(İZMİR) - Eğitim Sen İzmir 1 No'lu Şube üyeleri, 2025-2026 eğitim öğretim yılını değerlendirmek amacıyla şube binasında basın açıklaması düzenledi. Şube Başkanı Hamdi Çalık, okullarda yaşanan hijyen, altyapı ve eğitim politikalarına ilişkin kamu otoritelerine çözüm çağrısında bulundu.
Eğitim Sen İzmir 1 No'lu Şube üyeleri, 2025-2026 eğitim öğretim yılına ilişkin değerlendirmelerde bulunmak üzere şube binasında basın toplantısı düzenledi. Toplantıda açıklamalarda bulunan Şube Başkanı Hamdi Çalık, eğitim kurumlarında uzun süredir devam eden altyapı, hijyen ve donanım eksikliklerinin eğitim sürecini olumsuz etkilediğini belirterek, kamu otoritelerinin bu sorunlara kalıcı çözümler üretmesi gerektiğini ifade etti.
OKULLARDAKİ KLİMA SORUNU
Çalık, 'İzmir'de okul kantinlerinde hem sağlıksız hem de piyasadan daha pahalı ürünleri çocuklarımız satın alarak gününü tamamlamak zorunda kalıyorlar. Bakın, yaz aylarındayız. Şu anda bulunduğumuz binada üç tane klima çalışıyor ve yine de terliyorsunuz, terliyoruz. Ama İzmir'de bulunan okullarımızın yarısından fazlasında dersliklerde klima yok. Çok merkezi okulların birkaç tanesinde klima var ve bu sıcak hava koşulları nisan ayından itibaren geçerli biliyorsunuz. Nisan ayından itibaren öğrencilerimiz sınıflarda terleyerek derslerini takip etmeye çalışıyorlar. Malum bu koşullarda Bakanımız bu koşulları yok sayarak öğretmenlere diyor ki, 'Siz gelişim formları doldurun.' Çocuklara diyor ki, 'Siz Maarif Müfredatı'na göre şu kazanımları edinin.'' dedi.
'AKILLI TAHTALARIN ÖMRÜ KALMADI'
'Millî Eğitim Bakanlığından da beklentilerimizi söylüyoruz ancak bu beklentilere kulaklarını tıkamışlar' ifadesini kullanan Çalık, '2010 yılında FATİH Projesi diye bir projeyle başladılar. Biliyorsunuz, okullara, sınıflara akıllı tahtalar astılar. Şimdi bu akıllı tahtaların 16 yıl geçtikten sonra yüzde 80'i çalışmıyor arkadaşlar. Okullarda, dijital çağda bir ekran hurdası asılı duruyor. Yüzde 90'ı çalışmıyor. FATİH Projesi uygulamasından da vazgeçildiği için bunların bakım ve onarımları da yapılmıyor. Bilgisayar öğretmenleri, bilişim teknolojileri öğretmenleri ne yapabildiyse onu yapıyor. Onlar bir teknisyen değil. Onlar bir bilgisayar teknisyeni değil ama o makineleri hayata döndürmeye çalışıyorlar. Akıllı tahtaların zaten ömrü kalmadı. Fiziken de son nefeslerini uzatmaya çalışıyor bilgisayar öğretmenlerimiz. Böyle bir eğitim ortamındayız' diye konuştu.
MAARİF MODELİ DEĞERLENDİRMESİ
Okuldaki eksikliklere değinen Çalık şunları söyledi:
'Bizzat benim çalıştığım okulda bir tane sınıfta perde var. Derslerine girdiğim sınıflardan bir tanesinde perde var ve bu perde de yırtık, dökük. Bu perde de çoğu yerinden sarkmış. Peki yaptırsınlar, kim yapsın? Ödenek yok. Kim onu taksın? Hizmetli yok. Böyle koşullarda eğitim öğretimi tamamlıyoruz. Okullarımızın hemen hemen yüzde 90'ında, değerli arkadaşlar, öğrenci tuvaletlerinde temizlik ürünleri yok. Kâğıt havlu yok, peçete yok. Sabun yok. Musluklarda çocukların ellerini yıkamaları için sabun yok. Ve böyle koşullarda biz 2025-2026 eğitim öğretim yılını çocuklarımızla birlikte bu koşullarda tamamladık. Şimdi Maarif Modeli kapsamında pek çok sorun var ama bu sene yaşadığımız en önemli sorunlardan birisi de Maarif Modeli kapsamında Millî Eğitim Bakanlığının yayımladığı Ramazan Ayı Genelgesi oldu. Bu genelge kapsamında okul öncesinden başlayarak Ramazan ayı boyunca bir dizi faaliyet programladılar. Bu faaliyetler için de dediler ki, 'Sınıflarda sergileyin, resimler çekin, görüntüler alın, bunları Millî Eğitim Bakanlığına gönderin' Şimdi bu ne demek? Bu, yapanla yapmayanı takip ediyorum demek. Böyle etkinlikleri yapanla yapmayanı takip ediyorum demek. Bakanın ya da Bakanlığın bürokrasisinin gözüne girmek açısından bu işi aşırıya kaçıran, bu işi ifrata vardıran uygulamalara tanık olduk. Bazı okullarımızda örneğin, 'Cennetin bir kapısı var. Bu kapıdan oruç tutanlar geçebilir. Reyyan Kapısı'ndan ancak oruç tutanlar geçerek cennete girebilir.' şeklinde yazılar asıldı. Bu, 2025-2026 eğitim öğretim yılında yaşadığımız en büyük problemlerden birisi de buydu.'
MESEM UYGULAMASI ELEŞTİRİSİ
Çalık, konuşmasına şu şekilde devam etti:
'Bugüne kadar farklı kimliklerden, farklı inançlardan, farklı mezheplerden yurttaşlarımız aynı okullarda birbirini ötekileştirmeden yan yana yaşarken, Millî Eğitim Bakanlığı bizzat kendi eliyle bu eğitim öğretim yılında okullara ayrımcılığı soktu. Pansiyonlu okullarımızda ciddi sorunlar var. Merkezî İzmir'de 60 civarında pansiyon var. MESEM bir mesleki eğitim değildir. Bunu ifade etmek istiyoruz. Biz Eğitim Sen eğitimcileri olarak mesleki eğitime karşı değiliz. Ancak MESEM uygulaması, Bakanın bizzat kendi açıklamalarında belirttiği şekliyle piyasanın beklediği bir şeydir. Yani mesleki eğitimin gerekleri değildir. Bu çocuklar piyasada, piyasanın kaderine terk edilmiş durumdadır. Söz konusu olan eğitim değildir. Piyasanın ucuz iş gücü ihtiyacının karşılanması amacıyla bu uygulamalar yaygınlaştırılmaktadır. Ancak buralara giden çocukların, bunu vurgulamak isteriz, hiçbiri üst gelir grubu ailelerin çocukları değil, arkadaşlar. Buralara giden çocukların hemen hemen tamamı alt gelir gruplarındaki ailelerin çocuklarıdır. Bakanın çocuğu özel eğitim okullarına gidiyor, koleje gidiyor. Bakana soruluyor: 'Sizin çocuğunuz özel eğitim kurumlarında her türlü imkâna sahipken, bu çocukların MESEM'e yönlendirilmesini, yani güvensiz bir şekilde, çoğu zaman hayatlarını kaybettikleri bu kurumlara gönderilmelerini nasıl değerlendiriyorsunuz?' denildiğinde, 'Bu da bir özgürlüktür.' diyor. Ama onlara özgürlük olan şey, bizim çocuklarımız için hayatlarını kaybedecekleri, kölece çalışma koşulları anlamına geliyor.
'OKULLARIN TAMAMEN YENİLENMESİNİ TALEP EDİYORUZ'
Biz, en kısa sürede bir plan ve program çerçevesinde okulların fiziki yapısının yenilenmesini istiyoruz. Yani 40 yıl, 50 yıl önce dört duvar şeklinde inşa edilmiş, o günün gerçeklerine uyan ama bugünün ihtiyaçlarını karşılamayan okullarımızın fiziki yapılarının tamamen yenilenmesini talep ediyoruz. Eğitim kamusal bir haktır. Bu nedenle müfredat, ideolojik yönelimlere göre değil; demokratik, laik, bilimsel ve ana dilinde eğitim hakkının gereklerine göre yeniden yapılandırılmalıdır, diyoruz. Herkes eğitim hakkına sahipse, o hakkı belli ideolojik kriterlere göre değil; bilimsel ölçütlere göre ve ana dilinde eğitim hakkının gereklerini yerine getirerek kullanabilmelidir, diyoruz. Okullarda, çoğu okulda çocuklarımızın yeterli bahçesi yok. Biz bu nedenle sadece bahçelerin yeterli olmasından da bahsetmiyoruz. Diyoruz ki fiziki altyapı tamamlanmalı; eğitim ortamının gerektirdiği spor salonlarından yüzme alanlarına kadar çocuklarımızın ruhsal ve bedensel gelişimlerini sağlayacak ortamlar oluşturulmalıdır. Eğitim kurumları arasındaki eşitsizlik ortadan kaldırılmalıdır. Ne demek nitelikli okul? Ne demek niteliksiz okul? Ne demek uzman öğretmen, başöğretmen, sözleşmeli öğretmen ayrımları? Okulları kategorileştirmek, eğitimcileri kategorileştirmek ve 'Şu toplumsal kesimlerin çocukları şu okula gidecek.' anlayışını kabul etmiyoruz.
Burası Hindistan'daki kast sistemi gibi bir eğitim sistemiyle yönetilemez. Derhal bu okullar arasındaki eşitsizliklerin giderilebilmesi noktasında bir adım atılmasını talep ediyoruz. Eğitim kurumlarına yönetici atamaları sadakate göre değil, liyakat esas alınarak, demokratik usullerle yapılmalıdır, diyoruz. İhtiyaç bulunan tüm alanlara kadrolu ve güvenceli atama yapılmalıdır. Keyfî uygulamalar, mobbing, resen atamalar ve sürgün uygulamaları son zamanlarda çok yaygınlaştı. Çünkü sırtını iktidara yaslayan idareciler, eğitimcilerin ulaşamayacakları yer değişikliklerini kolayca yapabiliyorlar. Sürgün uygulamalarına son verilmelidir, diyoruz. Son söz olarak tekrar söylüyoruz: Eğitim kamusal bir haktır. Bizler eğitim emekçileri olarak; parasız, bilimsel, laik, ana dilinde ve cinsiyet eşitlikçi eğitim hakkı için mücadelemizi kararlılıkla sürdürmeye devam edeceğiz.'



