Haber: ÇAĞATAN AKYOL
(İSTANBUL) CHP'nin cumhurbaşkanı adayı ve İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu, 'Turpun Büyüğü' başlıklı basın toplantısında ismini açıkladığı bilirkişi S.B. ile ilgili sözleri nedeniyle yargılandığı davanın dördüncü duruşmasında, 'Artık mesele sadece bir kişi, bir dosya, bir dava değildir. Artık mesele, yargının nasıl yönlendirildiğinin, nasıl şekillendirildiğinin açık açık gösterilmesidir. Burada kurulan düzen hukuka göre değil, beklentiye göre karar verenleri ödüllendiren, hukuka sadık kalanları ise cezalandıran bir düzendir. Ne kadar? Toplasan 50 kişidir, 100 kişidir bunlar. Bu millet onlara boyun eğecek? Hadi oradan. Cürümünüz kadar yer yakarsınız. Öfkem çok büyük' savunmasını yaptı.
19 Mart operasyonuyla tutuklanan CHP'nin cumhurbaşkanı adayı ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, 27 Ocak 2025'te Saraçhane'de düzenlediği 'Turpun Büyüğü' konulu basın toplantısında bir bilirkişinin adını vererek Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan'a seslenerek 'Siz de böyle maharetli bilirkişi S. Beyler oldukça, siz de binlerce bilirkişi arasından nokta atış S. Bey bilirkişisini bulan yargı mensupları oldukça bir davanın öncesinde ya da yürüyen sürecin öncesinde heybenizde büyük turplar taşıdığınızı düşünebilirsiniz. Ne var ki sizin turp zannettikleriniz bu milletin gönlünde zerre yer etmez. Sayın Cumhurbaşkanı, turpun büyüğü senin heybenden çıktı. Aslında işin çok kolay. Bu kadar heybe sırtında taşımana gerek yok. Bu kadar yük taşıyacağına kendini sadece milletin sandıktaki vicdanına emanet ettiğin an rahatlayacaksın. Yastığa başınızı koyduğunuzda huzurla uyumak kadar güzeli yoktur' demişti.
Söz konusu basın toplantısından kısa süre sonra İmamoğlu hakkında bilirkişiyi hedef gösterdiği iddiasıyla İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından re'sen soruşturma başlatılmıştı. İmamoğlu'nun 'yargı görevini yapan bilirkişiyi veya tanığı etkilemeye teşebbüs' ve 'adil yargılamayı etkilemeye teşebbüs' suçlamasıyla cezalandırılması istenen davanın dördüncü duruşması İstanbul 2. Asliye Ceza Mahkemesi'nce Silivri'deki Marmara Kapalı Cezaevi'nin 2 No'lu Duruşma Salonu'nda görülüyor.
İzleyicilerle selamlaştı
Jandarmalar eşliğinde saat 10.37 itibarıyla İmamoğlu salona getirildiğinde izleyiciler tarafından 'Cumhurbaşkanı İmamoğlu' sloganı atıldı. Bursa Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Bozbey'e el sallayarak 'Bursa'ya çok selam' diye seslenen İmamoğlu, CHP İstanbul Milletvekili Ali Gökçek'e de 'Ali Bey'ciğim ne güzel seni görmek' dedi.
'Öfkem çok büyük'
Savunmasına devam eden İmamoğlu, Silivri yargılamaları için salon inşaatı yapılmasını eleştirdi, 'Bir dava için duruşma salonu yaptırılır mı? Ne oldu işte, yargılanıyoruz yukarıda. 1,5 milyar lira, bir duruşma salonu için harcanır mı? Bunu ancak inşaatçılığa meraklı, gayrimenkule meraklı bir yargı mensubu akıl edebilir. Başka kimse akıl edemez yani. Ben o akla da akıl demem. Yargılama, davaya göre şekillendiriliyor. Artık mesele sadece bir kişi, bir dosya, bir dava değildir' dedi. İmamoğlu şöyle devam etti:
'Artık mesele, yargının nasıl yönlendirildiğinin, nasıl şekillendirildiğinin açık açık gösterilmesidir. Burada kurulan düzen hukuka göre değil, beklentiye göre karar verenleri ödüllendiren, hukuka sadık kalanları ise cezalandıran bir düzendir. Ne kadar? Toplasan 50 kişidir, 100 kişidir bunlar. Bu millet onlara boyun eğecek? Hadi oradan. Cürümünüz kadar yer yakarsınız. Öfkem çok büyük sayın hakim. Ben buradan sizin huzurunuzda Türk milletine bakarak konuşuyorum. Siz de bu aziz milleti temsil ediyorsunuz ama aynı zamanda ailenizi temsil ediyorsunuz. Haysiyetinizi, onurunuzu, namusunuzu temsil ediyorsunuz. Ben de öyleyim.
'Yargı adına bu nasıl yapılır'
Ben öfkemi akla, mantığa ve eyleme dönüştüren bir insanım; kine, nefrete değil. Açıkça söylüyorum. Bu düzen sadece yargıyı ve yargı mensuplarını değil, adalet duygusunu da sürgüne göndermektedir. Memleketin her yeri bizimdir. Hakkari de sürgün yeri değildir, Artvin de değildir. Allah'ın izniyle bizim dönemimizde bu cennet vatanın her köşesi İstanbul gibi olacak, İstanbul. Yani İstanbul kadar sevilecek, sahiplenilecek. Yoksa yağmacıların düzenine benzemeyecek yani. O bakımdan yargıdaki usulsüzlükler artık saptanamaz bir boyuta gelmiştir. Bu ülkede artık adil yargılamayı etkilemek 'İstediğimizi vermezsen iddianameni yazmaz, seni aylarca tutuklu yargılarız' anlayışıyla yapılıyor. Onlarca örneği var şu anda biliyor musunuz? Aklım almıyor. Düşünüyorum. Bunu bir insan nasıl yapabilir? Yargı adına bu nasıl yapılır?
'Bunların hepsi dökülecek'
Yani bir emekçi niçin yattığını bilmiyor aylardır, sıfır maaş alıyor. Hapse atıldığı için çat diye işten çıkarıldı, sıfır maaş. Çoluğu çocuğu evde aç. 30 yaşında bir baba, 35 yaşında bir baba. Gerçekten çok acı bir süreçteyiz. İBB dosyasında hâlâ tek bir satır bulunmayan, tek bir mantığı var; rehin. Rehin tutuluyorlar. Bu insanların avukatları her gün adliye kapısında soruyor, 'İddianame nerede'; tutuklular soruyor, 'Ben niçin tutukluyum'. Bunu derken o emekçi kardeşlerimiz gibi koca koca milletin iradesiyle seçilmiş belediye başkanları da var bunların arasında. Kimilerine jet hızında davranan yargı, bu insanların avukatları adliye kapısında, ailelerini ise cezaevi önünde bekletiyor. Bu insanlar aylardır hak mücadelesi veriyor aileleriyle birlikte. Aile Dayanışma Ağı var. Hâlâ iddianamesi olmayan emekçiler var. İnsan söylerken utanıyor. 1 yılı aşkın süredir iddianamesiz şekilde tutulan insanlar var. Ortada tek bir satır somut delil yok. Başka işler uyduruluyor! Bunlar konuşulmuyor, anlatılıyor, yazılıyor; bunların hepsi dökülecek.
'Talimatla ifadeler alınıyor'
Yok efendim operasyonlar yapılıyor. İşte uyuşturucu operasyonu, bahis operasyonu, fuhuş operasyonu deniyor. O insanlara 'Şuna çamur at, buna çamur at' deniyor. Talimatla ifadeler alınıyor. Oradan bir beyanla bir başka kişi tutuklanıyor. Bunlar açık ve net. Kimsenin üç maymunu oynamaya hakkı yok bu ülkede. Hele hele siz, biz bu makamlardayken bunu yapamaz yani. Yapmaya hakkı yok. Bedelini ödemek zorunda. Çifte standart o kadar örnek var ki siyasi iktidar, yargı eliyle muhalefeti sindirme, milletin iradesine darbe yapma, tehditle belediye başkanlarını kendi partisine geçirip, bunu sırıtarak kutlayan zihniyet... Sırıtarak. Yani ideallerini satmamak vardır, değil mi? Mesela takımda takım arkadaşını satmamak vardır, takım oyunu oynamak vardır. Yani en basit mahalle kurgusundan her türlü milli karakterdir bu değil mi? Şimdi bunlar kırılıp kalmış yani.
'Ağın içinde yer alan herkes terfi ediyor'
Şimdi bugün biraz 'Korkut satsın, öbürü satsın' diyen, bunlarla da sırıtan, onur duyan, gurur duyan bir zihniyet bu ülkeyi yönetiyor. Ben öyle adamın yüzüne bakmam. Ben milletin iradesine bakarım. Sandıkta seçilen milletine hizmet edecek, onu seçenler insanlara layıkıyla sonuna kadar hizmet edecek. Ayıptır; ister AK Partili olsun, yüzüne bakmam, insan yerine koymam. Yargıdaki 'ahtapot kolları'... Bu 'ahtapotun kolların' deyişi sayın cumhurbaşkanına ait. Kişi kendinden bilir işi. Bu ülkede artık adil yargılamayı etkilemek, yargı içinde kurulan ilişkiler ağıyla gerçekleştiriliyor. O ağın içinde yer alan herkes, kısa süre içinde terfi ediyor. Çağlayan'dan Ankara'ya transfer ediliyorlar. Ne büyük mutluluk. Halbuki geçici bir bahar mutluluğu bu. Bu sistemde hukuka sadakat değil, beklentiye uyum ödüllendiriliyor. Allah hanemden, bu milletten uzak tutsun. Yalakalık ve dalkavukluk, bu milletin tek bir kişisine dahi yakışmaz. İnsana yakışmaz da hani bu milletin tek bir evladına hiç yakışmaz.
'Ben buna 'ilişkiler ağı' diyorum'
Normal bir hukuk devletinde bir hakimin ya da savcının tek referansı hukuk olmalıdır. Başka ne olabilir? Ben hukukçu değilim. Biz ailemizden öyle gördük. Bir hakim dendiğinde, dedemizden bize büyük saygı duyulur; başka bir şeydir. Bakın vali demiyorum, kaymakam demiyorum. Efsane olan insanlar vardır kasabalarda, ilçelerde, şehirlerde. Yargıçlar böyle titretir. Dosyaya bakar, delile bakar, vicdanına danışır ve kararını verir ama bugün öyle bir noktaya geldi ki kararların ardından tesadüf diyemeyeceğimiz bir tablo ortaya çıkıyor. Belli yönde kararlar alanların hızla yükseldiği, kritik görevlere getirildiği, Ankara'da daha etkili pozisyonlara taşındığı bir sistemle karşı karşıyayız. Bu hukuka göre karar vermek değil; siyasi iradenin talimatına, beklenene göre karar vermektir. Bu kadar net. İşte bu yüzden ben buna 'ilişkiler ağı' diyorum. Çünkü bu ağ, sadece yargı mensuplarının değil; süreci yönlendiren, beklenti oluşturan ve sonuçları takip eden daha geniş bir mekanizmayı kapsıyor. Bu mekanizma içinde olanlar korunuyor, kollanıyor, ödüllendiriliyor; dışında kalanlar ise ya görmezden geliniyor ya da sistemin dışına itiliyor.
'Kimler yok ki bu sistemin içerisinde'
Kimler yok ki bu sistemin içerisinde? Yakın zamanda Adalet Bakanlığı'nda yaşananlar çok net. Önce hakim, sonra Adalet Bakan Yardımcısı; yani siyasi bir görev. Sonra İstanbul'da Cumhuriyet Başsavcısı iken hakkımızdaki iftiranameleri zalimce hazırlayıp Adalet Bakanı olarak ödüllendirilen bir bakan. Onun döneminde İstanbul'da bakanın her şeyi olan bir başsavcı vekili, bakan yardımcısı. Bizim iftiranamelerde çok emeği geçmiştir. Diğer Adalet Bakan Yardımcısı çok enteresan. Beni ve daha önemlisi anayasal haklarını kullanıp tutuklanmamı protesto eden gençlerimizi -ki yüzlerce, 3-5 ay sonra hepsi beraat etti, hiç suçları bile yok dendi- gözünü kırpmadan tutuklayan hakime hanımın eşi, ödülü çok güzel yerden alıyor ve o da bakan yardımcısı oluyor. Bu mu yani? Ne kadar tesadüf. Allah Allah.
'5-6 kişi bunlarla bakanlık oynanıyor'
Koca yüce Türk yargısında, bu memleketin Ankara'sında, İstanbul'unda, Türkiye'nin her köşesinde milletin evlatları var ama hepsi sıkıştılar 7. kata, toplanmışlar oraya. 5-6 kişi bunlarla bakanlık oynanıyor. Ne büyük bir yetenek havuzu toplanmış 7. kata! Bu millet de bunu yiyecek, yemez. Geçici bahar, yalancı bahar, bir fırtına alır hepsini götürür. Avukatım Mehmet Pehlivan dahil onlarca arkadaşımı tutuklatan savcıyı da unutmayalım. Hepsine girmeyeceğim. Bu da benim ifademi aldı. Personel Genel Müdürü olmuş. Ben insan kaynakları master'ı yaptı. İnsan kaynakları master yaptım ve insan kaynağı master'ına ne zaman karar verdim biliyor musunuz? 94 yılında. O zaman personel yönetimiydi, sonradan insan kaynakları birimine dönüştü. Çok inanıyordum, çok güveniyordum; o alanda ihtiyaç olduğunu hissettim, niye biliyor musunuz? Ben aile şirketindenim. Yani neredeyse 100 kişinin çalıştığı, 'benim şirketim' dediği bir şirketin içinde aile işi zordur yani.
'Masasındaki araba maketini falan geçtik'
İstanbul Büyükşehir Belediyesi tıkır tıkır bu millete hizmet etmeye devam ediyor. Niye, biliyor musunuz? Milletin evlatları var. Liyakat. Burada tutuklananlar aynı. Gurur duyuyorum hepsiyle. Perşembe günü Raylı Sistemler Daire Başkanı öyle bir savunma verdi ki 'Kardeşim seninle gurur duyuyorum. İyi ki sen benim yol arkadaşımsın' dedim. Tanımam. Benden önce 2011 yılında AK Partili belediyede işe girmiş bir mühendis. Nasıl girdi, onu bilmem. Aldık şube müdürü, bilmem ne falan filan; daire başkanı. Ben almadım. Bakın sistem. O sistem nedir? İnsan kaynakları: Bakın; Adalet Bakanlığı Personel Genel Müdürü; herhalde 100 bine yakın çalışanı vardır Adalet Bakanlığı'nın. Bilmiyorum ama vardır yani. Benim dilimin kemiği yoktur sayın hakim. Yani saygı çerçevesinde her şey şeffaf milletin önündedir. O bilinçte olmalıdır. Meseleye o kadar ulvi bakmalıdır ki, o kadar bilimsel bakabilmelidir ki yeteneği buna haiz olmalıdır yani. Beni masasındaki araba maketi, bilmem ne falan filan; onları geçtik yani. O ayrı rezalet, onları geçtik. İbretlik anlar yaşadık.'
(SÜRECEK...)