(İSTANBUL) - CHP İstanbul Milletvekili Suat Özçağdaş, İBB Davası'nda kendisine 'Milletvekili diye soytarılık yapamaz burada, alın dışarıya onu' diyen mahkeme başkanına 'Haddini bil, haddini' diye tepki gösterdi. CHP Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu ise Adalet Bakanı Akın Gürlek'in 'soytarı' sözünden dolayı mahkeme başkanı hakkında gereğini yapması gerektiğini belirterek, 'Utanç vericidir, rezalettir' dedi.

İBB Davası'nın 61'inci duruşmasında savunma takvimi üzerinden başlayan tartışma, Ekrem İmamoğlu ile mahkeme başkanı arasında sert bir polemiğe dönüştü. Mahkeme başkanı önce İmamoğlu ile avukat Tora Pekin, avukat Mehmet Can Seyhan ve Milletvekili Suat Özçağdaş'ın, ardından da herkesin salondan çıkarılması için jandarmaya talimat verdi.

CHP İstanbul Milletvekili Suat Özçağdaş, sürekli İBB davasını takip ettiğini belirterek, 'Seyirciler son derece sükûnetle izliyorlar, takip ediyorlar. Bugün de öyle başladı. Mahkeme başkanı, dünkü gelişmelerden bu yana inanılmaz bir gerginlik içerisinde. İnanılmaz. Sabah saatlerinde Ekrem Başkan'la tartışarak başladı. Daha önce defalarca savcılık kendisini örgüt lideri olarak tanımladığından, en son konuşmayı kendisinin yapması gerektiğini mahkeme başkanı da söylemişti. Şimdi herhalde en ufak bir mantık sahibi olan insan da bunun böyle olması gerektiğini bilir' dedi.

Gazeteci Gülnur Saydam'ın gözaltına alınmasına TGC ve Basın Konseyi'nden tepki
Gazeteci Gülnur Saydam'ın gözaltına alınmasına TGC ve Basın Konseyi'nden tepki
İçeriği Görüntüle

'DURUŞMA SALONUNU MAHKEME BAŞKANI MI, MÜBAŞİR Mİ YÖNETİYOR?'

Özçağdaş, mahkeme başkanının iki yeni konu icat ettiğini, Ekrem İmamoğlu'nun duruşmada sonuncu olarak konuşturulmayacağını ve duruşmayı 9 Temmuz'da tamamlayacağını söylediğini kaydetti. Bu duruma tepki gösteren Özçağdaş, şu ifadeleri kullandı:

'Ya siz hukuksuzca, tutuksuz yargılamanız gereken insanları bir yıla yakın iddianamesiz bırakıp içeri tıkarken iyi; bir saat az konuştun, iki saat fazla konuştun. Ya siz ne utanmaz adamlarsınız, ne adaletsiz adamlarsınız. Şimdi 9 Temmuz icadı çıktı. 9 Temmuz'a kadar bitecekmiş. Tabii bu tartışma uzayınca son derece tuhaf konuşmalarla Ekrem Başkan'ı salondan dışarı çıkardı. Tabii çıkacak, çıkmayacak tartışmalar devam ediyor. Birazdan Sayın Tanrıkulu söyler. Sayın Tanrıkulu da son derece yine kibarca, kamera kayıtlarında da var, 'Ya bir ara verin. Bu kararınızı gözden geçirin' diyor. Vay efendim, milletvekili oradan niye bağırdı? Ya nasıl bağıracağız? Nasıl sesimizi duyuracağız? Nasıl söyleyeceğiz? Bu arada Sayın Tanrıkulu bunları söylerken burada son derece ukala bir mübaşir var. Mahkeme başkanının kim olduğu belli değil. Bunu ilk günden itibaren bütün basın da biliyor. İzleyiciler de biliyor. Buraya AK Parti'nin yargı kolları olarak gelmiş. Tam karşımda duruyordu, 2 metre ileride. Kafasını kaldırdı, jandarmaya döndü, dedi ki: 'Kapıları açın, salonu boşaltın' dedi. Ya arkadaşlar, mahkeme başkanı mı salonu yönetiyor, mübaşir mi salonu yönetiyor?

Ben de dedim ki: 'Bir dakika, mahkeme başkanının böyle bir kararı yok. Boşaltın salonu' dedi. Onun yüzünü, surat ifadesini Silivri'deki herkes biliyor. Ben de bunun üzerine mahkeme başkanına, 'Sayın başkan, salonu boşaltma kararınız mı var' diye sordum. Defalarca. Mahkeme başkanı oradan, 'O bağıranı oradan çıkarın, o bağıranı oradan çıkarın.' Ben sonuçta sana bağırmıyorum. Sesimi duyurmaya çalışıyorum. Mahkeme başkanı, mahkemeyi sen mi yönetiyorsun, mübaşir mi yönetiyor? Sen salonu boşaltma kararı vermeden mübaşir sinirlenip nasıl salonu boşaltıyor? Salondan tek bir kişi, bırakın ses çıkarmak, ayağa bile kalkmadı ailelerden. Bakın, ayağa bile kalkmadı. Kamera görüntüleri ile sabit. Hiç kimse ayağa kalkmadı. Ben bunu duyurmak için mahkeme başkanına sesleniyorum. Ya burada bir facia var yani. Mübaşir salonu boşaltıyor. O da oradan bize cevap yetiştiriyor. 'Efendim milletvekili olmaları soytarılık yapmalarını gerektirmez'. Haddini bil, haddini. Haddini bileceksin. Daha önce senin gibi bir aklıevvel de Ekrem Başkan'a 'ahmak' demişti. Hep aynı işler bunlar. Milletvekili olarak senin yönetemediğin salonu, mübaşirin yönettiği... Senin hakkını, senin otoriteni korumaya çalışıyorum ben milletvekili olarak. Sen cübbene saygı duymuyor olabilirsin. Yetkilerini bilmiyor olabilirsin. Bir mübaşire teslim olmuş olabilirsin. Ben olmadım. Bu milletvekilleri de olmadılar. O lafının bedelini de hukuk karşısında hesabını vereceksin. Ama yazık ki Türkiye'nin haline seni bunları söyletebilir hale getirmiş. Bir ülkenin hakimi, milletvekilleri için, üstelik kendisinin yetkisini kullanan bir mübaşirin yaptığını soran bir milletvekiline böyle bir hakarette bulunabiliyor. Onunla ayrıca hesaplaşıyor olacağız.'

'ADALET BAKANI'NIN BU LAFI BAŞKANA YEDİRMESİ LAZIM'

CHP Diyarbakır Milletvekili Sezgin Tanrıkulu, sanığın duruşmadan çıkarılmasının ceza muhakemesi hukukundaki en ağır yaptırım olduğunu vurgulayarak şöyle konuştu:

'Çünkü sanığın duruşmada bulunma hakkı var. Duruşma, onun yüzüne karşı yapılır. O olmadan duruşma yapılamaz. Bugün Ekrem İmamoğlu'na uygulanan yaptırım, ceza muhakemesi hukukundaki en ağır yaptırımdır. Yani kendisinin duruşma salonunda olması gerekir ki ifade etsin. Aleyhine ne konuşulmuş, ne konuşulmamış bilsin. Bunu yüz yüze görsün. O yaptırım çok istisnai uygulanır. Kendisine söz verildi Ekrem İmamoğlu'na. O da çok haklı olarak, 4 aydır süren bu duruşmalarda mahkeme başkanının neden tutumundan ve kararından vazgeçtiğini sordu. Haklı olarak sordu. En başta, bir duruşmanın takvimine ilişkin olarak avukatlarla ve yargılanan sanıklarla bir anlaşma yapılmış, bir mutabakata varılmış. O mutabakata göre de 'Ekrem İmamoğlu, iddianamenin bir numaralı sanığı, örgütün lideri olarak en son konuşacak, en son savunmasını yapacak' denmiş. Ama mahkeme başkanı dünden itibaren de, 'Hayır, sen en son konuşmayacaksın. 9'unda savunman bitecek' diyor. Bugün. Yani 9'unda nasıl biter? Yani bir gün mü yapar, 3 gün mü yapar, 5 gün mü yapar? Aleyhine bir sürü iddia var, bir sürü dava var. Binlerce yıl ceza isteniyor ve sen, 'Hayır, 3 saatte yapacaksın, bir günde yapacaksın' diyorsun. Bunun takdiri mahkeme başkanına ait değil. Savunma sınırlanamaz. Dolayısıyla bugün çok ağır hak ihlallerinin yaşandığı bir gün yaşadık.

Ben de aynı zamanda hem avukatım. Evet, duruşmada izleyiciyim. Avukat değilim, sanık değilim; izleyiciyim. Ama aynı zamanda İnsan Hakları Komisyonu Başkan Vekiliyim. Adil yargılamaya ilişkin konular da bizim takip ettiğimiz konulardır. Ve mahkeme başkanına bulunduğum yerden seslendim. Sesimi duyurmak amacıyla da yüksek sesle seslendim. Şunu ifade ettim: Mahkeme başkanının yapması gereken ara vermesi, kararını gözden geçirmesiydi. Ben de bunu ifade ettim. 'Ara verin' dedim. 'Kararınızı gözden geçirin. Daha sakin olun' yani bunu ifade ettim. Oradan tabii görmüyor, kim olduğumu bilmiyor. 'Sezgin Tanrıkulu, Türkiye Büyük Millet Meclisi İnsan Hakları Komisyonu Başkan Vekili' olarak kendimi de tanıttım. Bakın, dünyanın gözü önünde, Türkiye'nin gözü önünde devam eden bir yargılama bu. Ve adil yargılama kurallarının tümüyle ihlal edildiği bir ortamda yapılıyor. Ben daha önceki gün hazırladığım raporla bu davada hangi hakların ihlal edildiğini, yani duruşma zabıtalarının yansıdığı biçimiyle hepsini tespit ettim. Bugün aynı ihlal bize uygulandı. Milletvekiline duruşma salonunda bu şekilde kaba davranan, bu şekilde ağır yaptırımlar uygulayan bir ortamda ne demokrasi olur, ne adalet olur, ne de adalet gerçekleşir.

'UTANÇ VERİCİDİR VE REZALETTİR'

'Soytarılık yapamazsınız' ifadesine ilişkin Tanrıkulu, 'Mahkeme Başkanı Suat Bey'i kastederek bunu ifade etmiş, evet. Adalet Bakanı'nın bu lafı başkana yedirmesi lazım. Yani bir başkan, bir milletvekiline karşı bu lafı kullanamaz. Kullanamaz. Eğer bu davada bu başkanın söylediği bu söz cezasız kalacaksa, elbet bir gün bu devran döner. Demokrasiye, adalete uygun bir yönetim gelir ve bunun hesabını sorar. Adil bir biçimde sorar. Suat Bey de kullanacak, biz de yargı yollarını kullanacağız. Dava da açacağız. Ama yargılamanın bu noktaya gelmiş olması, Türkiye bakımından utanç vericidir. Utanç vericidir ve rezalettir' diye konuştu. 

Kaynak: ANKA