(ESKİŞEHİR) - Eskişehir Emek ve Demokrasi Platformu'nun çağrısıyla Köprübaşı'nda toplanan vatandaşlar, baretlerini yere vurarak, ücret ve tazminatlarının ödenmesi talebiyle Ankara'da eylemlerini sürdüren Doruk Madencilik işçilerine destek verdi.
TMMOB Eskişehir İl Koordinasyon Kurulu Sekreteri Salih Eğerci, Köprübaşı'nda toplanan eylemciler adına yaptığı açıklamada, maden işçilerinin direnişinin bu ülkenin vicdanı olduğunu söyledi.
Doruk Madencilik'te çalışan maden işçilerinin aylardır ödenmeyen ücretleri için Ankara'da sürdürdüğü direnişin artık yalnızca bir ücret alacağı meselesi değil, Türkiye'de emeğin nasıl sistematik biçimde değersizleştirildiğinin, işçilerin nasıl açlığa ve güvencesizliğe mahkûm edildiğinin ve siyasi iktidarın bu tablo karşısındaki açık sorumluluğunun somut bir ifadesi olduğunu belirten Eğerci, şunları kaydetti:
'Eskişehir'den Ankara'ya uzanan bu yürüyüş ve ardından kurulan direniş alanı, emeğin bastırılamayan sesidir. Yerin yüzlerce metre altında, en ağır ve en tehlikeli koşullarda çalışan maden işçileri, ülkenin enerji ve sanayi üretiminin temel direklerinden biridir. Ancak bu hayati emeğin karşılığı bugün sefalet, belirsizlik ve hak gasbı olmuştur. Aylarca çalıştırılıp ücretleri ödenmeyen işçiler, yaşamlarını sürdüremez hale getirilmiş, haklarını aramak için başkente geldiklerinde ise karşılarında devlet baskısını bulmuştur. Ankara'da Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'na yürümek isteyen maden işçilerine yönelik polis müdahaleleri, bu ülkenin emekçilere reva gördüğü muamelenin açık göstergesidir. Hak arama mücadelesini gazla, copla, gözaltıyla bastırılmak istenen bir iktidarla karşı karşıyayız. İşçiler yalnızca alın terlerinin karşılığını isterken, iktidar işçinin yanında olmayı değil, baskıyı tercih etmiştir. Bu tercih, bilinçli bir siyasal tercihtir ve tarafını açıkça ortaya koymaktadır.
'Maden işçileri milyonların ortak sesidir'
Ancak baskılara rağmen geri adım atmayan işçiler açlık grevine başlamıştır. Açlık grevi, bir eylem biçiminden öte, çaresizliğe itilmişliğin en sert ifadesidir. İşçiler bedenlerini ortaya koyarak yaşam hakkı talep etmektedir. Bu noktaya gelinmiş olması, yalnızca bir işverenin değil, doğrudan doğruya siyasi iktidarın ve özellikle Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı'nın sorumluluğudur. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı bu sürecin doğrudan sorumlusudur. Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı, bu tablonun siyasi sorumlusudur ve hesap vermek zorundadır. Ancak tüm baskılara rağmen işçilerin direnişi büyümektedir. Bu direniş, örgütlü mücadelenin gücünü bir kez daha göstermektedir. Dağınık bırakılmak istenen işçilerin bir araya geldiğinde nasıl bir güç haline geldiğini görüyoruz. Bu yalnızca Doruk Madencilik işçilerinin değil, Türkiye'de emeğiyle yaşayan milyonların ortak mücadelesidir.'