(İSTANBUL) - İBB Davası'nda savunma yapan İBB Halkla İlişkiler Müdürü Serap Karay, 'İddianamede, üzerime atılı ihaleye fesat karıştırma suçunu nasıl işlediğime dair hiçbir delil sunulmamıştır. Bu nedenle, bu tahmine ve varsayıma dayalı bilirkişi raporlarını asla kabul etmiyorum. Eylemlere konu ihaleler, tanıtım ve organizasyon ihaleleridir, kanunlar çerçevesinde kamu yararı gözetilerek yapılmıştır' dedi. 

CHP'nin cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da arasında bulunduğu 68'i tutuklu 414 sanıklı İBB Davası'nın duruşması, 50'inci gününde, İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi'nce Silivri'deki Marmara Kapalı Cezaevi'nin 1 No'lu Duruşma Salonu'nda sürüyor. 

Duruşmada, İBB Halkla İlişkiler Müdürü Serap Karay'ın savunması alındı. 13 aydır cezaevinde bulunduğunu belirten Karay, 20 yıldır yerel yönetimlerde çalıştığını, yaklaşık 17 yıldır da devlet memuru olduğunu anlattı.

Görevini her zaman kamu yararını gözeterek en iyi, en doğru şekilde yapmaya çalıştığını söyleyen Karay, '17 yıllık devlet memurluğum sürecinde, çalıştığım kurumlarda belediye meclis denetimleri, mülkiye müfettişleri denetimleri ve Sayıştay denetimleri geçirdim. Bu denetim ve incelemelerin hiçbirinden idari bir soruşturma geçirmedim, hiçbir şekilde yargılanmadım. Bugün burada ihaleye fesat karıştırma suçuyla yargılanmaktayım' diye konuştu. 

İstanbul Büyükşehir Belediyesi Halkla İlişkiler Müdürlüğü görevleri hizmetlerde kullanılmak üzere ihtiyaç duyulan mal ve hizmetlerin alımı için yapılacak ihalelelerde, kanunlar çerçevesinde belirlenen teknik ve idari şartnamenin hazırlanmasında görev aldıklarını aktaran Karay, ihale süreçleriyle ilgili bilgi verdi.

Karay, 'İddianamede, üzerime atılı ihaleye fesat karıştırma suçunu nasıl işlediğime dair hiçbir delil sunulmamıştır. Bu nedenle, bu tahmine ve varsayıma dayalı bilirkişi raporlarını asla kabul etmiyorum. Eylemlere konu ihaleler, tanıtım ve organizasyon ihaleleridir. İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin İstanbul genelinde yıllardır yapmış olduğu, gelenekselleşmiş olan milli bayramlar, özel gün kutlamaları, vatandaşlarımıza yönelik hizmetlerin tanıtım, açılış, etkinlik ve benzeri organizasyonlardır. Bu ihaleler yıllara sari, 1 senelik olarak yapılan ihalelerdir. Aslında ortak eylem gibi görünse de birbirinin devamı niteliği taşıyan 3 eylemden bahsediyoruz. Yapmış olduğumuz ihaleler kanunlar çerçevesinde kamu yararı gözetilerek yapılmıştır' şeklinde konuştu. 

'SUÇSUZLUĞUMU ANLATMAYA ÇALIŞIYORUM' 

ABD Başkanı Trump: 'Hürmüz Boğazı'nda gemi trafiği yeniden hareketlenmeye başladı'
ABD Başkanı Trump: 'Hürmüz Boğazı'nda gemi trafiği yeniden hareketlenmeye başladı'
İçeriği Görüntüle

Tutuklulukta geçirdiği 13 ay boyunca cezaevinin ne olduğunu öğrendiğini söyleyen Karay, şunları söyledi:

'Hayatım boyunca hiçbir zaman bir suçun içinde olmadım. Hiçbir zaman karakol kapısından girmeyen, mahkeme koridorlarında dolaşan ya da cezaevinin nasıl bir yer olduğunu bilen bir insan olmadım. Hatta ilk adli vakama tutuklanarak başladım diyebilirim. Bugün ise gecelerimi, hayat hikayeleri benim hayatımdan tamamen farklı insanlarla aynı koğuşta geçiriyorum. Cezaevinde geçen her gün, insanın yalnızca özgürlüğünden değil, alıştığı hayattan da ne kadar uzaklaşabileceğini gösteriyor. Bazen düşünüyorum, 20 yılı aşkın kamu hizmetinin sonunda kendimi burada, bu şartlar altında suçsuzluğumu anlatmaya çalışırken bulacağım aklıma gelseydi inanmazdım. Bir kadın olarak zaman zaman kendimi güvende hissetmediğim, tedirgin olduğum, korktuğum anlar yaşıyorum. Ancak bütün bunlardan daha ağır gelen şey, her akşam koğuş kapısı kapandığında ertesi sabah yine aynı çaresizliğin içinde uyanacak olduğumu bilmek. Çünkü ben burada bir cezayı infaz etmiyorum. Ben hala yargılanıyorum ve hakkımda henüz kesinleşmiş hiçbir hüküm bulunmuyor. Buna rağmen 13 ayda hayatımın en ağır günlerini yaşadım. 

Benim çocuğum yok Sayın Başkanım. Eşim yok. 20 yıl önce babamı kaybettik. O günden sonra da en büyük ailem annem, kardeşim ve şu an 18 yaşında olan yeğenim oldu. Bugün 80 yaşına yaklaşan annemle doğduğum günden beri aynı hayatı paylaşıyorum. Bu yaşa gelmiş bir annenin benim adıma duyduğu endişeyi anlatmaya kelimeler yetmez. Ben burada her gün onun için kaygılanıyorum, o da dışarıda her gün benim için kaygılanıyor. İnsanın özgürlüğünü kaybetmesi çok ağır ama bazen insanı en çok yaralayan şey, sevdiklerinin yaşadığı çaresizliğe uzaktan bakmak zorunda kalmasıdır. Hayatın bize birlikte geçireceğimiz ne kadar zaman bırakacağını bilmiyorum. Bu nedenle özgürlüğümü yalnızca kendim için değil, yıllardır aynı hayatı paylaştığım ailemle geçirebileceğim kalan zaman için de talep ediyorum.'

Sorgusunda hakimin, 'Özer Yıldız'ın, 'Partiye yardım ediliyordu, bunlardan Serap'ın da haberi vardı. Daire Başkanı Taner Çetin'in talimatlarıyla ilgileniyordu' şeklinde beyanı var, ne diyeceksiniz?' sorusuna Serap Karay, 'Sayın başkanım, o dönem zaten müdür yardımcısıydım ben. Seçimlerden sonra müdür olarak atandım. Ama ben hayatım boyunca memurdum ve hiçbir siyasi parti, örgüt içerisine dahil olmadım. Böyle bir konuşmanın içerisinde de dahil değilim. Konu hakkında hiçbir fikrim yok' dedi.

Duruşmaya verilen aranın ardından, Serap Karay'ın avukatı Kerem Donat söz aldı. 

TANER ÇETİN: 'TÜRKİYE'NİN EN İYİ HALK OYUNLARI HOCALARINDAN BİRİYİM'

İBB Basın Yayın ve Halkla İlişkiler Dairesi Başkanı Taner Çetin de savunmasında, Silivri'de doğduğunu, büyüdüğünü, ailesinin, 90 yaşındaki annesinin Silivri'de ikamet ettiğini söyledi. 1990 yılında Silivri Belediyesi'nde başlayan belediyecilik serüveninin, sırasıyla Silivri, Avcılar ve Beylikdüzü Belediyelerinde Basın Yayın Halkla İlişkiler Müdürlüğü, Kültür Müdürlüğü olarak devam ettiğini anlatan Çetin, 2020 yılında İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültürel Etkinlikler Müdürü olarak İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne geçiş yaptığını, ardından Halkla İlişkiler Koordinatörlüğü ve 2021 yılında kurulan Basın Yayın Halkla İlişkiler Daire Başkanlığına daire başkanı olarak görev aldığını söyledi.

Çetin, gözaltına alındıktan sonra özel hayatıma ilişkin haberler ve görsellerle kamuoyunda hedef gösterildiğini, sosyal medyada, televizyonlarda linç edildiğini belirterek, 'Çalışma arkadaşlarımla ilgili çıkan çirkin, bel altı haberlerin kasıtlı ve algı yönetimine dahil olduğu çok aşikardır. Bunun yanı sıra algı operasyonunda işimle ilgili linç girişiminde 'Halay başından Kültür Müdürlüğü'ne, oradan da daire başkanlığına' diye çıkan saçma sapan haberlere öfkem büyüktür. Evet, ben bir halay başıyım. Hem de Türkiye'nin yetiştirmiş olduğu en iyi halay başlarından biriyim. Türkiye'nin yetiştirmiş olduğu en iyi halk oyunları hocalarından biriyim' dedi. 

Halk oyunları alanında Türkiye şampiyonlukları bulunduğunu belirten Çetin, '1980 yılında başlayan geleneksel kültüre bağlı çalışmalarım okullarda, STK'larda, belediyelerde devam ederken Türkiye Halk Oyunları Federasyonu'nda Danışma Kurulu Üyesi olarak görev aldım. Onlarca konferans verdim. İstanbul Üniversitesi'nde, İstanbul Teknik Üniversitesi'nde, Marmara Üniversitesi'nde tez konularına kaynak kişi olarak katıldım. Konuşmacı olarak konferanslar verdim. Defaatle uluslararası birçok ülkede, İspanya'da, Fransa'da, Çin'de birçok yine geleneksel kültür ve yerel yönetimler arasındaki bağlantıyı anlayan konferanslar verdim' diye konuştu.

Süreçte, İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ne başvuru yaptığını, iki kez mülakat geçirdiğini söyleyen Çetin, uygun pozisyon olarak İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültürel Etkinlikler Müdürlüğü'ne başladığını, ardından Basın Yayın Halkla İlişkiler Daire Başkanlığı'na geçtiğini söyledi.

'SAVCI, '64 YAŞINDASIN ÇIKAMAZSIN, GEL ETKİN PİŞMANLIKTAN FAYDALAN' DEDİ' 

Gözaltına alındığı sabah, oğluyla yaşıt olduğunu düşündüğü 40 yaşlarındaki bir savcının 'Gel bakalım Taner' diyerek odasına kendisini çağırdığını anlatan Çetin, şunları anlattı: 

'Elindeki tespihi göğsünün üstüne getirerek, çekerek, 'Sen 63, 64 yaşına gelmişsin, buradan çıkamazsın. Zaten senin suçların sübut, buradan çıkma şansın yok. Gel etkin pişmanlıktan faydalan, ben de sana yardımcı olayım' dedi. Ne olduğunu bile anlamadım, etkin pişmanlık neydi onu bile bilmiyordum. Konuşmama bile izin vermeden, 'İlkokul terk miydin, ortaokul terk miydin, neydi sen? Senin de Ekrem'in de zaten diploması yok ki. Lagara lugara senin gibi lagara lugara adamları buraya dolduruyor, bir de onlara yüklü maaş veriyor. Gel sen bak, buradan çıkamazsın. Senin yaşın yetmez buna. Gel etkinden faydalan, ben de sana yardımcı olayım.' dedi. Psikolojik şiddet süreçle birlikte devam etti. Savcılık sonrası Sulh Ceza Hakimliği'ne çıkarıldım. Kendimizi bir anda Silivri'de bulduk. Yaklaşık 15 gün sonra sevk edileceğimi söylediler. Dosyam, avukatım, ailem Silivri'deyken beni İzmir'e göndermek, savunma olanağımı elimden almak değil de nedir?' 

İhale süreçlerini anlatan Çetin, hakkındaki suçlamaları kabul etmedi. Çetin, 'Bugüne kadar biz bir Sayıştay denetiminden geçmiş miyiz? Evet, 2019-2025 arasında geçmişiz. Bu süreç içerisinde bir tane suç duyurusu yok' dedi.

'35 YILDIR ATTIĞIM TÜM İMZALARIN ARKASINDAYIM'

Taner Çetin, ihale tekniği üzerinden suç yaratılması ve idari tercihlerin ceza dosyasına dönüştürülmesine itiraz ettiğini belirterek, '35 yıldır atmış olduğum tüm imzaların arkasındayım ve gerçekten bu tür dosyalara baktığım zaman bunu bir ceza mahkemesinin, bir ağır ceza mahkemesinin konusu olmadığına ve sizin de zamanınızı boşuna aldıklarına inanıyorum. Ben yeni bir ihale yöntemi icat etmedim. Emin olun 2012 yılından bu zamana kadar aynı ihaleler yapılmakta. 4734 sayılı Kamu İhale Kanunu'na göre bir yöntem' şeklinde konuştu. 

Örgüt üyeliği suçunu da reddeden Çetin, 'İddia makamı, benim örgüt yapılanmasıyla organik bağ içinde olduğumu, sözde örgüt yöneticisi Fatih Keleş'e bağlı olduğumu hiyerarşik bağ ile tanımlanmak, hiyerarşik bağ şeklinde tanımlamaktadır. Ancak altını çizerek söylüyorum ki bu iddia, maddi gerçeklikle örtüşmemektedir. Sanırım Fatih Bey'de bir kontenjan boşluğu vardı, beni oraya eklediler' dedi.

Taner Çetin, hiçbir örgüte üye olmadığını, hiçbir örgütün de varlığına şahit olmadığını ifade ederek, şunları söyledi:

'Geçen hafta müdür yardımcım Mustafa Karaoğlu savunmasını yaptı. Kendisine benimle ilgili bir soru sorulmuş, 'Taner Çetin bana göreve başladığım ilk gün, Yanlışa imza atma, bana da yanlışa imza attırma' dedi, demiş. Açık söylemek gerekirse bunu duyduğumda çok duygulandım Sayın Başkan. Çünkü evet, yıllardır en çok kurduğum cümlelerden biri budur, 'dikkat edin, aman ha, yanlışa imza atmayın'. Ve inanıyorum ki atmadılar, yanlış yapmadılar. Çünkü biliyorum, tanıyorum. Onlar benim yıllarca omuz omuza çalıştığım insanlar. Ve ben bugün burada kendi tahliyemden önce onların özgürlüğünü düşünüyorum. Benim içeride bir tane bile arkadaşım, bir tane bile evladım kalmasın istiyorum. Bu nedenle öncelikle çalışma arkadaşlarımın hakkında tahliye değerlendirilmesi yapılmasını, ardından da kendi tahliyemi talep ediyorum.' 

Duruşmaya ara verildi.

Kaynak: ANKA