Gündem

İBB Davası'da 29. gün sona erdi... Tutuklu Adem Başer: Bakanlık'tan plaket bekliyordum ancak şu an bu işlerden yargılanıyorum

CHP'nin cumhurbaşkanı adayı, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da tutuklu isimler arasında bulunduğu 414 sanıklı İBB Davası'nın 29. gününde, etkin pişmanlık kapsamında ifade veren ancak tutuklu yargılanan Adem Soytekin'in ve avukatlarının savunması tamamlandı. Ardından Murat Gülibrahimoğlu'nun sahibi olduğu Güney Cebeci Şirketinin Genel Müdür Yardımcısı, tutuklu sanık Adem Başer'in savunmasına geçildi. Başer, 'Benim 5 bin TL ödeme yapma yetkim bile yokken, milyonlarca liralık sahte fatura organizasyonu kurmam mümkün değildir. Bu firmaları tanımıyorum, bu faturaları organize etmedim. Ayrıca Cebeci maden bölgesinde yaptığımız işlerden dolayı, bunu şaka olarak söylemiyorum; Bakanlık'tan, Valilik'ten ya da İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nden bir teşekkür yazısı ya da bir plaket almayı umuyordum. Fakat şu anda burada bu işlerden yargılanıyorum' dedi.

Haber: Zuhal ÇİLOĞLAN

(İSTANBUL) - CHP'nin cumhurbaşkanı adayı, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da tutuklu isimler arasında bulunduğu 414 sanıklı İBB Davası'nın 29. gününde, etkin pişmanlık kapsamında ifade veren ancak tutuklu yargılanan Adem Soytekin'in ve avukatlarının savunması tamamlandı. Ardından Murat Gülibrahimoğlu'nun sahibi olduğu Güney Cebeci Şirketinin Genel Müdür Yardımcısı, tutuklu sanık Adem Başer'in savunmasına geçildi. Başer, 'Benim 5 bin TL ödeme yapma yetkim bile yokken, milyonlarca liralık sahte fatura organizasyonu kurmam mümkün değildir. Bu firmaları tanımıyorum, bu faturaları organize etmedim. Ayrıca Cebeci maden bölgesinde yaptığımız işlerden dolayı, bunu şaka olarak söylemiyorum; Bakanlık'tan, Valilik'ten ya da İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nden bir teşekkür yazısı ya da bir plaket almayı umuyordum. Fakat şu anda burada bu işlerden yargılanıyorum' dedi.

CHP'nin cumhurbaşkanı adayı, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da arasında bulunduğu İBB Davası'nın duruşması 29. gününde, İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi'nce, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun karşısındaki 1 No'lu salonda, devam ediyor.

Etkin pişmanlık kapsamında ifade veren ancak tutuklu yargılanan Adem Soytekin'in ve avukatlarının savunması tamamlandı. Avukatları Soytekin için tahliye ve ardından da beraat talep etti.

Sonrasında duruşmada, 2020-2025 yılları arasında Cebeci Maden Sahası bölgesinde 185 milyon ton kaçak hafriyat dökümü yapıldığı ve bu yolla kamu zararı oluşturulduğu iddiasını içeren 'Eylem 59' kapsamındaki suçlamalara geçildi.

Soruşturmada, 560 milyar TL olarak ifade edilen toplam kamu zararı iddiasının daha sonra 160 milyar TL revize edilmişti. Bu tutarın yaklaşık 111 milyar TL'lik kısmı ise Cebeci Maden Sahası ve çevresinde yapıldığı öne sürülen kaçak hafriyat dökümünden kaynaklandığı ileri sürülüyor.

Eylem 59 kapsamında ise ilk savunmayı, dosyada firari sanık Murat Gülibrahimoğlu'nun sahibi olduğu Güney Cebeci Şirketinin Genel Müdür Yardımcısı Adem Başer yaptı.

'Şirketlerde tüm kararlar tek başına Murat Gülibrahimoğlu tarafından alınırdı. Ben sadece verilen görevleri yerine getiren bir çalışanım'

Başer, savunmasında şunları söyledi:

'Yaklaşık 7,5 aydır tutukluyum. Cebeci maden sahasındaki faaliyetlere ilişkin yöneltilen suçlamaları kabul etmiyorum. Benim görevim şirketlerde yalnızca finansla sınırlıydı; döküm faaliyetleri, izin süreçleri ve saha yönetimiyle ilgili hiçbir yetkim ve sorumluluğum bulunmamaktadır.

Cebeci bölgesindeki faaliyetler, devletin bilgisi ve onayı dahilinde yürütülen projelerdir. Şirketlerde tüm kararlar tek başına Murat Gülibrahimoğlu tarafından alınırdı. Ben sadece verilen görevleri yerine getiren bir çalışanım.

Kaçak döküm ve kamu zararı iddiaları gerçeği yansıtmamaktadır. Döküm sistemi barkod ve ön ödeme esasına dayanır. Bu sistemde fişsiz ya da kayıtsız işlem yapılması teknik olarak mümkün değildir.

'Cebeci maden bölgesindeki faaliyetlerin kaçak döküm olarak nitelendirilmesini kabul etmiyorum. Burası bir devlet projesidir'

Sayın Başkanım, Cebeci maden bölgesindeki faaliyetlerin kaçak döküm olarak nitelendirilmesini kabul etmiyorum. Burası bir devlet projesidir. Maden bölgesinin komisyon başkanı İstanbul Valisi'dir; İstanbul Büyükşehir Belediyesi'ni ve şirketleri temsilen üyeler bulunmaktadır. MAPEG, Orman Müdürlüğü, İSTAÇ, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, ilçe belediyesi, İSFALT ve emniyet güçleri sahada denetim yapmaktadır. Bu kadar kamu kurumunun denetiminde olan bir alanda kaçak döküm yapılabileceğini düşünmüyorum. Eğer izinsiz bir döküm varsa, bundan tutanak tutmayan, işlem yapmayan kurumlar ile bu görüşmeleri birebir yürüten Murat Gülibrahimoğlu ve İbrahim Bülbüllü sorumlu olmalıdır. Ben yalnızca finans çalışanıyım; izinleri, kamu ilişkilerini veya sahadaki döküm faaliyetlerini takip eden kişi değilim.

Döküm sahasını yöneten kişi proje müdürü Orhan Akyıldız'dır. Benim kendisine görev verme yetkim yoktur; kendisi benim üstüm konumundadır. Sahada yapılan işlerin projeye uygun olup olmadığını denetleyecek teknik uzmanlığım da bulunmamaktadır. İddianamede fazla döküm yapıldığına ilişkin ölçümlerden söz edilmektedir; ancak sahada maden yolları, yol projeleri, tepe kaldırma, pasa malzemenin sahaya serilmesi gibi işlemler yapılmıştır. Eski madencilerin geçmişte yaptığı kaçak dökümlerin bu hesaplamalara dahil edilip edilmediğini de bilmiyorum. Bilirkişi raporlarını teknik olarak analiz edebilecek uzmanlığım yoktur.

'MAPEG izin verdiği ve işlem yapmadığı için burada kamu zararı oluştuğu iddiasını kabul etmiyorum'

Yaklaşık 80 milyar TL kamu zararı iddiası yönünden de suçlamayı kabul etmiyorum. Trafo merkezinin yanındaki maden çukurunun doldurulması TEİAŞ'ın talebi ve MAPEG'in onayıyla yapılmıştır. Bu alan maden projesinde rezervi alınmış, madeni kalmamış alan olarak gösterilmektedir. MAPEG, maden sahalarında denetim yapan yetkili kurumdur ve üç ayda bir sahaya gelir. Eğer burada rezerv kapatılmış ya da hukuka aykırı bir işlem yapılmış olsaydı MAPEG'in tutanak tutması ve işlem başlatması gerekirdi. MAPEG izin verdiği ve işlem yapmadığı için burada kamu zararı oluştuğu iddiasını kabul etmiyorum.

'Eğer bu kamu zararıysa, TMSF neden aynı uygulamaya devam etmiştir?'

İSTAÇ'a pay verilmemesi nedeniyle 30 milyar TL kamu zararı oluştuğu iddiası da doğru değildir. İSTAÇ ile Çiftalan, Şile ve Bolluca gibi hafriyat sahalarında hasılat paylaşımı sözleşmelerimiz vardır. Ancak Cebeci maden bölgesi İSTAÇ'a tahsis edilmiş bir hafriyat sahası değil, maden bölgesidir. Bu nedenle İSTAÇ'ın burada hasılat payı bulunmamaktadır. Buna rağmen İSTAÇ ile müşavirlik sözleşmesi yapılmış ve hatırladığım kadarıyla aylık yaklaşık 400 bin TL ödeme yapılmıştır. Kayyum döneminde de Cebeci'de döküm faaliyeti 3,5 ay devam etmiş, ancak kayyum da İSTAÇ'a hasılat paylaşımı kapsamında ödeme yapmamıştır. Eğer bu kamu zararıysa, TMSF neden aynı uygulamaya devam etmiştir?

Sahte fatura suçlamasını da kabul etmiyorum. Şirkette satın alma süreçleri Murat Gülibrahimoğlu'nun onayıyla yürürdü. Faturalar önce muhasebeye girer, cari hesap oluşur, finans biriminin görevi bundan sonra başlardı. Benim görevim, patronun onayladığı cari borçların ödemesini yapmaktı. Her ay şirkete yaklaşık 1500'den fazla fatura gelirdi. Hangi malın gerçekten gelip gelmediğini, hangi faturanın karşılığının olup olmadığını bilmem mümkün değildir. Ben sahada değil, Bahçelievler'deki ofiste çalışıyordum.

Kayyum döneminde bazı faturaların karşılığında mal gelip gelmediğini araştırmamız istendi. Ben de sahayı ve taşeronu aradım; kantarlardan böyle bir mal girişinin olmadığını öğrendim. Bunu ikinci ifademde savcıyla paylaştım. Ancak ifade tutanağında sanki bu bilgiyi en baştan beri biliyormuşum gibi bir algı oluşmuştur. Bu doğru değildir. Ben bu bilgiyi kayyumla çalıştığım dört aylık süreçte öğrendim.

'Benim 5 bin TL ödeme yapma yetkim bile yokken, milyonlarca liralık sahte fatura organizasyonu kurmam mümkün değildir'

Ahmet Güllü'nün çeklerle ilgili ifadesi doğrudur; ancak konu yanlış bağlanmıştır. Ona verdiğimiz çekler naylon faturalarla ilgili değildir. Bunlar Murat Gülibrahimoğlu'nun şahsi hesabından borç olarak gönderdiği paralar karşılığında aldığı şahsi çeklerdir. Vadesi geldiğinde bankadan tahsil edilir, Murat Bey'in talimatına göre işlem yapılırdı. Bahsedilen firmalara verilen çekler değildir. BDDK raporlarından da bunun görülebileceğini düşünüyorum.

Benim 5 bin TL ödeme yapma yetkim bile yokken, milyonlarca liralık sahte fatura organizasyonu kurmam mümkün değildir. Bu firmaları tanımıyorum, bu faturaları organize etmedim. Şirketin mali kayıtlarından sorumlu kişi yeminli mali müşavir ve yönetim kurulu üyesi Cem Çelik'tir. Ben sadece finans çalışanıyım.

'Zafer Keleş'in adını soruşturma kapsamında televizyondan duydum, Murat Keleş'in adını ise iddianamede okudum. Kendilerini tanımıyorum'

İddianamede Murat Gülibrahimoğlu'nun hesabından çekilen yaklaşık 2 milyon doların örgüte nakit akışı sağlamak amacıyla Murat Keleş ve Zafer Keleş'e elden teslim edildiği ileri sürülmektedir. Bu iddiayı kesinlikle reddediyorum. Zafer Keleş'in adını soruşturma kapsamında televizyondan duydum, Murat Keleş'in adını ise iddianamede okudum. Kendilerini tanımıyorum.

26 Haziran 2024'te Murat Gülibrahimoğlu'nun talimatıyla 1,5 milyon dolar çektim. Parayı Cevizli'deki ofise götürdüm. Orada Murat Gülibrahimoğlu, İbrahim Aköz ve Sultangazi Belediyesi'nden bir yetkili vardı. Cebeci sahası içindeki kaçak yapı ve iş yerlerinin tahliyesi için bazı kişilere ödeme yapılacaktı. Bu kişiler numaratajlarını iptal ettirmiş, evlerini boşaltmaları karşılığında ödeme almışlardı. Murat Bey'in talimatıyla bu kişilere ödeme yaptım ve tutanak tuttum. Tutanaklar avukatlarım tarafından mahkemeye sunulacaktır.

İfademde geçen 'Murat Gülibrahimoğlu'nun söylediği kişilere teslim ettim' ifadesi, örgüt adına para götürdüğüm şeklinde yorumlanmıştır. Oysa ben Zafer Keleş'e ya da Murat Keleş'e hiçbir para teslim etmedim. Böyle bir anlatımım da yoktur. Kalan paranın bir kısmı İbrahim Akbertürk'e olan 300 bin dolarlık ödeme için verilmiş, yaklaşık 100 bin dolar da Murat Gülibrahimoğlu tarafından alınmıştır. Ben hiçbir koşulda örgüt kapsamında bir kişiye para teslim etmedim.

'Benim örgüt üyeliğiyle ilişkilendirilmemin temelinde, Zafer Keleş ve Murat Keleş'e para teslim ettiğim yönündeki hatalı değerlendirme ile Semih Bilgin'in ifadesi olduğunu düşünüyorum'

Murat Gülibrahimoğlu ile 'müşterek fail' olduğum iddiasını da kabul etmiyorum. Onun görüştüğü bakan, milletvekili, vali, genel müdür veya belediye başkanı varsa, ben bu kişilerin hiçbirini tanımıyorum. İSTAÇ ile yıllardır çalışmamıza rağmen İSTAÇ'ın genel müdürünü bile tanımam. Kendime ait makamım, özel odam, ayrıcalıklı maaşım yoktur. Ağaçlı'daki ofiste diğer finans çalışanlarıyla birlikte çalışırdım. Murat Gülibrahimoğlu'nun sosyal çevresini tanımadan, maddi ya da manevi bir çıkar sağlamadan onunla nasıl müşterek fail olabileceğimi anlayamıyorum.

Örgüt üyeliği suçlaması da benim için çok ağırdır. 59. eylemde üst tarafta Murat Gülibrahimoğlu ve onunla ilgili tanımadığım kişilerin ifadeleri, alt tarafta ise şirket çalışanlarının Cebeci'de yapılan işleri anlatan ifadeleri vardır. Bu iki dünya birbirinden ayrıdır. Şirket çalışanları, Murat Gülibrahimoğlu'nun yaptığı iddia edilen görüşmelere katılmamış, bunlardan haberdar olmamıştır. Benim örgüt üyeliğiyle ilişkilendirilmemin temelinde, Zafer Keleş ve Murat Keleş'e para teslim ettiğim yönündeki hatalı değerlendirme ile Semih Bilgin'in ifadesi olduğunu düşünüyorum.

Kayyum atanmadan önce Murat Gülibrahimoğlu şirketin yasal temsilcisiydi. Bu nedenle çalışanların kendisiyle görüşmesi doğal ve yasaldı. Kayyum atandıktan sonra ise bazı konularda kayyum benden Murat Gülibrahimoğlu'ndan bilgi almamı istedi. Ben de kayyumun talebi üzerine kendisini arayıp bilgi aldım ve kayyuma ilettim. Bu, talimat almak değil, kayyumun istediği bilgiyi temin etmektir.

Semih Bilgin'in güvenlik kulübesinde gizli görüşme yapıldığı yönündeki iddiasını da reddediyorum. Burası şirket girişinde, kayyum ekibinin her gün geçtiği ve kamera kaydı altında olan bir yerdir. Kamera kayıtları incelenirse gerçek ortaya çıkar. Semih Bilgin'in cezaevi şartlarında zorlandığını, sürekli ağladığını eşinden duydum. Bu koşullar altında bana iftira atmış olabilir.

Sonuç olarak; ben kaçak döküm sistemi kurmadım, yönetmedim, kamu zararına yol açmadım, sahte fatura organizasyonu yapmadım, örgüt adına kimseye para teslim etmedim. Ben yalnızca finans biriminde çalışan, patronun talimatıyla ödeme süreçlerini yürüten bir çalışandım. Hakkımdaki suçlamaları kabul etmiyorum.

'Oğlumu çok özledim, tahliyemi talep ediyorum'

Buradaki sahada çalışan personelin ve yeni yapılan tesisin, tesiste çalışan personellerin iş güvenliğiyle alakalı ekstradan önlemler aldım. Bunun sebebini de açıklayacağım. Burada Murat Bey ile konuşarak, Murat Gülibrahimoğlu ile konuşarak ekstra iş güvenliği uzmanı talep ettik ve sahada görevlendirdik. Sahadaki personeller genelde yatılıdır, yatakhane ve yemekhane mevcuttur. Özellikle buraları gezdim, personelin temiz ve rahat kalabilmesi için ne gerekiyorsa yaptım. Buradaki arkadaşların her zaman ihtiyaçlarını sorduk, yardımcı olduk. Buradaki taş ocağında çalışan kişilerle bu kadar ilgilenmemin sebebi, 4 yaşındayken babamı bir taş ocağında iş kazasında kaybetmiş olmak. Bu sebeple çalıştığım süre boyunca dürüst, kimseyi kırmadan, yalan söylemeden ve tırnaklarımla kazıyarak geldim. Zira 12 senedir finans elemanı olarak başladığım şirketten genel müdür yardımcısı olarak kovuldum. Ayrıca Cebeci maden bölgesinde yaptığımız işlerden dolayı, bunu şaka olarak söylemiyorum; Bakanlık'tan, Valilik'ten ya da İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nden bir teşekkür yazısı ya da bir plaket almayı umuyordum. Fakat şu anda burada bu işlerden yargılanıyorum.Öncelikle ben bir maaşlı çalışanım ve görevimi yerine getirdim. Herhangi bir suç örgütüne üye değilim. Oğlumu çok özledim, tahliyemi talep ediyorum.'

Başer'in savunması tamamlandı. Duruşma, bugünlük sona erdi. Yarın, Başer'in avukatlarının savunması alınacak.