Gündem

Mustafa Desteci'den iktidara çağrı: 'Asgari ücretlinin maaşına da eşelmobil sistemiyle zam yap'

BBP Genel Başkanı Mustafa Desteci, ABD ve İsrail'in İran'a saldırısı ardından artan fiyatlar nedeniyle asgari ücrete zam yapılması gerektiğini belirterek, 'Asgari ücret artmıyor ama sütün, etin, ekmeğin, otobüsün fiyatı artıyor. Sen akaryakıta eşelmobil sistemiyle zam yapıyorsan o zaman asgari ücretlinin maaşına da eşel mobil sistemiyle zam yap. Günlük yenile, aylık yenile en azından. En azından 3 ayda bir yenile, hadi olmadı 6 ayda bir yenile' ifadelerini kullandı.

(ANKARA) - BBP Genel Başkanı Mustafa Desteci, ABD ve İsrail'in İran'a saldırısı ardından artan fiyatlar nedeniyle asgari ücrete zam yapılması gerektiğini belirterek, 'Asgari ücret artmıyor ama sütün, etin, ekmeğin, otobüsün fiyatı artıyor. Sen akaryakıta eşel mobil sistemiyle zam yapıyorsan o zaman asgari ücretlinin maaşına da eşelmobil sistemiyle zam yap. Günlük yenile, aylık yenile en azından. En azından 3 ayda bir yenile, hadi olmadı 6 ayda bir yenile' ifadelerini kullandı.

Desteci, partisinin genel merkezinde düzenlediği haftalık basın toplantısında gündeme ilişkin değerlendirmelerde bulundu. A Milli Futbol Takımı'nın Kosova karşısındaki galibiyetini tebrik eden Desteci, 'Özellikle Dünya Kupası, Avrupa Kupası bunlar ülkelerin bir nevi onur mücadeleleri oluyor. Bizim çocuklar da zaten sadece bir futbol oyuncusu olmanın ötesinde milli maçlarda bu şehitlerimizin rengini, şehitlerimizin kanından alan ay yıldızlı formamızı gerçekten bu hassasiyetle ve bu hissiyatla temsil ediyorlar' dedi.

'Yolsuzluğun A partisi, B partisi, C partisi olmaz'

Hakkında dava açılan Görele Belediye Başkanı'nın taciz ettiği iddia edilen 16 yaşındaki kız çocuğunun trafik kazasında yaşamını yitirmesinin şüpheli olduğunu söyleyen Desteci, CHP'li belediyelere yönelik operasyonlara ilişkin ise şöyle konuştu:

'Hemen her gün bazı belediyelerle ilgili yolsuzluk, ahlaksızlık ve istismar dolu suçların yer aldığı hadiselere şahitlik ediyoruz. Soruşturmaları takip ediyoruz. Gözaltılar, tutuklamalar, bütün bunları takip ediyoruz. Elbette ki biz bütün bu süreçler başladığında birkaç noktaya dikkat çekmiştik. Biz dedik ki her şey hukuk ve demokrasi içerisinde yürüsün. İki; masumiyet karinesi mutlaka korunsun ve tarafsızlık ilkesiyle bunlar yürütülsün dedik. Aynı düşüncelerimizi, aynı kanaatlerimizi taşıyoruz. Türkiye'nin, Türk milletinin, Türk siyasetinin karşı karşıya kaldığımız çürümeye, yozlaşmaya, seviyesizliğe layık olmadığını söylemek istiyorum. Necip ve Müslüman Türk milleti asla buna layık değil. Bunlara layık değil. Açık net söylüyorum. Bu yaşanan hadiselere layık değil bu millet. Yani bu millet bir belediye başkanı seçiyorsa o belediye başkanı 16 yaşındaki bir çocuğu taciz edemez ya da işe aldığı sekreteriyle gayriresmi bir hayat yaşayamaz.

Buradan CHP Genel Başkanı'na ve yönetimine ve bütün hepimizin gözleri önünde yaşanan bu hadiseye nasıl sahip çıkıyorlar gerçekten, hayret ediyorum. Yani onlara düşen nedir? Kardeşim yanlışı kim yapmışsa, babamın oğlu da olsa tırnağımı keser gibi keser atarım demek olmalıdır. Atarım gitsin hukuka, yargıya hesabını versin kardeşim. Yaptığı ahlaksızlığın da hesabını versin. Varsa hırsızlığın da hesabını versin. Aklansın gelsin demesi gerekir. CHP Kadın Kolları'nın ya da başka kadın derneklerinin milletin gözleri önünde yaşanan bu ahlaksızlığa sahip çıkmaları gerçekten içler acısı, acınası bir durum. Onlara acıyorum. Başka söyleyecek tek kelime dahi bulamıyorum. Bari siz tepki gösterin.

Dolayısıyla herkesin partizanlığı bir kenara bırakarak yolsuzluğa, ahlaksızlığa, hırsızlığa çürümeye karşı hep birlikte mücadele etmemiz gerekiyor. Bunun A partisi, B partisi, C partisi olmaz. Çünkü bu ülke bizim, bu insanlar bizim, bu çocuklar bizim, bu gençler bizim. Onun için hep birlikte ülkemize, milletimize, çocuklarımıza, gençlerimize sahip çıkmak gibi bir yükümlülüğümüz ve sorumluluğumuz vardır. Herkese, her siyasi partiyi de bu sorumluluğun gereğini yapmaya davet ediyoruz. Yargıya herkes güvenmelidir. Evet bizde yargı ağır, aksak, topal işleyebilir ama mutlaka neticede yargı görevini yapar ve şeriatın kestiği parmak da acımaz.'

'Asgari ücrete zam yapılsın'

ABD ve İsrail'in İran'a saldırılarının haklı hiçbir nedeni olmadığını belirten Desteci, savaş nedeniyle fiyatların arttığını ancak ücretlerin sabit kaldığını ifade etti. Desteci, bu savaşın dünyaya ve Türkiye'ye ekonomik maliyeti olduğunu anımsatarak, şöyle konuştu:

'Petrol fiyatları yukarı çıktığı anda bizde de akaryakıt fiyatları otomatik olarak yukarı çıkıyor ve yukarı çıktığı anda da sütten ete, ekmekten sebzeye kadar bütün gıda fiyatları da ve diğer ham madde fiyatları artacağı için diğer bütün mamüllerin fiyatları da yükseliyor. Hem de öyle bir yükseliyor ki petrol yüzde 10 artıyorsa bizde gıda fiyatları yüzde 30 artıyor. İşte namussuzluk da burada başlıyor. Ankara'da 500 lira olan yeşil biber o gün gittik Erzurum'da Halk Pazarı marketi açtı büyükşehir, 129 lira. Böyle bir şey olabilir mi? Böyle bir şey kabul edilemez. Ama maalesef bunlar var. Bunları yapıyorlar. Bunları senelerdir konuşuyoruz. Artık bunların mutlaka denetlenmesi gerekiyor. Yani öyle bir ceza vereceksin ki para cezası, hapis cezası, işyeri kapatma cezası, bunlara cesaret edemeyecek.

Çünkü diyelim asgari ücret. Adamın maaşı artıyor mu şu anda? Artmıyor. Temmuzda da artmayacak. Bizce artması lazım. Her 6 ayda bir yenilenmesi lazım. Enflasyon güncellenmesi yapılması lazım. Ama işte geçen sene arttırılmadı bütün söylememize rağmen. Ama sütün fiyatı, etin fiyatı, ekmeğin fiyatı, biberin fiyatı, otobüsün fiyatı, elektrik faturası, doğal gaz faturası artıyor. Adamın maaşı artmıyor bir sene. Nasıl hayatını idame ettirecek? Sen akaryakıta eşelmobil sistemiyle zam yapıyorsan o zaman asgari ücretlinin maaşına da eşelmobil sistemiyle zam yap. Günlük yenile, aylık yenile en azından. En azından 3 ayda bir yenile. Hadi olmadı 6 ayda bir yenile. Adam 28 bin lira alıyor. Mazot 50 lira diyelim ocakta. Şimdi adamın maaşı yine 28, akaryakıt olmuş 70. Bütün gıda ürünleri, bütün mamüller buna göre yüzde 30 artmış. Ama adamın maaşı yerinde. Onun için her yerde adaleti sağlamamız lazım.'

'Hani bu süreç şartsız, amasız ve fakatsızdı, hani müzakere pazarlık yoktu?'

Terörsüz Türkiye sürecine dair de konuşan Desteci, 'Geçtiğimiz yıldan bugüne yürütülen bir Terörsüz Türkiye süreci var. Sürecin başında ne söylendi? 'Şartsız, müzakeresiz bir süreç, PKK şartsız, pazarlıksız, müzakeresiz silahını bırakacak; sadece silahını bırakmayacak, tüm unsurlarıyla kendini fesh edecek.' Peki bu gerçekleşti mi şu ana kadar? Yok. Sadece 15 silah yakma görüntüsü, hepsi bu kadar' dedi.

'Müzakere yok' denilmesine karşın DEM Parti Eş Genel Başkanı'nın 'Sayın Öcalan henüz taşınmış değil. Esas mesele baş müzakereci statüsünün tanımlanması. Bu müzakerelerin yürütüldüğünün bir hukuki forma kavuşturulması gerekir' dediğini anlatan Destici, sözlerini şöyle sürdürdü:

'Yani bir müzakere süreci varmış, bu süreç yürütülüyormuş ve bu müzakerelerin yürütüldüğünün bir hukuki forma kavuşması diyor... Yani biz söylemiyoruz, kadın söylüyor bir müzakere süreci olduğunu, biz de görüyoruz. Devam ediyor, 'Sayın Öcalan Türkiye'deki bütün aydın, yazar, gazeteci, akademisyen, siyasetçi, bilim insanı birçok kesimle görüşmek istiyor.' Biz de soruyoruz; acaba sanatçılarla, fenomenlerle ya da başkalarıyla da görüşmek istiyor mu? Yoksa onlar gizli saklı mı? Yani diyor ki İmralı'yla İstanbul, Ankara arasına, İmralı İstanbul arasına bir vapur hattı ya da Bursa'da bir vapur hattı isteyen gelsin gitsin diyor. 'Bu diyalog yolunun açılabilmesi ve bunun hem siyasi hem teknik olarak kolaylığının sağlanması önemli bir aşamadır' diyor.

Bunun üzerine Öcalan da bir açıklama yapıyor. Ne diyor terörist başı? 'Bizim cumhuriyet ile bir sorunumuz yoktur. Asıl mesele cumhuriyetin demokratik olmamasıdır' diyor. Yani Türkiye Cumhuriyeti'ni demokratik bir cumhuriyet olarak tanımlamıyor, görmüyor. Böyle bir hadsizlik yapıyor. Bir kere herkes bilsin ki Türkiye Cumhuriyeti demokratik bir hukuk devletidir. Lakin elbette ki teröristler, terörist başı olanlar bunun dışındadırlar. Onlar devletin şefkat yüzüyle değil, merhamet eliyle değil, onlar elbette ki devletin vurucu timiyle yüzleşmek zorundadırlar. Elbette ki Türkiye Cumhuriyeti devleti, Türk milleti bu tehditlere pabuç bırakmayacaktır.

Büyük Birlik Partisi olarak görüşümüz başından itibaren nettir. Bunların Türkiye'yi parçalama ve bölgede küresel emperyalizmin yeni operasyon aleti olma heveslerinin bölgedeki savaşın da etkisiyle artarak devam ettiğini görüyoruz. Tabii Türkiye de her zamankinden daha dikkatli olmalı. Tarihten gelen devlet geleneğine ve hukuk devleti olma vasıflarına da uygun bir şekilde davranmalıdır ve davranmaktadır. Terör örgütünün TBMM'deki sözcüleri ayrıca İmralı Adası'nın adeta özerk bir yapıya kavuşturularak, terörist başının oradan bütün örgütünü rahatça yönetebilmesi ve örgüt yöneticileriyle rahatça görüşebilme ortamının oluşturulmasını talep etmektedir. Biz de soruyoruz ki hani bu süreç şartsız, amasız ve fakatsızdı. Hani müzakere pazarlık yoktu. Hani sadece silah bırakmayı ve terör örgütünün tüm uzantılarıyla kendini feshetmesini öngörüyordu? Onun için ilk günden bugüne söylediklerimizde haklı çıkmaya devam ediyoruz. Bunların meselesi barış, kardeşlik meselesi değildir. Bunların talebi, asıl niyeti Türkiye'nin PKK tezleri çerçevesinde dönüştürülmesi talebidir. Bunların derdi ve talebi bugün bunu açıkça söyleyemeseler de bölünmedir; ayrı bir devlettir, ayrı bir bayraktır, ayrı bir dildir.'