(TBMM) - CHP Grup Başkanvekili Murat Emir, 'CHP'nin bölündüğü' eleştirilerine ilişkin, 'Millet bizimledir. Polis kalkanı, gaz ve AKP yargısı onlarladır. Saray kaybedecek, millet kazanacak. Biz milletimizleyiz. Milletimizin beklentisine cevap veriyoruz. Bu bölmek değildir' dedi.
Emir, TBMM'de basın toplantısı düzenledi. Konuşmasına, Ankara'da helikopter düşmesi sonucu şehit olan Emekli Albay Yasa Özden Bakkal için başsağlığı, yaralanan Binbaşı Bilgehan Kurtoğlu'na şifa dileyerek başlayan Emir, 'Yalova'daki askeri eğitim kampında sıcağa bağlı dehidrasyon, yani aşırı sıvı kaybına bağlı bir ölüm gerçekleşti. Bir şehidimiz var. Hazırlık sınıfı öğrencimiz Veli Bilgin'in şehit olduğunu öğrendik. Yine orada da hastanede tedavi altında olan yavrularımız var' dedi.
Emir, buna benzer bir olayın geçen yıl Hatay'da yaşandığını anımsatarak, 'Bunların eğitim zayiatı diye geçiştirilmesi, şeffaf bir süreç yürütülmemesi, sorumluların açıkça araştırılmaması ve bu tip olayların üzerine kararlılıkla gidilmemesi, acaba üstünü örtebilir miyiz kaygılarına düşülmesi maalesef bir sonraki elim ölümü de elim yaralanmaları da hazırlamış oluyor. Eğer dün Hatay'da gerçekleşen ölümlere, şehit olma vakalarına olması gerektiği gibi yaklaşılabilseydi belki dünkü şehidimiz olmayacaktı. Bu nedenle çok titiz bir araştırma yapılmasını, sorumluların sonuna kadar bulunarak cezalandırılmasını milletimiz adına talep ediyoruz' ifadelerini kullandı.
'ALİCAN ULUDAĞ GAZETECİDİR'
DİSK kurucularından Kemal Türkler'i katledilişinin 46'ıncı yılı nedeniyle anan Emir, gazeteci Alican Uludağ'ın gözaltına alınmasına da değindi. Uludağ'ın Türk Ceza Kanunu'nun 301 ve 217'nci maddeleri kapsamında gözaltına alındığını belirten Emir, şöyle konuştu:
'Bunların Alican Uludağ tarafından işlenmiş olma olasılığı dahi yoktur. Alican Uludağ gazetecidir. Gazeteci haberleştirir, korkusuzca haberini yazar, yorumlar, paylaşım yapar. Türkiye'de şu yargı düzenini, bu yargının geldiği pespayeliği, yargının bir sopa olarak kullanılışını, siyasi iktidarın yargı üzerinden koltuğunu koruma çabasını görmeyen, bilmeyen, duymayan, yazmayan kaldı mı? Burada amaç Alican Uludağ ve onun nezdinde gazeteciliğe, bağımsız gazeteciliğe ayar vermek, sınır çizmek, becerebilirlerse terbiye etmek ve yapabilirlerse susturmaktır.
Alican Uludağ'ı susturamayacaklarını anlamış olmaları gerekir. Daha şubat ayında alelacele tutukladılar. Ankara'da tutuklanması, Ankara'da yargılanması gerekirken İstanbul'a götürdüler. Terörle Mücadele Şubesi aldı. Karıştırdılar, aradılar, taradılar, 22 paylaşımını buldular. Bu 22 paylaşımdan halkı yanıltıcı bilgi edinerek yayma, Cumhurbaşkanı'na hakaret, bir sürü suç uydurmaya çalıştılar. Amaç Alican Uludağ'ı Silivri'de tutalım, eziyet edelim, özgürlüğünü kısıtlayalım, çoluğundan çocuğundan koparalım ve ibretialem olarak da herkese gösterelim ki Türkiye'de bağımsız gazetecilik artık yapılamaz diyelim. Korku salalım dediler. Başaramadılar. 90 gün hapis yattı. Tahliye edildi ve bugün yine alındı.
Alican Uludağ ve onun gibi gazeteci arkadaşlarımız her şeye rağmen, her tür korku salmaya rağmen, her tür baskıya, zorbalığa rağmen asla boyun eğmeyecekler ve bu mücadeleyi elbette hep birlikte özgür basında, özgür kalabilen basında ve maalesef böylesine ağır bedeller ödemek durumunda kalan arkadaşlarımızla hep birlikte götüreceğiz.'
'TAM ÇETE İŞİ. KİM BU ÇETENİN SAHİBİ?'
'Devlet çetelere teslim edilmiş durumda' diyen Emir, Tunceli Valisi Tuncay Sonel'in yazışmalarından bahsetti. Emir, 'Yazışmalarından anlıyoruz ki bir polis memuru ile beraber kendisi hakkında bir paylaşım yaptı diye bir vatandaşın evine böcek yerleştiriyorlar. O böcekten bilgiler alıyorlar, haberler alıyorlar, dinliyorlar, yetmiyor bu kişiyi gözaltına alıyorlar, ters kelepçe yapıyorlar, darbediyorlar, sokağın ortasına atıyorlar, resmini çekiyorlar ve valiye gönderiyorlar. Tam çete işi. Hukuk devletinde bunların hiçbiri olmaz' diye konuştu.
Emir, aynı konuya ilişkin şu ifadeleri kullandı:
'Kim bu çetenin sahibi? Süleyman Soylu mu? Bu vali biliyorsunuz Gülistan Doku cinayetini karartmaktan, sanıkları korumaktan şu anda tutuklu. Ve yıllarca ailenin ısrarlı takibine rağmen kamuoyunun, valinin ve valinin oğlunun bu cinayete karıştığını açıkça ifade etmesine rağmen Gülistan Doku'yu olmayacak yerlerde aradılar. Delilleri kararttılar. Soruşturmayı tavsattılar ve sonrasında bakıyorsunuz kendi korudukları oğlu ve kendisinin içinde olduğu ortaya çıktı. Şu anda yargılanıyorlar. Ve bu kişinin Tunceli'de ve daha önce görev yaptığı yerlerde muhtemelen ki bir çete gibi görev yaptığını da bugün sızdıranlar var.'
Emir, Ankara'daki NATO Zirvesi öncesinde gözaltına alınanlara değindi. Gözaltına alınanlardan bazılarının tahliye edildiğini öğrendiklerini dile getiren Emir, 'Mutlu olduk. Hiç olmaması gerekirdi. Bu bedeller ödeniyor, bu ağır bedeller ödeniyor' diye konuştu.
'OLMAYAN HUKUKLA SİYASET DİZAYN EDİLMESİNİ KABUL ETMİYORUZ'
İzmit Belediyesi'ne yapılan operasyon için 'Muhtemel ki bir gizli tanık var. Somut delil yok' diyen Emir, İzmit'te Belediye Başkanı Fatma Kaplan Hürriyet, eşi ve 31 kişinin gözaltına alındığına işaret ederek, iddiaların bazı müteahhit şirketlerine ihale vermek ve ihaleye fesat karıştırma olduğunu dile getirdi. Emir, 'Biz bu düşman hukukunu, çifte hukuku ve hukuk üzerinden, güya hukuk üzerinden, olmayan hukukla siyaset dizayn edilmesini asla kabul etmiyoruz. Buna asla boyun eğmeyeceğiz. 86 milyonu tutuklayamayacaklarına göre eninde sonunda millet kazanacak' ifadelerini kullandı.
'UMUYORUZ, GENEL BAŞKANIMIZ ÖZGÜR ÖZEL YENİ PARTİNİN GENEL BAŞKANI SIFATIYLA MECLİS BAŞKANI İLE GÖRÜŞECEK'
Açıklamasının ardından Emir gazetecilerin sorularını yanıtladı. TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş'un dün CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile görüşmesi hatırlatılarak, 'Süreçle ilgili daha önce de komisyonda süreç koordinatörü sizdiniz. Numan Bey ile de herhalde bugün bir temasınız olmuş. Bize biraz bilgi verir misiniz? Sizinle Numan Bey nasıl görüşecek? Siz nasıl bir pozisyon alacaksınız' soruları üzerine şunları söyledi:
'Sayın Meclis Başkanı ile benim talebim üzerine görüştük. Kendisine kabuller için teşekkür ettik. Özellikle son haftalarda Meclis'in olağan yıllık çalışmaya ara verme döneminin başındayken, son kalan işlerin nasıl yapılacağına dönük olarak, Meclis'in çalışma takvimi başta olmak üzere kimi konularda kendisinin görüşlerine başvurduk. Kendi görüşlerimizi ifade etme olanağı bulduk.
O arada tabii bu çözüm süreci ile ilgili bir çerçeve yasanın hazırlığının olduğunu kendisi de ifade etti. Bu süreçte şu ana kadar kendisi parti genel başkanları ile görüştü. Bilindiği gibi maalesef bir butlan kararıyla partimizin genel başkanlığı gasbedilmiş durumdadır. Fiilen sarayın işgali altındadır. Sayın Genel Başkanımız, seçilmiş Genel Başkanımız Özgür Özel'in şu andaki sıfatı CHP Grup Başkanı'dır. Dolayısıyla Sayın Meclis Başkanı'nın Sayın Genel Başkanımız Özgür Özel ile Grup Başkanı sıfatı ile görüşmesinin hangi şartlarda olabileceği üzerine bir değerlendirme yaptık. Umuyoruz ki, Sayın Genel Başkanımız Özgür Özel çok kısa bir zaman içerisinde yeni kurulacak partinin Genel Başkanı olacak ve o sıfatla da Sayın Meclis Başkanı ile bu süreçle ilgili görüşme planlanacak.'
'ÇERÇEVE YASA ÇOK GECİKTİ'
Emir, TBMM tatile girmeden önce çerçeve yasanın çıkması konusunda partiler arası mutabakat olup olmadığı sorusunu şöyle yanıtladı:
'Çerçeve yasanın çok geciktiği kanaatindeyiz. Ama çerçeve yasanın çerçevesinin elbette ki Türkiye'de toplumsal barış olması gerektiği ama aynı zamanda demokratikleşme ve yaşadığımız bu ağır hukuksuzluklara dönük de kimi düzeltmeleri, kimi düzeltici hukuki önermeleri içermesi gerektiği ortada. Biz bu nedenle bir bütün olarak bu çalışmaların geciktiği, hatta bilerek geciktirildiği kanaatindeyiz. Bugün ise böyle bir çalışmanın yapıldığı artık aşikar. Öteden beri ciddi, Türkiye'nin gerçekten ihtiyaç duyduğu böyle bir sorunda eğer belli bir olgunluğa gelirse hiç kimsenin tatil yapma lüksü olamayacağını, gelip Meclis'te görev yapmanın bizim açımızdan çok onurlu bir görev olacağını ifade ediyoruz.
Dolayısıyla eğer olgunlaştırılmış bir çerçeve yasa bizim beklentilerimize, komisyon raporumuzun çizdiği çerçeveye uygun bir çerçeve yasa olmak kaydıyla bu konuda çalışma yapılabilir. Ama bugüne kadar yapılan herhangi bir hazırlığın bir parçası olmadığımız gibi herhangi bir bilgimiz de yok. Bu nedenle biz samimiyetle, açıklıkla elimizi taşın altına koyarak kamuoyunu tatmin edecek, 86 milyonun vicdanını kanatmayacak ama Türkiye'de eş zamanlı olarak hem demokratikleşme ile ilgili hem yaşadığımız ağır adaletsizliklerle ilgili ve toplumsal barış ve terörün kalıcı olarak bitirilmesi ile ilgili bir çerçeve yasa görürsek elbette ki buna katkı vermeye de hazırız.'
'Alman Demokrat Sosyal Demokrat Parti'nin, Avrupa Sosyalist Partisi'nden CHP'nin ihracını talep edileceğine dair bir iddia var. Bu konuyla ilgili size ulaşan bilgi var mı' sorusu üzerine Emir, 'Şu anda bize ulaşmış bir bilgi yok. Uluslararası bir birlik olduğu için kendi içlerinde kimi prosedürleri işletmeleri beklenir. O süreci takip etmek gerekir' dedi.
'BUTLAN KARARININ SAHİBİ RECEP TAYYİP ERDOĞAN'DIR'
'CHP'yi bölmekle suçlandıkları' kimi açıklamalar anımsatılarak, 'Adli tatilin sonu beklenseydi partinin geri alınabileceğine dair eleştiri var kamuoyunda. Neden o tarihi beklemeyi tercih etmediniz?' sorusuna emir, şu yanıtı verdi:
'Aslında milletimiz her şeyi görüyor. Her şey, herkesin gözü önünde açıkça yaşanıyor. Ama kısaca bir kez daha ortaya koymak gerekirse, butlan kararının sahibi Recep Tayyip Erdoğan'dır. Butlan kararını Bölge Adliye Mahkemesi'nin vermediğini Türkiye'de herkes biliyor. Siyaset dizayn edilmek istenmektedir. CHP fiilen saraya bağlanmak istenmektedir. Şu anda CHP'de genel başkanlık makamı dahil olmak üzere genel merkez yönetimi, seçilmiş yönetim hukuksuzca, haksızca uzaklaştırılmış ve genel merkez fiili işgal altına alınmıştır. Bu herkesin gördüğü açık ve çıplak bir gerçekliktir. Tam da bu nedenle CHP'yi bölmek, parçalamak, bir tartışmanın içerisine itmek, becerebilirlerse uzun vadeli olarak cumhurbaşkanlığı seçiminde minderin dışına itmek amacıyla bu butlan kumpası sarayda tasarlanmış ve bulabildikleri aparatlarla yürütülen kirli bir oyundur.
Biz elbette ki her türlü hukuki hakkımızı aradık. Ama o mahkemelerden de hukuk çıkmayacağını bilecek kadar bu ülkenin gerçekliğini biliyoruz. Şöyle bir şey söylüyorlar, son derece saçma da gündeme getirmiş olalım. Madem mahkemelere güvenmiyorsunuz, niye mahkemeye gidiyorsunuz? Mahkemeye gitmek bir haktır. Aynı zamanda bir görevdir. Bir kişinin hakkını aramak için mahkemeye gitmesi için o mahkemeye sonuna kadar güveniyor olması gerekmez. Ama bunun o mahkemelerin adalet dağıtmadığını, saraya bağlı olduğunu, o mahkemelerin siyasi kararlar verdiğinin açıkça görülmesi, anlaşılması gerekir. Biz her zaman öteden beri mahkemelere gideriz. Ama oradan bir sonuç çıkmayacağını artık herkes anladı. Herkes gördü.
'BİZ YENİ YOLLA BİR UMUDU BÜYÜTÜYORUZ'
Yaslandıkları yer saray yargısıdır. Millet yok, meşruiyet yok, siyaset yok. Saray yargısını arkalarına almışlar, 'Her şeyi yaparız, bize bir şey olmaz, yargıdan istediğimiz karar çıkar, sizi de mahkeme kapılarında istediğimiz kadar bekletiriz', söylenen ve yapılan budur. Dolayısıyla bizim açımızdan artık milletimizin beklentisi üzere bu seçeneksizliğe, seçeneksiz bırakma çabalarına karşı milletimizi seçeneksiz bırakmamak, yeni bir yol açmaktır. Biz o yeni yolla bir umudu büyütüyoruz. Türkiye'de bu düzene razı olmayan, bu tek adam rejimine razı olmayan, yargı üzerinden siyaset dizaynına itiraz eden, bunca yolsuzluğa, talana, zorbalığa itiraz eden, tutuklamalar üzerinden siyasetçileri cezaevlerinde tutan düzene itiraz ediyoruz ve bu itirazı büyütüyoruz.
Eğitim hakkı için mücadele edenler, istihdam edilmek üzere mücadele eden öğretmenler, öğretmen adayları, 28 bin lira aylık açlık sınırının altında maaşa mahkum edilen asgari ücretliler, 10 milyonun üzeri gerçek işsizler, 3 bin 500 liralık zamma mahkum edilen, 23 bin 500 lira kök maaşa mahkum edilen emekliler adına yeni bir yol açıyoruz. Bu yolu milletimizle beraber yürüyoruz.
Görülmüştür ki, millet bizimledir. Polis kalkanı, gaz ve AKP yargısı onlarladır. Saray kaybedecek, millet kazanacak. Biz milletimizleyiz. Milletimizin beklentisine cevap veriyoruz. Bu bölmek değildir. Bu oradaki, güya CHP'li olan o küçücük parçayı, saraya eklemlenmiş parçayı oradaki masa ve sandalyelerle bırakıp, CHP'liliği, Mustafa Kemal Atatürk'ten aldığımız tam bağımsızlık idealini, halkçılığı, cumhuriyetçiliği, devletçiliği daha genişleterek önümüzdeki günlerde daha demokratik, daha eşit paylaşımcı, daha adil bir Türkiye Cumhuriyeti'ni yaşama geçirmek için mücadele başlangıcıdır. Bu nedenle biz milletimizleyiz. Onlar bir avuçtur ve tarihin çöplüğüne hak ettikleri şekilde gideceklerdir.'




