Esra Nur Pervan
(TRABZON) - DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan, ABD ve İsrail'in İran'a saldırılarına değinirken, 'Türkiye Cumhuriyeti de kendi hudutları içerisine bu ateşin düşmesine, yayılmasına asla izin vermemeli. Türkiye'nin bunu yapacak zaten gücü var. Hiç kimsenin haddine değil Türkiye'ye karşı herhangi bir cürette bulunmak. Ama yine de su uyur, düşmanın uymaz diye bir atasözümüz var. Onu da geleni yerine getirmemiz lazım. Ve caydırıcı gücümüzü sapasağlam Türkiye olarak yerinde tutmamız, daha da arttırmamız lazım. Ama sorunları çözmede diplomasinin ve diyaloğun da esas olduğunu aklımızdan çıkartmamamız lazım' dedi.
Babacan, Trabzon ziyareti kapsamında basın mensuplarıyla bir araya gelerek, açıklamalar yaptı.
Babacan, son dönemlerde vatandaşların önemli problemlerinden birinin adaletsizlik olduğunu ve ekonomiyle adalet arasında bir ilişki bulunduğunu ifade etti. Türkiye'de geçim sıkıntısının had safhaya ulaştığını; emeklilerin, asgari ücretlinin, sabit maaşlının büyük güçlük çektiği bir dönemden geçildiğini belirten Babacan, vatandaşa en önemli derdi sorulduğunda herkesin ilk olarak 'Geçim derdi' yanıtı verdiğini anlattı.
Ekonomi dışında memleketin hangi sorusu var diye sorulduğunda birkaç yıldır adalet ve hukukla ilgili sıkıntıların dile getirildiğini belirten Babacan, şöyle konuştu:
'Adalet ve ekonominin nasıl aslında iç içe kavramlar olduğu, adaletin olduğu bir ülkede ekonominin yükselebileceği, ekonominin topyekûn refah olarak, topyekûn zenginleşme olarak halka yansıyacağı ama adaletin olmadığı ülkede de bir avuç zenginin oluşacağı, geniş kitlelerin fakirleşeceği hem tarihte hem de bugünkü dünya örneklerinde sabit bir gerçek.
Evet, ekonomide sorunlar var. 2023 seçimlerinden bu yana yeni ekonomi yönetimi bir şeyler yapmaya çalışıyor ama ekonomi politikalarının kendisinde eksikler var. Özellikle reel sektör ayağı yok, tarım politikası yok, sadece makroyla götürmeye çalışıyorlar. Makroekonomiyle de bir ülkenin ekonomisi düzelmez. Sadece finans piyasasına belki güzel mesajlar verirsiniz. Parası olan para kazanır. Faize para yatıran kazanır. Kur korumalıya para yatıran kazanır. Ama sadece makro politikalarla bir ülkenin ekonomisi düzelmez. Onu da maalesef görüyoruz şu anda.
Gençlerin dünya gençleriyle fırsat eşitliğiyle ilgili ciddi sıkıntılar var. Bakıyorsunuz ticarette fırsat eşitliğiyle ilgili çok büyük problemler var. Kayrılan şirketler var. Özel para kazanma alanı olan şirketler var. Bir de rekabetle zor şartlarda üretip ihracat yapıp ayakta kalmaya çalışan şirketler var. Dolayısıyla adalet kavramı çok geniş bir kavram. Fırsat eşitliğini de içine alan, şeffaflığı da içine alan aslında çok geniş bir kavram. Ama memlekette adalet konusunu neresinden tutsanız elinizde kalır. Zaten bu sıkıntıların bu ülkenin geldiği durumun en önemli sebeplerinden birisi adalet kavramının yok olması. Bir başka önemli sıkıntı ülkede yönetici kadrolardaki ehliyet, liyakat meselesi. Hangi ülke olursa olsun eğer devlet yönetiminde ehil ve dürüst kadrolar varsa, güçlü kurumlar varsa o ülke çabuk toparlar. Ama kadrolar zayıfladıysa o çalmaz ve çaldırmaz diyeceğimiz insanlar artık bunla ara ki bulasınız sistemde ahlaki sıkıntılar başlayınca, iş bilmez kadrolar devlet yönetiminde çoğalınca maalesef her alanda sorunlar büyüyor. Eğitimle ilgili sıkıntıları görüyorsunuz. Sağlıkla ilgili sorunları görüyorsunuz. Bir yandan devasa hastaneler yapılıyor. Büyük paralar harcanıyor. Nüfus açtığı kadar hızlı artmıyor. Mezun doktorlar sisteme giriyor ama sistem düzgün yönetilmediği için sağlıkla ilgili şikâyetler de her geçen gün maalesef artıyor ülkemizde.'
'Hiç kimsenin haddine değil Türkiye'ye karşı herhangi cürette bulunmak'
Savaş konusunda uyarılarda bulunan Babacan, Türkiye'nin hudutlarının içerisine ateş düşmemesi gerektiğini belirtti. Babacan, 2 buçuk yıl önce Gazze'de başlayan yangının başka ülkelere de sıçradığını anımsatan Babacan, ABD ve İsrail'in İran'a açtığı savaşın bölgesel niteliğe dönüştüğüne dikkati çekti.
Babacan şunları kaydetti:
'İran'a karşı başlatılan savaşın hukuksuz olduğunu ilk günden bu yana söylüyoruz. Birleşmiş Milletler şartına aykırıdır diyoruz. Uluslararası hukukta böyle bir şey yoktur diyoruz. Ve sebep olarak gösterdiklerinin hiçbir geçerliği yok. Diyorlar ki 'O ülkenin silahı var. O silahı bir gün bana karşı kullanabilir. O kullanmadan ben ona karşı kullanayım'. Böyle bir şey yok. Önleyici savaş diye bir şey uydurdular. Bir gerekçe uydurdular ve İran'a saldırmaya başladılar. Tabii İran'ın bunun karşısında pek çok ülkeyi hedef alan saldırılar başlatması da bir başka yanlış. O ülkede gerçekten İran'a karşı savaşta kullanılan bir zemin varsa, İran'a saldırılarda o ülke hava sahasını ya da üslerini ya da topraklarını kullandırıyorsa durum ayrı. Ama uzaktan yakından bunlarla ilişkisi olmayan ülkelerle de bu ateş çemberi büyüyünce tabii o da bir başka yanlış. Biz diyoruz ki evet bir yandan çok dikkatle Türkiye bunu takip etmeli. Diplomasi temel olmalı. Konuşarak barışçıl yollardan sorunların çözümü esas olmalı. Ama Türkiye Cumhuriyeti de kendi hudutları içerisine bu ateşin düşmesine, yayılmasına asla izin vermemeli. Türkiye'nin bunu yapacak zaten gücü var. Hiç kimsenin haddine değil, Türkiye'ye karşı herhangi bir cürette bulunmak. Ama yine de su uyur, düşmanın uymaz diye bir atasözümüz var. Onu da geleni yerine getirmemiz lazım. Ve caydırıcı gücümüzü sapasağlam Türkiye olarak yerinde tutmamız, daha da arttırmamız lazım. Ama sorunları çözmede diplomasinin ve diyaloğun da esas olduğunu aklımızdan çıkartmamamız lazım.'
'Burada bir siyasi operasyon var'
İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun yargılanma sürecine ilişkin konuşan Ali Babacan, tutuklamaların siyasi bir operasyon olduğunu ifade etti. Gerek İstanbul Büyükşehir Belediyesi gerek diğer belediyelerle ilgili olsun ilkesel bir yaklaşımları bulunduğunu söyleyen Babacan, şöyle devam etti:
'Usulen bu yapılanlar yanlış. Usulen 4-5 ayrı konuyu paket yapıp da bir anda gözaltı, tutuklama yanlış diyoruz. Akşam saat altıda diplomanın iptal edilip sabah altıda evinden alınıp götürülmesi tesadüf olamaz. Burada bir siyasi operasyon var, siyasi koordinasyon var. Dolayısıyla işin usulen yanlış olduğunu söylüyoruz. Ancak İstanbul Büyükşehir olsun, diğer belediyeler olsun burada bir sürü iddia var. Bir sürü şikâyet var. Tanıklar var, gizli olsun, açık olsun; şimdi bu bunlarda ciddi iddia var. Dolayısıyla bu iddiaların açığa kavuşturulması lazım diyoruz. Dava konularının esasının da hangi yönde şekilleneceğini izliyoruz. Ama belediye başkanlarının her zaman şeffaf ve hesap vermeye hazır bir şekilde çalışması zaten bizim bir ilkemiz.'
İmar rantları başta olmak üzere yanlış uygulamaların Türkiye'de belediyeciliğin temel sorunları olduğunu belirten Babacan, bu konularda partisinin hazırlıkları olduğunu ifade etti.
Babacan, 'Temiz belediyecilik için hangi kanunların çıkarılması gerekiyor? Temiz, iyi niyetli belediye başkanları sağdan soldan baskı altına girmesin; 'Ya başkan seçildin, artık biraz da bizi gör' diye böyle tuhaf talepler gelmesin diye nasıl bir yasal çerçeve oluşacak? Bunları bütün detaylarından zaten hazırlamış olmayız. Bizim bir de belediye başkanları ile ilgili bir etik bildirgeniz var. Bir belediye başkanı adayı olmak isteyen hangi etik kurallara tabi olacağını önceden açıklamalı, imza yapmalı, ondan sonra adam olmalı diyoruz. Bunların hepsi de zaten hazır. Umarız ki Türkiye'de hedef temiz belediyecilik olur. Umarız ki hiçbir seçilmiş belediye başkanı haksız yere hapse atılmaz.'




