(ADANA) - Oscar ödüllü İranlı yönetmen Asghar Farhadi, Adana Altın Koza'da sinemaya yaklaşımını ve 'Paralel Hikâyeler'in yapım sürecini anlattı. Genç sinemacıların başarı baskısına dikkat çeken Farhadi, 'Ben başarmak için film yapmıyorum. Sinema bir yarış alanı değildir' dedi.
33. Uluslararası Adana Altın Koza Film Festivali'nin konuklarından İranlı yönetmen, senarist ve yapımcı Asghar Farhadi, sinema yazarı Esin Küçüktepepınar'ın moderatörlüğünde düzenlenen Masterclass'ta sinemaseverlerle buluştu.
Masterclass öncesinde Farhadi'ye sinemaya katkıları dolayısıyla Yaşam Boyu Başarı Ödülü verildi. Ödülü, Adana Büyükşehir Belediyesi Başkan Vekili Güngör Geçer takdim etti. Farhadi'nin son filmi 'Paralel Hikâyeler' de festival kapsamında Türkiye'de ilk kez seyirciyle buluştu.
SENERYOLARI NASIL YAZDIĞINI ANLATTI
'Bir Ayrılık' ve 'Satıcı' filmleriyle iki kez En İyi Uluslararası Film Oscarı'nı kazanan Farhadi, Masterclass'ta senaryo yazımından yönetmenlik anlayışına, medya ve sosyal medyanın gerçeklik algısına etkisinden genç sinemacıların başarı baskısına kadar farklı başlıklardaki soruları yanıtladı. Farhadi, son filmi 'Paralel Hikâyeler'in başlangıçta ABD'de çekilmesinin planlandığını ancak hazırlıklar ilerlemesine rağmen projeyi Fransa'ya taşıdığını da anlattı.
Senaryolarını önceden belirlenmiş bir tema ya da kavram üzerine kurmadığını söyleyen Farhadi, yazmaya çoğu zaman zihninde kalan bir görüntü ya da duygudan başladığını belirtti. Bazı yazarların aşk, adalet ya da yalan gibi bir kavramdan hareket ederek hikâye aradığını hatırlatan Farhadi, kendi yönteminin farklı olduğunu belirtti.
Kendisini etkileyen görüntünün neden zihninde kaldığını sorguladığını anlatan yönetmen, 'Neden bu görüntü benimle birlikte, neden beni etkiliyor?' sorularının zamanla hikâyenin biçimini oluşturduğunu ifade etti.
Farhadi, senaryoya başladığında hikâyenin nasıl sona ereceğini de önceden belirlemediğini, ilk taslağı tamamladıktan sonra metni baştan okuduğunu anlatarak, bu kez kendisine 'Bu senaryo bana ne anlatıyor?' sorusunu yönelttiğini, ardından yeniden yazmaya başladığını bildirdi.
'AMERİKA BU FİLM İÇİN DOĞRU YER DEĞİLDİ'
Farhadi, 'Paralel Hikâyeler'in ilk olarak ABD'de çekilmesinin planlandığını, oyuncuların belirlendiğini ve hazırlıklar için uzun süre Amerika'da kaldığını söyledi. New York'ta mekân arayışları sürerken filmin hikâyesiyle bulunduğu yer arasında istediği bağı kuramadığını fark ettiğini belirten yönetmen, 'Her eve döndüğümde Amerika'nın bu film için doğru yer olmadığını hissediyordum' dedi.
Hazırlıkların önemli ölçüde ilerlediğini, yapım için para harcandığını ve büyük bir oyuncu kadrosunun oluşturulduğunu anlatan Farhadi, buna rağmen filmi ABD'de çekmeme kararı aldığını söyledi.
Kararı vermenin kolay olmadığını söyleyen yönetmen, 'Kalbim bana hep, 'Bu filmi burada yapmayacaksın' diyordu' ifadelerini kullandı.
Farhadi, aynı gece ajansına filmi ABD'de çekmek istemediğini bildiren bir mesaj gönderdiğini, ajansının kendisinden bir gece daha düşünmesini istediğini anlatan yönetmen, ertesi gün de kararının değişmediğini söyledi. Yapım ekibinin kararı kabul etmesinin zaman aldığını belirten Farhadi, daha sonra Fransa'ya geçtiğini, ekibin bazı isimlerinin de kendisine katıldığını aktardı.
YÖNETMENLİKTE SEZGİYE GÜVENİYOR
Farhadi, bu deneyimden hareketle yaratıcı süreçte sezginin önemine dikkat çekti. Senaryo yazarken ya da film çekerken alınan önemli kararların her zaman uzun hesapların sonucu olmadığını belirten yönetmen, sette de benzer bir yöntem izlediğini söyledi.
Çekim öncesinde kamera hareketleri ve planlara ilişkin hazırlık yaptığını ancak sete girdiğinde bunlara bağlı kalmamaya çalıştığını anlatan Farhadi, oyuncularla çalışırken ortaya çıkan yeni olanaklara açık olduğunu belirtti. Yönetmen, kameranın konumuna ilişkin kararlarında da sezgilerine güvendiğini belirterek, 'Kamerayı beynimle değil, hislerimle yerleştiriyorum' dedi.
'SİNEMA YARIŞ ALANI DEĞİLDİR'
Farhadi'nin konuşmasında öne çıkan başlıklardan biri de genç sinemacıların başarı beklentisi oldu. Genç yönetmen ve senaristlerin henüz üretim aşamasındayken filmin sonucunu, festivalleri ve seyircinin tepkisini düşünmelerinin yaratıcılığı sınırlayabileceğini söyleyen Farhadi, film yaparken başarıyı başlangıç noktası olarak görmediğini vurguladı.
'Ben başarmak için film yapmıyorum' diyen Farhadi, yazma sürecinde yaptığı işi sevmenin ve üretimden zevk almanın kendisi için daha önemli olduğunu söyledi. Sürekli sonucu düşünmenin sinemayı bir yarışa dönüştürdüğünü belirten yönetmen, 'Ne kadar başarılı olacağınızı düşünüyorsanız sinema sizin için bir yarış alanıdır. Sinema yarış alanı değildir' diye konuştu.
Farhadi, başarı konusundaki yaklaşımını 'Bir Ayrılık' filminin yapım sürecinden bir örnekle anlattı. 'Elly Hakkında'nın uluslararası başarısının ardından çevresindekilerin kendisinden benzer bir film beklediğini belirten yönetmen, buna karşın kendi içinden gelen hikâyeyi yazmayı tercih ettiğini söyledi.
Farhadi, 'Bir Ayrılık'ı yazarken filmin İran dışında anlaşılacağını düşünmediğini de anlattı. Film tamamlandıktan sonra Berlin Film Festivali'nden bir temsilcinin kendisini arayarak filmi izlemek istediğini söyleyen yönetmen, filmin henüz altyazısının bulunmadığını ve hikâyenin yalnızca İranlılar tarafından anlaşılabileceğini düşündüğü için ilk başta bu talebe sıcak bakmadığını belirtti.
Festival temsilcisinin tercümanıyla birlikte filmi izlemesinin ardından yapımı Berlin Film Festivali'ne istediğini anlatan Farhadi, filmin gördüğü ilginin kendisi için de beklenmedik olduğunu söyledi. Filmi başarı amacıyla yazmadığını vurgulayan Farhadi, 'Belki 'Nasıl başarılı olabilirim?' diye düşünseydim hiç başarılı olamazdım' dedi.
'TEK BİR GERÇEKLİK YOK'
Farhadi'nin üzerinde durduğu konulardan biri de gerçeklik kavramı oldu. 'Gerçeklik diye bir şey yoktur' şeklindeki sözünün gerçeğin tümüyle reddedilmesi anlamına gelmediğini belirten yönetmen, asıl olarak tek bir gerçeklik olmadığını söyledi.
İnsanların aynı olaya bakmalarına rağmen geçmiş deneyimleri ve sahip oldukları bilgiler nedeniyle farklı şeyler görebileceğini aktaran Farhadi, bir olayın yalnızca bir bölümünü bilerek bütünü hakkında hüküm vermenin sorunlu olduğunu belirtti.
Kendisinin de gördükleri üzerinden yargıya vardığını ancak 'Belki gerçeğin bir kısmını bilmiyorum' ihtimalini aklında tuttuğunu söyleyen Farhadi, 'Biz gerçekte yaşamıyoruz, gerçeği kafamızda oluşturduğumuz şekilde yaşıyoruz' ifadelerini kullandı.
MEDYA VE SOSYAL MEDYADA GERÇEKLİK
Farhadi, gerçeklik tartışmasında medya ve sosyal medyaya da değindi. Televizyonda, sosyal medyada ya da belgesellerde görülen görüntülerin doğrudan gerçek olarak kabul edilmemesi gerektiğini belirten yönetmen, her görüntünün arkasında bir seçme ve kurgu sürecinin bulunduğunu söyledi.
Doğa belgesellerini örnek gösteren Farhadi, hayvanların rol yapmamasının ekranda görülenlerin bütünüyle tarafsız olduğu anlamına gelmediğini, görüntülerin montaj yoluyla belirli bir anlatıya dönüştürüldüğünü ifade etti.
Sosyal medyada da insanların başkalarının paylaştığı görüntüleri onların gerçek hayatları olarak kabul ettiğini söyleyen Farhadi, paylaşımlarda hayatın çoğu zaman olduğundan daha güzel gösterildiğine dikkat çekti. Yönetmen, bunun insanların kendi yaşamlarına ilişkin kararlarını da etkilediğini belirtti.
Farhadi, gerçekliğin eksik kalan parçalarının insanın hayal gücüyle tamamlandığını söylerken aşk ilişkilerini örnek verdi. Bir insanı bütünüyle tanımadan onun hakkında zihnimizde bir görüntü oluşturduğumuzu belirten yönetmen, 'Hayal gücü güçsüz olan insanlar âşık bile olamazlar' sözünü hatırlattı.
'BİR İZLEYİCİ SEÇİN'
Bir sinema öğrencisinin senaryo yazarken seyircinin ne kadar düşünülmesi gerektiğine ilişkin sorusunu da yanıtlayan Farhadi, herkesin vereceği tepkiyi hesaplamanın yazarı sınırlandıracağını söyledi.
Senaryo yazarken akılda yüz kişi olduğunda hayal gücünün devre dışı kaldığını belirten Farhadi, genç sinemacılara tek bir kişiyi düşünmelerini önerdi. Bunun anne, baba ya da yakın bir arkadaş olabileceğini söyleyen yönetmen, kendisinin de yazarken her seferinde tek bir kişiyi düşündüğünü anlattı. 'Bir izleyici seçin' diyen Farhadi, bütün seyircilerin ancak film tamamlandıktan sonra düşünülebileceğini söyledi.
'KÖTÜ FİLMLER BAŞTA HER ŞEYİ ANLATIR'
Senaryo yazımının teknik yönlerine ilişkin soruları da yanıtlayan Farhadi, sahnelerin hikâyeyi ilerletmek, karakteri anlatmak ve atmosferi kurmak olmak üzere üç temel işlevi bulunduğunu söyledi. En iyi sahnelerin bu üç işlevi bir arada taşıyan sahneler olduğunu belirten yönetmen, senaryo yazımındaki temel sorunun bilgi eksikliğinden çok bilgi fazlalığı olduğunu savundu. Farhadi, seyirciye her şeyi açıklama eğilimine karşı çıkarak, 'Kötü filmler genellikle filmin başında size her şeyi anlatan filmlerdir' dedi.
ÇOCUKLUĞUN SİNEMADAKI İZİ
Yaratıcılık üzerine konuşurken çocukluğun önemine de değinen Farhadi, çocukların dünyaya yetişkinlerden daha dikkatli ve meraklı baktığını söyledi. Büyüdükçe bu merakın ve ayrıntıları görme yeteneğinin zayıfladığını belirten yönetmen, yazar ve yönetmenlerin kendi çocukluklarıyla bağ kurmalarının özgün bir dil geliştirmelerinde etkili olduğunu ifade etti. Herkesin geçmişine ulaşmak için farklı bir yolu olduğunu söyleyen Farhadi, kimi insanların müzikten, kimilerinin okumaktan ya da film izlemekten yararlandığını anlattı. 'Çocukluğunuzu kullanırsanız filminiz size benzer' diyen Farhadi, kendi filmlerinde de çocukluğundan izler bulunduğunu söyledi.
KİEŚLOWSKİ İLE 'PARALEL HİKAYELER' ÜZERİNDEN DİYALOG
Farhadi, 'Paralel Hikâyeler' ile Polonyalı yönetmen Krzysztof Kieślowski'nin sineması arasındaki ilişkiye de değindi. Filmin yalnızca Kieślowski'ye bir saygı duruşu olmadığını belirten yönetmen, 'Dekalog'u izledikten sonra Kieślowski ile sinema üzerinden bir tür diyalog kurmak istediğini anlattı. Filmin ilk bölümünü Kieślowski'nin, ikinci bölümünü ise kendi sinema dili üzerinden düşündüğünü söyleyen Farhadi, iki yaklaşımı yan yana getirerek bir konuşma yaratmayı amaçladığını belirtti.
Bu ilişkinin filmin müziğine de yansıdığını anlatan Farhadi, Kieślowski ile uzun yıllar çalışan besteci Zbigniew Preisner ile çalıştı. Müziğin bir filmin anlamını değiştirebilecek kadar güçlü olduğunu söyleyen yönetmen, bu nedenle müzik kullanımının film yapım sürecindeki en zor kararlardan biri olduğunu ifade etti.





