Haber: Beril KALELİ/Kamera: Belçim KILIÇKIRAN

(İSTANBUL) Türkiye Halk Temsilcileri Meclisi (THTM), '3 Mart Devrim Yasaları'nın yıl dönümü kapsamında İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü önünde basın açıklaması yaptı. Açıklamada 'Cumhuriyet'in yalnızca adı korunurken özünün giderek daha da aşındırıldığı bir süreç yaşanmaktadır. Kamusal alanın dinselleştirilmesi, eğitimin piyasalaştırılması ve bilimsel içeriğin geriletilmesi; Cumhuriyet'in aydınlanmacı birikimini tasfiye etmiştir... İstanbul Çekmeköy'de bir meslek lisesinde öğrencisi tarafından bıçaklanan öğretmen Fatma Nur Çelik'in yaşamını yitirmesi, okulların nasıl sahipsiz bırakıldığının acı bir göstergesidir. Öğretmenlerin can güvenliğinin sağlanamadığı, şiddetin sıradanlaştığı bir eğitim ortamı kabul edilemez' denildi.

Türkiye Halk Temsilcileri Meclisi (THTM), '3 Mart Devrim Yasaları'nın yıl dönümü kapsamında İstanbul İl Milli Eğitim Müdürlüğü önünde basın açıklaması yaptı. Açıklama sırasında söz alan THTM Yürütme Kurulu üyesi Aydemir Güler, 'Devrim yasalarının yıl dönümünü anıyor muyuz, kutluyor muyuz?' sorusunu sorup şöyle yanıtladı:

'Devrim yasalarının yok edildiği bir ülkede, yok edilen vatandaşların sadece eşitliği değildir, yaşam hakkıdır aynı zamanda yok edilen'

'Galiba kutlayacak bir şey kalmadı. Devrim yasaları orada duruyor ama yaşadığımız şey başka bir şey. Yaşadığımız, devrim yasalarının ortadan kaldırıldığı bir ülkenin nasıl bir kabusa dönüşeceği. Devrim yasalarının yok edildiği bir ülkede, yok edilen vatandaşların sadece eşitliği değildir, yaşam hakkıdır aynı zamanda yok edilen.

2 günde 2 Fatma Nur... Eğer Türkiye laik bir ülke olmaktan çıkarsa, kadın aşağılanırsa, öğretmen aşağılanırsa, eğitim alınıp satılacak bir mala dönüştürülürse öğretmenler de öldürülür. Türkiye tarikatların bataklığından bundan 100 küsür yıl önce çıkartıldı; şimdi her tarafımız tarikat ağlarıyla örülmüş durumda. Böyle ise tarikatlar her şeye kadir olduklarını, her şeyi yapabileceklerini, insan hayatına karar verebileceklerini de düşünürler...

'Eski egemenlerin kurumları bugün Türkiye'ye geri gelmiş ve egemenliklerini ilan etmiş durumdalar'

Devletin her tarafına ağlarını geren tarikat karanlığı Türkiye'de daha önce dağıtıldı. Yine dağıtırız. Biz söz veriyoruz, bu tarikat karanlığını dağıtacağız. Türkiye'de eğitimin birliğini yeniden sağlayacağız. Vakıflar ve Şeriye Bakanlığı Vekaleti'nin kapatılmasının nedeni o kadar belli ki. Çünkü bunlar eski egemenlerin kurumları, laikliği, modern bilimselliği, yurttaşlığı reddeden kurumlar. Onlar bugün Türkiye'ye geri gelmiş ve egemenliklerini ilan etmiş durumdalar. Çeyrek yüzyıla yakın bir zamandır Türkiye'yi cumhuriyet düşmanları yönetiyor. Onun öncesi de var; Cumhuriyet düşmanlığının adım adım örgütlendiği, adım adım yayıldığı bir tarihten geliyoruz. Ama bu tarihte aydınlık sayfalar da var. Biz o aydınlık sayfaların üzerinde yükseliyoruz. Ve o aydınlık sayfaları tekrar tekrar açmaya söz veriyoruz 3 Mart, bir kez daha Türkiye'de yıkılan, elimizden söke söke alınan, döve döve alınan cumhuriyeti ayağa kaldırma sözünü verdiğimiz gündür'

'Kamusal, bilimsel ve parasız eğitimin adım adım tasfiye edilişine tanıklık ediyoruz'

THTM Öğrenci İnisiyatifi açıklamasını ise Sıla Bozköy okudu. '102 yıl önce laik devletin temellerini atan 3 Mart Devrim kanunlarını laikliğin eşit yurttaşlık için hayati olduğunun bilinciyle selamlıyoruz. 102 yıl sonra bugün ise Türkiye'de laiklik elden ayaktan düşmüş durumdadır. Biz her gün sınıflarımızda laikliğin nasıl aşındırıldığını görüyoruz. Biz eğitimde birliğin nasıl parçalandığını yaşıyoruz. Biz kamusal, bilimsel ve parasız eğitimin adım adım tasfiye edilişine tanıklık ediyoruz' diyen Bozköy şöyle devam etti:

'Beslenemiyoruz, barınamıyoruz, geçinemiyoruz'

'Okullarımız imam hatipleştirme politikalarıyla dönüştürülüyor. ÇEDES projeleriyle sınıflarımıza tarikat yapıları sokuluyor. MESEM uygulamalarıyla arkadaşlarımız patronlara ucuz iş gücü olarak gönderiliyor. Biz daha çocuk yaşta atölyelerde, işletmelerde hayatını kaybeden sıra arkadaşlarımızın acısını yaşıyoruz. Biz seçmeli adı altında zorunlu hale getirilen din dersleriyle karşı karşıyayız. Biz beslenemiyoruz, barınamıyoruz, geçinemiyoruz. Ama bu boşluğu kamusal sosyal politikalarla değil; tarikat yurtlarıyla, cemaat ağlarıyla doldurmaya çalışıyorlar. Yoksullaştırılan biziz. Güvencesizleştirilen biziz. Geleceksiz bırakılan biziz.

İYİ Parti Genel Sekreteri Özel: 'Bugün TBMM'deki iftar masasında terörle arasına net mesafe koymayan hiçbir zeminde yer almamak için yokuz'
İYİ Parti Genel Sekreteri Özel: 'Bugün TBMM'deki iftar masasında terörle arasına net mesafe koymayan hiçbir zeminde yer almamak için yokuz'
İçeriği Görüntüle

Biz Enes Kara'nın çaresizliğini unutmadık. Biz Zeren Ertaş'ı unutmadık. Biz iş cinayetlerinde kaybettiğimiz arkadaşlarımızı unutmadık. Bugün dinin devlet yönetimindeki ağırlığı artarken, yasalar ve politikalar dini referanslarla meşrulaştırılırken, biz bunun sonuçlarını en doğrudan yaşayanlarız. 3 Mart devrim yasaları yalnızca geçmişin hatırası değildir. Onlar eşit ve özgür bir gelecek iddiasıdır. Biz gençler olarak söz veriyoruz; bilimsel, kamusal, parasız ve laik eğitim için mücadele edeceğiz. Gericiliğe ve yoksulluğa teslim olmayacağız. Bu ülkenin, Cumhuriyetin gençleri olarak biz yeni bir cumhuriyet kurmak için elimizden ne geliyorsa yapacağız'

Türkiye Halk Temsilcileri Meclisi- Öğretmen İnisiyatifleri adına yapılan açıklamada da Devrim Yasaları'nın önemine vurgu yapıldı ve '3 Mart 1924, Türkiye Cumhuriyeti'nin yalnızca bir idari düzenleme değil, uygarlık yönünü belirleyen tarihsel bir kırılma noktasıdır. O gün kabul edilen devrim yasaları; halifeliğin kaldırılması, eğitim birliğinin sağlanması ve devletin laik karakterinin güçlendirilmesiyle Cumhuriyet'in özünü inşa etmiştir. 3 Mart'ta atılan adımlar, siyasal egemenliğin millete devredilmesinin ötesinde, toplumsal yaşamın akıl ve bilim temelinde yeniden kurulmasının yolunu açmıştır. Halifeliğin  kaldırılmasıyla kutsallık zırhına bürünmüş siyasal otoriteye son verilmiş; Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile eğitimde çok başlılık ortadan kaldırılmış, bilimsel ve kamusal eğitim anlayışı egemen kılınmıştır' denildi. Açıklamanın devamında ise şu görüşlere yer verildi:

'Devrim Yasaları Türkiye'nin çağdaşlaşma yürüyüşünün temel dayanağıdır'

'Başta Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere Cumhuriyet'in kurucu kadroları, bu devrim yasalarıyla Türkiye'nin yönünü dogmadan akla, ümmetten ve kulluktan yurttaşlığa çevirmiştir. Bu irade, Türkiye'nin çağdaşlaşma yürüyüşünün temel dayanağıdır. Bu yasalar yalnızca dönemin koşullarına verilmiş bir yanıt değil; Cumhuriyet'in bütün aydınlanmacı dönüşümlerinin itici gücü olmuştur. Eğitim kurumlarının laikleşmesi, medreselerin kapatılması, karma eğitime geçiş, bilimsel eğitimin yaygınlaşması gibi köklü değişimlerin temelinde 3 Mart Devrim Yasaları yer almıştır.

'Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'in bu politikaları, Cumhuriyet'in eğitim anlayışıyla doğrudan bir hesaplaşmadır'

3 Mart'ın anlamı, yalnızca geçmişte yaşanmış bir reform süreci değildir. Bu tarih, Cumhuriyet'i Cumhuriyet yapan değerlerin somutlaşmış halidir. Cumhuriyetin bilimsellik, laiklik ve yurttaşlık temelindeki kazanımlarına yönelen her müdahale, doğrudan doğruya devrimin ruhuna yönelmiş bir müdahaledir. Bugün bu tarihsel miras açık bir kuşatma altındadır. Özellikle Milli Eğitim Bakanlığı eliyle yürütülen uygulamalar, eğitim sistemini laiklikten uzaklaştırma yönünde sistematik bir nitelik taşımaktadır. Ramazan ayı bahanesiyle okullara dayatılan gerici etkinlikler, eğitimin inanç
temelli bir alan haline getirilmesi anlayışının son hamlesidir. Milli Eğitim Bakanı Yusuf Tekin'in bu politikaları, Cumhuriyet'in eğitim anlayışıyla doğrudan bir hesaplaşmadır. Okulların ibadet alanına, öğrencilerin ise gerici ideolojik yönlendirme nesnesine dönüştürülmesine
asla izin vermeyeceğiz. Eğitimin, siyasal İslam'ın propaganda sahası olmaması için kavgamızı sürdüreceğiz.

'Eğitim kurumlarımız yalnızca ideolojik kuşatma altında değil, aynı zamanda ciddi bir güvenlik kriziyle de karşı karşıyadır'

Bugün, Cumhuriyet'in yalnızca adı korunurken özünün giderek daha da aşındırıldığı bir süreç yaşanmaktadır. Kamusal alanın dinselleştirilmesi, eğitimin piyasalaştırılması ve bilimsel içeriğin geriletilmesi; Cumhuriyet'in aydınlanmacı birikimini tasfiye etmiştir. Bu nedenle 3 Mart'ı anmak, yalnızca tarihsel bir hatırlama değil; devrimi savunma ve ilerletme sorumluluğudur. Bugün eğitim kurumlarımız yalnızca ideolojik kuşatma altında değil, aynı zamanda ciddi bir güvenlik kriziyle de karşı karşıyadır. İstanbul Çekmeköy'de bir meslek lisesinde öğrencisi tarafından bıçaklanan öğretmen Fatma Nur Çelik'in yaşamını yitirmesi, okulların nasıl sahipsiz bırakıldığının acı bir göstergesidir. Öğretmenlerin can güvenliğinin sağlanamadığı, şiddetin sıradanlaştığı bir eğitim ortamı kabul edilemez. Okulların güvenliği kamusal bir sorumluluktur ve bu sorumluluğun yerine getirilmemesi, eğitim emekçilerini korumasız bırakmak anlamına gelmektedir.

'Laiklikten, bilimsel ve kamucu eğitimden vazgeçmeyeceğiz!'

Bilimsel, laik ve kamusal eğitimi savunmak kadar; öğretmenlerin ve öğrencilerin güvenliğini sağlamak da devletin asli görevidir. Bugün laikliği ve bilimsel eğitimi savunmak, gericiliğe karşı durmak; devrim yasalarına sahip çıkmaktır. Çünkü 3 Mart, Cumhuriyet'in yalnızca geçmişte kazanılmış bir mevzisi değil; bugünün ve yarının mücadelesinin de dayanak noktasıdır. Bu bilinçle bir kez daha vurguluyoruz: Laiklikten, bilimsel ve kamucu eğitimden vazgeçmeyeceğiz! Cumhuriyet'in aydınlanmacı birikimini ileriye taşımak için mücadele edeceğiz! Kahrolsun Saltanat, Yaşasın Cumhuriyet!'

 

Kaynak: ANKA