(ANKARA) - KESK'in KHK ile kamudan ihraç edilen 4 bin 259 üyesi için başlattığı 'Adalet Nöbeti' sona erdi. KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak, 'Bu süreç iktidarın ve çevresinin geliştirmiş olduğu bir süreçti ama bedelini bizlere, kamu emekçilerine, bu ülkenin muhaliflerine, bu ülkenin emeğiyle geçinen halklarına ödettiler. Bu ihraçlar sayesinde artık kamu kurumlarında liyakatsiz atamalara karşı insanlar haklarını savunamaz hâle gelmiş durumda. Değiştirmek zorundayız. Bir daha o acıları yaşamamak için ne yapmamız gerekiyorsa onu yapma zamanı' dedi.
Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) ile kamudan ihraç edilen 4 bin 259 Kamu Emekçileri Sendikaları Konfederasyonu (KESK) üyesi için KESK üyeleri dün 'Adalet Nöbeti' başlatmıştı. KESK Genel Merkezi'nde başlatılan 'Adalet Nöbeti'ne gün boyunca siyasetçiler ve sivil toplum örgütlerinin temsilcilerinden destek geldi.
Nöbetin sona ermesine ilişkin basın açıklamasında konuşan KHK ile ihraç edilen bir KESK üyesi, uzun yoldan geldiğini belirterek, 'Biz hepimiz 20 yıl boyunca bu ülkeye hizmet ettik. Hizmet anlayışımız veya şeklimiz ortada. Tüm KESK'li arkadaşlar için konuşuyorum. Bir tanesinin dosyasında yüz kızartıcı suç olmadığı kesin ve nettir. Biz buraya bir misafir olarak geldik, hakkımızı aramaya geldik. Hiç o misafirperverliği bulmadık. Görüşmek istediklerimiz kapıları açmıyorlar. Peki biz kimin yanına gideceğiz? Biz adaleti nereden arayacağız? Ben tam on yıldır daha mahkemenin yüzünü görmedim. Beni yargılayan savcı, bana ceza veren hâkim daha benim rengimi, şeklimi görmemiş. Ben niye yargılandığımı sadece kâğıtlardan öğreniyorum. O yüzden lütfen bu işin sahibi, temsilcisi, Meclis'te Cumhurbaşkanıysa, Meclis Başkanıysa bir an önce bizi birebir dinlesin' diye sitem etti.
KESK Eş Genel Başkanı Ayfer Koçak ise iktidarı eleştirerek şunları söyledi:
'Bir siyasal iktidar bu kadar aciz midir? İktidarda olduğunuz 15 yıl boyunca paralel devlet yapılanması, sizin yetkiniz ve sorumluluğunuz altında olan bu kurumlara nasıl sızmıştı? Sizin sorumluluğunuz neydi? Bu hesabı nasıl verdiniz, diye sormayacak mıydık? Hâlâ soruyoruz. Ya da siz, madem onlarla ortak değildiniz de siz yerleştirmediniz de nasıl bir acziyetin içindesiniz de 'kandırıldık' deyip bu işi geçiştirebiliyorsunuz? Bu kadar acizlik bir ülke yönetimi için yeterli midir sizce? Bu süreç aslında iktidarın ve çevresinin geliştirmiş olduğu bir süreçti ama bedelini bizlere, kamu emekçilerine, bu ülkenin muhaliflerine, bu ülkenin emeğiyle geçinen halklarına ödettiler. Bu ihraçlar sayesinde artık kamu kurumlarında liyakatsiz atamalara karşı insanlar haklarını savunamaz hale gelmiş durumda. Bu ihraçlar sayesinde, bu baskı rejimi sayesinde bu ülkede kamusal alanda niteliksiz ve liyakatsiz kadroların çete ilişkilerine alan açtığı gerçeği görülüyor ama emekçiler çalışma alanında buna müdahale etme yetkisini kaybetmiş durumda.
Sokaktan geçen insana sorsanız, 'Bu ülkede neye güvenmezsiniz?' diye sorsanız, ilk sırada 'Adalete güvenmeyiz' der. Yine bu liyakatsizliğin ve baskı rejiminin sonucudur. Bir öğrenciye sorsanız, bir veliye sorsanız eğitime artık güvenmiyor. Eğitimin niteliğini zayıf buluyor. Yirmili yaşlarının başlarındaki bir gence sorsanız, 'Bu ülkede geleceğini görebiliyor musun?' diye, 'Göremiyorum ve geleceğimi belki bir ihtimal yurt dışında, mülteci yaşamında arıyorum' diyecek. Bizler bu çürümüşlüğü hak ediyor muyuz? Hayır. Bu çürümüşlük bu iktidarların talebi olabilir çünkü o çürümüşlükten, kendi yarattıkları yolsuzluk ve yozlaşmayı kapatmak için örtüler buluyorlar ama halk bu örtünün altında eziliyor. Özellikle yoksul emekçiler gittikçe çok daha büyük bir sömürü düzeninin çarkları arasında eziliyor. İşte aslında KHK ihraçlarının vermiş olduğu hak ve adalet mücadelesi, ülkemizdeki bu toplumsal çürümeye engel olmak ve bu ülkeyi bu çürümeden dışarı çıkarmaktır.
Bu ülkede bir okulda bir çocuk katile dönüşüyor. Feryat figan çıkıyor. Birileri timsah gözyaşları döküyor. Bu ülkede insanlar iş cinayetlerinde hayatını kaybedince timsah gözyaşlarıyla üzüntülerini ifade edenler var bu iktidarın içerisinde. Ama çok net bir şeyi söylemek gerekiyor. Sonuçlarda üzüntüyü hep birlikte paylaşıyoruz, acıyı hep birlikte paylaşıyoruz, acının yaşandığı yerde bu halk dayanışma içerisinde oluyor ama bugün artık sadece acıda dayanışma zamanı değil. Bugün değiştirmek zorundayız. Bugün bir daha o acıları yaşamamak için ne yapmamız gerekiyorsa onu yapma zamanı. İşte bu yan yana gelme, bu dayanışma kazanma dayanışmasıdır, direniş dayanışmasıdır.'





