(TBMM) - İYİ Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu, 'oturdukları koltukları borçlu oldukları Cumhuriyete ihanet ve nankörlük kervanına yeni katılımlar gördüklerini' söyleyerek, 'Memur-Sen Genel Başkanından bahsediyorum. Bu zat, geçtiğimiz günlerde yapmış olduğu konuşmada diyor ki Anadolu 100 yıllık narkozdan çıkıyormuş, yeni bir diriliş, yeni bir uyanış hamlesi yaşıyormuşuz. Bu zata tavsiyemiz, Cumhuriyetle kavgaya tutuşarak iktidara şirin gözükmek yerine, temsil ettiği kamu görevlilerinin dertleri ile dertlenip, kamu emekçilerinin içine düştüğü ekonomik darboğazdan nasıl kurtulacaklarına kafa yormasıdır. Kamu emekçileri arasında iktidara yakınlığı ile 'sarı sendika' olarak adlandırılmaktan biraz gocunup sendikal hareketin gereklerini yerine getirmesidir' dedi.
Dervişoğlu, partisinin TBMM'de düzenlediği grup toplantısında yaptığı konuşmada, sofranın küçülmekte, vatanın bereketinin solmakta olduğunu söyledi.
Müsavat Dervişoğlu, 2025 yılının tarımsal desteklerini ödemek için Mart 2026'nın beklendiğini belirterek, şunları kaydetti:
'Bu destekler açıklandığında mazot 40 liraydı, bugün 80 liraya dayandı. Gübre fiyatı son 3 haftada yüzde 50 yükseldi. Mart bitti. Bu ödemeleri hâlâ tamamlamadınız. Enflasyon her şeyi süpürdü. Para çiftçinin cebine girmeden pul oldu. 2025 ödemelerini hiçbir bahane üretmeden hemen yapın. Çiftçi, traktörünün marşına basamaz oldu. Tarımsal mazottan vergiyi derhâl kaldırın. Üreticilere artan maliyetlere uygun, ilave destek sağlayın. Acil çözüm reçetesi olarak, çiğ süt fiyatını hemen açıklayın. Üreticiyi belirsizliğe mahkûm etmeyin. Çiftçilere mazot ve yem desteklerini artırın. Maliyet artışlarını görmezden gelmeyi bırakın. Ziraat Bankası'nın üretim için kullandırdığı kredi limitlerini 2024 prangasından kurtarın. Oluşan koşullara göre limitleri güncelleyin. Tarladan sofraya gıda taşıyan nakliyeciye vergisiz yakıt sağlayın. Raftaki, pazardaki yangını söndürün. Pazara gidin gerçeklerle yüzleşin. Domatesin 300 lira, biberin 400 lira, salatalığın 150 lira olduğu ülkede emeklilerimiz 20 bin lira maaşla nasıl tencerelerini kaynatacak? Siz hiç utanmıyor musunuz?
'Protein sofralarımızdan çekiliyor'
Bugün vatandaşlarımız et alamadığı için hamura, nişastaya yöneliyor. Bakın rakamlara, 2023'te 52 kilo olan kişi başı yıllık patates tüketimi 2025'te 67 kiloya çıkmış. Bu bir tercih değil, bir zorunluluk. Milletimiz beslenmiyor, karnını tok tutmaya uğraşıyor. Ortaya çıkan bu tablo yoksullaşmanın en somut halidir. Bu hanelerimizdeki mutfak yangını bir geçim krizidir. Bir ülkede et tüketimi azalıyor, patates tüketimi artıyorsa, orada refah değil, yoksulluk büyüyordur. Gelinen noktada ülkemiz Cumhuriyet tarihinin en ağır krizlerinden birisi ile karşı karşıyadır. Bu kriz sessiz ama derinden bir etkiyle büyümektedir. Hükümet konuşmaktan kaçınsa da 'Gıdaya erişim krizi' yaşıyoruz. İnsanlarımız artık et alamıyor, balık alamıyor, bakliyat alamıyor. Kısacası protein sofralarımızdan çekiliyor. Onun yerine ne geliyor? Patates, makarna, ekmek: Bunları almaya da ne kadar gücü yeterse.
'Temel gıda maddelerindeki vergi yükünü sona erdirmeliyiz'
Üç çocuğumuzdan biri yoksulluk içinde büyüyor. Yeterli beslenemiyor. Gençlerimiz yeterli harçlıkları olmadığı için her gün öğün atlıyorlar. Yoksulluğun tetiklemesiyle okullaşma oranımız düşüyor. Bir ülkede insanlar sağlıklı beslenemiyorsa orada sadece ekonomi değil, toplum sağlığı da çöker. Bu ise krizin sadece bugünün değil, geleceğin de krizi olduğunu gösterir. Devlet vatandaşına sadece ekmek değil, sağlıklı beslenme imkânı sunduğu ölçüde büyük devlettir. Büyük devlet, güçlü bir toplum ile, güçlü bir toplum ise sağlıklı beslenen bireylerle mümkündür. Bu yüzden bugünkü vahim tablo, bir an önce değişmelidir. Temel gıda maddelerindeki vergi yükünü sona erdirmeliyiz. Tarım ve hayvancılıkta topyekûn bir üretim seferberliği başlatılmalıdır. Özellikle çocuklarımızda beslenme eşitliğini sağlamak açısından okullarımızda ücretsiz sağlıklı beslenme programları uygulamaya alınmalıdır. Biz bireyin sadece karnını doyurduğu değil, sağlıklı beslendiği bir Türkiye istiyoruz.
'Kamu görevlilerinin mali ve sosyal hakları, içinde bulunulan hayatı taşıyamamaktadır'
Bu çöküş, devletin kendi omurgasında da görülmektedir. Çalışan diğer kesimler gibi memur maaşları da çok uzun zamandır gerçek hayat maliyetlerini karşılayamaz durumdadır. Özellikle büyükşehirlerde yaşamak kamu çalışanları için yüktür. Kamu görevlilerinin mali ve sosyal hakları içinde bulunulan hayatı taşıyamamaktadır. Bunların üstüne eklenen adaletsiz uygulamalar, partizanca hareketler, siyasi mobbingler, liyakat dışı atamalar kamu emekçilerini umutsuzluğa, karamsarlığa, devletine karşı aidiyet duygusunun zayıflamasına itmektedir. Bir devlet için en büyük tehlikelerden birisi aidiyet duygusunu ve motivasyonunu kaybetmiş kamu görevlileridir. Kamu görevlilerinin haklarını savunmak ve iyileştirmek amacıyla kurulan sendika ve konfederasyonlar bahsettiğimiz geriye gidişle, hak kayıpları ile ilgilenecekleri yerde iktidara şirin görünmekle, Cumhuriyet düşmanlığı ile meşgul olurlarsa kaybeden yalnızca milyonlarca kamu emekçisi değil, bizzat devletin kendisi olacaktır.
'İnsan açıkça sergilenen bu hainlik ve nankörlük karşısında üzülüyor'
Bugün oturdukları koltukları borçlu oldukları Cumhuriyete ihanet ve nankörlük kervanına yeni katılımlar görüyoruz. Memur-Sen Genel Başkanından bahsediyorum. Bu Cumhuriyet öyle büyüktür, öyle sahip çıkılasıdır ki, bugün kendisine küfreden bu zatı, Tokat'ın Ahmet Danişment Köyü'nden almış; önce öğretmen, sonra okul müdürü yapmış, sonra da sendika başkanı olmasının yolunu açmıştır. Ama 1 milyonun üstünde kamu görevlisini temsil eden bir sendikanın koltuğunda oturan bu zat, geçtiğimiz günlerde yapmış olduğu konuşmada diyor ki Anadolu 100 yıllık narkozdan çıkıyormuş. Yeni bir diriliş, yeni bir uyanış hamlesi yaşıyormuşuz. İradesi örselenmiş, tarihiyle bağı kesilmiş eski Türkiye yokmuş da, yüklerinden kurtulan bir Türkiye varmış. Bu sözleri duyunca insan, açıkça sergilenen bu hainlik ve nankörlük karşısında üzülüyor, bu şahıslar adına utanıyor. Ama hani meşhur söz vardır ya: Nankörlük, insanın kendi ruhuna ettiği ihanetin adıdır. Vefasızlık, geçmişi silmek değildir, geleceği yıkıp dökmektir. Bu zata tavsiyemiz, Cumhuriyetle kavgaya tutuşarak iktidara şirin gözükmek yerine, temsil ettiği kamu görevlilerinin dertleri ile dertlenip, kamu emekçilerinin içine düştüğü ekonomik darboğazdan nasıl kurtulacaklarına yönelik kafa yorması ve sendikacılığın hakkını vermesidir. Kamu emekçileri arasında iktidara yakınlığı ile 'sarı sendika' olarak adlandırılmaktan biraz gocunup sendikal hareketin gereklerini yerine getirmesidir. Hükümeye bu kadar yakın durmak elbetteki kişinin dünya görüşüyle, siyasi görüşüyle ilişkilendirilebilir. Ama yanlışın uşağı ve kölesi olmak bir Türk'e asla yakışmaz.
'Bu bey cumhuriyeti sorgulayacağına hükümeti sorgulamalıdır'
Bu zat Nisan 2015'te göreve başlamıştır. Bugün itibariyle 11 yıldır o koltuktadır. 11 yılda kamu görevlilerinin mali-sosyal hakları ilerlemiş midir? Tabii ki hayır. Aksine kamu görevlilerinin alım gücünde ciddi kayıplar olmuştur. 2015 yılında ortalama memur maaşı ile 13-14 adet çeyrek altın alınabilirken, bugün 4-5 çeyrek altın anca alınabilmektedir. 2015 yılında memur maaşıyla ev kredisine girebilmek, ev alabilmek mümkünken, bugün imkânsız hale gelmiştir. Bu bey cumhuriyeti sorgulayacağına hükümeti sorgulamalıdır. Kamu görevlilerinin alım gücü yıllar içerisinde erimiştir. İktidar, devleti memuruyla yönetir. Memuriyetin bir yarısı arpalık olup, bir yarısı da garibanlığın pençesine düşüyorsa, işte bugünkü gibi ne icraat olur ne düzen olur. Eğer böyle olacaksa da yıkılsın böyle düzen, kahrolsun böyle devran. Sorun, dün sorunu, bugün sorunu ve yarın sorunudur.
'Kripto varlıklarda işlem vergisinin dayatılmasından vazgeçildi'
Dijital bir çağ, yerleşik tüm kuralları baştan yazıyor. Lakin iktidar, gözünü vatandaşın kripto varlıklarına ve umutlarına da dikmiştir. Hazine, bütçe açığını teknolojinin boğazını sıkarak kapatmaya yeltendi. Medeni dünya, böylesine insafsız dayatmaları reddediyor. Gelişmiş ülkeler yeniliği ödüllendirmek için birbiriyle yarışıyor. Almanya'dan Dubai'ye herkes teknoloji yatırımcılarını çekmeye çalışırken, iktidar bu işlemlerden vergi almanın peşine düştü. Kripto varlığını soğuk cüzdana taşıyan vatandaştan vergi istemek şu aşamada doğru değildi. Bu teklif, dünya gerçeklerden bütünüyle kopuk bir akıl tutulmasıydı. İYİ Parti'nin kararlı duruşu bu büyük hatayı engelledi. Meclis'teki yoğun çabalarımız ve net itirazlarımız sonuç verdi. Kripto varlıklarda işlem vergisinin dayatılmasından vazgeçildi. Yani iktidarın hazırladığı ve ne devlete ne yatırımcıya yararı olacak maddeler geri çekildi. Çabaları için tüm milletvekillerimize teşekkür ediyorum. Geleceğin dünyasını sadece gelir kapısı görenler yanılıyor. Bu saha bir özgürlük ekosistemidir. Genç zihinleri vergi duvarlarıyla korkutmanıza müsaade etmedik. Yarınlarımızı yasaklarla ve ağır yüklerle hapsedemeyeceksiniz. Vakit, çağın ruhunu yakalama vaktidir. Gün, yaratıcı zihinlerin önündeki engelleri yıkma günüdür. Milletin hakkını her sahada, her kürsüde savunmaya devam edeceğiz. İftiharımız millet adına mücadele etmektir.
'Türkiye, bir yere varacaksa bu, vatanı fiber ağlarla örmeden olmaz'
Bakın bunu başka bir örnekle de anlatayım. Türkiye dün itibariyle 5G'ye geçiyor. İktidar öyle söylüyor. Ama bu teknolojiye geçen 137. ülkeyiz. İnternet hızı bakımından ise 100'üncüyüz. Türkiye, bir yere varacaksa bu, vatanı fiber ağlarla örmeden olmaz. Bugünün gerekleri bunlardır. Ya yasak var ya kısıt var ya da eksik var. Ya da sürekli olarak af peşindeler. Şimdi bunu niye söylüyorum? Torba af yasası hazırlığı içindeler. Öğrenci, memur, disiplin, SGK, BAĞ-KUR: Bunun kuyruğuna da adı 'infaz indirimi' olan terörist affını bağlayacaklar. Bakın, bir af, belli gerekçelerle mümkün ve gerekli olabilir. Bunları ayrı ayrı ele almak gerekebilir. Ancak af, vergisini ve primini zorda olduğu için değil, keyfi ödememeyi alışkanlık haline getirmişler için; okula devam etmemeyi ya da mezun olmamayı nasılsa af çıkar diye boş verenler için; yahut en önemlisi suç işlemeyi, zaten 6 ay yatarım salarlar, af gelir diye meslek haline getirmişler için bir ödüllendirmedir. Burada Cumhuriyet bilinci, yasalara uyanları, vergisini, primini zamanında ödeyenleri önceler, ihlalleri ödüllendirmez. O sebeple, vergi affı getiriyorsanız işini zamanında yapanları ödüllendirerek bunu yapacaksınız. Reel sektörü, ancak hakkaniyet içinde korursanız pozitif bir netice elde edersiniz. Aksi mümkün değildir.
'Ekonomik ve sosyal krizlerden korunamayan aileler dağılıyor'
Korumak fiilini belki de en çok aile kurumu için düşünmeliyiz. Böylece ferdi ve milleti korumak, geliştirmek mümkün olsun. Bizim millet anlayışımızın temelinde de aile kurumu vardır. Çünkü milletin özünde, eski kuşakların, bugün yaşayanların ve henüz doğmamış olanların arasındaki bağ vardır. Bu bağı aile kurar. Bu nedenle, geleneksel aile yapısı ve değerleri yok olursa Türk milletinin felaketle karşılaşması kaçınılmaz olur. Ancak bugün ailelerimiz yoksullaşıyor. Ekonomik ve sosyal krizlerden korunamayan aileler dağılıyor. Evlenme oranları düşerken, boşanma hızı artıyor. Milletler için hayati önem taşıyan doğurganlık oranımız düşüyor. Hem daha sağlıksız hem daha yaşlı bir toplum haline geldik. Bu felaket tablosuna rağmen AKP iktidarı; hamaset, kolaycılık ve popülizm dışında bir şey üretmiyor. Bu ülkede muhafazakârlığa en büyük zararı da yine bu iktidar veriyor. Aile ve millet bağı, hakikat olduğu kadar Türkiye'yi yönetmenin akli ve vicdani kurgusudur. Az evvel, kripto yasasındaki meseleyi aktardım size. Unuttuğumuz tartışma ve uzlaşma kültürüne dair bir örnektir bu. Ancak istisna kalmamalıdır. Bu uzlaşma kültürünü yitirdikçe daha çözümsüz ve daha yaşanmaz bir siyaset ortaya çıkıyor.
'Meclis devre dışı kalırsa hukuk kalmaz'
Parlamento tam da bu yüzden gereklidir. Aile milletin nasıl değişmez özü ise parlamento da o milletin müşterek aklının, meşru siyasetinin ve milli iradesinin yegâne makamıdır. Nasıl ki aile meselelerini koridor fısıltılarıyla, kapı arkası hesaplarla, dedikodularla yürütemezseniz; devleti de parlamento düsturu olmadan, milletin gözü önünde konuşmadan, hesap vermeden yönetemezsiniz. Yönetmeye kalkarsanız da olan budur. Meclis devre dışı kalırsa hukuk kalmaz. Sonra da kurumlar çürür. Sonra millet yoksullaşır. Sonra aileler dağılır. Sonra gençler geleceğe küser. Ve en sonunda devlet, kendi milletine güven veremez hale gelir. Bizim itirazımız da tam buradadır. Biz hesapsız bir siyaset peşinde değiliz. Biz hesapsız bir muhalefet yapmıyoruz. Hesapsız iktidarın karşısına, hesabı millete veren, yasayı parlamentoda yapan, meşruiyeti milletten alan, devleti yeniden ciddiyetle yöneten bir siyaset anlayışıyla çıkıyoruz. Çünkü aileyi koruyacak olan da budur. Gençlerin istikbalini güvence altına alacak olan da budur. Toplumsal huzuru yeniden kuracak olan da budur. Devlete yeniden itibar kazandıracak olan da budur.
'Devleti devlet yapan koridor siyaseti değil, işleyen kurumlardır'
Devleti devlet yapan koridor siyaseti değil, fısıltı siyaseti değil, kapalı kapılar ardında çevrilen hesaplar değil, işleyen kurumlardır. Güçlü hukuktur. Millet adına çalışan parlamentodur. Bizim mücadelemiz tam da bunun mücadelesidir. Milletin iradesini yeniden devletin merkezine yerleştirme mücadelesidir. Aileyi koruyan, genci geleceğe bağlayan, emeği kollayan, hukuku ayakta tutan, Meclis'i yeniden asli makamına kavuşturan bir Türkiye mücadelesidir. Çünkü biz biliyoruz, hukuksuz düzen hastalık üretir. Meclissiz siyaset, zafiyet üretir. Aile güçsüzse, millete aidiyet azalır. Gençlik umudunu kaybederse memleket gücünü kaybeder. Onun içindir ki biz, bu ülkeye yeniden ciddiyet kazandırmak için buradayız. Devlete yeniden itibar kazandırmak için buradayız. Millete yeniden güven kazandırmak için buradayız. Söz veriyoruz: İnanın ki bu memlekette yeniden hukuk konuşacaktır. Kurumlar işleyecektir. Cumhuriyet, adaletli, güvenli ve haysiyetli bir idareye kavuşacaktır. Ancak o zaman millet iradesi hakim olacak Meclis güçlenecektir. Bunun için ihtiyaç duyulan tek şey seçim ve İYİ Parti'nin iktidarıdır. Meclis güçlendikçe, millet kazanacaktır. Bunun başka yolu yoktur.
'Türkiye'de siyaset baskı altındadır'
Türkiye'de siyaset baskı altındadır. Yolsuzluğa, yoksulluğa, yozlaşmaya ne kadar karşıysak, haksızlığa, hukuksuzluğa, adaletsizliğe, siyaset üzerinde ki baskılara da aynı ölçüde karşıyız. Muhalefetin demokrasi dışı yöntemlerle kuşatma altına alınması, yasaların, kişilere ve kurumlara karşı ayrı ayrı uygulanması, demokratik geleneklerin ve teamüllerin çiğnenmesi, olağanüstülüğün, olağanlaştırılarak tahakküm alanlarının oluşturulması, kabul edilebilecek uygulamalar değildir. Bu uygulamalar sadece uygulayıcıları değil, rejimi de tartışılır hale getirir. Türkiye'nin, 21. asırda ve Cumhuriyetin 103. yılında bu tartışmaları aşamamış olması hali bile, çeyrek asırdır bu ülkeyi yönetenler açısından zillettir. Ne diyelim? Sebep olanlar utansın. İYİ Parti'nin haklı ve soylu mücadelesi devam edecektir. Yaşasın adalet, yaşasın eşitlik, yaşasın hürriyet, yaşasın cumhuriyet diye haykırmayı sürdüreceğiz. Allah'ın izni ve milletimizin desteğiyle bu kara günleri geride bırakıp, aydınlık ufuklarla buluşacağız.'
(SON)