Gündem

İBB Davası'nda 57. gün: Tutuklu Akgün: 'Seçilmiş belediye başkanı, üst düzey yöneticiler cezaevinde. Bundan daha büyük kamu zararı olabilir mi?'

İBB Davası'nda savunma yapan tutuklu İBB Genel Sekreter Yardımcısı Gürkan Akgün, İstanbul'un deprem, ulaşım ve kentsel dönüşüm gibi kritik sorunlarıyla ilgilenmesi gerekirken 15 aydır cezaevinde bulunduğunu belirterek, '16 milyonluk İstanbul'un seçilmiş belediye başkanı, ilçe belediye başkanları, üst düzey yöneticileri ve bürokratları cezaevinde. Bundan daha büyük kamu zararı olabilir mi?' diye konuştu.

Haber: Zuhal ÇİLOĞLAN

(İSTANBUL) - İBB Davası'nda savunma yapan tutuklu İBB Genel Sekreter Yardımcısı Gürkan Akgün, İstanbul'un deprem, ulaşım ve kentsel dönüşüm gibi kritik sorunlarıyla ilgilenmesi gerekirken 15 aydır cezaevinde bulunduğunu belirterek, '16 milyonluk İstanbul'un seçilmiş belediye başkanı, ilçe belediye başkanları, üst düzey yöneticileri ve bürokratları cezaevinde. Bundan daha büyük kamu zararı olabilir mi?' diye konuştu. 

CHP'nin cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da arasında bulunduğu 59'u tutuklu, 414 sanıklı İBB Davası'nın duruşması, 57'nci gününde, İstanbul 40. Ağır Ceza Mahkemesi'nce Silivri'deki Marmara Kapalı Cezaevi'nin 1 No'lu Duruşma Salonu'nda devam ediyor.

Duruşmada, tutuklu İBB Genel Sekreter Yardımcısı Gürkan Akgün, duruşmaya verilen aranın ardından savunmasına devam etti.

Eylem 26 kapsamında yöneltilen 'irtikap' suçlamasına değinen Akgün, Ataşehir İçerenköy'de bulunan ve kamuoyunda eski Carrefour arazisi olarak bilinen 1046 ada 200 parsele ilişkin süreçte hiçbir usulsüzlük bulunmadığını ifade etti. Akgün, bu parsele özel ayrıcalıklı bir imar düzenlemesi yapılmadığını vurgulayarak, söz konusu plan çalışmasının yalnızca tek bir parsele değil, 109 bin 324 kişiyi ilgilendiren 585 hektarlık bölgenin tamamına ilişkin nazım imar planı olduğunu söyledi.

'Bazı ifadelerde sanki bu parsele özel imar artışı sağlanmış gibi anlatılıyor. Bu kesinlikle doğru değil' diyen Akgün, yapılan tüm planlama çalışmalarının kamu yararı, şehircilik ilkeleri ve planlama esasları doğrultusunda hazırlandığını belirtti. Planın 15 Haziran 2021'de İBB Meclisi'ne gönderildiğini hatırlatan Akgün, bu tarihten sonra karar yetkisinin tamamen belediye meclisine geçtiğini söyledi. Akgün, 'Bu tarih çok önemli. Çünkü İmar ve Şehircilik Dairesi Başkanı olarak benim yetki ve sorumluluğum plan meclise gönderildiği anda sona ermiştir' dedi.

'ORTADA MAĞDURİYET DE BASKI DA YOK'

Bağış iddialarına da yanıt veren Akgün, taşınmaz malikinin bağış iradesini, planların kesinleşmesinden yaklaşık iki buçuk yıl sonra ortaya koyduğunu belirtti. Planlara itiraz edilmediğini, dava açılmadığını ve uygulama imar planlarının da kesinleştiğini anlatan Akgün, 'Vatandaşın İBB ile hukuki bir işi kalmamışken hangi baskı altında bağış yapmış olabilir? Bunun mantıklı bir açıklaması yok' diye konuştu. Müştekinin ilk ifadesinde bağışın tamamen kamu yararına ve İstanbul halkının menfaatine yönelik olduğunu açıkça söylediğini hatırlatan Akgün, sonradan verilen ifadelerin resmi belgelerle çeliştiğini savundu.

'15 MİLYAR LİRALIK KAMU ZARARINI ÖNLEDİK'

Gürkan Akgün, yapılan imar düzenlemeleri sayesinde İBB'nin yaklaşık 15 milyar liralık kamulaştırmasız el atma maliyetinden kurtarıldığını belirterek, 'Biz kamu zararına yol açmadık. Tam tersine çok büyük bir kamu zararını önledik. İstanbul halkının parasını kurtardık' dedi.

Akgün, sayfalarca tanık, gizli tanık, müşteki ve sanık beyanı bulunduğunu ancak bunların hiçbirinde adının geçmediğini, 'Bu ifadelerin tek bir satırında dahi ismim yok. MASAK raporlarında, HTS kayıtlarında veya herhangi bir belgede benimle ilgili hiçbir tespit bulunmuyor' dedi.

Beylikdüzü Belediyesi'nden İBB'ye geçişinin 'örgüt ilişkisi' gibi gösterilmesini eleştiren Akgün, tüm görevlerine liyakatle geldiğini söyledi, 'Bir şehir plancısı olarak görev yaptığım her pozisyona adım adım, emek vererek geldim. Bunu suç gibi göstermek ciddiyetten uzaktır' ifadelerini kullandı.

'MURAT ONGUN'DAN, FATİH KELEŞ'TEN TALİMAT ALMADIM'

İhale dosyalarına ilişkin suçlamaları da reddeden Akgün, Murat Ongun veya Fatih Keleş'ten herhangi bir talimat aldığı iddiasının tamamen soyut olduğunu belirterek, 'Binlerce sayfa iddianame ve eklerinde buna ilişkin tek bir somut delil yok' dedi. İBB ihalelerinin tamamının 2886 sayılı Devlet İhale Kanunu hükümlerine uygun yürütüldüğünü vurgulayan Akgün, ihaleye fesat karıştırma suçunun oluşabilmesi için hileli davranışların somut biçimde ortaya konulması gerektiğini söyledi.

İddianamenin iki temel iddia üzerine kurulduğunu belirten Akgün, bunların rekabeti engelleyici şartnameler ve muhammen bedelin hatalı belirlenmesi iddiaları olduğunu söyledi. Bu iddiaların hem hukuken hem de fiilen geçersiz olduğunu savunan Akgün, belediyenin tüm ihalelerinde açıklık ve rekabet ilkelerine uygun hareket edildiğini ifade etti. Akgün, suçlama konusu yapılan ihaleler hakkında Danıştay'ın daha önce hukuka uygunluk kararı verdiğini hatırlatarak, 'Yüksek yargının hukuka uygun bulduğu işlemler nedeniyle ceza soruşturmasına tabi tutuluyor ve bir yılı aşkın süredir özgürlüğümüzden mahrum bırakılıyoruz' dedi.

'SEÇİCİ BİR SUÇLAMA VAR'

Akgün, aynı encümen kararlarında imzası bulunan bazı isimler hakkında işlem yapılmazken yalnızca belirli bürokratların hedef alınmasını da eleştirerek, 'Aynı kararların altında herkesin imzası var. Buna rağmen suç isnadı yalnızca belirli bürokratlara yöneltiliyor. Bu seçiciliği takdirlerinize bırakıyorum' dedi.

Hakkındaki suç örgütü üyeliği suçlamasını da reddeden Akgün, dosyada aleyhine 'kuvvetli suç şüphesi' oluşturacak tek bir somut delil bulunmadığını savundu. 'Yukarıdan aşağıya, sağdan sola nereden bakarsanız bakın, kuvvetli suç şüphesini gösteren somut delilleri bir türlü bulamıyorum' diyen Akgün, tüm resmi evrakların zaten müfettişlere teslim edildiğini belirtti.

Akgün, 'Bir tane karartılmış delil var mı? Yok. Olamaz da zaten. Hepsi resmi belge ve hepsi suçsuzluğumuzu gösteriyor. Ne böyle bir örgüt var ne de ben bu şekilde tarif edilen bir örgütün üyesiyim. Ben İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nde yüksek şehir plancısı olarak kamuya hizmet etmiş bir devlet memuruyum. Amirim bellidir, memurum bellidir' diye konuştu. 

Kamu görevi boyunca tek bir disiplin cezası almadığını vurgulayan Akgün, onlarca teftişten de olumsuz bir sonuç çıkmadığını ifade etti. İBB'de imar, ulaşım, emlak ve kentsel dönüşümden sorumlu görevlerde bulunduğunu, mal varlığının açık olduğunu söyleyen Akgün, 'Yalnızca bir adet arabam var. Başka da malım mülküm yok. Hesabını veremeyeceğim tek bir kuruşum yok. Eğer aklımın bir yerinde kişisel çıkar olsaydı bugün karşınızda bu kadar rahat konuşabilir miydim?' diye sordu.

'BENİM ÇIKARIM HALKIN ÇIKARIDIR'

Savunmasında sık sık 'kamu yararı' vurgusu yapan Akgün, kişisel çıkar yerine toplumun çıkarını savunduğunu söyledi. 'Benim peşinden gideceğim tek çıkar, halkın bütününün çıkarıdır' diyen Akgün, özellikle yoksullar, öğrenciler, barınma sorunu yaşayan gençler ve kamusal alanların korunması için mücadele ettiğini anlattı.

Akgün, 2019 sonrası İBB yönetiminde hiçbir kişi, grup veya şirket için ayrıcalıklı imar planı hazırlanmadığını ifade ederek, 'Çok net söylüyorum; 2019'dan bu yana İBB Meclisi'ne herhangi bir kişi ya da şirkete ayrıcalıklı imar hakkı düzenleyen tek bir plan değişikliği dahi teklif edilmemiştir' dedi. Gürkan Akgün, önceki dönemlerde kamu arazileri, yeşil alanlar ve sosyal donatı alanlarının nasıl imara açıldığını ise 'parsel parsel anlatabileceğini' söyledi.

'İSTANBUL'U RANT DÜZENİNDEN KURTARDIK'

Gürkan Akgün, 2019 sonrası İstanbul'un kamusal alanlarında yoğun denetim ve müdahalelerle rant ilişkilerine son verildiğini savundu. Beşiktaş, Kadıköy, Üsküdar, Maltepe, Büyükçekmece ve Fatih gibi ilçelerde kamusal alanların yeniden halka kazandırıldığını belirten Akgün, 'İstanbul meydanlarına kavuştu' dedi. Bu süreçte tehdit, baskı ve şantajlarla karşılaştıklarını da söyleyen Akgün, 'Arkadaşlarımızın üzerine silah çekildi. Ama vazgeçmedik' ifadelerini kullandı. Kendilerini 'İstanbul'un muhafızları' olarak tanımlayan Akgün, 'İstanbul'un suyunu, ormanını, tarım alanlarını, kamusal alanlarını koruduk' dedi. Akgün, askeri alanların, su havzalarının ve Kuzey Ormanları'nın imara açılmasına karşı mücadele ettiklerini anlattı. Son 6 yılda kamu yararı adına 266 dava açtıklarını belirten Akgün, 2019 öncesi bu yönde tek bir dava dahi bulunmadığını söyledi.

'BURADA YARGILANAN HALKÇI BELEDİYECİLİK'

Akgün, davanın yalnızca kişilere yönelik olmadığını, yerel yönetim anlayışının hedef aldığını savundu. 'Burada yargılanan benim şahsım değil; halkçı belediyecilik anlayışıdır' diyen Akgün, İBB'nin yarattığı kamu kaynaklarıyla kreşler, kent lokantaları, öğrenci yurtları, kütüphaneler ve sosyal destek projeleri hayata geçirdiğini anlattı. Akgün, 'Bu ağır ekonomik kriz koşullarında yaratılan kaynağın gittiği yer bellidir. Yoksul çocukların halk sütüdür, kreştir, yurttur' ifadelerini kullandı.

İstanbul'un deprem, ulaşım ve kentsel dönüşüm gibi kritik sorunlarıyla ilgilenmesi gerekirken, 15 aydır cezaevinde bulunduğunu söyleyen Gürkan Akgün, '16 milyonluk İstanbul'un seçilmiş belediye başkanı, ilçe belediye başkanları, üst düzey yöneticileri ve bürokratları cezaevinde. Bundan daha büyük kamu zararı olabilir mi?' diye konuştu.

Akgün, cezaevinde olmasına rağmen umudunu kaybetmediğini, cezaevindeyken eşi Sinem ile nikah kıydıklarını anlattı. Gürkan Akgün, 'Hayallerimi satmayacağım. Bu memlekette, eşimle, ailemle, dostlarımla özgürce yaşamak istiyorum. Bu ülke için çalışmaya devam etmek istiyorum. Hiçbir ayrıcalık beklemeden hakkımın, hukukumun korunmasını istiyorum. Ve onca zaman geçmesine rağmen tek bir şey istiyorum, adalet' dedi.