Haber: Uğur İSTANBULLU
(ARTVİN) - Karadeniz Teknik Üniversitesi (KTÜ) Öğretim Üyesi Doç. Dr. Oğuz Kurdoğlu, TBMM Genel Kurulu'nda kabul edilen kanun teklifiyle milli parkların turizm faaliyetlerine daha fazla açılabileceğini belirterek, özellikle Artvin'deki Hatila Vadisi ve Karagöl-Sahara Milli Parkı gibi alanlarda ekosistem, biyolojik çeşitlilik ve yaban hayatı üzerinde olumsuz etkilerin olacağını söyledi.
Karadeniz Teknik Üniversitesi Orman Fakültesi Öğretim Üyesi Doç. Dr. Oğuz Kurdoğlu, TBMM Genel Kurulu'nda kabul edilen 2873 sayılı Milli Parklar Kanunu'nda yapılan değişiklikleri ANKA Haber Ajansı'na değerlendirdi. Kurdoğlu, şu ifadelere yer verdi:
'Ekosistem ve biyolojik çeşitlilik risk altında'
'2873 sayılı Milli Parklar Kanunu ile 375 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi'nde değişiklik yapan kanun teklifi hakkında birkaç gündür kamuoyunda çok ciddi tartışmalar var. Hakikaten baktığımız zaman, milli parkların bir koruma alanı olmaktan ya da diğer korunan alanların bir koruma alanı olmaktan çıkarak kullanımı yoğun alanlara evrildiğini görüyoruz eğer bu yasa yürürlüğe girerse. Doğa koruma sistemi açısından, ülkemizdeki korunan alanlar açısından da gerçekten çok olumsuz sonuçlar doğurabilecek bir değişiklik söz konusu oluyor. Yine bu yasada pek çok konu doğa turizmi açısından değerlendiriliyor ve adeta milli parklar ve benzeri korunan alanlar; tabiat parkı, tabiat koruma alanı ya da benzeri alanlar neredeyse tamamen turizmin emrine verilmiş oluyor. Bu tabii kabul edilemez bir gelişmedir. İşin doğrusu, milli parklar ve korunan alanlar bir ülkenin geleceği için yapılan yatırımlardır; geleceğe yapılan, üretken olmasını sağlayan yatırımlardır. Bizler bunları kullanım alanına dönüştürürsek elbette ki yaşam destek sistemleri açısından da büyük problemler ortaya çıkacaktır.
'Ormanlarını kaybeden aslında çok şeyini kaybeder'
Sudan tutun toprak korumaya, hava kirliliğine karşı bir temizleme filtre görevi gören ormanların azalmasına kadar; ekosistemin parçalanmasından biyolojik çeşitliliğin azalmasına kadar pek çok sorunun ortaya çıkmasına kapı açılmaktadır. Şu kadarını söyleyelim; ormanlarını kaybeden aslında çok şeyini kaybeder. Yüksek dağ çayırları da yine toprak ve su bilançosu açısından son derece önemli ekosistemlerdir, dağ ekosistemleridir. Bütün bunlar zarar görecektir eğer bu denli kullanıma açılırsa. Bir başka ilginç konu da Türkiye'de korunan alanların büyük oranda, yaklaşık dörtte üçünün, dağlık ve yüksek dağlık alanlarda yer almasıdır. Bu dörtte üç demek aynı zamanda bazı hayvan türlerinin ve nadir bitki türlerinin de sığınakları durumunda olduğunu söylemeliyiz dağlık alanların. Eğer biz dağlık alanlara beşerî faaliyetleri taşırsak, yani buralarda yol çalışmalarını artırırsak, buraları turizme açacağız diye kimi yatırımları ve kimi büyük binaları buralara taşırsak, elbette ki bu nadir ve endemik bitkilerimizin ya da yaban hayvanlarının habitatlarını da ciddi şekilde tahrip etmiş olacağız.
'Hatila ve Karagöl-Sahara koruma alanları tehlikede'
Artvin'deki milli parklara da baktığımız zaman aslında turizm açısından talep edilen yerlerdir. Ancak biliyorsunuz, milli parklarda turizm daima belli ölçülerde izin verilen, teknik ve yönetsel anlamda kısıtlamaları olan turizm faaliyetleri olarak plan kararlarına işlenmiştir. Dolayısıyla Hatila Vadisi de eğer daha yoğun kullanıma maruz kalırsa, Karagöl-Sahara'nın en çekirdek, en korunaklı bölgeleri yoğun turizme ve başka beşerî faaliyetlere maruz bırakılırsa, buralardaki mutlak koruma alanları da olumsuz anlamda etkilenecek demektir. Tekrar tekrar söylüyorum; Artvin'in büyük çoğunluğu neredeyse milli park olarak ayrılması gereken çok özel sahalardır. Bu doğal alanlara, bu doğanın yaşam destek sistemlerinin bize sunduğu güzelliklere mecburuz. Bunlar sayesinde ayakta kalıyoruz ve hayatta kalıyoruz.'