(İZMİR) - Eğitim-İş İzmir Şubeleri, eğitim öğretim yılının sona ermesi nedeniyle İl Milli Eğitim Müdürlüğü önünde açıklama yaptı. Eğitim sisteminin ekonomik, ideolojik ve yapısal sorunlarla derin bir kriz içinde olduğu belirtilen açıklamada, öğretmen ölümleri, okul şiddeti, MESEM uygulamaları ve laik eğitim tartışmalarına dikkat çekilerek güvenli, bilimsel ve kamusal eğitim için acil adım atılması çağrısında bulunuldu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan: Savunma ihracatı yılın ilk beş ayında yüzde 29,5 artışla 3 milyar 863 milyon dolara yükseldi
Cumhurbaşkanı Erdoğan: Savunma ihracatı yılın ilk beş ayında yüzde 29,5 artışla 3 milyar 863 milyon dolara yükseldi
İçeriği Görüntüle

Eğitim-İş İzmir Şubeleri, 2025-2026 eğitim öğretim yılının sona ermesi dolayısıyla İzmir İl Milli Eğitim Müdürlüğü önünde açıklama yaptı.  Eğitim-İş İzmir 1 No'lu Şube Başkanı Özgür Şen, eğitim sisteminin ekonomik, ideolojik ve kurumsal açıdan ciddi bir kuşatma altında olduğunu savunarak, eğitimde yaşanan sorunların münferit olmadığını, siyasi tercihler sonucu ortaya çıkan sistematik bir dönüşümün ürünü olduğunu söyledi.

Eğitim-İş'in hazırladığı 2025-2026 Eğitim-Öğretim Yılı Dönem Sonu Değerlendirme Raporu hakkında bilgi veren Şen, Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'e seslenerek son dönemde yaşanan öğretmen ölümleri ve okullardaki şiddet olaylarını hatırlattı.

EĞİTİM-İŞ'TEN GÜVENLİ OKUL TALEBİ

Şen, 'Sayın Bakan, siz başarı hikâyeleri anlatırken biz son dört ayda öğretmenlerimizi toprağa verdik. İstanbul'da Fatma Nur Çelik'i, Kahramanmaraş'ta Ayla Kara'yı kaybettik. Ağrı'da Irmak Koparan öğretmenimiz yaşamdan koparıldı. Onlarca öğretmen ve öğrenci okulda yaşanan şiddet olaylarının mağduru oldu. Bununla da sınırlı değil. Bakanlığınız döneminde MESEM kapsamında çalıştırılan en az 19 çocuk yaşamını yitirdi, çok sayıda çocuk yaralandı. Siz başarı tabloları açıklıyorsunuz; biz ise eğitim kurumlarında can güvenliğinin dahi sağlanamadığı bir gerçekle karşı karşıyayız. Yaşananlar münferit değildir; yıllardır sürdürülen yanlış politikaların, ihmallerin ve eğitimin kamusal niteliğini aşındıran tercihlerin sonucudur. Eğitim-İş olarak bu karanlık tablo karşısında yalnızca uyarıda bulunmadık. Öğretmenlerimizin, velilerimizin ve yurttaşlarımızın desteğiyle yürüttüğümüz 'Güvenli Okul, Sağlıklı Eğitim' kampanyasında toplanan imzaları bugün Milli Eğitim Bakanlığı'na teslim ediyoruz. Bu imzalar, görmezden gelinen sorunlara karşı yükselen toplumsal itirazın ve güvenli okul talebinin ifadesidir' diye konuştu.

'5 ÖĞRENCİDEN BİRİ YOKSULLUK VE AÇLIK RİSKİYLE KARŞI KARŞIYA'

İktidarın eğitim politikalarını eleştiren Şen, eğitimde yaşanan sorunları şöyle sıraladı:

'Ekonomik şiddet: parasız eğitim tasfiye ediliyor. Devlet, anayasal bir yükümlülük olan parasız eğitim ilkesinden her geçen gün daha fazla uzaklaşmaktadır. Eğitim harcamalarının yükü ailelerin omuzlarına bırakılmıştır. Bugün birçok devlet okulunda velilerden 'bağış', 'aidat' ya da 'kayıt parası' adı altında 10 bin lira ile 100 bin lira arasında değişen ödemeler talep edilmektedir. Okulların en temel ihtiyaçları dahi velilerin katkılarıyla karşılanmaya çalışılmaktadır. Çocuklarını okula hazırlamaya çalışan aileler, 65 bin liraya varan eğitim maliyetleriyle karşı karşıya bırakılmıştır. Giyim ve kırtasiye masrafları tek başına neredeyse bir asgari ücrete karşılık gelmektedir. OECD ve PISA verileri, Türkiye'de her beş öğrenciden birinin yoksulluk ve açlık riskiyle karşı karşıya olduğunu ortaya koymaktadır. Buna rağmen çocuklara bir öğün ücretsiz okul yemeği ve temiz içme suyu sağlanması yönündeki talepler karşılıksız bırakılmıştır. 2002 yılında toplam okullar içinde özel okul oranı yüzde 2 iken bugün yaklaşık yüzde 20'ye ulaşmıştır. Artık her 5 okuldan biri özel okuldur. Veliler özel okul ücretlerinin 2 milyon lirayı aştığı bir tabloda çocuklarını okutmaya çalışırken, Yusuf Tekin'in verdiği yanıt '600 bin liranın altında okullar da var' olmuştur. Kamusal eğitimi güçlendirmek yerine özel okulları seçenek olarak sunan bu anlayış, eğitimin ticarileştirilmesinin açık itirafıdır.

İdeolojik şiddet: Laik eğitim kuşatma altında. Eğitim sistemi, bilimsel ve laik temellerden uzaklaştırılarak siyasi iktidarın ideolojik hedeflerinin aracı haline getirilmektedir. Bilimsel dayanağı bulunmayan Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli ile eleştirel düşünceyi ve bilimsel eğitimi geri plana iten bir anlayış dayatılmaktadır. Amaç; sorgulayan, düşünen, özgür yurttaşlar değil, itaat eden bireyler yetiştirmektir. ÇEDES ve benzeri projelerle okullar, pedagojik formasyona sahip olmayan din görevlilerinin ve kamuoyunun tarikat ve cemaatlerle ilişkili olduğunu bildiği yapıların faaliyet alanına dönüştürülmektedir.

'MESLEK İÇİ EŞİTLİK ZEDELENMİŞTİR'

Çocuklar bilimsel ve pedagojik eğitim yerine ideolojik yönlendirmelere maruz bırakılmakta; devlet okulları iktidar destekçisi dernek ve vakıflarla yapılan protokoller aracılığıyla kamusal ve laik niteliğinden uzaklaştırılmaktadır. Bu uygulamalar laik eğitim ilkesine ve Tevhid-i Tedrisat Kanunu'na açıkça aykırıdır.

Kurumsal ve yapısal şiddet: Çocuklar ve öğretmenler bedel ödüyor MEB'in kendi verileri bile ilkokulda her 100 çocuktan 5'inin, ortaokulda 9'unun, lisede ise 12'sinin eğitim hakkından yararlanamadığını göstermektedir. Açık öğretim ve MESEM kapsamındaki öğrencilerle birlikte zorunlu eğitim çağında olması gerekirken örgün eğitim dışında kalan çocuk sayısı 1,5 milyona yaklaşmıştır. MESEM uygulaması çocukları eğitimden uzaklaştıran, ucuz iş gücü haline getiren ve çocuk emeği sömürüsünü yaygınlaştıran bir yapıya dönüşmüştür. Çocukların yeri işyerleri değil okullardır. Öğretmenlik Meslek Kanunu ile öğretmenler unvanlar ve ücretler üzerinden ayrıştırılmış, meslek içi eşitlik zedelenmiştir. Akademi uygulaması öğretmen yetiştirme sürecini yeni sorunlarla karşı karşıya bırakmıştır. Mülakat mağdurlarının hakları gasbedilmiş, özel okul öğretmenleri düşük ücret ve güvencesizliğe mahkûm edilmiş, öğretmenler artan idari baskılarla karşı karşıya bırakılmıştır. Hak arayan öğretmenlere çözüm yerine baskı ve polis müdahalesi gösterilmiştir. Bugün buradan bir kez daha ilan ediyoruz: Eğitim politikaları, öğretmenlerin, eğitim emekçilerinin ve onların örgütlü temsilcileri olan sendikaların görüşleri dikkate alınarak oluşturulmalıdır.'

EĞİTİM-İŞ TALEPLERİNİ DİLE GETİRDİ

Şen, taleplerini şu şekilde dile getirdi:

''Eğitimde Şiddeti Önleme Kanunu', eğitim emekçilerinin ve sendikalarının görüşleri doğrultusunda derhal çıkarılmalıdır. Okullara kadrolu güvenlik ve temizlik personeli atanmalıdır. Her öğrenciye ücretsiz okul yemeği sağlanmalıdır. MESEM uygulamaları sona erdirilmeli, çocuk işçiliğiyle etkin mücadele edilmelidir. Türkiye Yüzyılı Maarif Modeli geri çekilmeli, tarikat ve cemaatlerle yapılan protokoller iptal edilmelidir. Mülakat kaldırılmalı, akademi uygulaması geri çekilmeli, Öğretmenlik Meslek Kanunu ile yaratılan unvan ve ücret ayrımlarına son verilmelidir. 

Özel okul öğretmenlerine taban ücret güvencesi sağlanmalıdır. Bugün ortaya koyduğumuz tablo, yalnızca eğitim sisteminin değil; çocukların geleceğinin, öğretmenlik mesleğinin ve Cumhuriyet'in eğitim anlayışının karşı karşıya bırakıldığı tehditleri göstermektedir. Ancak bilinmelidir ki bu ülkenin çocukları yoksulluğa, öğretmenleri güvencesizliğe, okulları şiddete ve gericiliğe mahkûm değildir. Bizler; çocukların aç kalmadığı, öğretmenlerin değersizleştirilmediği, okulların tarikatlara ve piyasanın insafına terk edilmediği bir eğitim sistemi mümkündür demeye devam edeceğiz. Laik, bilimsel, kamusal ve nitelikli eğitim hakkı için çocuklarımızın geleceği, öğretmenlerimizin onuru ve Cumhuriyetimizin aydınlık yarınları için mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğiz. Büyük Önder Mustafa Kemal Atatürk'ün bizlere emanet ettiği Cumhuriyet'e, laik eğitime, bilimsel düşünceye ve aydınlanma değerlerine sahip çıkmaya devam edeceğiz. Yaşasın laik, bilimsel, çağdaş ve kamusal eğitim mücadelemiz. Yaşasın Eğitim-İş.'

Kaynak: ANKA