(İSTANBUL) İYİ Parti Sözcüsü, Parlamento İle İlişkiler Başkanı Buğra Kavuncu, partisinin İstanbul İl Başkanlığı'nda gerçekleştirdiği basın toplantısında bakanlara 'tarafsızlık' çağrısında bulundu. Kavuncu, 'Biz polislerimizin neden intihar ettiği yönünde bir önerge verdiğimizde İçişleri Bakanı AK Parti'nin propagandasını yapıyordu. Bolu Belediye Başkanı evinden jandarma tarafından gözaltına alındı; biz, halkın seçtiği bir belediye başkanını, çağırsanız gelip ifadesini vereceği bir imkan varken bu şekilde davranmanız doğru değil dediğimiz sırada da Adalet Bakanı, MHP ve AK Parti il başkanlarını ziyaret ediyordu. Siz bir siyasi partinin taraftarları, yandaşları ya da mensuplarının Bakanları değilsiniz, siz 86 milyon Türk milletinin Bakanı olmak mecburiyetindesiniz' diye konuştu.

İYİ Parti Sözcüsü, Parlamento İle İlişkiler Başkanı Buğra Kavuncu, partisinin İstanbul İl Başkanlığı'nda gerçekleştirdiği basın toplantısında gündeme ilişkin açıklamalarda bulundu. ABD ve İsrail'in İran'a yönelik saldırısı ve sonrasında yaşanan gelişmelere ve ekonomiye ilişkin değerlendirmelerde bulunan Kavuncu, Meclis'e sunulan ancak AK Parti ve MHP oylarıyla reddedilen önergelerle ilgili konuştu.

İçişleri ve Adalet Bakanlarına seslendi

Kavuncu konuşmasında, göreve gelmesinin ardından gerçekleştirdiği Nevşehir programı kapsamında AK Parti Nevşehir İl Başkanlığını ve MHP Nevşehir İl Başkanlığını ziyaret eden Adalet Bakanı Akın Gürlek'e ve İçişleri Bakanı Mustafa Çiftçi'in Çorum ziyaretinde AK Parti Gençlik Kolları yeleği giymesine tepki gösterdi. Kavuncu, 'Siz bir siyasi partinin taraftarları, yandaşları ya da mensuplarının Bakanları değilsiniz, siz 86 milyon Türk milletinin Bakanı olmak mevcuriyetindesiniz. Bir ile gidiyorsanız, ya bütün siyasi partilerin il başkanlıklarını ziyaret eder ya da hiçbir partinin il başkanlığını ziyaret etmezsiniz. Siz bir siyasi partinin yeleğini sırtınıza geçirerek iftar çorbası  dağıtamazsınız' dedi.

Kavuncu konuşmasında şu ifadelere yer verdi:

'Türkiye'nin kredi maaliyetini belirleyen ana unsurlardan biri olan CDS kredilerinde son bir kaç haftadır yukarı yönlü bir eğilim olduğu görülüyor. Hafta sonu gerçekleşen saldırılar bu CDS primlerinin daha da yukarı çıkacağı artık aşikar. Sistem ve kurum zaafiyetleri olan bir ülkede istikrarlı bir risk grafiği görmek de mümkün değildir.

'İran'daki gelişmelerin hemen kendisini hissettiren ekonomik etkileri dışında daha bir çok etkileri olacaktır'

İran'daki gelişmelerin hemen kendisini hissettiren ekonomik etkileri dışında daha bir çok etkileri olacaktır. Bunlardan bir tanesi olası göç haraketleridir. Olası bir göç dalgasını Türkiye sınırları dışında tutmalı; göçün gerçekleşmesi ihtimali olan bölgede yani kendi sınırları içinde kontrol edebilecek girişimlerde bulunmalıdır. Bir başka yakından takip etmemiz gereken önemli mesele de İran'daki etnik ve mezhepsel gerilimlerin Türkiye'ye, bütün bölgeye yansımaları ihtimali. Türkiye bu konuda provoke edilebilecek hususlara kendi sınırları içinde dikkat etmek durumundadır. Bölgede yaşayan soydaşlarımızın durumu da çok yakından takip edilmeli.

'İktidar bölgede ve 'Dostum Trump' nezdinde bir ağırlık koyamamıştır'

Türkiye, İran'ın toprak bütünlüğünün muhafaza edilmesini savunan, sivilleri gözeten ve İran'daki istikrarsız bir sürecin başlamasına engel olacak bir yaklaşımı elbette savunmalıdır. Fakat maalesef Amerika ve İsrail'in ortak saldırısını engellemek için yoğun diplomasi yürüten iktidarın çabalarının sonuçsuz kaldığı net olarak görülmüştür. İktidar bölgede ve 'Dostum Trump' nezdinde bir ağırlık koyamamıştır.

İran'da yaşanan olaylar egemenliğin kayıtsız şartsız milletin olmasının nasıl büyük bir güç olduğunu göstermiştir. Halkın iradesinin ne kadar önemli olduğunu, halkın kendi kendini yönetecek kişileri özgürce seçebilmesinin ne kadar kıymetli olduğunu göstermiştir. Göstermiştir ki sandıktan çıkan sonuçları kadar, eşit propaganda hakkının, adil yarışın, halkın oyunu muhafaza edilmesinin kıymeti, önemi ve hassasiyeti bir kez daha çok net olarak önümüzde durmaktadır. 

'2025 yılında kişi başı gelirin milli gelirin de 18 bin dolara ulaşarak üst gelir gurubuna girdiğimizi iddia etmektedir Hazine ve Maaliye Bakanı...'

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi ülkemizi her alanda olduğu gibi ama öncelikle ekonomik alanda son derece kırılgan bir hale getirmiştir. Açıklanan 2025 verileriyle Türkiye'de halkın yaşamış olduğu gerçekler tamamen birbirinden kopuktur. Veriler gerçekte yaşananı asla ortaya koymamaktadır. 2025 yılında Türkiye'nin yüzde 3.6 büyüdüğü, kişi başı gelirin milli gelirin de 18 bin dolara ulaşarak üst gelir gurubuna girdiğimizi iddia etmektedir Hazine ve Maaliye Bakanı. Burada soruyorum; üst gelir grubuna girdiğini söyleyebilecek tek bir vatandaşımız var mı şu an ülkede. Emeklisinden işçisine, memurundan öğrencisine kadar yoksulluğun pençesinde bu millet inim inim inlemekte.

CHP'li Bağcıoğlu: 'KKTC'de hava savunma kapasitesinin artırılması elzem, gerekirse uçaklarımız adada konuşlandırılmalı'
CHP'li Bağcıoğlu: 'KKTC'de hava savunma kapasitesinin artırılması elzem, gerekirse uçaklarımız adada konuşlandırılmalı'
İçeriği Görüntüle

Sayın (Maaliye ve Hazine Bakanı) Şimkek'in her aya özel bir gerekçesi var. Şubat ayı 'Ramazan başladığı için böyle oldu, rakamlar yüksek çıktı'; Ocak ayı diyoruz, 'Yeni yıl'; Mart için, Mart kapıdan baktırır,  kazma kürek yaktırır misali açıklamalar. Nisan'da 'Bahar geliyor o yüzden fiyatlar yüksek';  Mayıs ayı 'yaza giriyoruz... Her zaman bir bahane ve mazeret üreten bir Hazine ve Maliye Bakanı'mız var. Baktığınız zaman bu açıklamalara, 'bu ülkenin kaderidir, bu ülkede fiyatlar artar' aslnda bunu söylemiş oluyor. Böyle bir mantık, böyle bir savunma olabilir mi?

'Orman yangını falan yok, AK Parti'nin yarattığı bir yangınla ormanlarımız yok ediliyor'

Bir başka kritik karar, bu da içler acısı; göz açıp kapayıncaya kadar yine yaz aylarına gireceğiz ve yine maalesef her yaz olduğu gibi korkunç orman yangınlarıyla karşı karşıya kalma riskimiz büyük. Bu konuda araştırma önergeleri vermiştik geçen sene, acaba Türkiye çıkacak orman yangınlarına ne kadar hazırlıklı. Bu tedbirlerin konuşulması kapsamındaki önergemiz AK Parti ve Milliyetçi Haraket Partisi oylarıyla reddedilmişti. Ondan sonra yüz binlerce hektar ormanımızı orman yangınında kaybettik. Ama Türkiye'de ormanlarımızı sadece orman yangınlarıyla kaybetmiyoruz. 1 gecede 4 milyon 777 bin metrekare orman alanı bu iktidar eliyle arsa oldu. Cumhurbaşkanı kararıyla , Orman Kanunu'nun ek 16 maddesi kapsamında 2018'den bugüne kadar Belgrad Ormanı büyüklüğündeki orman alanını kaybetmiş durumdayız. Geçtiğimiz hafta Resmi Gazete'de yayımlanan Cumhurbaşkanı imzasıyla alınan kararla 21 ilde orman sınırları dışına çıkarıldı bu alanlar. Ve buralarda böylelikle imara açılmış olacak. Orman yangını falan yok, AK Parti'nin yarattığı bir yangınla ormanlarımız yok ediliyor.

'İşte size övündüğünüz Konya-Antalya otoyolunun hali'

Övündüğünüz bir iki konu vardı. Bunlardan bir tanesi de otoyol ve altyapıydı. İşte size övündüğünüz otoyolun hali. 166 milyon dolar harcayarak yapmış olduğunuz Konya-Antalya yolu, içerik üreticilerinin gölde sörf yapsın diye harcadığı bir para haline geldi.

'Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde vatandaşımızın sıkıntılarını konuşma talebimiz kabul görmedi'

Biz bütün bu sorunların masaya yatırılması, dikkate alınması için çaba gösteriyoruz ancak bütün bu çabamıza rağmen iktidar kaçacak yer arıyor. Geçtiğimiz hafta Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde İYİ Parti grubu olarak iftar sofrasının maliyetinin bir ailenin aylık gelirlerini aşar hale gelmesi ve gıda fiyatlarındaki artışlar hakkında bir önerge verdik. Dedik ki, 'Bunu oturup konuşalım. Millet perişan; Ramazan sofrasını kurmakta zorlanıyor'. AK Parti ve ortağı tarafından bu konu reddedildi. Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde vatandaşımızın sıkıntılarını konuşma talebimiz kabul görmedi. Bir başka canımızı yakan konu da, İstanbul'da özellikle, bir çok ilçede sokaklar çetelerden geçilmiyor. Esnaf haraca bağlanmış durumda. Çok ciddi bir toplumsal güvenlik problemi var. Gelin bu konuyu konuşalım dedik; önergemiz yine reddedildi.

'İçişleri Bakanı ve Adalet Bakanı'na sesleniyorum; siz bir siyasi partinin taraftarları, yandaşları ya da mensuplarının Bakanları değilsiniz'

Güvenliğimizi sağlayacak, ama önce kendi güvenliğini sağlamamız gereken polis teşkilatımızda her geçen yıl artan intiharlar oluyor. Bu intiharlar hakkında bir araştırma önergesi verdik. Biz polislerimizin neden intihar ettiği yönünde bir önerge verdiğimizde İçişleri Bakanı AK Parti'nin propagandasını yapıyordu. Bolu Belediye Başkanı evinden jandarma tarafından gözaltına alındı. Biz de dedik ki, Türkiye'de herkes soruşturulabilir, herkes sorgulanabilir ama halkın seçtiği bir belediye başkanını, çağırsanız koşa koşa geleceği ifadesini vereceği bir imkan varken, bunu bir tutuklamayla hem itibarını düşürmek hem de siyasi bir mesaj vermek maksadıyla bu şekilde davranmanız doğru değil dediğimiz sırada da Adalet Bakanı, Milliyetçi Haraket Partisi ve AK Parti il başkanlarını ziyaret ediyordu Nevşehir'de. Buradan İçişleri Bakanı ve Adalet Bakanı'na sesleniyorum; siz bir siyasi partinin taraftarları, yandaşları ya da mensuplarının Bakanları değilsiniz, siz 86 milyon Türk milletinin Bakanı olmak mevcuriyetindesiniz. Bir ile gidiyorsanız, ya bütün siyasi partilerin il başkanlıklarını ziyaret eder ya da hiçbir partinin il başkanlığını ziyaret etmezsiniz. Siz bir siyasi partinin yeleğini sırtınıza geçirerek iftar çorbası dağıtamazsınız çünkü siz Bakansınız  ve sizin mecburiyetiniz, yükümlülüğünüz, sorumluluğunuz 86 milyona eşit şekilde eşit şartlarda ve tarafsızca hizmet vermek ve onlarla ilgilenmek, bu şuurla haraket etmektir. Ancak Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi'yle, bu şuur kaybolduğu gibi, arsızlık da her geçen gün artmakta; artık bu işler normalleşmekte, aleni hale getirilmektedir.

'Biz bütün bu konuları gündeme getiriyoruz ama iktidar bir konuyu önceliğine alıyor...'

Biz bütün bu konuları gündeme getiriyoruz. Diyoruz ki, Polislerimiz neden intihar ediyor; neden açlık, yoksulluk bu ülkede gün geçtikçe büyüyor, iftar sofraları kurulamıyor; neden bütün bu problemleri, bu sıkıntıları, sokaklardaki bu çeteleri biz niye yaşıyoruz diyoruz; iktidar inkar politikasında ısrar ediyor. Ama bir konuyu önceliğine alıyor; Apo'nun Umut Hakkı. Apo'nun Umut Hakkından başka bir konuyu önemli ve kıymetli bulmuyor demek ki iktidar... Tehlikeli olan; bir terör örgütünün liderinin meşrulaştırılması ve Türkiye'ye bir kanaat önderi gibi dayatılması çabasıdır. Tehlikeli olan; barış getireceğini iddia ettikleri metnin bu ülkenin askerine, polisine, öğretmenine, çocuğunu katletmiş bir terörist tarafından okunmasıdır. Öyle ki metin sahibi gösterilen terör örgütü başı, kendisini siyasi parti liderleri ile eş bir konuma çıkartmaya çalışmaktadır. Bu sinsi ve yıkıcı süreci Cumhuriyet'in kuruluş dönemiyle eşitlemeye kalkacak kadar da cüretkâr hareket etmektedir. Bu cesareti de Cumhuriyet'le hiçbir zaman barışamamış bugünkü iktidardan almaktadır.'

Kaynak: ANKA