Haber: Oktay YILDIRIM - İlhan BABA - Kamera: Hakan KAYA

(STUTTGART) - İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Almanya'nın Stuttgart şehrinde partilileriyle bir araya geldiği etkinlikte yaptığı konuşmada, 'Siz burada Euro ile mücadele ederken, biz orada Türk lirasının haysiyetini korumak için geceyi gündüze katıyoruz. Bazıları çıkmış, 'İmralı statüsü' tartışıyor. Buradan, Stuttgart'tan bir kez daha ilan ediyorum: İmralı'nın statüsü falan yoktur. İmralı, üzerinde ay yıldızlı al bayrağın dalgalandığı, Türkiye Cumhuriyeti'nin hükümranlık sahasındaki bir cezaevidir. Türk hukukuna göre ağırlaştırılmış müebbet hapis hükümlüsü olan bir caniyi, siyasal bir özne haline getirmeye çalışanlara geçit vermeyeceğiz' dedi. 

İYİ Parti Almanya Dış Temsilciliği, Stuttgart yakınlarındaki Böblingen şehrinde 'Büyük Buluşma' etkinliği kapsamında İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, Genel Başkan Yardımcısı Adana Milletvekili Ayyüce Türkeş, İYİ Parti Almanya Dış Temsilciliği Başkanı Ekrem Taha Başbuğ, İYİ Parti Avrupa Teşkilatları başkanları ve temsilcileri, STK'ler ve vatandaşlar katıldı.

Dervişoğlu, etkinlikte yaptığı konuşmada şunları söyledi:

Özgür Özel'den Erzurumspor, Bursaspor ve Batman Petrolspor'a tebrik mesajı
Özgür Özel'den Erzurumspor, Bursaspor ve Batman Petrolspor'a tebrik mesajı
İçeriği Görüntüle

'Bugün Stutgart'dayız. Avrupa'nın kalbinde, başka bir tarihin, Başka bir siyaset merkezinin ortasındayız.  Ama her şeyden önce Türk milletinin, sesinin, emeğinin, gücünün de var olduğu bir yer burası. Hoş geldiniz, şerefler verdiniz. Bugün buraya, bir partinin genel başkanı olarak gelmedim. Üzerimde vatan toprağının kokusu, dilimde Anadolu'nun duası, gönlümde ise sizlerin bitmek bilmeyen o vatan hasretinin sızısıyla geldim. Sizler burada sadece 'işçi' veya 'yabancı' değilsiniz; sizler Türkiye Cumhuriyeti'nin Avrupa'daki başı dik, bükülmez bileklersiniz, uç beylerisiniz. Buraya, uzakla yakın arasındaki mesafeyi kapatmak için, yıllardır iki hayat yükünü birden taşıyan sizlerle dertleşmeye geldim. Buraya sadece pasaportunda değil, kalbinde ve ruhunda her daim ay yıldızı taşıyan, evladını memleketinin ninnileriyle ve türküleriyle büyüten sizlerle, gönülden dualarını, Türkiye'den ve Türk milletinden esirgemeyen kardeşlerimle kucaklaşmaya geldim. Sizler Türk milletinin vatan hasretiyle sınanan çalışkan serdengeçtilerisiniz. Yoklukla mücadele etmiş, ayrımcılığa direnmiş, birlik ateşini her daim harlamış, kökünü unutmamış, ayak bastığı her yere değer katmış, Türk'ün sancaklarısınız.

'Yurtdışındaki vatandaşını siyasi nutuklarda sahiplenen, fakat gurbette yalnız bırakan bir anlayış vardır'

Seçim zamanları hatırlanan, alın terinin karşılığını Türkiye'ye gönderdiğiniz zaman kıymete binen ama siz dara düştüğünüzde, işiniz devlete düştüğünde, evladınızın eğitimi mesele olduğunda, emeklilik hakkınız belirsizliğe itildiğinde, konsolosluk kapısında, çözüm yerine yorgunluk bulduğunuzda, sevdiklerinizin cenazesiyle uğraşırken bürokrasiyle boğuştuğunuzda, beklediğiniz tavrı göremediğinizi biliyorum. Ve bu haklı itirazlarınıza ses olmak için buradayım. Biliriz ki, devlet dediğiniz şey vatandaşını uzaktan seven bir mekanizma değildir. Vatandaşının yükünü ağırlaştıran bir evrak yığını değildir. Devlet dediğiniz şey kendi insanını, harçların, prosedürlerin, gecikmelerin, belirsizliklerin arasından çekip alandır. Devlet vatandaşına sahip çıkan, derdini omuzlayan, yolunu açan, hakkını teslim edendir. Bugün burada konuşacağımız meseleler, ayrı birer başlık gibi görünebilir. Ama aslında hepsi tek bir büyük gerçeğe işaret etmektedir. Yurtdışındaki vatandaşını siyasi nutuklarda sahiplenen, fakat gurbette yalnız bırakan bir anlayış vardır. İşte ben bunu değiştirmek için buradayım. Söz veriyorum, değiştireceğim, değiştireceğim. Ne Türk Devleti'nden beklentileriniz sebebiyle ne de Türkiye'de olan bitenlerden dolayı, burada başınızı öne eğdirmeyeceğim.

'Yaz gelince gurbetçinin cebine pusu kurulamaz'

Sizlerle bu kucaklaşmaya gelmeden önce, hangi sorunlarla boğuştuğunuzu araştırarak geldim. Hangi dertlerin çözüme muhtaç olduğunu araştırarak geldim. Dört gözle beklediğiniz izin dönemlerinizde, uçak bilet fiyatları bir anda yükseliyor. Bir ailenin memlekete kavuşmasını, milli hava yolumuz bile fırsat olarak görüyor. İnsanlar mecburen kara yoluna yöneliyor. Sonra başlıyor uzun yollar. Sınır kapılarında saatler süren bekleyiş. Çocuklarla, bavullarla, özlemle, telaşla geçen bitmek bilmez saatler. Memlekete kavuşmak niçin bir çileye dönüşsün? Bayram sevinci niçin kuyrukta tüketilsin. Türkiye'ye gitmek isteyen kendi vatandaşına, yol boyunca sabır testi yaptıran bir düzen kabul edilemez. Biz bu meseleyi sadece duyduk, not ettik, geçtik demedik. Meclis'te defalarca gündeme getirdik, yapmadılar. Yine körler, yine sağırlar ama biziz geldiğimizde yapacağız. Dedik ki 'insanın memleketine kavuşması bir lüks olamaz.' Yaz gelince gurbetçinin cebine pusu kurulamaz. Ulaşım meselesi, bu devletin kendi vatandaşına bakış meselesidir. Sınır kapılarında da aynı mesele var. Kapıkule'de, İpsala'da, Hamzabeyli'de yaşanan tabloları her yıl izliyoruz. Bu, planlama meselesidir. Bu, kapasite meselesidir  bu öncelik meselesidir. Aslına bakarsanız bu 'niyet meselesidir.' Personel yetersizse artırırsınız. Altyapı eksikse tamamlarsınız. Geçişleri hızlandıracak teknolojik düzenlemeler gerekiyorsa yaparsınız. Vatandaşına her yaz aynı çileyi yaşatıp, arkanızı dönemezsiniz.

'Yurt dışında yetişmiş insan kaynağını yok sayan bir akıl, kendi geleceğini ve imkanlarını küçültür'

Aynı niyet sorunu, emeklilik konusunda da vardır. Yıllarca çalışmış, üretmiş, vergi vermiş, iki ülke arasında ömür tüketmiş insanlarımız ikinci baharlarında mevzuat karmaşasıyla cebelleşiyor. Bir yerde hakkı var, öbür yerde karşılığı belirsiz. Türkiye'den emekli olunca çalışma hayatı da sosyal güvenlik de başka bir sorun haline geliyor. Bir ömrü alın teri akıtarak geçirmiş insanlarımızı yormayacağız. Yorandan da hesap soracağız. Diploma denkliği de ayrı bir yaradır. Yurtdışında okumuş, yetişmiş, meslek edinmiş insanlarımız ülkesine döndüğünde, önüne anlamsız duvarlar çıkıyor. Bilgisi var, tecrübesi var, ehliyeti var, diploması var, ama ya 'dayısı' yok, ya 'amcası' yok. Diplomasına denklik verecek muhatapta vicdan yok. Bu sadece bürokratik bir problem değil, bu da bir 'niyet meselesidir.' Bir ülkenin kendi evladının birikimini heba etmesidir. Yurtdışında yetişmiş insan kaynağını yok sayan bir akıl, kendi geleceğini ve imkanlarını küçültür. Biz, birikimini reddeden değil toparlayan ülke yaratacağız. Siyasetimiz, hedeflerimiz, bu bilinçle inşa edilecektir. Büyükelçilik ve konsolosluk dediğiniz yer, sadece işlem yapılan bina değildir. Orası devletin vatandaşına değdiği ilk yerdir. İnsan oraya girdiğinde 'ben kendi devletimin kapısındayım' diyebilmelidir. Kendi devletinin kapısına giden insanın, kendini yabancı hissetmesi o ülkeyi zafiyet içinde gösterir ve kabul edilemez.

'Vatandaşına güvenmeyip, onu gücendirmeyi marifet sayıyor'

Yüksek harçlar, bitmeyen prosedürler, soğuk ve üstenci muameleler. Bu böyle gitmez. Biz istiyoruz ki konsolosluk hizmetleri hızlansın. Danışmanlık kapasitesi artsın. Yani sadece temsilcilik sayıları değil onun kapasitesi arttırılsın. Vatandaş evrak peşinde koşmasın, çözümü önüne gelsin istiyoruz. Telefon kayıt ücretleri meselesi de böyledir. Yurtdışından getirilen bir telefon için istenen bedel, iktidar tarafından ''fırsat' biliniyor. Vatandaşına güvenmeyip, onu gücendirmeyi marifet sayıyor. Herkesi, her durumu bir ceza gerekçesi olarak görüyor. Ticari suistimal varsa teknik olarak denetlersiniz ama dürüst vatandaşı fahiş ücretlerle ezemezsin. Bunlarda tedbir yok, bunlarda yasak var, ceza var. 'Mavi kart' da vatandaşa eziyetin bir başka sebebidir. Bir yandan 'siz bizim parçamızsınız' diyeceksiniz, işlem zamanı geldiğinde de evrak duvarlarının altında ezeceksiniz. Kesin dönüş yapmak isteyen vatandaşlarımız için araç düzenlemeleri de ayrı bir zulümdür. Vergi yükü, süre kısıtı ve bir dolu belirsizlik. Gelen misafir değil, gelen turist değil geldiği yer vatan, gelen de vatandaş, vatandaş. Dövizle askerlik meselesinde de daha gerçekçi, daha hakkaniyetli bir yaklaşım gerekir. Yurtdışındaki gençlerimizin Türkiye ile bağını kuvvetlendirmemiz gerekirken, onları yeni mali yüklerle ve yeni yabancılaşma duygularıyla karşı karşıya bırakamayız. O gençlerin Türkiye ile bağı sadece nüfus kaydından ibaret kalmamalıdır.

'Yurtdışında okuyan gençlerimiz, barınmadan rehberliğe kadar yalnız bırakılmasın'

Türkiye onlar için yalnızca büyüklerinden dinledikleri bir hikâye olmamalıdır. Çanakkale'yi bilmeli, Anıtkabir'i bilmeli, Kurtuluş Harbi'nin karargahı yüce Meclis'in neyi temsil ettiğini bilmeli. Türkiye'yi bir anı değil, yaşayan bir vatan olarak hissetmeli, diliyle bütünleşebilmelidir. Bizim için Avrupa Türklüğünün yeni kuşakları çok önemlidir. Türkçe gerilerse yalnız kelimeler eksilmez, hafıza eksilir. Aile içindeki bağ eksilir. Geçmişle gelecek arasındaki köprü zayıflar. Kendi tarihi, aile albümüne iliştirilmiş eski bir resme dönüşür. Millet olmanın görünmez bağları gevşer. Bu yüzden Türkçe eğitimi herhangi bir yan başlık değildir. Bu, kimliğin, kültürün devamı meselesidir. Bir milletin geçmişine attığı çapayla, kendini geleceğe taşıma meselesidir. Biz istiyoruz ki Türkçe eğitimi güçlensin. Öğretmenlerin niceliği de niteliği de artsın. Gençlerimize özel, eğitim ve değişim programları kurulsun. Yurtdışında okuyan gençlerimiz, barınmadan rehberliğe kadar yalnız bırakılmasın. Türkiye ile bağları, sadece yaz tatiline sıkışmasın. Kurumsal hale gelsin. Canlı hale gelsin. Güçlü hale gelsin. Geçmiş ve gelecek arasındaki çelik halatın adıdır Türkçe.

'Biz, ortak hayata evet deriz ama kimliksizleştirmeye ve ayrıştırmaya asla müsaade etmeyiz'

İnsan hayatında bazı anlar vardır ki devletin gerçek niteliği orada görünür. Sevincinizde değil, acınızda görünür. Yakınını kaybettiğinizde görünür. Memleketten uzakta, gurbet elde bir cenazeyle baş başa kaldığınızda görünür. Nakil süreçleri pahalıdır, bulunulan ülkelerde Müslüman mezarlıklarının yetersizliği de ayrı bir sorundur. Cenazelerin nakilleri ucuzlatılmalıdır. Konsolosluk desteğini güçlendirmelidir.
İnsanın en ağır gününü ağırlaştıracak tüm prosedürler en aza indirilmelidir. Oturum, vatandaşlık, iş hayatı, eğitim, günlük hayat, bazen de açık ırkçılık karşısında hukuki desteğe ihtiyaç duyuyorsunuz. Bir haksızlığa uğradığında yalnız kalmamalısınız. Bir ayrımcılık yaşadığında, kapısını çalacağı güçlü mekanizmalara sahip kılınmalısınız. Hukuk, yurtdışında da Türk devletinin size uzanan eli olmalıdır. Avrupa'daki siyasi iklimi de görüyoruz. Aşırı sağ yükseliyor. Yabancı düşmanlığı normalleştiriliyor. Türk toplumu bazen açık saldırıların, bazen örtülü dışlamanın hedefi haline getiriliyor.

Bugün Avrupa Türkleri sadece uyum tartışmasının nesnesi değildir. Aynı zamanda güvenlik kaygısının, kimlik baskısının, dışlanma riskinin muhatabıdır. Ama tehdit yalnızca kaba ırkçılık değildir. Bir de kimliği yumuşatarak silme çabası vardır. Ortak Türk kimliğinin parçalanması konusunda da bazı odakların eskiden beri çabalarını dikkatle izliyoruz. Bugün Türkiye'de de yaşanan suni parçalayıcı süreçlerin yollarını döşeyen habis çabalardan bahsediyorum. Etnik ve mezhepsel ayrışmalara asla yol vermeyeceğiz. Biz, ortak hayata evet deriz. Ama kimliksizleştirmeye ve ayrıştırmaya asla müsaade etmeyiz.

'Bütün bunların tam ortasında da Türkiye var'

Bir başka önemli başlık da girişimci ve yatırımcı kardeşlerimizdir. Yurtdışında yaşayan Türkler sadece emekçi değildir. Aynı zamanda iş kuran, istihdam sağlayan, ticaret yapan uluslararası pazarlarda rekabet eden bir güçtür. Ama bu güç çoğu zaman dağınık, desteksiz ve yalnız bırakılıyor. Finansal destek yetersiz, hukuki destek sınırlı.

Türkiye'ye yatırım yapmak isteyenlerin karşısına görünen ve görünmeyen engeller çıkıyor. Görünen engellerin kilidi, siyaset; görünmeyen engellerse, yandaşların avantaları oluyor. Oysa Avrupa Türklerinin sermayesi, birikimi, iş tecrübesi ve bağlantıları Türkiye için büyük bir imkândır. Biz istiyoruz ki, yurtdışındaki Türk girişimciler için daha güçlü ticaret destekleri kurulsun, hukuki ve mali danışmanlık hatları güçlendirilsin. diaspora yatırımlarını teşvik eden özel mekanizmalar geliştirilsin. Türkiye'ye yatırım yapmak isteyen vatandaşımız, engellerle değil, davetle ağırlansın; avantayla değil, teşvikle karşılansın. Buradan Türkiye-Avrupa ilişkilerine de değinmek isterim çünkü artık bu mesele sadece Avrupa Türklerinin günlük meseleleri değildir. Aynı zamanda büyük bir siyasi ve ekonomik denklem meselesidir. Türkiye ile Avrupa arasındaki ilişki, yalnızca göç anlaşmalarına sıkıştırılamaz. Yalnızca güvenlik pazarlıklarına indirgenemez. Yalnızca günü kurtaran diplomatik kalıplarla yürütülemez. Artık yeni bir çağın içindeyiz. Bu çağda üretim var, tedarik zincirleri var, dijital ekonomi var, yeşil dönüşüm var, lojistik var, tarım var, hizmet sektörü var, jeo-ekonomi var. Ve bütün bunların tam ortasında da Türkiye var.

'İcraatımızı yapar, öyle huzurunuza geliriz'

Yani sizler, Avrupa Türkleri varsınız. Türk iş insanı, üretici, girişimci, yazılımcı, taşımacı. 1996'nın kalıplarıyla bugünün dünyası yönetilemez. Gümrük Birliği güncellenmek zorundadır. Çünkü mevcut yapı eksiktir. Sadece mallara bakıyor, hizmetleri dışarıda bırakıyor, dijital ticareti dışarıda bırakıyor. Tarımı kapsamıyor. Türkiye'yi dar bir çerçeveye sıkıştırıyor. Uzun süreli, çok girişli, daha rasyonel vize politikaları konuşulmak zorundadır. İnsan dolaşımını sürekli cezalandıran bir anlayışla ne ticaret derinleşir ne de ortaklık büyür. Üstelik dünya hızla değişiyor. Üretim merkezleri yer değiştiriyor. Tedarik güvenliği yeni bir başlığa dönüşüyor. Avrupa, kendine daha yakın, daha güvenilir, daha entegre üretim alanları arıyor. İşte tam bu noktada Türkiye büyük bir imkân sunuyor. Türkiye, Avrupa için vazgeçilmez bir ortaktır. Ama bu ortaklık, tek taraflı talimatlarla kurulamaz. Karşılıklı menfaatle kurulur. Karşılıklı saygıyla kurulur. Siyasi eşitsizliği sürekli derinleştirerek değil yeni nesil bir iş birliği mantığıyla kurulur. Bizim siyasetimiz tam burada ayrışıyor. Biz ne başı öne eğik bir yaklaşım isteriz ne hamasetle örtülmüş bir dar hesap siyasetini onaylarız. Biz, bugün muhalefetteyken ciddiyet isteriz. Program isteriz, takip isteriz. Yarın İYİ Parti'nin iktidarında da icraatımızı yapar, öyle huzurunuza geliriz.

'103 yılımızı, aklınca 'reklam arası ve parantez' görenlere karşı bizim duruşumuz, dün neyse bugün de odur'

Sizlerin gözü hep geride, kulağınız hep Türkiye'den gelecek haberde, biliyorum. Bugün Ankara'ya baktığınızda, TBMM çatısı altında verilen mücadeleleri izlediğinizde yüreğinizin nasıl burkulduğunu hissediyorum. Bakınız, biz Meclis kürsüsünden haykırıyoruz Devlet, vatandaşına pusu kurmaz. Devlet, vatandaşının refahını sarayların ihtişamıyla değil, emeklisinin mutfağıyla, gencinin umuduyla ölçer. Bugün Türkiye'de ortadirek eritilmiş, vergi yükü bordrolu çalışanın sırtına binmiş, adalet ise birilerinin iki dudağı arasına hapsedilmek istenmiştir. Biz ne diyoruz? Yıkılsın bu adaletsiz düzen, yaşasın Türk milleti! Biz, Türkiye'nin itibarını sadece beton binalarda değil, pasaportunun değerinde, parasının kudretinde arıyoruz. Siz burada Euro ile mücadele ederken, biz orada Türk Lirası'nın haysiyetini korumak için geceyi gündüze katıyoruz. Bazıları çıkmış, 'İmralı statüsü' tartışıyor. Buradan, Stuttgart'tan bir kez daha ilan ediyorum: İmralı'nın statüsü falan yoktur. İmralı, üzerinde ay yıldızlı al bayrağın dalgalandığı, Türkiye Cumhuriyeti'nin hükümranlık sahasındaki bir cezaevidir. Türk hukukuna göre ağırlaştırılmış müebbet hapis hükümlüsü olan bir caniyi, siyasal bir özne haline getirmeye çalışanlara geçit vermeyeceğiz. Milliyetçilerin görevi milleti birleştirmektir; Sağcıyla solcuyu, Türkmen'le Kürt'ü, Alevi'yle Sünni'yi birleştirmektir. Ama teröristle pazarlık masasına oturanlara, Cumhuriyet mevzisinden ayrılanlara, 103 yılımızı, aklınca 'reklam arası ve parantez' görenlere devletin bekasını müzakere konusu edenlere karşı, bizim duruşumuz, dün neyse bugün de odur. Taviz yoktur, teslimiyet yoktur, tahammülümüzse hiç yoktur

'Çeyrek asırlık köhnemişliğin sonuçları bunlar'

23 Nisan, Milli Egemenlik ve çocuk bayramımızın arifesinde, büyük bir acı yaşadık. Sokaklardaki şiddet ve cinayet, okullarımıza kadar girdi, çocuklarımızı dahi esir aldı. Bu acıların bir daha asla yaşanmamasını temenni etmek, ölenlere, yaralananlara ve ailelerine sabır ve geçmiş olsun dilemekse yetmez. Münferit gibi görünen hadiselerin, toplumda biriken hukuksuzluk, adaletsizlik, yoksulluk, yolsuzluk gibi iç içe geçmiş sorunların bir sonucu olduğunu anlamaya mecburuz. Çeyrek asırlık köhnemişliğin sonuçları bunlar. Çeyrek asırlık bir iktidarın yaptıkları kadar yapmadıklarının, İcraatlarının ve hatalarının trajik neticelerini tecrübe ediyoruz. Belirtmeliyim ki böylesine sarsıcı bir hadisenin, tek sorumlusu olarak da makam ve mevkilerde oturanları işaret etmiyorum. Çünkü yurttaş olmak, sorumlu olmak demektir. Ben o sorumluluk bilinciyle düşünüyor ve konuşuyorum. İktidarın yaptıkları ne olursa olsun, evlatlarımızı büyütürken, okuturken, onlara bir gelecek düşlerken, sadece bir takım kariyer hedeflerinin, hırslarının odağıyla bakan, toplumun bir dayanışma ve paylaşma mecrası olduğu bilincini göz ardı eden, genel anlayışı da sorgulamak mecburiyetindeyiz.

'Ankara'da bir Müsavat var, Ankara'da İYİ'ler var'

Aksi takdirde bireyden aileye, aileden millete uzanan birliktelik zinciri kırılır. Kırıldığında da masumun değil, suçlunun; iyinin değil, kötünün; cesurun değil, korkağın devri başlar. İşte bugün, 23 Nisan'ın arifesinde, bu acının gölgesinde, büyük Türk milleti için, milli egemenliğimiz için, Cumhuriyetimiz için, birinci vazifemizi hatırlamak ve gereğini yapmak mecburiyetindeyiz. Şimdi vakit, küskünlükleri bir kenara bırakma vaktidir. Vakit, hür ve müreffeh bir Türkiye ideali etrafında kenetlenme vaktidir. Biz hazırız yeni bir Türkiye için Adaletle bölüşeceğimiz bir gelecek için sizleri gönül seferberliğimize davet ediyorum. Bu salondan çıkıp, evlerinize döndüğünüzde komşularınıza selamımızı iletin. Onlara deyin ki 'Ankara'da bir Müsavat var, Ankara'da İYİ'ler var; Onlar bizim için, evlatlarımız için, Bizim geleceğimiz için nöbetteler.' Yolumuz çetindir, yükümüz ağırdır ama emin olun inancımız da imanımız da tamdır.  Önce Allah'a, sonra büyük Türk milletine sığınırız. Sizi de Allah'a ve birbirinize emanet ediyorum. Ne mutlu Türk'üm diyene.'

Kaynak: ANKA