(TBMM) - Emek Partisi (EMEP) İstanbul Milletvekili İskender Bayhan, Halk TV'ye kayyum atanmasına ilişkin, 'Türkiye'nin en çok izlenen kanalına kayyum atıyor saray rejimi. İsterseniz 371 kanalın 371'ine de el koyun, bir gerçeğin önüne geçemeyeceksiniz' dedi. Marmara Bölgesi'ndeki sel felaketlerinde işçilerin çalışmaya zorlandığını savunan Bayhan, genel eylem ve genel direniş çağrısı yaptı.

EMEP Genel Başkan Yardımcısı ve İstanbul Milletvekili İskender Bayhan, TBMM düzenlediği basın toplantısında, Halk TV'ye kayyum atanması, fon krizi, Marmara Bölgesi'nde yaşanan sel felaketlerine ilişkin değerlendirmelerde bulundu.

BAYHAN'DAN HALK TV'YE KAYYUM TEPKİSİ

Halk TV'ye kayyum atanmasına ilişkin savcılığın yaptığı açıklamanın operasyonun siyasi içeriğini ve hedeflerini ortaya koyduğunu ileri süren Bayhan, soruşturmada yolsuzluk ve rüşvet iddialarının öne çıkarıldığını belirtti. Bayhan, iddiaların muhataplarına ilişkin değerlendirmesinde, İzmir Büyükşehir Belediyesi ile Halk TV'nin bağlı olduğu şirket arasındaki ticari ilişkiler üzerinden bir kayyum operasyonuyla karşı karşıya olunduğunu savundu.

Bayhan, şöyle konuştu:

'Savcılık açıklaması, soruşturmaya ve kayyum kararına ilişkin açıklama, sözde esas olarak yolsuzluk ve rüşvet başlıklarını öne çıkarıyor. Ama kapsamına, ayrıntılarına bakıldığında tam bir itirafname gibi. Türkiye'nin en çok izlenen kanalının bağlı olduğu bir şirket hakkında yolsuzluk ve rüşvet iddiasında bulunuyorsunuz. İddiaların muhatabı esas olarak İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı, yani Ekrem İmamoğlu. Ekrem İmamoğlu'nun son 1-1,5 yıl içerisindeki Halk TV'nin bağlı olduğu şirketin İzmir Büyükşehir Belediyesi ile olan ilişkileri, ticari ilişkileri üzerinden bir kayyum operasyonuyla yüz yüze olduğumuzu görüyoruz.'

Savcılığın açıklamasında yer alan iddiaların doğru olması durumunda soruşturmanın muhataplarına ilişkin farklı bir tutum alınması gerektiğini savunan Bayhan, 'Eğer bu iddialar doğruysa, bu açıklamadaki iddialar gerçekse asıl operasyonun yapılması gereken ve onun muhatabı olan, hırsızlığın, yolsuzluğun, rüşvetin başı Cemil Tugay'ın içeride olması lazım, onun gözaltına alınması lazım, onun yargılanması lazım. Ama ne oluyor? Halkın haber alma hakkı, basın özgürlüğü, Halk TV hedefe konuyor' dedi.

Türkiye'de Türksat üzerinden yayın yapan yaklaşık 371 televizyon kanalı bulunduğunu, bunların yalnızca az sayıda bir bölümünün iktidarı eleştiren yayınlar yaptığını söyleyen Bayhan, kayyum kararına tepki göstererek 'İsterseniz 371 kanalın 371'ine de el koyun. Yani o bir elin parmakları kadar olan muhalif kanalların hepsine kayyum atayın, bir gerçeğin önüne geçemeyeceksiniz. O da koltuklarınızda rahat oturamayacağınız, mızrağı çuvala sığdıramayacağınız gerçeğidir. Siz ne yaparsanız yapın, 371 kanalın başına çökün ama şunu başaramayacaksınız: Gerçekler karartılamayacak, gerçekler sizin gözünüze batmaya ve sizin iktidarınızı sarsmaya, iktidar koltuğunuzu tehdit etmeye devam edecek' dedi.

'FON KRİZİNDE BİR AYLIK BİLANÇO ORTADA'

Fon krizini de gündemine alan Bayhan, 'fon krizi'nin son bir aylık sürecin bilançosunu şöyle sıraladı:

'Araştırma komisyonu kurulması önerisi geldi, reddedildi. Bu işin sorumlusu olan üst düzey siyasi ve ekonomi bürokratları hakkında soruşturma talepleri geldi ve tek birileri hakkında ciddi bir soruşturma başlatılmadı. 'Elimizde liste var' dendi ama halkın bütün taleplerine, muhalefetin bütün çağrılarına, bizim partimizin bütün çağrılarına rağmen bu liste açıklanmadı, kamuoyuyla paylaşılmadı. Hırsızlık, dolandırıcılık adı bu operasyon içerisinde saray zevatı tarafından, sözcüleri tarafından tek bir cümleyle bile anılmadı. Mal varlıklarına, hesaplara el konuldu. Kimi mal varlıkları ve hesaplara el konuldu ve bu el koyma kararlarının ömrü bir saati, kimilerinde de 3-4 saati geçmedi.'

Süreçte yalnızca isteyenlerin paralarını geri getirmesine yönelik bir çağrı yapıldığını söyleyen Bayhan, iktidar temsilcilerinin faiz ve rant düzenine ilişkin açıklamalarını da eleştirdi. Cumhurbaşkanı Yardımcısı Cevdet Yılmaz'ın piyasanın önemine ilişkin değerlendirmelerine değinen Bayhan, şöyle konuştu:

'Cevdet Yılmaz, sarayın ve düzenin bugüne kadar yaptığı açıklamalarla tek ve en büyük kutsalının, en büyük servetinin, en büyük varlığının ve savunuculuğunu yaptığı en büyük gücün ne olduğunu açık açık söyledi. Meclis'te, Genel Kurul'da, bilgilendirme toplantısındaki eleştirilerimize de yanıt olacak şekilde bize 'piyasanın kutsallığı' dersi vermeye kalktı. Piyasanın kutsallığını vurguladı, onu açıkladı ve bize bir kez daha sarayın ve saray zevatının kutsal değerlerinin gelip bağlandığı gerçek kutsalın piyasa olduğu gerçeğini göstermiş oldu.'

'SEL FELAKETLERİNİN FATURASINI EMEKÇİLER ÖDÜYOR'

Bayhan, Marmara Bölgesi'nde etkili olan yoğun yağış ve sel felaketlerinin özellikle İstanbul, Kocaeli ve Tekirdağ'da işçi ve emekçileri etkilediğini belirterek, yaşananların rant ve yolsuzluk politikalarının sonucu olduğunu söyledi.

Esenyurt, Başakşehir, Kağıthane ve Küçükçekmece başta olmak üzere birçok bölgede yoksul emekçi mahallelerinin sular altında kaldığını, binlerce ev ve iş yerinin su baskınları nedeniyle kullanılamaz hale geldiğini belirten Bayhan, sel felaketlerine rağmen fabrikalarda üretimin devam ettiğini kaydetti. Bayhan, 'Bugün İstanbul'da hayat durdu diyorlar, valilik açıklama yapıyor, okulları tatil ediyor. Halka mecbur kalmadıkça sokağa çıkmayın çağrıları yapılıyor. Ama fabrikalar, kuryeler, semt emekçileri, depolarda ve şantiyelerde çalışan işçi kardeşlerimiz günlük olarak hayatı ve emeği en ucuz toplum kesimi olarak üretmeye devam ediyorlar' dedi.

Sel felaketlerinin yaşandığı sırada işçilerin çalışmaya devam etmek zorunda bırakıldığını savunan Bayhan, Kocaeli'deki Ford Otosan fabrikasının Gölcük ve Yeniköy'deki tesislerinde su baskınları yaşandığını, işçilerin elektrik kaçağı riskine dikkat çekerek üretimin durdurulmasını ve idari izin verilmesini istediğini ancak üretimin devam ettiğini ileri sürdü. Kocaeli'deki Özka Lastik fabrikasında da gece vardiyasında çatının çöktüğünü ve bazı bölümlerin su altında kaldığını belirten Bayhan, işçilerin enflasyon farklarının ödenmemesi nedeniyle hak kaybına uğradığını ve buna rağmen üretimin sürdüğünü iddia etti.

İstanbul Sarıyer Ayazağa'da gece mesaisinde yaklaşık 200 işçinin çalıştığı bir iş yerinde işçilerin sel sularında mahsur kaldığını ve kurtarma ekiplerinin müdahalesiyle çıkarılabildiğini aktaran Bayhan, Phoenix stüdyolarında da aralarında yüzlerce set işçisinin bulunduğu çalışanların su baskını sırasında mahsur kaldığını söyledi.

Bayhan, 'Patronların kendi sıcak yuvalarında, lüks villalarında, saraylarında oturduğu düzen devam ederken emekçiler can mücadelesi verdiler. Bu verdiğim örnekler, elimize ulaşan ve en çok öne çıkan örnekler ama bu bölgelerde, sanayi bölgelerinde, organize sanayi bölgelerinde çok daha büyük, çok daha yaygın bir sel nedeniyle yaşanan sömürü felaketlerine ve sömürü terörüne hep beraber tanık olduk, tanık oluyoruz' diye konuştu.

'İŞTEN ÇIKARILMA KORKUSUYLA GİTMEK ZORUNDA KALDIK'

Bayhan, birkaç hafta önce Eyüpsultan Kemerburgaz'da yağış nedeniyle çalışmanın durdurulduğu bir şantiyede tabela montajına gönderilen 19 yaşındaki Mazlum Gürbüz ile 18 yaşındaki Levent Çelik'in elektrik akımına kapıldığını, Gürbüz'ün yaşamını yitirdiğini, Çelik'in ise yaralandığını anlattı.

Hayatta kalan işçi Levent Çelik'in yaşadıklarına ilişkin sözlerini aktaran Bayhan, 'İşten çıkarılma korkusuyla biz mecbur kaldık gitmeye' ifadesinin işçilerin içinde bulunduğu güvencesizliği gösterdiğini söyledi.

İşçilerin tehlikeli koşullarda çalışmaktan kaçınma hakkının 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu'nda düzenlendiğini hatırlatan Bayhan, bu hakkın iş güvencesi korkusu nedeniyle kullanılamadığını savundu.

Bayhan, 'İşçinin ekmeğiyle canı arasında seçim yapmak zorunda bırakıldığı bir kapitalist sömürü cehenneminin nasıl işlediğinden bahsediyoruz. Onun çarklarının nasıl döndüğünden, ne pahasına döndüğünden bahsediyoruz. İşçilerin böylesi koşullarda çalışmaktan kaçınma hakları var. 6331 sayılı İş Sağlığı ve Güvenliği Kanunu, ciddi ve yakın tehlike karşısında bu hakkı açıkça tanıyor. Ama asıl mesele şu: Hangi işçi, kapı önüne konma ve bunun yarattığı korkudan sıyrılarak bu hakkı kullanabilecek durumda' diye konuştu.

Remzi Çayır'dan Halk TV'ye kayyım atanmasına tepki: 'İnsanların düşüncelerini aktaracakları araçlara hükümetin el koymasını kabul etmiyoruz'
Remzi Çayır'dan Halk TV'ye kayyım atanmasına tepki: 'İnsanların düşüncelerini aktaracakları araçlara hükümetin el koymasını kabul etmiyoruz'
İçeriği Görüntüle

'BU DÜZENİ DEĞİŞTİRMEK İÇİN GENEL EYLEM VE GENEL DİRENİŞ'

Bayhan, konuşmasının sonunda iktidarın politikalarının sermaye kesimlerinin çıkarlarıyla örtüştüğünü, işçi ve emekçilerin taleplerinin ise karşılık bulmadığına dikkati çekerek Türkiye'de sermaye kesimlerinin yaşam koşulları ile işçi ve emekçilerin yaşadığı koşullar arasında bir ayrım bulunduğunu söyledi. Bayhan, 'Bütün bunlar bize iki Türkiye gerçeğini göstermektedir. İki Türkiye var. Bir sarayın ve sermayenin Türkiye'si, bir de işçilerin, emekçilerin, emeklilerin, sömürülenlerin Türkiye'si. Bu iki Türkiye'de bu düzen ne yazık ki birincilerin düzeni. Bu düzenin sahipleri birinciler ve bu düzenlerinden ve bu sahiplerinden kurtulmamız lazım. Kurtulmadığımız sürece bu ülkede işçilerin, emekçilerin, milyonların huzur etme şansı yok' ifadelerini kullandı.

İşçi ve emekçilerin mevcut düzeni nasıl değiştirebileceğine ilişkin sorularla karşılaştıklarını belirten Bayhan, çözümün genel eylem ve genel direniş hattında örgütlenecek bir mücadele olduğuna değinerek, 'Bu ülke bu saray düzeninden, saray oligarkının melanetinden, belalarından, sömürü ve baskısından ancak ve ancak bir genel eylem, genel direniş hattında bir mücadeleyle kurtulabilir. Seçimler de dahil, bu halkın, işçilerin, emekçilerin genel eylem ve genel direniş hattının örgütlenmesi, bu saldırıların her birine genel eylem ve genel direnişle yanıt verecek düzeye gelecek örgütlülüğe mücadelemizi çıkarmak durumundayız' dedi.

Bayhan, fabrikalarda, okullarda, emekçi semtlerinde, hastanelerde ve bütün üretim alanlarında aşağıdan örgütlenecek bir mücadelenin önemini vurgulayarak, 'Bütün işçi kardeşlerimizi bunu yapmaya davet ediyoruz, çağırıyoruz. Ancak o zaman yarınlara umutlu bakabiliriz' diye konuştu.

Kaynak: ANKA