Gündem

İBB Davası'nda 13. gün sona erdi... İmamoğlu'ndan 'Ekrem Edit' hesabının sahibi Mahir Gün isyanı: 'Bu artık acımasızlığa girer'

CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da arasında bulunduğu 407 sanıklı İBB Davası'nın 13. gününde yapılan duruşma sona erdi. 250 gündür tutuklu bulunan 'Ekrem Edit' hesabının sahibi Mahir Gün'ün avukatının tahliye talebinin ardından Ekrem İmamoğlu, 'Ben bu genç arkadaşımızı casusluk davasındaki Hüseyin Gün sanıyordum. O yüzden de üç gündür kendisine soru sormak için hazırlık yapıyordum. Şimdi anladım o olmadığını. Kendisini ilk kez burada görüyorum. Bu artık gerçekten acımasızlığa girer. Sürdürmeyin bunu' dedi. Duruşmaya, yarın devam edilecek.

Haber: Zuhal ÇİLOĞLAN

(İSTANBUL) - CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da arasında bulunduğu 407 sanıklı İBB Davası'nın 13. gününde yapılan duruşma sona erdi. 250 gündür tutuklu bulunan 'Ekrem Edit' hesabının sahibi Mahir Gün'ün avukatının tahliye talebinin ardından Ekrem İmamoğlu, 'Ben bu genç arkadaşımızı casusluk davasındaki Hüseyin Gün sanıyordum. O yüzden de üç gündür kendisine soru sormak için hazırlık yapıyordum. Şimdi anladım o olmadığını. Kendisini ilk kez burada görüyorum. Bu artık gerçekten acımasızlığa girer. Sürdürmeyin bunu' dedi. Duruşmaya, yarın devam edilecek.

İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi'nce, Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumunun karşısındaki 1 No'lu salonda görülen, CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da arasında bulunduğu 107'si tutuklu, 5'i müşteki sanık olmak üzere toplam 407 sanıklı İBB Davası'nın duruşmasının 13. günü tamamlandı. Duruşmaya yarın devam edilecek, perşeme gününe kadar savunması alınmayan tutuklu sanıkların avukatlarının tahliye talepleri dinlenecek. 

Duruşmada, sanıklardan İSTTELKOM A.Ş. Genel Müdürü Melih Geçek'in avukatı Yiğit Gökçehan Koçoğlu, savcılık mütlaası, iddianame ve sulh ceza hakimliği'nin sevk yazısındaki çelişkilere dikkati çekerek, şunları söyledi:

'Savcılık mütalaasına göre 7 kişinin tahliyesi talep edilmiştir. Bunların 5'i savunması alınmış, 2'si ise henüz savunması alınmamış kişilerdir. Basit bir matematik hesabıyla ifade edecek olursak; 17'de 5, 90'da 2 gibi bir oran ortaya çıkmaktadır. Bu da savunma yapanların yaklaşık yüzde 29'unun, savunma yapmayanların ise yalnızca yüzde 2,2'sinin tahliyesinin talep edildiği bir tabloyu göstermektedir. Bu noktada sormak istiyorum, Savcılık, müvekkilimin yaşadığı mağduriyetin ve iddianamede kendisi hakkında yer verilen, açıkça dayanaktan yoksun iddiaların farkında mıdır? Açıkçası bundan emin değilim. Eğer farkında olsaydı, müvekkilim açısından da tahliye talep edilirdi diye düşünüyorum.'

Müvekkili Melih Geçek'in, ikinci dalga operasyonda tutuklandığını ifade eden Koçoğlu, 'Bu sevk yazısından benim anladığım suçlamalar, ihaleye fesat karıştırma, kişisel verileri hukuka aykırı şekilde ele geçirme ve yayma, örgüt üyeliği. Peki Sulh Ceza Hâkimliği ne yapmıştır? Şimdi söyleyeceğim husus gerçekten dikkat çekicidir: Müvekkilim, şu an 'rüşvet almak' ve 'örgüt üyeliği' suçlarından tutukludur. Oysa rüşvet suçuna ilişkin bir sevk var mı? Yok. Rüşvetle ilgili somut bir iddia var mı? Yok. Önünüzde rüşvet suçundan açılmış bir dava var mı? O da yok. O hâlde müvekkilim neden rüşvet suçundan tutukludur? Bu sorunun makul bir cevabı bulunmamaktadır' dedi. 

Sulh Ceza Hakimliği kararında, 'kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olgu bulunduğu'nun ifade edildiğini, ancak tutuklama kararı için 'kuvvetli suç şüphesini gösteren somut delil' aranmasının Ceza Muhakemesi Kanunu'nda yapılan değişiklikle zorunlu hale geldiğini belirten avukat Koçoğlu, şöyle konuştu:

'Yani kanun açıkça 'somut delil' demektedir. Ancak müvekkilim Melih Geçek, bugün hala 'somut olgu' gibi hukuken karşılığı olmayan bir gerekçeyle tutukludur. Daha en başında, ilk aşamada ciddi bir hukuki sorunla karşı karşıya olduğumuz açıktır. Açıkça ifade etmek gerekirse; ortada ne rüşvet suçuna ilişkin bir sevk vardır ne de somut delillere dayanan bir değerlendirme. Buna rağmen müvekkilim, varlığı ortaya konulamayan bir rüşvet iddiası ve hukuken geçerli olmayan bir gerekçeyle tutuklu bulunmaktadır. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Sayın Ekrem İmamoğlu bu dosya için 'Bu bir iftiraname' diyor. Ben ise daha ileri bir şey söylüyorum: Bu bir 'hissiyatname'dir. Çünkü savcılık; duyduklarını, gördüklerini ve hatta hissettiklerini bir araya getirip bunu iddianame hâline getirmiştir. Ortada somut bir veri, somut bir delil yoktur. Biz bugün bir 'hissiyatname' ile yargılanıyoruz.'

'Müvekkilim Melih Geçek, 'İBB Hanem' ifadesini ilk kez benden duymuştur'

İBB verilerini kopyaladığı iddia edilen müvekkili Melih Geçek'in, 'İBB Hanem' ifadesini ilk kez kendisinden duyduğunu söyleyen Koçoğlu, şunları söyledi:

'Yani müvekkilim, kendi bilgisinde dahi olmayan bir kavram üzerinden yargılanmaktadır. Daha açık söyleyeyim: Müvekkilim, benden duyduğu bir şeyle yargılanmaktadır. Ancak burada asıl dikkat çekilmesi gereken husus, kimlerin yargılanmadığıdır. Kendi özgürlüğünü sağlamak adına asılsız beyanlarda bulunan ve bu beyanlarıyla birçok insanın tutuklanmasına sebebiyet veren kişi bugün yargılanmamaktadır. Naim Erol Özgüner açıkça şunu söylemektedir: 'İBB Hanem benim projemdir. Uygulamayı ben yaptım, sunumunu ben gerçekleştirdim, seçmen verisini ben talep ettim.' Bu ifadeler bu kadar açıkken, bu kişi bu suçtan yargılanmamaktadır. Buna karşılık, 'İBB Hanem' uygulamasının bırakın yönetici panelini, kullanıcı paneli dahi bulunmayan, ki zaten aktif bir uygulama da değildir, müvekkilim Melih Geçek yargılanmaktadır. Ben 'Naim Erol Özgüner suçludur' demiyorum. Ancak 'Bu proje benim, her şeyi ben yaptım' diyen bir kişiyi yargılamayıp; 'Melih Geçek'in ne yaptığını bilmiyorum, haberim yok' denilen bir kişiyi yargılıyorsanız, burada iyi niyetten söz etmek mümkün değildir. Bu insanlar aylardır tutuklu bulunmaktadır; bazılarının tutukluluk süresi bir yılı dahi aşmıştır. Geçen bu zamanın hiçbir şekilde telafisi yoktur.

'Babam da Balyoz davası kapsamında burada yargılanan kişilerden biriydi'

Bunu yalnızca teorik olarak değil, bizzat yaşamış biri olarak söylüyorum. Babam da Balyoz davası kapsamında burada yargılanan kişilerden biriydi. Yaklaşık bir buçuk yıl cezaevinde kaldı ve sonrasında beraat etti. Ancak şunu açıkça ifade etmek isterim: Bir buçuk yıl sonra tahliye edilmek ya da beraat etmek, kaybedilen zamanı geri getirmiyor. Hayat, hiçbir zaman kaldığı yerden aynı şekilde devam etmiyor. Bu nedenle sizden istirhamım şudur: Zaten gecikmiş olan adaletin daha fazla gecikmemesi ve bir an önce tecelli etmesidir.'

'Oturduğunuz yer Allah'a yakın bir yerdir'

Ekrem İmamoğlu'nun kampanya direktörü ve danışmanı Necati Özkan'ın avukatı Kazım Yiğit Akalın, Prof. Yalçın Küçük'e atıf yaparak, müvekkili ve tüm tutuklular hakkında talebinde bulunarak, şöyle konuştu:

'Ergenekon davasında Profesör Yalçın Küçük'ün hakimlerle ilgili söylediği bir sözü hatırlatarak bitireceğim: 'Bu toplumda yargıçlar, kadılar ve profesörler ilmiye sınıfından gelirler. Onlar yüksekte otururlar, Allah'a yakın yerde otururlar. Oturduğunuz yer Allah'a yakın bir yerdir. Tanrılar hüküm verir, siz de hüküm veriyorsunuz. Ayrıca yüksekte oturanların hepsi yalnızdır Sayın Başkan. Siz yalnızsınız, bu mesleğinizin tabiatıdır.' Bu tabiat gereği yalnızsınız ancak üç haftalık periyot sonunda müvekkilin ve burada haksız yere yatan birçok kişinin durumunu takdir ederek tahliyelerine karar vermenizi talep ediyorum.'

İmamoğlu: 'Bu genç arkadaşımızı casusluk davasındaki Hüseyin Gün sanıyordum. Şimdi anladım o olmadığını'

250 gündür tutuklu bulunan 'Ekrem Edit' hesabının sahibi Mahir Gün'ün avukatı Gamze Keleş, müvekkilinin, hesabı hiçbir çıkar gözetmeden oluşturduğunu belirtti.

Savcılığın fotoşoplu bir görseli alıp araştırmadan iddianameye koyduğunu söyleyen Keleş, 'Müvekkilim Alevi. Alevilere karşı olumsuz duygu besleyebilir mi?' dedi. Gün'ün hapis cezası alsa dahi en fazla 4 ay hapiste kalması gerekirken, 8 aydır tutuklu olduğuna da değinen avukat Keleş, 'Eşinin mali sıkıntıları var. Geçen gün görüşe gitmekte zorlandı. Ben borç vererek gönderdim' dedi.

Ardından söz alan Ekrem İmamoğlu ise 'Ben bu genç arkadaşımızı casusluk davasındaki Hüseyin Gün sanıyordum. O yüzden de üç gündür kendisine soru sormak için hazırlık yapıyordum. Şimdi anladım o olmadığını. Kendisini ilk kez burada görüyorum. Bu artık gerçekten acımasızlığa girer. Sürdürmeyin bunu' diye konuştu. 

Kadriye Kasapoğlu'nun babası, kızı cezaevindeyken demans olmuş

Ekrem İmamoğlu'nun Özel Kalem Müdürü Kadriye Kasapoğlu'nun avukatı Mehmet Can Seyhan ise 'Bunu söyleyeceğim için Kadriye Hanım'dan özür dilerim ama şimdi söylemeyeceğiz de ne zaman söyleyeceğiz. Babası, kızı cezaevindeyken demans oldu. Öncesinde ziyarete geliyordu ama artık gelemiyor çünkü kızını hatırlamıyor' ifadelerini kullandı. 

Sabri Caner Kırca'nın avukatı Hilal Soysal da müvekkilinin Kadriye Kasapoğlu'nun şoförü olduğunu, Savcılığın Kasapoğlu hakkında tahliye talep ettiğini belirterek, müvekkilinin de Kasapoğlu ile tahliye edilmesini istedi.

Duruşmada söz alan bazı tutuklu sanıkların avuktları da müvekkillerinin tahliyesine karar verilmesini istedi. Avukatlar, avukat Mehmet Pehlivan için de tahliye talebinde bulundu.