(ANKARA) - Genel Sağlık-İş Sendikası Genel Başkanı Derya Uğur, 2024 yılında 49 bin 10 olan yoğun bakım yatak sayısı'nın 2025 yılında 48 bin 396'a gerilediğini belirterek, 'Türkiye'de 1000 kişi başına düşen yatak sayısı 3.1 iken OECD ortalaması 4.2'dir' dedi.
Sağlık Bakanlığı 2025 Sağlık İstatistikleri Yıllığı verilerine ilişkin açıklama yapan Genel Sağlık-İş Sendikası Genel Başkanı Dr. Derya Uğur, 2024 yılında 49 bin 10 olan yoğun bakım yatak sayısının 2025 yılında 48 bin 396'a gerilediğini ifade etti. OECD ortalamasının 4.2 olduğunu kaydeden Uğur, bu rakamın Türkiye'de 3.1'de kaldığını vurgulayarak şunları söyledi:
'Bugün servislerde yer olmadığından hastalar acil koridorlarında sedyelerde bekletilmektedir. Yoğun bakımlarda yer olmadığından entübe hastalar servislerde tedavi altında tutulmakta; hasta yakınları dahi boş yoğun bakım yatağı aramak zorunda kalmaktadır. Danıştay içtihatlarında açıkça vurgulandığı üzere; idare, acil sağlık hizmetlerini yurt sathında kesintisiz, süratli ve erişilebilir kılmak, gerekli tıbbi donanım ve yatak organizasyonunu eksiksiz kurmakla yükümlüdür. Hastaların saatlerce sevk sırası beklemesi, kamu hastanelerinde yer bulunamaması nedeniyle kilometrelerce uzaktaki hastanelere sevk sırasında hayatını kaybetmesi, doğrudan siyasi iktidarın atanmış sağlık bakanının yönetememesinden kaynaklanan asli hizmet kusurudur.
Hastalık halinde her türlü sağlık hizmetinin ve bakımının sağlanması için gerekli şartları hazırlamak ve kritik hastayı makul süre içerisinde uygun yoğun bakım şartlarına eriştirmek Sağlık Bakanlığı'nın anayasal ve idari yükümlülüğüdür. Anayasa'nın 17. Maddesi: Herkes yaşama, maddi ve manevi varlığını koruma ve geliştirme hakkına sahiptir. Anayasa'nın 56. Maddesi: Devlet, herkesin hayatını beden ve ruh sağlığı içinde sürdürmesini sağlamakla yükümlüdür. Yoğun bakım yatak sayısındaki bu gerileme, sağlık hakkının kamusal olarak tasfiye edildiğinin belgesidir. Anayasal Haklar İhlal Edilmektedir. Hastane yataklarının yetersizliği ve yoğun bakım kapasitesindeki gerileme yurttaşlarımızın yaşam hakkına yönelen bir tehdittir. Yoğun bakım yatağı bulunamadığı için tedavisi geciken hastamızın vebali, kamusal planlamayı terk edenlerin omuzlarındadır. Hastaneleri ticarethane, insan hayatını da tasarruf kalemi haline getirmeye çalışanlara geçit vermeyeceğiz.'





