Haber: Tenzile AŞÇI - Kamera: Özgür ŞENGÜL
(İZMİR) - Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu İzmir Temsilcisi Tülin Osmanoğulları, '11. Yargı Paketi kapsamında tahliye edilen hükümlülerin 5 kadın cinayeti işlediğini' ileri sürerek, cezasızlık politikalarını eleştirdi ve 'Kadınlar gerçekten panik halindeler, korkuyorlar ve endişe içindeler' dedi.
8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü öncesinde kadınların güvenliği ve artan kadın cinayetleri bir kez daha tartışma konusu oldu. 2025 yılından 2026 yılının Şubat ayına kadar 316 kadın erkek cinayetine kurban giderken yüzlerce kadın da şüpheli şekilde ölü bulundu.
Kadınların, güvenlik endişeleri her geçen gün artarken ANKA Haber Ajansı'na konuşan Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu İzmir Temsilcisi Tülin Osmanoğulları, 11. Yargı Paketi kapsamında tahliye edilen hükümleri tarafından 5 cinayet işlendiğini öne sürdü.
11.Yargı Paketi'nin yeni yürürlüğe girdiği dönemdeki sözleirni hatırlatan Osmanoğulları, 'Kadınlar gerçekten panik halindeler, korkuyorlar ve endişe içindeler. Bunda çok da haksız olmadıklarını gördük. Bizim verilerimize göre, 11. Yargı Paketi ile salınan suçlular tarafından işlenen 5 kadın cinayeti var. Bu korkunç bir rakam. Bunlardan bir tanesi kız çocuğu. Aslında bunlar önlenebilirmiş. Bu failler serbest bırakılmasaymış, o hak ettikleri cezayı sonuna kadar çekmiş olsalardı bu kadınlar şu an hayatta olacaktı' dedi.
'sas suçlu sadece failler mi?
Yaşanan cinayetlere örnek veren Osmanoğlulları, şöyle konuştu:
'En son Van'da bir kadın cinayeti var. Öldürülen kadının annesinin röportajlarıbda defalarca polise gittiğini, defalarca şikayetçi olduğunu ama hiçbir önlem alınamadığını söylüyor. Yine Yargı Paketi ile salıverildikten 3 gün sonra Diyarbakır'da Rojda'yı öldüren şahıs da aynı şekilde. Rojda da şikayet ediyor, koruma istiyor ama hiçbir önlem alınmıyor. O yüzden aslında buradan şunu sormak lazım: Esas suçlu kim? Esas suçlu sadece failler mi, yoksa o failleri bu şekilde serbest bırakan, onlara güç verenler mi?
'Tablo hiç değişmedi, kadınlar açısından daha da kötüleşti'
Ben bu mücadeleye ilk başladığımda açıklamalar yaptığımda 'her gün ya da iki günde bir kadın öldürülüyor' diyordum. Ama şimdi 24 saatte 6 kadının öldürüldüğü bir ülke haline geldik. Bütün bunlara baktığımızda kadınlar için yolunda giden bir şey yok. Bunun sebebine baktığımızda ise bizi yöneten siyasi iktidarın hayata geçirmeye çalıştığı kadın düşmanı politikaları görüyoruz. Geçen sene 8 Mart ile bu seneki 8 Mart arasında bu düşmanca politikaların daha da hayata geçirilmeye çalışıldı. Çünkü 2025 yılını 'Aile Yılı' ilan ettiler ve 10 yıllık bir programa yaydılar. Bu aile yılıyla birlikte her alanda kadını kamusal alandan çekip eve kapatan politikalar hayata geçirilmeye çalışıldı. Kadın cinayetlerini önlemeye ilişkin hiçbir somut adımın atılmadığını görüyoruz. Bu yüzden tablo hiç değişmedi, kadınlar açısından daha da kötüleşti.'
'Cezaevlerini adeta birer suç akademisi haline getirmişsiniz'
'Kadınlar güvende mi' sorusuna da yanıt veren Osmanoğlulları, şunları söyledi:
'Bir kadın olarak kendimizi nasıl güvende hissedelim? İki gün önce İstanbul'da bir anne ve kız çocuğunun cansız bedeni denizde çıkarıldı. Anne önce kendisi istismara uğruyor ve onunla evlenmek zorunda kalıyor. Daha sonra aynı şeyin çocuğunun başına geldiğini öğreniyor ve 3 yıllık bir hukuk mücadelesi veriyor. Bu üç yıl boyunca verdiği hukuk mücadelesinde hiçbir sonuç elde edemiyor. O kadını ve o çocuğu koruması gereken bakan nasıl bir açıklama yaptı? O bakan kadın örgütlerini suçluyor, kadınları suçluyor. 'Olayı çok abarttılar, gündem ettiler' diyor. O annenin ve o kızın cansız bedeni denizden çıkarıldı. Onun katili, sorumlusu kim? Bakan, mücadele veren kadınları suçluyor. Yargı paketleriyle suçlular sokağa salınıyor. Bu sokağa salınan suçlular da salınır salınmaz kadınları ve çocukları öldürüyor. Siz bir taraftan suçluları alıp sokağa salıyorsunuz. Cezaevlerini adeta birer suç akademisi haline getirmişsiniz. Hiçbir rehabilitasyon olmadan o kişiler sokağa salınıyor. Diğer taraftan kadın düşmanı politikalar hayata geçiriliyor, her gün kadınları hedef alan söylemler kullanıyorsunuz. Failler de kendilerinde bu gücü ve hakkı buluyor. Sokak ortasında öldürülüyoruz. O yüzden kendimizi güvende hissetmemiz mümkün değil.'
'5-10 yıl öncesine kıyasla daha az güvende hissediyorum'
İzmir'de ANKA Haber Ajansı'na konuşan kadınların da ortak mesajı kendilerini 'güvende hissetmmeleri' oldu. Damla Özemir isimli vatandaş geçmiş yıllarla kıyas yaparak, 'İzmir'de diğer şehirlere nazaran kendimi daha güvende hissediyorum ama burada da kendimi zaman zaman güvende hissetmediğim oluyor. Belki 5-10 yıl öncesine kıyasla daha az güvende hissediyorum. Bu ülkede güvenli bir yaşamımız yok. Aksini söylemek abes olur. Her gün bu kadar kadın cinayetinin olduğu, katillerin dışarıda serbestçe gezebildiği, yeterli cezayı almadığı bir ülkede ben de hiçbir kadın gibi kendimi güvende hisetmiyorum' dedi.
'Sokaklarda rahat yürüyemiyoruz'
İsmini vermek istemeyen bir vatandaş ise, 'Ne gece ne gündüz ne sokakta ne iş yerinde ne evimde güvende hissetmiyorum. Bugün Türkiye'de bir kadın sokakta katanayla öldürülüyorsa, iş yerinde yanarak ölüyorsa, bir kadın mobbinge, şiddete ya da tecavüze uğradığını söylemesine ve tüm kurumlara çağrı yapmasına rağmen hayatını kaybediyorsa güvende değiliz. Sokaklarda rahat yürüyemiyoruz. Kendi kurduğumuz şehirlerde kendi kurduğumuz hayatlarda rahat yaşayamıyoruz' diye konuştu.
'Her zaman tetikteyim'
Ulaşımda dahi tedirgin olduğunu kaydeden Eylül Ergun isimli vatandaş, 'Hiçbir zaman, Türkiye'nin hiçbir yerinde kendimi güvende hissetmiyorum. Aynı isimli iki kadın aynı gün içinde öldürüldü. Artık bu 'tesadüfler' bile gerçekleşiyorsa bizim de sayılı günümüz vardır.
Sosyal hayatta katılımda her zaman endişem oluyor. Güvendiğim bir çevre yanımda olmadan hiçbir yere tek başıma yürümem söz konusu değil yılladır. Toplu taşıma kullanımı ya da gece tek taksiye bindiğimde her zaman tetikteyim' ifadelerini kullandı.