(TBMM) - CHP Grup Başkanvekili Murat Emir, 'İzmit Belediye Başkanımız Fatma Kaplan Hürriyet, 2019'da 'Alınmaz' dedikleri İzmit'i aldı, 2024'te oy farkını iki buçuk kat arttırdı. Son derece başarılı. Bu ülkede sadece CHP'liler mi suç işleme isnadıyla karşı karşıya. Yok mudur şüpheleneceğiniz bir tane AKP'li belediye başkanı? Bu, düşman hukukudur; bu ikili hukuk demektir. Bu CHP'li belediyelere karşı yapılan 'Ya bize katıl ya da hapse atıl' siyasetinin görünür halidir' dedi. Murat Emir, 'çerçeve yasa' ile ilgili yarın siyasi partileri ziyaret turuna başlayacak TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş'un 'genel başkanlarına dönük olarak şu ana kadar bir randevu talebi olmadığını' belirtti. 

CHP Grup Başkanvekili Murat Emir, TBMM'de düzenlediği basın toplantısında gündemdeki konulara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Emir, Kıbrıs Barış Harekatı'nın 52'nci yıl dönümüne değindi ve 11'nci yılında Suruç Katliamı'nda hayatını kaybeden 33 vatandaşı andı.

Ankara'da iki hafta önce düzenlenen NATO Zirvesi nedeniyle yapılan gözaltıları ve tutuklamaları hatırlatan Murat Emir, şöyle konuştu:

' 'NATO toplantısı yapacağız' diye liderlerin geçeceği yolları göstermelik olarak yaptılar. Yoksulluğu göstermeyelim diye brandalar astılar, vatandaşlara da sokakları adeta OHAL uygulaması veya sıkıyönetim varmışçasına yasak ettiler, parkları yasakladılar. O arada da kendilerince muhtemel suç işleyebilecekler, potansiyel suçlu olabilecek kişileri gözaltına aldılar. Hala 200'ün üzerinde vatandaşımız cezaevinde. Suçları ne? Belli değil. 'NATO toplantıları sırasında protesto gösterisi yapabilirsin' diye gözaltına alındılar. Sincan Cezaevi'ne gidiyoruz. Tıka basa dolu. Yüksek güvenlikli cezaevi tıka basa dolu. Aldıkları kişiler TEMA Vakfı gönüllüleri var. 60-80 yaş arasında. Tek suçları madencilerle bir petrol istasyonunda çay içmiş olmak. 70-72 yaşındaki vatandaşa, 'Silahlı terör örgütü üyesi misin' diye soruluyor. 60 yaşındaki vatandaşa, 'Silah eğitimi aldın mı' diye soruluyor. 90 yaşındaki Alzheimer hastası annesine bakması gereken bir vatandaşımız 65 yaşında. O da şu anda hala tutuklu. Yeter. NATO bitti. NATO'dan artık ne kadar makyajlayabildiyseniz, Türkiye'yi demir yumrukla yönettiğinizi NATO liderlerine gösterdiniz. Hiçbir NATO ülkesi liderinin aklına gelmeyen sıkıyönetim uygulamalarını, sokaklardan vatandaşları men etme uygulamasını, parkları kapatmayı, önden gözaltıları kimse yapamamıştı. Siz yaptınız ama yeter. Bitirin bu zulmü. Bu 200 vatandaş hala niye tutuklu, ne için bekletiyorsunuz, suçları ne?'

İZMİT BELEDİYESİ'NE OPERASYON TEPKİSİ

Murat Emir İzmit Belediyesine bu sabah yapılan operasyona ilişkin şu değerlendirmede bulundu:

'Her gün yeni bir hukuksuzluk, CHP'li belediyelere yeni bir saldırı, hukuk görüsü altında. Bugün de İzmit ile uyandık. Her gün yeni bir operasyon. İzmit Belediye Başkanımız Fatma Kaplan Hürriyet, bizim üç dönem burada milletvekilliği yapan, güvendiğimiz, son derece başarılı bir belediye başkanı arkadaşımız. 2019'da 'Alınmaz' dedikleri İzmit'i aldı, 2024'te oy farkını iki buçuk kat arttırdı. Son derece başarılı. Sosyal politikalarla, sosyal desteklerle, beslenme saatleriyle, kent lokantalarıyla ve tertemiz siyasetiyle, tertemiz yerel yönetim anlayışıyla herkese örnek. Buradan sormak istiyorum: Hiçbir AKP'li belediye başkanına bir sabah vakti, bir usulsüzlük iddiasıyla operasyon yapmak, 20-30 kişiyi toplamak, gözaltı yapmak, başkan dahil tutuklamak hiç aklınıza gelmiyor mu? Bu ülkede sadece CHP'liler mi suç işleme isnadıyla karşı karşıya. Yanlış anlaşılmasın, biz 'CHP'liler incelenmesin, denetlenmesin, yargılanmasın' demiyoruz. Ama 'Acaba burada bir yolsuzluk var mı? Acaba suç işlenmiş midir' diye düşünen vatandaşımıza şu soruyu sormak istiyoruz: Bu ülkede sadece CHP'li belediyelere mi operasyon yapılır? Yok mudur şüpheleneceğiniz bir tane AKP'li belediye başkanı? Evet, rakamlara bakarsanız rakamlarda kim soruşturmaların adı geçiyor. Ama o soruşturmalar gerçek soruşturmalar olmadığı gibi, meselenin üstünü örtmek için kullanılıyor. Soruyoruz: Bütün CHP'li belediyeler peşinen suçlu, sırası geldikçe sabah operasyonlarıyla, şafak operasyonlarıyla gözaltına alırsınız. Ama hiçbir AKP'li belediye hakkında en ufak bir tereddütünüz yok, en ufak bir incelemeniz yok, en ufak bir operasyonunuz, aramanız, gözaltınız yok. Bu düşman hukukudur, bu ikili hukuk demektir. Bu CHP'li belediyelere karşı yapılan 'Ya bize katıl ya da hapse atıl' siyasetinin görünür halidir.

MUSTAFA BOZBEY'İN DURUŞMASI

Aynı uygulamanın Bursa'da da yapıldığını söyleyen Emir, 'Mustafa Bozbey Başkan'a 'Geçti, geçiyor, geçecek' dediler. Mustafa Bozbey Başkan geçmeyince yine bir sabah vakti aldılar. Bugün duruşması vardı. Bu duruşmaları da hukuka uygun dahi yapmıyorlar. Hukuk usullerine dahi uyma gereği duymuyorlar. Çünkü Türkiye'de artık hukuk bitmiştir. İkili bir hukuk vardır. CHP'li belediye başkanlarına düşman hukuku uygulanmaktadır. Ve Mustafa Bozbey'in yargılanması, milletvekillerinin dahi gözünden kaçırılmaktadır. Oysa ceza yargılamaları aleni olur. Herkes izler. Hani diyordunuz ya 'Bunlar birbirlerinin gözünün içine bakamayacaklar.' Hani Devlet Bahçeli de diyordu ya 'İstanbul yargılamaları televizyonda yayınlansın.' Neredesiniz? Defalarca kanun teklifi verdik. Neredesiniz? Neyden kaçıyorsunuz? İmamoğlu'nun savunma yapmasına dahi izin vermediler. İmamoğlu'nu 14 ay cezaevinde tutuyorlar ama 14 saat savunma yapmasına katlanamadılar. Bırakın TRT'de yayınlamayı. Ve bugün Bursa Adliyesi'nde milletvekillerinin önünde, duruşmayı izleyemesinler diye barikat vardı. İşte Türkiye'nin geldiği hukuk. Bilsinler ki bu zorbalığa asla boyun eğmeyeceğiz' şeklinde konuştu.

HÜSEYİN CAN GÜNER'İ DİRENCİNİ KIRAMAYACAKLARI İÇİN KIRŞEHİR CEZAEVİ'NE GÖNDERDİLER

Çankaya Belediye Başkanı Hüseyin Can Güner'in de tutuklandığını hatırlatan Emir, sözlerini şöyle sürdürdü:

'Çankaya Belediye Başkanımız defalarca söyledik, toz zerresi kadar günahı yok, toz zerresi kadar suçu yok, toz zerresi kadar rüşvet yok, irtikap yok, ihaleye fesat yok. 'Sen bu ihaleyi neden iptal ettin?' Yapması gerekeni yapmış belediye bürokratları. Elbette başkanlığın bilgisi vardır- yoktur bilemem. Ama orada bakmışlar bir ihale var. İhale usule uygun alınmış gibi görünmekle birlikte yeterli kırım olmamış. Burada rekabet oluşmamış. Kamu zararı var. 'Tüyü bitmemiş yetimin hakkını korumak zorundayız' demişler. İptal etmişler. Yeni bir ihale yapılmış. Çok daha düşük ücretle yeni ihale oluşmuş, 4,5 milyar lira belediyenin kasasında kalmış. Bunun için belediye bürokratlarına madalya takılması gerekirken dönüyorlar, 'Sen bu ihaleyi niye iptal ettin?' Daha önce sormuşlar bunu. Mülkiye müfettişleri gelmiş, takdir etmişler. Sayıştay denetlemiş, takdir etmiş, 'Kamu zararı yok' demiş. Adli yargıya gitmişler. Danıştay, 'Usule uygundur. Yapılması gereken yapılmış' demiş. Yeter, düşün yakasından. Amaç ne? Amaç, CHP'li belediyeyi sindirmek. Yetmemiş, Hüseyin Can Güner'in, Emre Doğan'ın direncini kıramayacaklarını bildikleri için, partinin öz evladı olduğunu bildikleri için Kırşehir Cezaevi'ne sürgüne yolladılar. Ne yaparsanız yapın bizim arkadaşlarımız bu zulme boyun eğmeyecek. Hiçbirimiz bu haksızlıklara boyun eğmeyeceğiz ve bu yaptıklarınız hiçbirinizin yanında da kar kalmayacak' dedi.

'ŞİŞLİ KAYYUMU, BELEDİYE KAYNAKLARINI TARİKATA PEŞKEŞ ÇEKİYOR'

Murat Emir, 'Şişli Belediyesi'ne kayyum atanmıştı. Şişli kayyumu, belediye otobüslerini Adıyaman'daki Menzil  tarikatına gönderiyor, bununla da övünüyor. Şişli Belediyesi'nin kaynaklarını, otobüslerini Adıyaman'da bir tarikata peşkeş çekiyor ve bununla da aslında kayyumluktan çok daha fazlasını hak etmeye çalışıyor' şeklinde konuştu.

MUTLAK BUTLAN DOSYASI YARGITAY'DA

Murat Emir, CHP'ye mutlak butlan kararının ardından yapılan itirazla ilgili Yargıtay'dan karar çıkmamasına ilişkin, şu değerlendirmede bulundu:

'Biz bize karşı açılan mutlak butlan davasının bizim yerel seçimlerdeki zaferimizden sonra, yaklaşık kurultaydan bir buçuk yıl sonra açıldığının da altını çizerek siyasi bir kumpas davası olduğunu, CHP'nin yükselişini başka türlü durduramayacaklarını fark ettiklerini ve aynen cumhurbaşkanı adayımıza, belediye başkanlarımıza saldırdıkları gibi hukuk görüntüsü altında partimizin kurumsal kimliğine de saldırdıklarını söylemiştik. Hukuksuz, yetkisiz, görevsiz bir mahkeme, olmayan bir kanun maddesinden, uygulamayacak bir kavramı uydurdular. Amaç CHP'yi bir tartışmaya, bir çatışmaya, bir ayrışmaya sürüklemek ve bunun üzerinden kendi koltuklarını garanti altına almak. Biz her türlü hukuki mücadeleyi verdik. Hukuk çıkmayacağını bile bile verdik. Görevimizi yaptık. Görevimizin bir gereği olarak da BAM'da savunmalarımızı yaptık. BAM, kararı 56 gün kendi uhdesinde tutarken 'Gönder artık şu kararı. Yargıtay bu kararı bekliyor. Aylardır çalışıyorlar. Türkiye'nin en önemli davası bu. Oradaki hakimler son derece deneyimliler. Dosyayı zaten biliyorlar. Tedbir kararı hiçbir şekilde esas kararın yerine geçemez. Esas kararda talep edilen zaten Kemal Kılıçdaroğlu yönetiminin oraya tekrar gelmesi. Tedbiren sen bunu yaparsan tedbir esas karar yerine geçmiş olur. Böyle tedbir olmaz. Sırf bu açıdan bile bu hukuku yerle bir etmektir' dediğimizde beklediler.

Gülistan Doku soruşturması... Tunceli'de gözaltına alınan şüphelilerin jandarmadaki işlemleri sürüyor
Gülistan Doku soruşturması... Tunceli'de gözaltına alınan şüphelilerin jandarmadaki işlemleri sürüyor
İçeriği Görüntüle

'AMAÇ CHP'Yİ TARTIŞTIRMAK'

Adli tatile bir iş günü kala BAM'daki düğmeye bastılar ve dosya Yargıtay'a geldi. Yargıtay isteseydi bunu görüşebilirdi, bunu çok iyi biliyoruz. Ama onlar da Türkiye'de yaşıyorlar. BAM başkanının kimden aldığı cesaretle o dosyayı 56 gün tuttuğunu, o düğmeye basmamak için raporlar aldığını, ipe un serdiğini, bu cesareti kimden aldığını çok iyi bildikleri için ve oralara birebir bağlı oldukları için, Türkiye'de artık yargı bağımsızlığından, hakim teminatından, yargı tarafsızlığından, mahkemelerin hiçbir kurum ve kişiden talimat alamayacağı hükmünden bahsedemeyeceğimiz için onlar da çekindiler. Eylüle kaldı. Bitmez, eylülde de bitirmezler. Amaç, CHP'yi tartıştırmak, akşama kadar CHP'yi tartışacaklar. Akşama kadar 'Bölündüler, bölünüyorlar' diyecekler. Akşama kadar yalan senaryolar çizecekler. Ve bunun üzerinden de kendi bu kara düzenlerini yürütecekler. Biz buna izin vermeyeceğiz. Bu dava sürecinin hiçbir aşamasında hukukun kırıntısı dahi yoktur. Sonuna kadar bu süreçleri takip ederiz, sonuna kadar üstümüze düşeni yaparız ama oradan hukuk çıkmayacağını çok iyi öngörebiliriz. Bir gün o karar gelecek. Ama hepinizin de bildiği gibi geç gelen adalet, adalet olmayacak.'

Emir, açıklamalarının ardından basın mensuplarının sorularını yanıtladı. Emir, 'Özel'in son grup toplantısını yapacağı konuşuluyor. Yeni parti için kuruluş dilekçesi hangi tarihte verilecek' sorusuna, 'Bizden duymadığınız hiçbir şey gerçek değildir. Konuşmaya yetkili olanlar bellidir. Sayın Genel Başkanımız yarın olağan grup toplantısını yapacaktır. Ve olağan grup toplantısında da elbetteki süreçle ilgili kendi değerlendirmelerini yapacaktır. Ama önümüzde sizlerle paylaşacağımız bir tarih en azından bugün için söz konusu değildir' yanıtını verdi.

ÇERÇEVE YASA KONUSUNDA CHP'NİN POZİSYONU NE OLACAK

Emir 'CHP olarak 'Çerçeve Yasa' konusundaki pozisyonunuzu netleştirdiniz mi' sorusuna şu yanıtı verdi:

'Bizim pozisyonumuzu netleştirmemiz için o çerçeve yasanın içeriğinin netleşmesi gerekir. Çerçeve yasanın içeriğini bırakın, sahibinin kim olduğu dahi henüz belli değildir. Dolayısıyla kimin getirdiği, kimin hazırladığı, kimin kime verdiği, kimin kimle, nerede görüşeceği henüz belli olmayan bir çerçeve yasayla ilgili bizim bugünden yorum yapmamız akıl dışıdır, olanaklı değildir. Ama bizim pozisyonumuz ilk günkünün aynısıdır. Biz CHP olarak o gün geldiğinde, o günün koşullarındaki kimliğimizle ama bizler olarak Türkiye'de terörün kalıcı bir biçimde bitmesi için ve demokrasi için ve hukuk devleti için komisyona başlarken ne dediysek hala aynısını söylüyoruz. Tarihin doğru tarafında durmayı elbette ki öncelikliyoruz. Ama böylesine komisyon raporu yazarken 'Herkesi oturtalım, şeffaf olalım, açık olalım, herkesi bu işin bir paydaşı yapalım' diyen anlayışın bugün nerede, nasıl, kiminle, hangi içerikte görüştüğünü bilmediğimiz ve neler getireceğini öngöremediğimiz bir süreci bize dayatmasını da doğrusu en azından usul açısından doğru bulmayız. Umarım ki bu usul eksiklikleri tamamlanır. Bu saate kadar Sayın Meclis Başkanı'ndan Sayın Genel Başkanımıza dönük olarak bir randevu talebi olmamıştır. Ama şunun da altını çizmek isteriz: Elbetteki terörün kalıcı bir biçimde bitirilmesine dönük olarak vatandaşlarımızın vicdanının kabul edeceği, 86 milyonun içine sindireceği bir süreci elbetteki yaşama geçirmeliyiz. Ama komisyon raporumuzda ve komisyon sürecimizde ısrarla söylediğimiz gibi ve muhataplarımızın da kabul ettiği gibi demokratikleşmeyle ilgili, hukuk devletinin güçlendirilmesiyle ilgili gereken adımların eş zamanlı olarak atılacağına dönük orada herkes, tüm partiler kendini bağlamıştı. Dolayısıyla bu meseleye oradan da yaklaşılması lazım. Ama 'Hukuk devletini bırakın, her gün bir belediyeye operasyon yapalım, herkesi tutuklayalım, partinizi böylesine bir süreç içine sokalım, her türlü çelmeyi atalım. Ama bir yerlerle anlaştık. Hadi buyurun gelin.' Bunu tutarlı, demokrasiye ve barışa hizmet edecek bir tavır gibi de değerlendirmediğimizi ifade etmek isteriz.'

CHP'li Emir, 'Meclis Başkanı'ndan bugüne kadar görüşme teklifi gelmemesini nasıl değerlendiriyorsunuz' sorusunu ise şöyle yanıtladı:

'Biz bu komisyon raporunu yazdık. Komisyon raporunu bağladık. Hatta komisyonun son toplantısında da şu sözlerim olmuştu benim: 'Lafta ve rafta kalmasın.' Gerçekleşsin diye de her defasında ısrarla siyasi iktidara seslendik. Ama ondan sonrasında, biz bu sürecin bir yerinde değiliz. Dolayısıyla kim kiminle, ne zaman, nasıl görüşür, nasıl görüşmek ister? Bu konuda yorum yapamam. Kendilerine göre bir planlamaları vardır muhtemelen.'

'ARDAHAN VALİSİ'NİN GÖREVDEN ALINMASI ÜZÜCÜ VE HAKSIZ OLMUŞTUR'

Emir, geçtiğimiz günlerde bisiklet sürerken giydiği kıyafetle gündeme gelen Ardahan Valisi Mehmet Fatih Çiçekli'nin görevden alınmasını şöyle değerlendirdi:

'Ardahan Valisi'nin görevden alınması üzücü ve haksız olmuştur, umut kırıcı olmuştur. Bir valinin, hele Ardahan gibi Türkiye'nin az gelişmişlikte birinci, gençlerin umutsuz, sosyalleşmenin, sportif faaliyetlerin çok az olduğu bir şehrinde, o şehirde dikkat çekmek, o şehirde de spor yapılabileceğini göstermek, o şehirde de sosyalleşebileceğini göstermek, o şehre turist getirmek, o şehrin esnafı biraz ticaret yapabilsin diye uğraşmak bir valinin ilk görevidir. Vali bize göre bunu yapmıştır. Vali bisiklet sporu yaparken o sporun gerektirdiği kıyafeti giymiştir. Normal olan, olağan da budur. Türkiye Cumhuriyeti'nde çok vali gördük bunu yapabilen ve hala anıları bizimle. Recep Yazıcıoğlu, unutmadık. Cumhurbaşkanları gördük, başbakanlar gördük, zaman zaman yapılan işin doğasına uygun kıyafetler giyildiğini. Dolayısıyla haksızlık yapılmıştır. Umut kırıcı olmuştur. AKP iktidarı, aslında kendisine benzemeyen herkesi yok etmektedir, uzaklaştırmaktadır. Katı, soğuk, güya 'devlet ciddiyeti' adı altında sert, kendi kalıbının dışında kimsenin çıkmasını istemeyen, kendi dünya görüşünün dışındaki her tür kalıbı, spor kıyafeti dahi olsa reddeden bir anlayışa sahip.'

'MADONNA'YI İZLESELER TÜRKİYE'DE AHLAKİ ZAFİYET Mİ OLURDU'

CHP'li Emir, dün oynanan Dünya Kupası finalinde, TRT'nin devre arası şovunu yayımlanmamasına ilişkin ise şu değerlendirmede bulundu:

'Nitekim aslında Dünya Kupası arasında o ünlü sanatçıların konserlerinin yayınlanmaması da bu anlayışın bir devamı. Tüm dünya izleyecek Shakira'yı, Justin Bieber'ı. 'Ama Türkler izlemesin, Türk milleti izlemesin.' Niye? Ben Türk milletinin ferasetine, ahlakına sonuna kadar kefilim. Siz değil misiniz Türkiye'yi yönetenler? Yani orada Madonna'yı izleseler Türkiye'de bir ahlaki zafiyet mi olurdu? Bu neyin utancı, neyden kaçıyorsunuz, neyi saklıyorsunuz? İnsanlar azıcık konser dinlesinler, birkaç şarkı dinlesinler, bir şov görsünler. Tüm dünya izliyor zaten. 'Hayır. AKP gibi, Recep Tayyip Erdoğan gibi düşüneceksiniz. Onun gibi giyineceksiniz, onun gibi görev yapacaksınız. Onun güldüğü şeye güleceksiniz, onun dinlediği şarkıyı dinleyeceksiniz, onun beğendiği şarkıcıyı izleyeceksiniz.' İşte Türkiye bu kalıba sokulmaya çalışılmaktadır. Türkiye bir tek adam rejiminin içerisindedir ve o tek adam rejimi hayatın her alanını kapsamaktadır.'

Kaynak: ANKA