Haber: Nilgün Hande ÖZTÜRK - Kamer: Recep Tunahan GÜLER
(ANKARA) - Küba'nın Ankara Büyükelçisi Alejandro Francisco Diaz Palacios, ABD'nin Küba'ya yönelik petrol ablukasının sağlık, tarım ve altyapı sektörlerini felç ettiğini, bunun açık bir savaş ve soykırım suçu olduğunu söyledi. Palacios, 'tüm küresel baskılara ve masadaki askeri senaryolara karşı 'topyekün halk savaşı' doktriniyle egemenliklerini sonuna kadar savunacaklarını' vurguladı.
Küba'nın Ankara Büyükelçisi Alejandro Francisco Diaz Palacios, ABD'nin ülkesine yönelik enerji ambargosunu, bu ambargonun toplumsal hayata etkilerini, Küba'nın geliştirdiği alternatif çözümleri ve Türkiye ile yürütülen dayanışma süreçlerini değerlendirdi. ABD Başkanı Donald Trump tarafından ocak ayında imzalanan ve Küba'ya yönelik petrol tedarikini tamamen engellemeyi amaçlayan başkanlık kararnamesinin ardından adada derin bir enerji krizi yaşandığını belirten Büyükelçi Palacios, bu durumu Küba halkına yönelik 'topyekün bir cezalandırma, açık bir savaş ve soykırım suçu' olarak nitelendirdi.
Palacios, tüm baskılara rağmen Küba'nın bağımsızlık ve egemenliğinden taviz vermeyeceğini vurgulayarak, alternatif enerji kaynakları ve toplumsal dayanışma ile bu sürece karşı direndiklerini ifade etti.
'SAĞLIK SEKTÖRÜ VE TOPLUMSAL HAYAT FELÇ OLDU'
ABD'nin yürürlüğe koyduğu petrol ablukası nedeniyle ocak ayından bu yana Küba'ya sadece tek bir petrol gemisinin giriş yapabildiğini aktaran Palacios, bu durumun enerji üretimini ciddi şekilde sekteye uğrattığını ve ülkede çok uzun süreli elektrik kesintilerine yol açtığını belirtti. Enerji arzındaki bu kesintilerin toplumsal hayatın her alanını ve Kübalıların günlük yaşamını felç ettiğine dikkati çeken Palacios, 'Elektrik arzındaki kesintiler hastanelerin işleyişinde çok ciddi sıkıntılar yaratıyor. Şu anda Küba genelinde tıbbi tedavi ve cerrahi operasyon görmek için ameliyat sırasında bekleyen 100 bin kişi bulunuyor; ne yazık ki bu hastaların 12 bini çocuklar oluşturuyor' dedi.
'Ülkeye petrol girmemesinin hayatın ve üretimin durma noktasına gelmesi anlamına geldiğini' ifade eden Büyükelçi, 'ulaşım sisteminin tamamen etkilenmesi nedeniyle sadece insanların seyahat özgürlüğünün kısıtlanmadığını, aynı zamanda kırsal bölgelerde üretilen gıdaların ve hayati öneme sahip tıbbi ilaçların şehirlerdeki yerleşim yerlerine ulaştırılmasının da imkansız hale geldiğini, işçilerin iş yerlerine gitmekte çok büyük güçlük çektiğini' vurguladı.
TARIM VE SU ŞEBEKELERİNDE KRİZ: GIDALAR MUHAFAZA EDİLEMİYOR
Ambargonun tarım ve altyapı sektörlerinde yarattığı tahribata da değinen Palacios, gübre tedarikinin durduğunu ve üretilen sınırlı miktardaki tarım ürününün kentlere dağıtımının yapılamadığını söyledi. Elektrik kesintilerinin zincirleme bir etkiyle su krizine yol açtığını belirten Büyükelçi, şu bilgileri paylaştı:
'En kritik konulardan biri de elektrik olmadığı için su dağıtım şebekelerini çalıştıran motorların işlevsiz kalmasıdır. Bu durum hem halkın içme suyuna erişimini engelliyor hem de tarımsal sulamayı imkansızlaştırıyor. Ayrıca evlerde uzun saatler süren kesintiler nedeniyle aileler gıdalarını muhafaza edemiyor. Biz bu yaptırımlar bütününü, Küba halkına yönelik topyekün bir cezalandırma olarak görüyor; açıkça bir savaş suçu ve soykırım suçu olarak değerlendiriyoruz.'
Palacios, tüm bu ağır şartlara rağmen hayatın tamamen durmadığını, Küba hükümetinin bu ekonomik savaş henüz başlamadan önce de olası krizlerle başa çıkmak için yöntemler geliştirdiğini ve bunları kararlılıkla uygulamaya devam ettiğini sözlerine ekledi.
KÜBA'NIN ENERJİ DÖNÜŞÜMÜ: GÜNEŞ PANELLERİ VE AĞIR PETROL İNOVASYONU
Yaşanan enerji krizine karşı Küba halkıyla istişare edilerek kapsamlı önlemler alındığını ve ülkenin enerji matrisini kökten değiştirmeye odaklandıklarını belirten Büyükelçi Palacios, yenilenebilir enerji yatırımlarına ilişkin, 'Geliştirdiğimiz çözümler kapsamında fotovoltaik (güneş enerjisi) sistemlere ağırlık verdik. Ülke genelinde 1000 MW gücünde bir kapasite kurulumu gerçekleştirerek, güneş enerjisinin toplam elektrik üretimindeki payını yüzde 3'ten yaklaşık yüzde 10'a çıkardık. Hedefimiz bu oranı çok daha yüksek seviyelere taşımaktır' ifadelerini kullandı.
'Yenilenebilir enerjinin yanı sıra adadaki yerli Küba ham petrolünü de devreye soktuklarını' ifade eden Palacios, Küba petrolünün yüksek sülfür oranına sahip ve oldukça ağır bir yapıda olduğunu, bu yüzden normal şartlarda elektrik üretimine çok uygun olmadığını, ancak Kübalı bilim insanlarının inovasyon programları sayesinde bu ağır petrolü rafine etmeyi başardıklarını, böylece hem elektrik üretiminde hem de diğer endüstriyel alanlarda yerli kaynakları daha verimli kullanmaya başladıklarını açıkladı.
Palacios, tarım alanındaki mekanizasyon sorununu aşmak için ise geleneksel ve organik yöntemlere geri döndüklerini, iş makinelerinin çalışamadığı alanlarda yeniden hayvan gücünden yararlanmaya başladıklarını ve bu sürecin Küba topraklarının yeniden üretime kazandırılması açısından önemli bir deneyim olduğunu belirtti.
TÜRKİYE İLE GÜÇLÜ İŞ BİRLİĞİ: 'KÜBA İÇİN GÜNEŞ TOPLUYORUZ'
'Küba'da kullanılan fotovoltaik güneş sistemlerinin bataryalar, piller ve invertörler gibi pek çok teknik bileşenden oluştuğunu' hatırlatan Büyükelçi, 'Türkiye'de yürütülen dayanışma kampanyalarına' değindi. Türkiye genelinde yürütülen 'Küba İçin Güneş Topluyoruz' adlı kampanyanın önemini vurgulayan Palacios, 'bu kapsamda Küba'nın Villa Clara kentindeki üç hastaneye güneş paneli sağlanacağını' belirtti.
'Türk halkına bu derin dayanışmasından dolayı derinden müteşekkir olduklarını' ifade eden Büyükelçi, Türk hükümetinin desteğini de her zaman yanlarında hissettiklerini söyledi. Her yıl Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu'nda düzenlenen 'ABD ablukasının kaldırılması'na yönelik oylamalarda Türkiye'nin Küba'yı her zaman kararlılıkla desteklediğini hatırlatan Büyükelçi Palacios, iki ülke arasındaki ilişkilerin sadece siyasi düzeyde kalmadığını belirterek, 'Geçen yıl Küba'yı vuran şiddetli kasırga felaketlerinin ardından Türk hükümetinden çok önemli miktarda tıbbi ekipman ve ilaç bağışı aldık. İki ülke arasında, özellikle tarım alanında kendini çok güçlü bir şekilde hissettiren bir iş birliği, ortak iş yapma ve üretim iradesi mevcuttur' diye konuştu.
'ABD TARAFINDAN ÜÇÜNCÜ ÜLKELERE YÖNELİK TEHDİTLER ULUSLARARASI HUKUKUN İHLALİDİR'
ABD'nin sadece Küba'yı hedef almadığını, aynı zamanda Küba ile ticari ilişkilerini sürdüren üçüncü ülkeleri ve şirketleri de baskı altına almaya çalıştığını belirten Palacios, Meksika merkezli petrol şirketi Pemex örneğini vererek, 'ABD'nin bu adımları, özgür ticaret ilkelerini ve uluslararası hukuku açıkça ihlal etmektedir. Egemen bir devletin diğer devletlerle serbestçe ticaret yapma hakkını elinden alamazsınız. Bu doğrudan devletlerin egemenlik haklarına bir saldırıdır. Bu küresel tehditler ve baskılar nedeniyle, ocak ayından bu yana adaya dışarıdan sadece bir kez petrol teslimatı yapılabildi' ifadelerini kaydetti.
'Rusya'dan gelen bir gemi tarafından gerçekleştirilen bu tek petrol teslimatının Küba'ya yaklaşık 15 günlük düzenli bir elektrik üretimi sağladığını ve ülkedeki karamsar tabloyu geçici de olsa değiştirdiğini' aktaran Palacios, 'ancak bu tür tek seferlik yardımların yapısal kriz için tek başına yeterli bir çözüm olamayacağını' ifade etti.
ABD İLE İLİŞKİLERDE KIRMIZI ÇİZGİ: EGEMENLİK VE KARŞILIKLI SAYGI
Küba'nın ABD ile olan ilişkileri normalleştirme ve ablukanın kaldırılmasına yönelik diyalog arayışları hakkındaki soruyu yanıtlayan Büyükelçi, 'Küba'nın her zaman komşularıyla iyi ilişkiler geliştirme politikasını savunduğunu' dile getirdi. 'Küba'nın bir barış ülkesi olduğunun' altını çizen Palacios, 'ülkenin ne ABD ne de bir başka ülke için hiçbir zaman bir ulusal güvenlik tehdidi oluşturmadığını ve tarih boyunca hiçbir ülkeye saldırmadığını' vurguladı.
İki ülke arasındaki çelişkilerin ve görüş ayrılıklarının ancak diyalog yoluyla çözülebileceğine inandıklarını belirten Büyükelçi, iş birliği yapılabilecek alanları şöyle sıraladı:
'Göç yönetimi, kültürel aktiviteler, akademik çalışmalar ve spor gibi her iki ülkenin de ortak çıkarlarına hizmet edebilecek, normal bir ilişki zemininde yürütülebilecek pek çok alan mevcuttur. Küba, ABD'den gelecek yatırımlara ve iş ilişkilerine karşı hiçbir zaman olumsuz bir pozisyon almamış, kapılarını kapatmamıştır. Ancak takdir edersiniz ki bu süreçler her zaman maksimum ihtiyat, gizlilik ve oldukça karmaşık diplomatik yapılar içinde yürütülmektedir.'
Görüşmelerin yürütülmesi için Küba'nın taviz veremeyeceği temel ilkeleri, 'karşılıklı saygı, egemenliğin korunması ve uluslararası hukuk ilkelerine bağlılık' olarak açıklayan Palacios, 'bu pozisyonun asla değişmeyeceğini, yürütülecek hiçbir diyaloğun Küba'daki mevcut siyasal sistemin sorgulanmasına, ülkenin bağımsızlığına, egemenliğine ve toprak bütünlüğünün tehdit edilmesine yol açamayacağını' ifade etti.
ABD'NİN KÜBA ÜZERİNDEKİ ÜÇ OLASI SENARYOSU
Büyükelçi Palacios, ABD hükümeti ve bazı Amerikan siyasi figürlerinin Küba'ya yönelik retoriklerinde ve stratejilerinde üç olası senaryoyu masada tuttuklarını iddia etti. Bu senaryoları detaylandıran Büyükelçi, şu ifadeleri kullandı:
'Birinci senaryo (Ekonomik çöküş ve müdahale): Küba ekonomisini ticari, ekonomik ve finansal abluka yoluyla tamamen çökertecek zalimce ve kriminal bir baskı uygulamak. Bu yolla ülkede toplumsal bir patlama yaratarak, ABD'nin tırnak içinde 'insani yardım veya insani müdahale' kisvesi altında adaya askeri ya da siyasi müdahalede bulunmasının önünü açmak.
İkinci senaryo (Siyasi sistemi değiştirmek): Baskıları ve yaptırımları katlayarak artırmak suretiyle Küba hükümetini taviz verecek bir konuma getirmek. Bunun sonucunda Küba ekonomisinin kontrolünü ABD ellerine devretmek ve dolaylı olarak Küba'daki siyasal sistemi değiştirmek.
Üçüncü senaryo (Çatışma): Hiçbir lüzumu yokken hem Amerika Birleşik Devletleri vatandaşlarının ve gençlerinin hem de Kübalıların hayatını kaybetmesine yol açacak askeri bir gerilim veya sıcak çatışma ortamını tetiklemek.'
Palacios, 'üçüncü senaryonun kesinlikle kaçınmak ve uzak durmak istedikleri bir ihtimal olduğunu' vurguladı.
'KÜBA BİR BARIŞ VE DAYANIŞMA ÜLKESİDİR'
Küba'nın küresel barışa sunduğu katkılardan örnekler veren Palacios, 'Yaklaşık 1500 yıllık bir ayrılığın ardından, Katolik dünyasının ruhani lideri Papa Fransuva ile Rus Ortodoks Kilisesi Lideri Patrik Kirill'in tarihte ilk kez Küba'da bir araya gelerek, tarihi bir görüşme gerçekleştirdiğini' hatırlattı. Büyükelçi Palacios, 'Kolombiya'daki iç çatışmaları sonlandıran barış sürecine Küba'nın ev sahipliği yaptığını ve Latin Amerika'nın bir barış bölgesi ilan edildiği uluslararası zirvenin de yine Küba'da yapıldığını' belirtti.
'Küba'nın dayanışma karakterinin sadece diplomasiyle sınırlı olmadığını, insani yardımlarla da öne çıktığını' söyleyen Palacios, 'Küba, az gelişmiş ve çok ciddi sağlık sorunlarıyla yüzleşen onlarca ülkeye kendi yetiştirdiği binlerce doktoru göndermiştir. Aynı şekilde, aralarında ABD'li öğrencilerin de bulunduğu, Üçüncü Dünya ülkelerinden gelen binlerce genç Küba devletinin sağladığı karşılıksız burslarla adada tıp ve üniversite eğitimi görmüştür. Küba, defalarca bir barış ve dayanışma ülkesi olduğunu kanıtlamıştır' dedi.
Büyükelçi, 'tüm bu barışçıl yapıya rağmen, ülkenin bir çatışma senaryosuna itilmesi durumunda bağımsızlıklarını, egemenliklerini ve toprak bütünlüklerini sonuna kadar savunacaklarını' belirtti. 'Küba'nın askeri doktrininin 'Topyekün Halk Savaşı' olduğunu' açıklayan Palacios, 'bu doktrinin tamamen savunma amaçlı bir yapıya sahip olduğunu ve tüm halkın sadece kendi vatanının bağımsızlığı için savaşmasını öngördüğünü, bu yüzden hiçbir komşu ülke için tehdit veya kuşku unsuru taşımaması gerektiğini' ifade etti.
'RAUL CASTRO'YA YÖNELİK SUÇLAMALAR TAMAMEN UYDURMADIR'
'Konuşmasının son bölümünde Küba'nın başka hiçbir ülkeyle kıyaslanamayacak kadar köklü bir direniş geleneğine sahip olduğunu' belirten Palacios, 'halkın en iyi evlatlarını kaybetmek pahasına yüzyıllardır bağımsızlığı için savaştığını' söyledi. 'Son dönemde ABD anlatısına yeni giren bir iddiaya dikkati çeken' Büyükelçi, 'Küba Devrimi'nin lideri ve Ordu Generali Raul Castro Ruz'a yönelik ortaya atılan suçlamaları eleştirerek, şunları söyledi:
'ABD hükümeti, ordu generalimiz Raul Castro'yu uydurma suçlarla yargılamak ve bunu uluslararası kamuoyunda meşrulaştırmak istiyor. Bu suçlama, yaklaşık 30 yıl önce düşen, ABD menşeili ve Küba hava sahasını defalarca izinsiz olarak ihlal etmiş terörist bir uçağa dayanmaktadır. Söz konusu uçuş ne ABD havacılık kurumları ne de Küba tarafından onaylanmış bir uçuştu. Sivil havacılığı, yolcuları ve uçuş güvenliğini açıkça tehlikeye atan bu uçağın uçuş izinleri zaten bizzat ABD tarafından iptal edilmişti.'
'Dünyada kendi bağımsızlığının, egemenliğinin zarar görmesine, hava sahasının, karasularının veya topraklarının izinsiz ihlal edilmesine göz yumacak hiçbir devletin bulunmadığını' vurgulayan Büyükelçi Palacios, 'Küba'nın bu ihlallere karşı her zaman vatanını savunacağını' ifade etti.
'General Raul Castro'nun hayatının bu bağımsızlık mücadelesinin en somut teyidi olduğunu belirten' Palacios, 'Castro'nun Moncada Kışlası baskınını gerçekleştiren ilk ekipte yer aldığını, Granma yatıyla adaya çıkan devrimci liderliğin öncülerinden biri olduğunu ve hayatı boyunca ülkesinin egemenliğini korumak için canını feda etmeye hazır olduğunu, bu kararlılığının bugün de aynen devam ettiğini' belirtereki sözlerini tamamladı.



