Merkez Bankası ve Merkez Bankacılığı: Kar ve Zararı

Kamuoyunda ne zaman Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) bir bilanço açıklasa, sığ bir tartışma iklimi manşetleri esir alıyor: "Merkez Bankası kâr mı etti, zarar mı?" İlk bakışta son derece rasyonel görünen bu soru, aslında modern iktisat doktrinine dair en temel yanılgılarımızdan birini, bir tür "muhasebe miyopluğunu" ele veriyor.

Değerli okurlarımız, bir önceki yazımda “Merkez Bankası nedir, ne değildir?” sorusu üzerinden alternatif bir iktisadi çerçeve sunmaya çalışmıştım. Bu yazıda ise o çerçevenin en çok yanlış anlaşılan başlıklarından birine, Merkez Bankası’nın kâr ve zarar meselesine odaklanacağım.
Manşetlerin Ötesine Bakmak
Kamuoyunda ne zaman Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) bir bilanço açıklasa, sığ bir tartışma iklimi manşetleri esir alıyor: "Merkez Bankası kâr mı etti, zarar mı?" İlk bakışta son derece rasyonel görünen bu soru, aslında modern iktisat doktrinine dair en temel yanılgılarımızdan birini, bir tür "muhasebe miyopluğunu" ele veriyor. Merkez Bankası'nı mahalledeki bir bakkal dükkânı, bir anonim şirket ya da kâr peşinde koşan bir holding gibi görme eğilimi, kurumsal işleyişin özünü ıskalamamıza neden oluyor. Bu yazımda, rakamların soğuk yüzeyinden sıyrılıp, bu "zararın’’ aslında ekonomik sistemin devamlılığı için neden hayati bir yakıt olduğunu ve neden bu bakış açısını temelinden sarsmamız gerektiğini anlatmak için kaleme alındı.
Yanılgı: Merkez Bankası Bir "Şirket" Değildir
En büyük ve en köklü hata, Merkez Bankası’nı veya kamu bütçesini "şirket mantığıyla" değerlendirme refleksidir. Ticari bir bankanın veya özel sektör firmasının varlık sebebi kâr maksimizasyonudur. Ancak bir Merkez Bankası için başarı kıstası, bilançosunun altındaki "net dönem kârı" satırı değildir.
Merkez Bankası, doğası gereği kamusal fayda maksimizasyonu gütmek zorundadır. Onu ticari bir banka ile aynı teraziye koymak, devletin para yaratma gücünü ve bu gücün makroekonomik istikrar için kullanımını tamamen yanlış anlamaktır. Bir şirket özkaynaklarını büyüttüğü sürece başarılıdır; oysa bir Merkez Bankası, ekonomik mekanizmanın dişlilerinin dönmesini sağlamak için kendi bilançosunu "feda" edebilir.
Paradoksal Gerçek: Bir Kurumun Zararı, Bir Ekonominin Nefesi
İktisadi literatürün ana akım dışı, ancak gerçeğe daha yakın duran perspektifinden bakıldığında, ilk başta sarsıcı görünen şu tespiti yapmamız gerekir: "Bir merkez bankasının zararı, çoğu zaman ekonominin kazancıdır." Bu ifade bir paradoks değil, merkez bankacılığının varlık nedenidir. Kriz dönemlerinde veya ekonomik daralmalarda Merkez Bankası piyasaya likidite enjeksiyonu yapar, bankacılık sistemini ayakta tutar ve sistemin tıkanan damarlarını açar. Bu süreçte bilançoda "zarar" yazılması kaçınılmazdır; çünkü bu rakam, aslında ekonominin geneline aktarılan kaynağın, yani "nefesin" muhasebe kayıtlarındaki karşılığıdır. Burada bir analoji yapmak sanırım bu durumu daha basit haliyle anlamamızda bize yardımcı olacaktır, bu analojiyi itfaiye teşkilatı üzerinden yapmayı seçtim sanırım yangınları ekonomik dinamikler itfaiyeyi de merkez bankası olarak görmek mevcut makroekonomik dinamiklerde daha anlamlı olacaktır. İtfaiye teşkilatı analojisini derinleştirelim: Bir itfaiye teşkilatını, büyük bir yangını söndürürken "çok fazla su harcadığı" için eleştirebilir misiniz? Eğer itfaiye müdürü, "su faturamız çok yükselmesin" diyerek depoyu dolu tutup kentin kül olmasına seyirci kalsaydı, asıl büyük başarısızlığı o zaman sergilemiş olurdu değil mi veya görevini asıl o zaman yerine getiremezdi. Merkez Bankası için de durum aynıdır: Şehir (ekonomi) yanarken su tasarrufu (bilanço kârı) peşinde koşmak, kurumsal bir sorundur.
Sarsılmaz Güç: Kendi Parasında İflas Etmeyen Kurum
Klasik finansal analizlerin içine düştüğü en büyük tuzak, "iflas" kavramıdır. Herhangi bir ticari aktör borçlarını ödeyemediğinde iflas eder; ancak para ihraç eden bir kurum için bu durum teknik olarak imkansızdır.
"Parayı ihraç eden bir kurum, kendi parasında iflas etmez."
Merkez Bankası, sistemdeki paranın yegâne kaynağıdır. Diğer tüm ekonomik aktörler parayı "kazanmak" zorundayken, Merkez Bankası parayı "yaratma" gücüne sahiptir. Bu teknik üstünlük, kurumun bilançosunu klasik anlamda yorumlanamaz kılar. Zarar, bu kurum için bir "bitiş" değil, sadece bir politika uygulama maliyetidir.
Kritik Soru: Bu Zarar Kimin İçin Yazıldı?
Burada sormamız gereken asıl soru zararın miktarından ziyade, bu zararın hangi "politika setinin" sonucu olduğudur. Nitekim TCMB tarafından açıklanan son zarar rakamları da basit bir bilanço kazası değil, bilinçli bir ekonomik tercihin aynadaki yansımasıdır. Önemli olan bu maliyetin toplumsal karşılığıdır:
Üretim Odaklı Bir Yatırım Olarak Zarar: Eğer bu kaynaklar üretimi tetiklemek, istihdamı korumak, sanayi ve tarımı ayağa kaldırmak için kullanılmışsa; bu durum bir "zarar" değil, geleceğe yapılmış yüksek getirili bir "yatırım"dır.
Bir Politika Sorunu Olarak Zarar: Eğer bu bilanço tahribatı sadece finansal spekülasyonu beslemek, varlık fiyatlarını (konut ve borsa gibi) suni şekilde şişirmek ve gelir adaletsizliğini derinleştirmek pahasına oluşmuşsa; işte o zaman ortada ciddi bir başarısızlık ve yanlış paradigma seçimi var demektir. Mesele, paranın varlığı değil, o paranın hangi sınıflara ve hangi ekonomik amaçlara doğru aktığıdır. Ancak şunu da belirtmek gerekir ki bugün TCMB tarafından açıklanan zarar politik tercihlerin bir sonucudur, zira her gecen gün vatandaşın cebindeki paranın değeri erimekte, pazar filesinin ağırlığı azalmaktadır.
Gerçek Bilançoyu Toplumun Refahı Belirler
Merkez Bankası’nın rolünü sadece dar bir fiyat istikrarı tanımına hapseden ortodox yaklaşım miadını doldurmuştur. Özellikle bizim gibi gelişmekte olan ülkelerde bu kurum; finansal istikrarın ötesinde, üretim odaklı kalkınmanın motoru olarak konumlanmalıdır. Günün sonunda, entelektüel dürüstlükle şu soruyu sormalıyız: Sizin için daha değerli olan nedir? Muhasebe kayıtlarında kâr eden ama sanayisi durmuş, halkı yoksullaşmış bir ülkenin bankası mı; yoksa zarar yazma pahasına üretimi, istihdamı ve toplumsal refahı ayakta tutan bir ekonomik irade mi?
Rakamlar yalan söylemez ama rakamlar her zaman gerçeğin tamamını da anlatmaz. Unutulmamalıdır ki; Merkez Bankası’nın gerçek "kârı", toplumun refahıdır.