(ANKARA) - CHP Genel Başkanı Özgür Özel, çevrimiçi bağlantı yoluyla gerçekleştirilen Sosyalist Enternasyonal Prezidyum Toplantısı'na katıldı. İspanya Başbakanı ve Sosyalist Enternasyonal Başkanı Pedro Sanchez'in başkanlığında gerçekleşen toplantıda Özel 'Partim istisnasız olarak tüm ciddi kamuoyu araştırmalarında her şeye rağmen son yerel seçimlerden beri birinci parti ama çok ağır bir saldırı ve tehdit altındayız. Biz bu baskı rejimi altında hem hayatta kalmaya, hem partimizi hem demokrasi mücadelemizi ayakta tutmaya ve otoriter karanlığı dağıtarak, iktidara doğru yürümeye çalışıyoruz. Büyük bir mücadele, büyük zorluklar yaşıyoruz. Biz son yerel seçimde bunun ateşini yaktık. Genel seçime doğru ilerliyoruz' dedi.
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, dün akşam çevrimiçi olarak düzenlenen Sosyalist Enternasyonal Prezidyum Toplantısı'na CHP Genel Merkezi'nden katıldı. İspanya Başbakanı ve Sosyalist Enternasyonal Başkanı Pedro Sanchez'in başkanlığında yapılan toplantıda, Özel'e Genel Başkan Yardımcısı Namık Tan ile Dış Politika Koordinatörü İlhan Uzgel eşlik etti.
Özel, toplantıda şöyle konuştu:
'Değerli Başkan Pedro, Chantal, kıymetli yoldaşlar, bölgemizi ve hatta tüm dünyayı ateşe sürükleyebilecek bu savaş ortamında, dünyanın ilerici ve sosyal demokrat liderleriyle bir araya gelmeyi son derece önemsiyorum. Toplantının bugün yapılabilmiş olmasını da planlayan arkadaşlarımıza teşekkür ederek çok önemsediğimi ifade etmek istiyorum. Bugün İkinci Dünya Savaşı'nın ardından oluşturulan normlara dayalı, hukukun üstünlüğü ve serbest ticaret ilkesini esas alan küresel, liberal sistem yoğun ve yıkıcı bir saldırıyla karşı karşıyadır. Avrupa birçok sorunla karşı karşıyadır. Ekonomik alanda ticaret savaşları, bilişim teknolojilerindeki dönüşüm; siyasal alandaysa artan popülizm, radikalleşme, İslamofobi, antisemitizm; güvenlik alanında Ukrayna- Rusya savaşı, göç ve siber tehditler; stratejik alanda ise Amerika Birleşik Devletleri'nin güvenilir bir müttefik olma konumundan sorun yaratıcı konuma kayması ve küresel belirsizlikler gibi, zor ve sınamalı bir dönemden geçiyoruz. Türkiye sahip olduğu konumu, imkan ve kapasitesiyle Avrupa'nın güvenliğine de hem de bu güvenliğin ayrılmaz bir parçası olarak gördüğümüz demokrasi mücadelesine de katkı yapabilecek bir ülkedir.
'Karşımızda kural, ilke, hukuk, norm tanımayan Trump yönetimi var'
Değerli yoldaşlar karşımızda kural, ilke, hukuk, norm tanımayan Trump yönetimi var. Birkaç saatlik operasyonla başka bir ülkenin devlet başkanını tutukluyor. Müttefik bir ülkeden toprak talep edebiliyor. 72 bin kişinin öldüğü yere hiçbir kurala uymadan başında kendisinin olduğu bir kurul atayabiliyor. Bu hukuksuzlukların sonuncusunu da İran'da yaşıyoruz. İran konusunda tüm dünyanın ilerici ve demokrat kesimlerinin gurur kaynağı olacak bir duruş sergileyen değerli dostum Pedro'yu buradan bir kez daha tebrik etmek isterim. Biz de İran konusunda daha çatışmaların başladığı ilk andan itibaren savaşa karşı tavrımızı ilan ettik. Yalnızca bölgemizi değil tüm dünyayı ateşin içine, derin bir krize sürükleme riski barındıran bu savaşın sonuna kadar karşısındayız. İran'a yönelik uluslararası meşruiyeti bulunmayan saldırıları da İran'ın komşularına yönelik saldırılarını da asla onaylamıyoruz. İran rejimi baskıcı, otoriter, kendi yurttaşlarına karşı kolayca zalimleşen bir rejimdir. Buna karşılık ABD ve İsrail de asla birer demokrasi havarisi olarak görülemez. Demokrasi bir ülkeye bombalar yağdırılarak ithal edilemez. İran'ın geleceğine karar verecek olan da kendi yurttaşlarıdır.
'Barış yoluyla güç perspektifini önermeliyiz'
İkinci Dünya Savaşı'ndan sonra kurulan, üçüncü dünya savaşının yaşanmaması için kurulları ve kuralları önceleyen sistemin karşısında, Trump ve onun gibi davrananlar istiyorlar ki istedikleri ülkeye saldırsınlar, istedikleri lideri indirsinler, istedikleri yapıyı o ülkede iktidar yapsınlar ve her şeyi kendileri belirlesinler. Bütün kuralları koyup, her şeyi kendilerinin çıkarına bir düzene dönüştürsünler. Dünyamız Trump, Netanyahu, onların ötesinde MAGA hareketi, yükselen bir tekno- oligarşi, sağ popülizm, otoriterlik, ırkçılık, savaş, çatışma, saldırganlık ve hukuksuzluk sorunuyla karşı karşıyadır. Biz hem ülkemizde hem de bölgemizde bu sorunların sonuçlarının neredeyse tamamını eş zamanlı olarak yaşıyoruz. Üzülerek belirtmeliyim ki dünyada 2010'dan bu yana savaşların hatta son yıllarda devletler arası savaşların artışına tanık oluyoruz. Dünyada demokrasideki gerileyiş ile artan savaşlar arasındaki bağlantıya dikkati çekmek isterim. Bizim gündemimiz, barış için demokrasi olmalıdır. Trump'ın iddia ettiği 'güç yoluyla barış' yerine, 'barış yoluyla güç' perspektifini önermeliyiz.
'Demokrasi barışı sağlamanın her yönüyle en maliyetsiz yoludur'
Trump'ın güç olarak barış sağlama iddiası daha çok çatışma ve istikrarsızlık yaratmıştır. Barışın da güvenliğin de güçlü olmanın yolu da demokrasi ve kural temelli bir düzenden geçmektedir. Demokrasi güçlenirse halklar demagog otoriterlerin saldırgan politikalarının peşinden gitmezler. Demokrasi barışı sağlamanın her yönüyle en maliyetsiz yoludur. Bu yüzden biz demokrasiyi korumak için her şeyi yapmalıyız. Güvenlik ile demokrasi, savunma ihtiyacı ile sosyal devlet arasında tercih yapılmasını doğru bulmuyoruz. İran savaşının bedelini İran'da yine çocuklar ve siviller ödüyor. Savaşın bedelini tüm dünyada çalışanlar ödeyecek. Artan enerji maliyetleri de yüksek enflasyon da işsizlik de dönüp düşük gelir seviyesindeki grupları vuracak. Bu yüzden barışı savunmak, demokrasiyi savunmak aynı zamanda insanların ekonomik refahını savunmak ve kırılgan grupları savunmak anlamına geliyor. Kendi ülkem Türkiye bugün bu küresel barış ve demokrasi mücadelesinin en kritik cephelerinden biridir.
'Bu baskı rejimi altında partimizi, demokrasi mücadelemizi ayakta tutmaya, iktidara doğru yürümeye çalışıyoruz'
Bugünlerde İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin seçilmiş Başkanı Ekrem İmamoğlu ve Cumhurbaşkanı Adayımız Ekrem İmamoğlu bir yıl hukuksuzca tutuklu kaldığı cezaevinin içine yapılmış olan bir mahkeme salonunda yine tutuklu olarak yargılanmaya başladı. 19 Mart tarihi Türkiye'deki Erdoğan'ın kendinden sonraki Cumhurbaşkanına ve AK Parti'nin kendinden sonraki Cumhuriyet hükümetine karşı giriştiği sivil darbenin yıldönümüdür. Biz geçtiğimiz yıl 19 Mart'tan itibaren şu ana kadar 97 büyük miting gerçekleştirdik. 98'incisi hafta sonu ve 19 Mart'ın yıldönümünde ilk mitingi yaptığımız meydanda, milyonların katılımıyla bu darbe sürecini protesto eden bir miting daha gerçekleştirerek, 99'uncu mitingle bir yılı tamamlayacağız. Partim istisnasız olarak tüm ciddi kamuoyu araştırmalarında her şeye rağmen son yerel seçimlerden beri birinci parti ama çok ağır bir saldırı ve tehdit altındayız. Biz bu baskı rejimi altında hem hayatta kalmaya, hem partimizi hem demokrasi mücadelemizi ayakta tutmaya ve otoriter karanlığı dağıtarak, iktidara doğru yürümeye çalışıyoruz. Büyük bir mücadele, büyük zorluklar yaşıyoruz. Biz son yerel seçimde bunun ateşini yaktık. Genel seçime doğru ilerliyoruz. Hepinizi sevgiyle selamlıyorum.'