(ANKARA) - CHP Grup Başkanı Özgür Özel, CHP'den ayrılarak yeni bir siyasi parti kurmanın kendi planları olmadığını belirterek, 'Bizim ayrı bir parti kurmamız, partiden ayrılmamız öyle görülüyor ki birilerinin A planı' değerlendirmesinde bulundu. Sahada en çok duyduğu sözün 'Partiyi bunlara bırakma' olduğunu söyleyen Özel, 'Bu sözler çok azalıp 'yeni parti şart' sözleri çoğalırsa sokağın sesini duymamak olmaz. Ama bugün, daha o noktada değiliz.' dedi.
CHP Grup Başkanı Özgür Özel, İlke TV'ye verdiği röportajda mutlak butlan kararı sonrası CHP'de yaşanan sürece, kurultay tartışmalarına ve yeni parti iddialarına ilişkin açıklamalarda bulundu. Özel, şunları söyledi:
'Açıkçası bizim ayrı bir parti kurmamız, partiden ayrılmamız öyle görülüyor ki birilerinin A planı. Adalet Bakanı'nın iktidarın içinde temsil ettiği sayıları az ama maalesef bugünlerde güçleri fazla, etkileri fazla olan bir klik, bunu planlıyor ve bunu açıkçası Adalet ve Kalkınma Partisi'ni kurulduğu günden sonra ilk kez yenen ekibi uzaklaştırmak, CHP'den tasfiye etmek, CHP'yi, bölmek için planlıyorlar. Mutlak, butlan kararıyla aslında iki galibiyetimizi yok saymaya çalışıyorlar. Bunlardan bir tanesi Cumhuriyet tarihinde ilk kez bir siyasi parti seçimle genel başkanını değiştirdi, mevcut genel başkanını. Sonra aynı ekip 31 Mart'ta bu sefer de Erdoğan'ı partisi kurulduğu günden beri ilk kez yendi. Bu iki yenilgiyi hazmedemeyenler, bu iki yenilgiye karşı çıkanlar 'mutlak butlanla mutlak sultan ittifakı' kurarak bir karar verdiler ve burada evdeki hesap çarşıya uymadı. Onlar CHP'yi ortadan ikiye değilse bile iki ele gelir büyük parçaya ayırmayı planlıyorlardı. Hiç değilse %30'a %70 gibi bir şey bekliyorlardı. Sokaktaki bölünme yüzde 99'a yüzde 1'in bile üzerinde. O yüzden de bu hesap alt üstü olmuş durumda. Biz Cumhuriyet Halk Partisi'nde kalmak için her şeyi yapmadan ve mücadeleyi Cumhuriyet Halk Partisi'nde sonuna kadar tüketmeden bir başka siyasi partiye gitme gibi bir niyetimiz, daha doğrusu yeni bir siyasi parti kurma gibi bir niyetimiz yok. Bunu açıkça söyledik.
''YENİ PARTİ ŞART' SÖZLERİ ÇOĞALIRSA SOKAĞIN SESİNİ DUYMAMAK OLMAZ'
Şimdi tabii bunun birden çok dinamiği var. Örneğin şimdi bugünlerde erken seçim lafları başladı. Şimdi bunlara itibar edecek miyiz? Referandum sonrası 2018'de yapılan baskın seçimde bir hafta önce hep bir ağızdan 'seçimler vaktinde yapılacak' diye çok iddialı laflar söylüyorlardı ama baskın seçim yaptılar. O yüzden bir baskın seçim ihtimalinde durum farklı olabilir. Süreç normal işlediğinde farklı olabilir. Bunun için biz her ihtimale hazırlıklı olmak durumundayız. Bizim birinci amacımız, gayemiz, planımız partimizi bir an önce seçilmiş bir yönetime kavuşturmak. Yani bir an önce kongreyi yapmak, yaptırmak. Bu konuda bütün yollara rağmen hukuksuzca bunun yaptırılmaması durumunda diğer seçeneklerle ilgili değerlendirmeler yapacağız. Ama bu konuda böyle bugünden yarına acilci bir tutum içinde olup da bir şey yapmak durumunda değilim. Sahada en çok duyduğum söz 'parti kur, arkandayızdan' daha çok duyduğum söz 'partiyi bunlara bırakma' sözü. 'Partiyi bunlara bırakma' diyorlar. Bu sözler çok azalıp 'yeni parti şart' sözleri çoğalırsa sokağın sesini duymamak olmaz. Ama bugün, daha o noktada değiliz. Yarın (bugün) kurultay imzalarını teslim edeceğiz. Daha yeni başlıyoruz yani parti içi mücadeleye. Ama bir yandan da insanları bunlar parti içinde oyalanıyorlar deyip yılgınlığa, küskünlüğe veya umutsuzluğa sevk etmemek lazım. İnsanların çok ciddi sorunları var, çok ciddi beklentileri var. Bu konuda da dikkatli olmak gerekir.
'DİYALOG KAPILARI KAPALI DEĞİL'
Benim açımdan diyalog kapıları kapalı değil. Ama bir tane ön şartımız var. Partiyi kurultaya götürecek samimiyet ve dirayetin gösterilmesi. Bugün 32 kamu hukukçusu, profesör ve doçent, alanında Türkiye'nin en iyileri, tedbirin kurultaya engel olmadığını, aksine zorunlu kıldığını, derhal kurultaya gitmesi gerektiğini söylüyor. Bir ortak metinde de birleştiler. Aksini savunan bir tane hukukçu yok. Burada 'kurultay yapamam, tedbir kararı buna aykırı' demek çok büyük bir haksızlık oluyor partiye. Kendisinden beklentimiz delegenin verdiği imzaları, kurultay kararını alıp İlçe Seçim Kurulu'na bildirdiği anda bizim bir diyalogsuzluğumuz söz konusu olmaz. Bekliyorum. Seçim olmaksızın partiyi yönetmeye kalkmak ya da bir yıllık bir takvim yayıp seçimlere bir yıl kaldığı için de o kongreyi de yapamayıp partiyi genel seçimlere, atanmış bir şekilde götürmeye çalışıldığında diyalog kurmak zor oluyor. Maalesef şöyle bir durum var. Yani Kemal Bey bizden kurultay yapmamasına rıza göstermemizi istiyor. Bizden bir tek bunu istiyor. Başka bir şey istediği yok. Yani Kemal Bey bizden yarım kilo et istiyor ama kalbimizi istiyor. Bunu nasıl verelim yani?
UÇUM'UN SÖZLERİNE YANIT
Mehmet Uçum'un açıklaması anayasanın arkasından dolanmak. Seçimler zamanında yapılırsa aday olamayacak Cumhurbaşkanı'nı şeklen bir ay önce erkene alınmış bir seçimde aday olabiliyormuş gibi düşünüyor. Bunu yapmak için iki şeye ihtiyacı var. Bunlardan bir tanesi anayasa değişikliği yapması lazım ya da o oylamaya, anayasanın arkasından dolandığı oylamaya 360 oy bulması lazım. Demek ki bu konularda böyle bir plan var ve onu işletmeyi düşünüyorlar. Anayasanın arkasından dolanmak için bize güvenmesinler yani.
'BUTLAN KARARI SÜRECE ZARAR VERİYOR'
Bu butlan kararının böyle verilmiş olmasının AK Parti'nin içindeki bir kliğin Cumhurbaşkanı'nı da ikna ederek attıkları çok sorumsuz ve çok tehlikeli bir adım olarak görüyorum ben. Ve zarar veriyor yani. Özgür Özel'in kişisel kanaatinin ne olduğundan ziyade şu anda bu kadar büyük bir hukuksuzluk için ayağa kalkmış milyonlara siz nasıl anlatacaksınız bu olayı?
'SÜREÇ YASALARI VE DEMOKRATİKLEŞME ADIMLARI EŞZAMANLI OLMALI'
Şimdi gerçekten hani niçin gecikiliyor veya niçin süreç böyle sürdürülüyor o konuda somut bilgi sahibi değilim. İlk başlarda ki belli düzenli bilgilendirmeler de aksadı. Yani hem Milli İstihbarat Teşkilatı'nın hem süreçte insiyatif alanların yaptıkları bilgilendirmeler de aksadı. Hassas bir noktada zarar vermek de istemem. Ama bahsettiğiniz hazırlıklar bir maddeyken, komisyon raporunun bir bölümüyken, demokratikleşme adımları da diğer bölümüdür ve biz hep söyledik peş peşe değil, iç içe olmalıdır, eş zamanlı olmalıdır. Topluma güven veren, toplumun tüm kesimlerini rahatlatan ve endişeleri, bütünleşik bir çözüm içinde bertaraf eden bir iş olmalıdır dedik. Şimdi geldiğimiz ve getirildiğimiz nokta gerçekten bu anlamda endişe verici. Yani ne yapmaya çalışıyorlar gerçekten anlayabilmiş değilim.
'İKTİDARA GELDİĞİMİZDE KÜRT MESELESİNİN ÇÖZÜMÜ İÇİN NE GEREKİYORSA YAPARIZ'
Yani biz zaten bu işin parlamentoda yapılmasının fikir sahibi partisi bizdik. Komisyon kuruldu. Komisyon hani daha demokratik oluşturulabilirdi, daha hızlı adımlar atabilirdi ama parlamento zemininde kimsenin dışlanmadan bu meselenin çözülmesi lazım. Biz cesaretle ve kararlılıkla bu sorunun çözülmesi için adımlar atarız. Zaten şu kadarını söyleyeyim ben. CHP'nin ana muhalefette olduğu dünya kadar zulüm gördüğü, Cumhurbaşkanı adayın içeri atıldığı, belediyelerine operasyon yapıldığı İstanbul il kongresinin iptal edildiği, İstanbul ile polisle girildiği süreçlerde bile biz hep dedik ki tarihin doğru tarafındayız. Yani muhalefetteyken ve bu işin dışına çıkalım diye her şey yapılmışken biz doğru yerde durduk. İktidardaki pozisyonumuz zaten hiç tartışılacak bir pozisyon değil. İktidar olduğumuzda bu sorunun çözümü için ne gerekiyorsa onu yaparız.
'SİYASİ YASAK GİBİ BİR UTANCA CESARET EDECEKLERİNİ DÜŞÜNMÜYORUM'
Ben ülke için endişe ediyorum. Demokrasi için, ülkenin geleceği için, barış için, kardeşlik için. Benim için endişe etmesinler. Bu ortak değerler için endişe eden herkesle bir mücadele hattında buluşursak hepimiz birbirimizi koruyabiliriz. O yüzden hani bir yıldır en çok duyduğum söz: 'kurtuluş yok tek başına, ya hep beraber ya hiç birimiz.' O yüzden benim şahsımda bir endişeye gerek yok. Eğer Türkiye demokrasisi ana muhalefet liderinin önce bir darbeyle partisinin başından uzaklaştırılıp sonra da tutsaklaştırılması ve muhalefetin lidersizleştirilmesi sınavından geçecekse bu sınavı hep beraber veririz. Ama ben buna cesaret edebileceklerini de düşünmüyorum. Böyle bir ayıbı, böyle bir utancı Türkiye'ye yaşatmamalarını da öneririm.'