(İSTANBUL) - Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, İsrail'de Filistinli mahkumlar için getirilen idam cezasını eleştirerek, 'Sadece Filistinli mahkumlar için idam cezası getirmenin adı apartheid değil midir? Bunun adı hukuku, ırkçı faşizme alet etmek değil midir? Hitler'in Yahudilere yönelik canavarca politikaları ile İsrail Parlamentosu'nun büyük bir zafer edasıyla aldığı karar arasında özü itibarıyla bir fark var mıdır? Elbette bu yapılanlar ayrımcılıktır, ırkçılıktır, 1994'te Güney Afrika'da yıkılan apartheid rejiminin daha beterini İsrail'de uygulamaya geçirmek demektir' dedi.
Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Uluslararası Asya Siyasi Partiler Konferansı (ICAPP) Kadın Kolu 9'uncu Toplantısı için İstanbul'a gelen katılımcılarla Cumhurbaşkanlığı Dolmabahçe Çalışma Ofisi'nde bir araya geldi. Erdoğan, burada yaptığı konuşmada, 'Partimizin dünya siyaset literatürüne geçen başarılarında kadınların özel bir yeri oldu. Bu hareketi en fazla kadınlar bağrına bastı, kadınlar destekledi. AK Parti'yi, Kadın Kolları Türkiye'nin en dinamik, en donanımlı, en büyük kadın hareketi olarak adını tarihe gururla yazdırdı' dedi.
Erdoğan, '2012 yılında 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanunu yürürlüğe koyduk. Daha sonra attığımız çeşitli adımlarla kanunun uygulanmasını güçlendirdik. Öngörülen cezaları artırdık. Hassasiyetimizi çok net biçimde gösterdik. Bugün büyük bir memnuniyetle söylemek isterim ki ülkemizde kadınlar her alanda daha çok iş, daha çok emek, daha çok katma değer üretiyor' diye konuştu.
Erdoğan, şunları kaydetti:
'Savaşların ve sıcak çatışmaların biri bitmeden maalesef diğeri başlıyor. Bunun da yükünü genellikle kadınlar ve masum çocuklar çekiyor. İsrail'in Gazze'de acımasızca katlettiği 72 binden fazla sivilin kahir ekseriyeti kadınlar ve çocuklar. Komşumuz Suriye'de 13,5 yıl boyunca devam eden iç savaşta en çok bedeli ödeyenler kadınlar ve çocuklar. İran'ın maruz kaldığı saldırıların ilk kurbanları arasında yine kadınlar ve çocuklar bulunuyordu. Savaşın ilk günlerinde Minab'daki bir okula düzenlenen hava saldırısında 165'in üzerinde masum çocuk hayattan koparıldı. İsrail'in ateşkese rağmen Lübnan'a karşı sürdürdüğü bombardıman ve işgal politikası yine en çok kadınlar ve çocukları mağdur ediyor. 2 Mart'tan bu yana İsrail'in sivil yerleşim yerlerine yönelik saldırıları sebebiyle 1,2 milyon Lübnanlı evlerini terk etmek mecburiyetinde kaldı. Bin 500'den fazla Lübnanlı kardeşimiz aynı saldırılarda can verirken, 4 bin 700 kişi yaralandı. Ateşkesin ilan edildiği gün İsrail, 254 Lübnanlıyı barbarca katletti. Gözünü kan ve kin bürümüş soykırım şebekesi her türlü insani değeri hiçe sayarak, hiçbir kural ve ilke tanımadan günahsız yavruları, kadınları, sivilleri öldürmeye devam ediyor.
Sadece Filistinli mahkumlar için idam cezası getirmenin adı apartheid değil midir? Bunun adı hukuku, ırkçı faşizme alet etmek değil midir? Hitler'in Yahudilere yönelik canavarca politikaları ile İsrail Parlamentosu'nun büyük bir zafer edasıyla aldığı karar arasında özü itibarıyla bir fark var mıdır? Bütün bunlar Filistin halkına karşı izlenen inkar, imha, baskı ve siyasi infaz politikalarının yeni bir tezahürü değil midir? Elbette bu yapılanlar ayrımcılıktır, ırkçılıktır, 1994'te Güney Afrika'da yıkılan apartheid rejiminin daha beterini İsrail'de uygulamaya geçirmek demektir.
Karşımızdaki tablo ne kadar umut kırıcı olursa olsun asla karamsar değiliz. Mücadeleden vazgeçmedik, ne bugün ne de yarın mücadele sancağını yere düşürmeyeceğiz. Hakkı haykırmaya, acı da olsa doğruları açık açık söylemeye, her platformda adaletin savunucusu olmaya devam edeceğiz. Zulme, ayrımcılığa, hukuk tanımazlığa karşı birlik içinde, dayanışma içinde çözümler üretebileceğimize yürekten inanıyorum. Özellikle kadınlar bu konularda seslerini yükseltirse inanıyorum ki duvarlar yıkılacak, zalimler kaybedecek, hakkın ve haklının sesi daha gür çıkacaktır.'



