(ANKARA) - CHP Grup Başkanı Özgür Özel, kurultay sürecinin bilinçli şekilde geciktirildiğini ve yargının siyasi saiklerle hareket ettiğini söyledi. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'na tüm üyelerin katılacağı bir genel başkanlık yarışı öneren Özel, 'Yüzde 90'ın altında oy alırsam siyaseti bırakıyorum' ifadelerini kullandı.
Özel, partisinin TBMM Grup Toplantısı'nda yaptığı konuşmada, Türkiye'de adaletin ortadan kalktığını söyledi. Bunun ekonomik sorunların da temel nedeni olduğunu ifade eden Özel, şöyle konuştu:
'Bu ülkede maalesef adalet yok. Olmadığı için refah da yok bereket de yok. Fatih Sultan Mehmet şöyle söylemiş, 'Aklı öldürürsen ahlak da ölür. Ahlak öldüğünde millet bölünür. Kadıyı satın alırsan adalet ölür. Adalet ölürse bu devlet ölür.' Milletin gönlünden ve gözünden düşen bir avuç insan, kendi menfaatleri için Türkiye'de adaleti öldürdüler.
Biz 2023 Kasımında hep birlikte partimizde büyük bir değişimi gerçekleştirdik. Dört ay sonra yeni kadrolarımızla hep beraber, daha çok kadına, daha çok gence güvenerek, ölçme değerlendirmeye güvenerek, her adayımızı mutlaka nüfusun uygun olduğu, yarışın riskli olduğu yani kesin kazanma, kesin kaybetme durumları dışında mutlaka anketler yapılarak belirledik. Ve yapılan ilk seçimde söz verdiğimiz gibi Adalet ve Kalkınma Partisi'ni ilk kez yendik, 47 yıl sonra da partimizi ilk kez birinci parti yaptık.
O günden bu yana demokrasi dışı tüm saldırıların hedefi olduk. Biz kaybeden değil, kazanan CHP'yiz. Biz kaybetmeyi reddeden CHP'yiz. 'Bir seçim kaybedersek ertesi gün kurultaya gideceğiz ve aday olmayacağız' diyen, Tayyip Erdoğan'ın çeyrek asırdır çektiği resti ilk kez gören, 'Kaybedersem görevde kalmayacağım, sen de kalmayacak mısın?' diye sorup Tayyip Bey'in sesini duyamayan CHP'yiz.'
'BU OPERASYONLAR TALİMATLI BİR YAPI TARAFINDAN YAPILDI'
Özel, CHP'li belediyelere yönelik soruşturmaların hukuki değil, siyasi saiklerle yürütüldüğünü savunarak, şu değerlendirmelerde bulundu:
'Bugüne kadar Cumhurbaşkanı adayımız dahil toplam 34 belediye başkanımıza 34 operasyon düzenlediler. Şu anda 24 belediye başkanımız halen tutuklu. Bu operasyonların büyük bölümü İstanbul'da, yargı içinde oluşturulan talimatlı bir yapı tarafından yapıldı, herkesin gözünün önünde oldu. Sonra o yapının başı, güya tarafsız, geldiği yer Bakan Yardımcılığı, oradan başsavcı. Güya tarafsız. Ertesi gün Bakan, ertesi gün il başkanları toplantısında 'Partimizin başarısı için çalışmaya devam edeceğim' diyor. Dün olduğu gibi üstünde savcı cübbesi varken partinin başarısı için çalışıyor. Bugün de bakan kimliği ile 'Partimin başarısı için çalışacağım' dediği birinin geldiği ve hepimizin duyduğu, herkesin bildiği şekilde, 'Ankara'da başsavcı, vekiller değişecek. Çünkü dediğimiz operasyonları yapmıyorlar.'
Dedikleri şudur, şöyle anlatalım, şöyle basitçe anlatalım. Bir belediyenin nasıl denetleneceği bellidir. Ya rutin denetlenir, yani rastgele ya da düzenli zamanlarda gidilir ve evraklar istenir. İşi bilen denetçiler tarafından, müfettişler tarafından denetlenir. Bir eksik görülürse sorulur, kusur görülürse yazılır, suç şüphesi varsa bakanlıktan yargılanmak için izin istenir. Eğer bir iddia varsa, yani birisi şikâyette bulunduysa, ihbarda bulunduysa gidilir; o ihbar incelenir, aynı usullerle denetim ve yargıya doğru gidilir. Bunun dışında bir denetleme yolu ve yöntemi yoktur.
Belediye başkanlarına sabahın köründe gidip evini, belediyesini, ofisini basıp, her şeye el koyup, ondan sonra, yani delilden suça, suçtan suçluya gitmek gibi evrensel bir yargılama yöntemi varken önce suçluya karar verip, hedeftekini alıp, bütün her şeyi alıp, sonra bütün firmalara, çalışanlara, 'Seni içeri attım, tutukladım. Malına, mülküne çöktüm. En hassas yerini buldum'. Örneğin bekârsın, tek çocuklu evde yalnız bir kadınsın. Seni içeri attım. Sonra, 'Haydi bakalım şunun altına bir imza at. Başkanı suçla. Onu alayım, seni salayım'... Sistem bu.
Ankara'nın 'Yapmam' dediği sistem bu. Ankara'nın yıllardır direndiği, başsavcısı, başsavcı vekilleri, savcılarıyla 'Burası Ankara, böyle olmaz. Birisi hedefe konulup da operasyon yapılmaz. Sen siyaseten hedef aldın diye yargı buna alet edilmez' dedikleri, son kararname ile dağıtılan, yerine açık açık İstanbul'da bu operasyonları yapanın oradaki yardımcılarının gelip buralara başsavcı yapıldıkları, başsavcı vekilliklerinin dizayn edildiği bir süreçte şimdi Ankara'da da başladılar.'
ÇANKAYA BELEDİYESİ'NE OPERASYON
Özel, Çankaya Belediye Başkanı Hüseyin Can Güner hakkında yürütülen soruşturmaya da değinerek, şu ifadeleri kullandı:
'Çankaya Belediye Başkanımızı, Hüseyin Can'ımızı gözaltına aldılar. Yurt dışındaydı, haber geldi. 'Kapıyı kırmayın, yedek anahtarı komşuyla yollayayım' dedi. Belediyeye mesaj çektim, 'Yardımcı olun polise, ne istiyorlarsa baksınlar' dedi. Bütün her şeyin içinde yeni belediye başkanı olup da önceki dönemden devam eden çöp ihalesinin yeniden yapıldığında şüpheli şekilde belirlenen maliyetin yüzde 1'in de altında, yüzde 0,41 ile düşük birinin tahmin etmesinden şüphelenip, o ihaleyi iptal etti. İki ay sonra yenisini yaptı. 4 milyon lira daha aşağıya, belediyenin karına bir ihale sonuçlandı. Bunu şikâyet etmişlerdi. Müfettiş baktı ve 'olumlu' yazdı. Teftişe Sayıştay geldi, raporuna 'İhalenin iptalinde kamu kararı görülmüştür' notunu yazdı.
Birileri bu ihale iptalini, Ankara'da bir şey olmuyor, İstanbul'a bildirdi. İstanbul'dan biri dosyayı aldı. Önce kendi geldi, sonra dosyayı açtı. İstanbul'dan bir başsavcı vekili Ankara'ya geliyor, dosyayla birlikte geliyor. Hüseyin'in yaptığı bu işi bu boyutta ele alıyor.
Sorulan, basına yapılan serviste 'rüşvetler, onlar bunlar' havalarda uçuşurken dün gördük ki Allah'a şükür bu konuşulanın dışında hiçbir şey yok. Ama şimdi buradan usul bu ya, hedef kim? Hedef orada Cumhurbaşkanı adayı Ekrem İmamoğlu'ydu, CHP'nin başarılı belediye başkanlarıydı. Şimdi Ankara'ya gelindi, Ankara'da hedef kim? 'Canını yakalım CHP'nin, canını yakalım Özgür Özel'in. Hüseyin Can Güler'i hedefimize oturtalım.'
Bunu buradan, bu yüce çatının altında, tutanak altında, milletin gözünün önünde, sizlerin şahitliğinde, tarih önüne emanet ediyorum.
Gözümüz, kulağımız adliyede. Bir yandan da yeni atamalardan sonra yeni görev dağılımları olacak. Tutuklamaları yapacak hâkimlere görevi vermeden soruyorlar, büyük büyük isimler söylüyorlar Cumhuriyet Halk Partisi'nden. 'Önüne bu gelirse delile mi bakacaksın, gözünü kırpmadan tutuklayacak mısın?' Gözünü kırpmadan tutuklayacak olanları o görevlere koymaya, böylesine bir gayri nizami, aslında var olmaması gereken bir mülakat yapmaya, koşul olarak da 'Acaba bir sonraki operasyon şuna mı, buna mı, ona mı?' denen herkesin ismini verip, 'Önüne gelirse, tutuklaman istenirse talebe mi uyacaksın, delil mi arayacaksın?' diye sorulduğu bir sürecin içindeyiz.'
'12 EYLÜL VE FETÖ DÖNEMİNDEKİ DAVALARDA DAHİ SANIKLARA SAVUNMA HAKKI TANINDI'
CHP Genel Başkanı Özgür Özel, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun yargılandığı davada savunma hakkının kısıtlandığını söyleyerek, yargılama sürecinin hukukun temel ilkeleriyle bağdaşmadığını değerlendirmesinde bulundu. Özel, şu ifadeleri kullandı:
'Ülkeyi yönetenler artık vicdandan, adil yönetiyor görüntüsü vermekten, mahkemeleri sanki varmış gibi göstermekten bile vazgeçmiş durumdalar. Geçen hafta Ekrem İmamoğlu'nun, sevgili Başkan'ın yargılandığı dava. 147 ayrı iddia. 'İmamoğlu Suç Örgütü' deyince herkese yöneltilen iddiadan alınacak ceza ona da. O yüzden o konuda onun da savunma yapması lazım. Öyle ki 12 Eylül'de DİSK ana davasında toplam 136 gün savunma yapılmış, başkan her tarafına iştirak etmiş. 21 gün aralıksız kendi savunmasında sözü kesilmemiş. 12 Eylül yargısı; Abdullah Baştürk.
Yine FETÖ'cüler yargılama yaparken Danıştay baskınını yapan kişiyi 46 saat dinlemişler. Binaya giriyor, vuruyor ve gidiyor. 46 saat savunmuş kendini ve sözünü kesmemişler. Ekrem Başkan her bir şeyde bir söylemek istediğinde 'Başkan otur, savunma sıran gelince her birine tek tek istediğin kadar cevap vereceksin' diyen, bir yerden gelen talimatla, 'Efendim 9'unda mahkemeyi bitireceğim. O güne kadar savunmalar bitecek. Haydi çabuk.' Birçok kişinin avukatını kesmiş. Avukatın savunmada sözünün kesildiği nerede görülmüş? Ekrem Başkan'a gelmiş, '6 saatin var. Bütün avukatların ve sen 6 saatte savunmanı yapacaksın.' Böyle bir noktayla, böyle bir ucubelikle, böyle bir hukuk tanımazlıkla, böyle bir vicdansızlıkla karşı karşıyayız.'
GİZLİ TANIK BEYANLARINA ELEŞTİRİLER
Özel, İBB soruşturmasına ilişkin gizli tanıkların değiştirilmesinin hukuken kabul edilemeyeceğini belirterek, bazı eski ifadelerin farklı kişilere aitmiş gibi dosyaya eklendiğini iddia etti. Özel, şunları söyledi:
'Bu kürsüden bir buçuk yıl boyunca 'TGRT'de anlatılanlar, TV100'de konuşulanlar, A Haber'de servis edilenler göreceksiniz iddianamede bile olmayacak' dedik. Sayılanların hiçbirisi iddianamede yok. Olanların da kanıtı yok. İlk her şeyi başlatan gizli tanık artık iddianamede yok. 'Tek ben gördüm, ben duydum' dediği ifadeler noktası virgülüne kadar aynı kalmış ama tanığın adı değiştirilmiş. Birisi vazgeçmiş, yerine bir başkası gelmiş. Tiyatroda oyuncu değişir, futbolda oyuncu değişir ama gizli tanıkta oyuncu değişikliği mi olur? 'Ben gördüm' diyen kişinin yerine aynı ifadelerle başka bir kişinin yazılması kabul edilebilir bir şey değildir.
Bir tutuklu ifadesinde 'Bana bir avukat geldi, bu ifadeye imza at, iki milyon doları da şu hesaba yatır, seni savcıya götüreceğim ve serbest kalacaksın' dediğini anlattı. Bu ifade Silivri'de resmi tutanaklara geçti. Ben de bunu Bayrampaşa'da ismini vererek anlattım. Aynı gece o avukat cep telefonlarını evde bırakıp başka bir araçla Antalya Kepez'e gitti, Yunan adasına geçmek için tekne ayarlarken jandarma tarafından yakalandı. Mahkemeye çıkarıldı, ev hapsi verildi, sonra ev hapsi kaldırıldı. Aynı kişi binamız işgale uğradığında CHP Genel Merkezi önünde 'Burada temizlik başlamış' diyerek fotoğraf verdi. Bütün bunlar ortadayken hâlâ bu iddialara şaşırıyormuş gibi davranılmasını anlamıyorum.'
'BİNİN ÜZERİNDE DELEGENİN İMZASI BEKLETİLİYOR'
Kurultay sürecine değinen Özel tedbir kararı nedeniyle CHP'de kurultay yapılamayacağı yönündeki değerlendirmeleri de eleştirdi ve şunları söyledi:
'Butlan kararının üzerinden tam 54 gün geçti. 54 günde biz 21 il dolaştık. Milletimizle beraberiz, örgütümüzle beraberiz. Örgütün dikine hiyerarşisini ne kararı verenler kırabildi ne karardan nemalananlar. 74 il başkanı ilk günden beri aslanlar gibi durdular, durmaya da devam ediyorlar. Butlanı kabul edeni millet sokağa çıkartmıyor. Butlanı kabul edenin illerde millet selamını almıyor. Butlana direnenleri omzunun üstünde taşıyor.
O kararla birlikte bir tartışma var. 'Tedbirle geldik. Biz tedbirle geldiğimiz için kurultay yapamayız' diyorlar. Tartışmayı normalde bitirecek olan bu işin uzman görüşü. Konunun bütün profesörleri ortak metin yayınladı. 'Tedbir kurultaya engel değildir, aksine bir an önce yapılmalıdır' dediler. Kanunu çıkaranlar, çıkarırken burada çalışan hocalar görüş verdiler, makale yazdılar. 'Derhal yapılmalıdır' dediler. 'Yapamazsın' dediler. Kim dedi? 'Bir tane avukatım var, o dedi.'
Binin üzerinde delege imzaları teslim ettiler. İmzaları verdik, üstünden bir ay geçti, hiçbir şey söylemeyip üstüne yatıyorlar. Bir yandan da orada burada televizyona çıkınca, 'Tedbir var, kurultay yapamayız' diyorlar. Oysa o imzalar gereğince alıp da İlçe Seçim Kurulu'na başvursa, yapıyorsa yapacak, yapmıyorsa yapmayacak. Hepimiz göreceğiz. Bundan da kaçıyorlar.'
'YARGITAY DENETİMİ ENGELLENİYOR'
Özel, CHP'nin kurultay sürecine ilişkin istinaf mahkemesi kararının Yargıtay'a gönderilmesinin çeşitli gerekçelerle ertelendiğini söyleyerek şu değerlendirmelerde bulundu:
'Parti Meclisi üyeleri, bu kararı kabul etmeyenler, daha doğrusu Parti Meclisi yetkisinde olan MYK onayını getirmeyince, milletvekillerimizi PM'den değil de usulsüzce MYK'dan atınca Parti Meclisi'nden istifalar oldu. Yedeklerin çağrılmasına rağmen 23 kişi kaldı. Kanun, '40'ın altında kalırsa derhal kurultay' diyor. Yapmıyorlar. Öyle oturuyorlar. 54 gün geçti. İstinaf, BAM 36 kararı vermiş. Herkes ne diyor bize? 'Yargıya saygı duyun, sakin olun, bekleyin, Yargıtay'ı bekleyin.' 54'üncü gün. Dosyayı Yargıtay'a göndermediler.
İlk 10-15 gün, 'Bir dilekçe yaz, cevap yazayım, inceleyeyim, yapayım' diye oyalama senaryoları. Bir aydır bir düğmeye basacak mahkeme başkanı basmıyor. Düğmeye basma yetkisi oradaki müdürde. Yazı yazmış, yetkiyi üstüne almış, ondan habersiz onaylanmasın diye. Adli tatil gelene kadar onaylamamak için, 'Müzakere var, basamadım. NATO vardı, gidemedim, bilmem ne yapamadım' diyor. Şimdi üç günlük rapor daha almış, o düğmeye basamasın ki kararı Yargıtay'a yollamasın.
Dikkat, kararı alan, kararı Yargıtay'a yollamamaya çalışıyor. Üst mahkemenin denetimine sokmamaya çalışıyor. 54 gün geçmiş. '5-6 gün daha sallarsam araya 40 gün adli tatil girer, belki bunlar yılar, partiyi oraya bırakır, maksat hasıl olur, ben de bu işlerden kurtulurum.'
Aldığı karara güvenmeyen, Yargıtay'ın bozacağını adı gibi bilen, istinaf mahkemesinin tedbir kararı alması sonuç doğuracağı için diplomasını yırtıp atan, yetiştiren bütün hocaların 'Yapamazsın' diye yazdığı, makaleler yayınlanan yerde şimdi rapor almak suretiyle düğmeye basma görevini de memurdan kendisine alarak verilen talimatı uygulayanın muradını ben biliyorum. Ama bu millet günü gelince bunun hesabını soracak. Soracak bunun hesabını.'
'MİLLET UMUDU YENİ PARTİDE ARIYOR'
Özel, CHP'de yaşanan tartışmalar üzerinden kamuoyunda dile getirilen 'yeni parti' iddialarına da değindi. Vatandaşların CHP'nin iktidar yürüyüşünün engellenmesi halinde umudunu başka adreslerde aramaya başladığını söyledi. Özel, şu ifadeleri kullandı:
'Bir yandan da 'Yeni parti kurulur mu, kurulmasın, nereye gidiyorsunuz? Niye gidiyorsunuz? Anlayamadım' diyorlar. Kimse yeni parti kurmanın meraklısı değil de sokakta iktidar yürüyüşümüzü kesip, partiyi baraj altına çekip umudunu tükettiğin emekli soruyor yeni partiyi. Böyle soruyor, kolumu cimciriyor, 'Yeni parti' diye. Yeni partiyi nasırlı elleriyle kiraz toplayan teyzem soruyor. Sanayide bütün gün çalışan kalfa soruyor. Yeni partiyi, 'Alın terinin karşılığını alırsam sosyal demokratların iktidarında alırım, sendikaya kavuşurum, yarın öbür gün daha iyi çalışırım' diyenler arıyor. Yeni partiyi bu ülkenin, 'Artık bu ülkede yaşamayacağım ve dünyanın başka bir tarafına gideceğim' diyen gençler soruyor.
Ondan sonra diyorsun ki, 'Anlamadım niye yeni parti.' Hem seçilmeden geleceksin, AK Parti yargısıyla atanacaksın, kendini altı yıl öncesinden bugüne olmayan mazbatanla ışınlatacaksın. Eline verilen delege, ki 500 tanesi o seçimde oyu bana değil, sana vermiş. İnsan bundan bir şey anlar ya. O seçimde, 'İradesi sakatlandı' dediğin seçimde sana oy veren 500 delege imza vermiş, 'Gel kurultayı yenileyelim' diye. Ona yok. Bu kurultayda bin 333 delege tarihin en yüksek oyuyla, oyunu kaybetmemeye yemin etmiş, kazanan CHP'nin iktidar yürüyüşüne vermiş. 'Ben kurultay yapmayacağım. Yaparsam Eylül'de başlayacağım, Nisan'a kadar sallayacağım. Erken seçim olursa AK Parti'ye böyle yakalanacağım, bütün umutları kaybettireceğim.' Ondan sonra, 'Ya yeni parti niye konuşuluyor, hiç anlamıyorum.'
Millet anlıyor, niye konuşuluyor. Milletin umudunu burada tüketirsen, millet umudu yeni partide arıyor.
Ömrüm boyunca kendimden önce görev yapan genel başkanlarla konuşurken düğmem açık konuşmadım. Adlarını anıp bir kere kötü kelime söylemedim. Benden önceki genel başkan demediğini bırakmadı. 'Olsun, o beni eleştirir, onun hukuku bana emanet' dedim.
2023'te yapılmış seçim için 2025'te seçilmiş il başkanlarını görevden alıyorsunuz. 60 tanesi sizin döneminizin il başkanını, 'Niçin seçilmiş CHP'ye saygı duyuyorsun, atanmış benimle yürümüyorsun?' diye bu partinin evlatlarını kıyıyorsunuz, partiden atıyorsunuz. En sonunda da dönüp dolaşıp 'Öyle yapamam, böyle yapamam' diyorsunuz.
Giderken 1 milyon 250 bin üye vardı, 2 milyona çıkardık Allah'a şükür. 'Etmeyin istifa' dedim. Maalesef 50 bini istifa etmiş. 1 milyon 950 bin üyemiz var.'
'KAYBEDEN CHP'Yİ SALSIN'
Konuşmasının sonunda Kılıçdaroğlu'na doğrudan çağrıda bulunan Özel, genel başkanlık için tüm parti üyelerinin katılacağı bir yarış önerisinde bulundu. Böyle bir yarışta yüzde 90'ın altında oy alması halinde siyaseti bırakacağını söyleyen Özel, aynı taahhüdü Kılıçdaroğlu'ndan da beklediğini ifade etti. Özel, sözlerini şöyle tamamladı:
'Görüyorum ki 'Ben aday olmam. Hiç olmadım. Aday gösterilirsem olabilir' lafları yeniden geri gelmiş. İlk kez Sayın Kılıçdaroğlu, size bu kürsüden söylüyorum. Bu kürsüde siz görev yaptınız, konuştunuz. Ben orada oturdum, burada oturdum. Alay ediyorlar benimle. Alay oldunuz, ben burada gözyaşı döktüm. Ama bu kürsünün ilk sahibi Gazi Mustafa Kemal Atatürk'tür. Son sahibi ne benim ne sensin.
Madem ki partilisin, madem ki bölünmek istemezsin, madem ki bölünme olursa AK Parti'ye yarayacak diye sanki bölebilecekmiş gibi konuşursun; buradan açıkça söylüyorum. İster 1 milyon 950 bin üyemizle, istifa edenleri geri çağıralım ve 2 milyon üyemizle, ister son bıraktığın 1 milyon 200 bin üyemizle ikimiz tüm üyelerle Genel Başkanlık yarışına girelim. Kaybeden CHP'yi salsın. Kaybeden siyaseti bıraksın.
Sayın Kılıçdaroğlu, çağrı yapıyorsun ya, ben de çağrı yapıyorum. İkimiz 2 milyon üye ile yarışalım. Yüzde 90'ın altında oy alırsam siyaseti bırakıyorum. Bu aziz milletin ve bu aziz emanetin önünde tarihi çağrımı yapıyorum. 2 milyon üye ile yarışalım. Yüzde 90'ın altında oy alırsam siyaseti bırakıyorum.
'Bilmiyorum, duymuyorum, konuşmuyorum' diyerek değil, siyaset iddia ile olur. 'Partiyi birinci parti yapmazsam siyaseti bırakıyorum' demiştim, yaptım. 'Yüzde 90 oy almazsam siyaseti bırakıyorum' diyorum. Kazanmak, galibiyet iddia işidir. Ortaya koyuyorum. Buyursun.'
(SON)




