor, yolsuzlukları ortaya çıkarıyor, öyle mi?
'Sabah, var mısın meydana çıkmaya, düello davetimi yazmaya?'
Buradan milletimin önünde söylüyorum. Bugün Sabah gazetesi, sabahın köründe 'yeni bir iftira atalım. Ortalığı karıştıralım' talimatla o ya... 'Akın Gürlek'in tapusunu savunamıyor. ID'lerini veremiyoruz. Suçüstü yakalandık. Sahip çıkamıyoruz. Yalnız bırakınca tepki topluyoruz. O yüzden hedefi şaşırtalım, başkalarına saldıralım.' 50 çeşit yalan attılar, hepsini ispatladık. Şimdi çıkmış, Ekrem İmamoğlu Amerika'da Özgür Özel'e 3 milyon dolara daire almış. Bakın, buradan büyük bir özgüvenle Kütahya'dan buradan söylüyorum. Ey Sabah, ey havuz medyası... Özgür Özel'in değil Amerika'da, dünyanın herhangi bir yerinde, değil daire, bir tırnak makası, bir kibrit kutusu varsa, Dışişleri elinizde, MİT elinizde, Trump yanınızda, hodri meydan, bu emekli öğretmen evladı eczacı karşınızda. Hodri meydan! İspatlamayan şerefsizdir. Bir kibrit kutum çıksın bu sınırların dışında burada bir dakika durmam. Dahası var. Yıllardır tam gününde veriyorum mal bildirimini. Öyle sade kendim değil, eşimi, evladımın minicik hesabındaki parasını bile ve Numan Bey'e verdiğim mal bildiriminde, 16 yıldır AK Parti'nin elindeki mal bildirimimde, söylemediğim bir çöpüm varsa bir dakika durmam. Hodri meydan. Sabah, var mısın meydana çıkmaya, düello davetimi yazmaya? Benim ne Amerika'da ne dünyanın başka yerinde bir kibrit çöpüm yok. Peki Erdoğan'ın, kendinin, evlatlarının ya da birinci derece yakınlarının Amerika'da bir mülkü var mı, yok mu? Onu açıkla bakalım. Manhattan'da diyorsun ya, Manhattan'da diktiler mi o binayı, dikmediler mi? Eğer benim var da 'yok' diyorsam ispatlamayan şerefsizdir. Bir çöpün varsa namussuzum, ahlaksızım. Peki, sizde olanları yazmaya cesaretin yoksa namussuzsun, şerefsizsin.
Hadi bakalım, bu yalan haberleri yapanları, yazanları, yayanları mahkemeye veriyorum. Tek dertleri bu millet gördü, kirliyi de temizi de... Bu millet gördü, yandaşa sahip çıkanı da, vatandaşa sahip çıkanı da... Onun için bundan sonrasında artık geri dönmek yok. Her zaman ne diyorum? Eğer bu işte bir santim eğilirsek, bir kelime eksik konuşursak, bir adım geri gidersek, bunlar bu milleti ebediyen sustururlar. Ebediyen çöktürürler, 100 yıl geriye götürürler. Aha burası 200 yıl geri geri gitmiş Türklerin durduğu, taarruza geçtiği, zaferi bulduğu topraklardır. Hep birlikte iktidar için büyük taarruza var mısınız? İşte o yüzden Kütahya'dayız. O yüzden cesaretin şehri, özgüvenin şehri, direnişin şehri, sağlanışın şehri, Zafer'in şehrindeyiz.
'Bozbey'e iftira atıp 7 yıl öncesinden 12 yıllık iftira atıp paçalarını kurtarmaya kalkıyorlar'
Dün 40 saat boyunca uykusuz bıraktıkları Mustafa Bozbey'i bu sabah tutukladılar. Bursa oyu AK Parti'ye verirken iyiydi. Bursa, AK Parti'deki yolsuzluktan bıkmıştı, hırsızlıktan bıkmıştı, kararını değiştirdi. o günden bugüne Mustafa Bozbey'i de kazdılar, kazdılar. Bir çöp, bir şey bulamadılar. Yedi yıl öncesinden bir yalancı şahit ki üç ortak 500 Bursalı'yı dolandırmışlar. Bir kişiye daire vermemişler. Bu dolandırıcılar yakalanmış, hapse girecekken iftiracı olmuşlar. Bozbey'e iftira atıp 7 yıl öncesinden 12 yıllık iftira atıp paçalarını kurtarmaya kalkıyorlar. AK Parti'de Belediye Meclisi'nde 'çoğuz' diye bunlara 'iftirayı atın, paçayı kurtarın, Bozbey'i içeriye koyalım, Bursa Belediyesi'ne çökelim hesabının içindedir.' Ben dün Bursa'ya gittim. Bir gece önce Bozbey'i cuma günü alacaklar diye karar verdik. Dün akşam Bursa'yı gördünüz mü? Bursa dün akşam ayağa kalkmıştı. Seçtiğine, seçme seçilme hakkına sahip çıkmak için. İşte bugün Kütahya'ya geldik. Kütahya'da bayram değil, seyran değil. Önümüz seçim değil ama Kütahya'da bu muhteşem kalabalıkla karşılaştık, kucaklaştık.'
(SÜRECEK)





