Gündem

Silivri duruşmaları... Sezgin Tanrıkulu: 'Elbet bir gün adalet gerçekleşecek ve bunu yapanlardan hukuka uygun bir biçimde hesap sorulacak'

CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da tutuklu isimler arasında bulunduğu İBB Davası'na ilişkin, 'Arkadaşlarımız hukuksuz bir biçimde, Anayasa'ya aykırı bir biçimde, CMK'ya aykırı bir biçimde cezaevinde tutulmaya devam ediyorlar. Ama bu tutanaklar tarihe aynı zamanda kayıttır, nottur. Elbet bir gün adalet gerçekleşecek ve bunu yapanlardan da bunların yaptığı gibi değil, adil bir biçimde, hukuka uygun bir biçimde hesap sorulacak' dedi. 

(İSTANBUL) - CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da tutuklu isimler arasında bulunduğu İBB Davası'na ilişkin, 'Arkadaşlarımız hukuksuz bir biçimde, Anayasa'ya aykırı bir biçimde, CMK'ya aykırı bir biçimde cezaevinde tutulmaya devam ediyorlar. Ama bu tutanaklar tarihe aynı zamanda kayıttır, nottur. Elbet bir gün adalet gerçekleşecek ve bunu yapanlardan da bunların yaptığı gibi değil, adil bir biçimde, hukuka uygun bir biçimde hesap sorulacak' dedi. 

CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, Silivri'deki yargılamalara ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Tanrıkulu, CHP'nin Cumhurbaşkanı adayı, İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da tutuklu isimler arasında bulunduğu 414 sanıklı İBB Davası'na ilişkin şunları söyledi:

'İBB Davası'nda dün ve bugün Boğaziçi İmar A.Ş.'nin genel müdürü Elçin Karaoğlu dinleniyor. Bir kısmını dinledim, arkadaşlarımdan da bilgi aldım, basından çıkanları da okudum. Öncelikle şunu ifade edeyim, İBB'nin ve Ekrem İmamoğlu'nun özellikle bürokrat tercihlerinde ne kadar liyakate uygun seçim yaptıkları, iki önemli bürokratın dinlenmesiyle ortaya çıktı. Birisi KİPTAŞ'ın Başkanı, Yönetim Kurulu Başkanı ve Genel Müdürü olan Ali Kurt, diğeri Elçin Karaoğlu.

'Bu iddianamenin kendisi, hukuki kaygılarla hukuku öne çıkarmak için yazılan bir iddianame değil'

Bir iddianame yazılırken, 'hukuk insanı olan' savcıların ilk önce olayı anlaması lazım. İlk önce olayı anlayacak ki ona uygun bir iddianame yazsın. Eğer anlamıyorsa da bir bilirkişi incelemesi falan yaptırması lazım ki iddianameye yansıyan bilgiler olayın akışına uygun olsun. Anlamadıkları, bilmedikleri bir iddianame yazmışlar. O iddianame şimdi bu arkadaşımız tarafından, yani sorgusu yapılan Elçin Karaoğlu tarafından gerçekten paçavraya dönüştürüldü. Ortalama yurttaşın anlayacağı dille hangi işlemin, hangi eylemin niçin yapıldığını, ne olduğunu, nasıl mevzuata uygun olduğunu, mevzuata uymak için de hangi çaba içerisinde olduklarını çok ayrıntılı bir biçimde anlattılar. Daha önce de Ali Kurt aynı şekilde KİPTAŞ'la ilgili iddialar konusunda aynı açıklamayı yapmıştı. Dolayısıyla bu iddianamenin kendisi, hukuki kaygılarla hukuku öne çıkarmak için yazılan bir iddianame değil.

Sonuçta İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin başkanlığına seçilmiş olan Ekrem İmamoğlu'nu siyaset dışına itmek amacıyla tamamen hukuk dışı iddialarla, hukuka uygun olmayan iddialar yazılmış bir iddianame var. Ama siyasi olduğu da ortaya çıkan savunmalarla, ortaya çıkan gerçeklerle bir kez daha anlaşıldı. Arkadaşlarımız hukuksuz bir biçimde, Anayasa'ya aykırı bir biçimde, CMK'ya aykırı bir biçimde cezaevinde tutulmaya devam ediyorlar. Ama bu tutanaklar tarihe aynı zamanda kayıttır, nottur. Elbet bir gün adalet gerçekleşecek ve bunu yapanlardan da bunların yaptığı gibi değil, adil bir biçimde, hukuka uygun bir biçimde hesap sorulacak.'

Beşiktaş Belediyesi'ne ilişkin de konuşan Tanrıkulu, 'Sonuçta örgüt olmayan yerde örgüt uydurursanız, belediyenin yönetim şeması içerisinden bir örgüt diye yazarsanız, bulursunuz mutlaka itirafçı sanıklar. Onlar üzerinden bir şey inşa etmeye çalışırsınız ama tümü savunmalarla çöküyor zaten, Beşiktaş iddianamesinde de davasında da çöküyor' dedi. 
 
'Ticaret Kanunu'nda ve herhangi bir kanunda aile şirketi tanımlaması var mı?'
 
Tanrıkulu, tutuklu Alican Uludağ, Merdan Yanardağ, Can Atalay, Osman Kavala ve Tayfun Kahraman'ı ziyaret ettiğini belirterek, sağlık durumlarının iyi olduğunu söyledi. Tanrıkulu, şunları söyledi:
 
'Alican Uludağ ile ilgili 61 gün önce tutuklandığı zaman şunu söyledik: Ne işi var İstanbul'da? Gazetecilik yaptığı yer Ankara, ikametgahı Ankara, sosyal medya paylaşımları Ankara'da yapılmış. Dolayısıyla İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı yetkisiz. Yetkisiz bir biçimde bu soruşturmayı yaptı ve gözaltına aldı. Bırakılması lazım dedik. Ne oldu? Davası açıldı. Asliye Ceza Mahkemesi dedi ki: Ben yetkili değilim, bu dava Ankara'da görülmesi lazım. Ne zaman dedi? 6 Nisan'da. Bugün ayın kaçı? 21 Nisan. Daha dosya buradan Ankara'ya gitmedi. Nasıl hukuka aykırılıklar yapılıyor, bunu anlatmaya çalışıyorum.

TELE 1'e göz koymuşlardı, Merdan'ı da almaları lazımdı böyle düşündüler. O yüzden de absürt bir casusluk suçlamasıyla cezaevine koydular. Kendisi mülkiyet sahibi değil, şirketin ortağı değil. TELE 1'e el koydular. Neymiş? Aile şirketi. Peki ben sorarım: Ticaret Kanunu'nda ve herhangi bir kanunda aile şirketi tanımlaması var mı? Mülkiyeti kendisine ait değil, oğluna ait. Oğlu reşit bir insan ama oğlunun üzerine kayıtlı olan bir yere el koydular. TMSF el koydu ve kayyum atadı. Yayın yapamıyor şimdi. Ama dün ne oldu? TELE 1'i 28 milyona satışa çıkarmışlar. Daha duruşmaya çıkmamış, ne olduğu belli değil. Şirketi ona ait değil. Adeta gasbettikleri televizyonu şimdi yağmalıyorlar. Değeri en az, bakın en az 10 katı. Bu şekilde TELE 1'i de yok edecekler, zaten yok ettiler. Kayyum atayarak yayın yapamıyor ama şimdi yağmalıyorlar. Bunun adı yağma. Ben buradan yetkililere sesleniyorum: Yağma yapıyorsunuz, 28 milyona çıkarmışsınız satışa bir el koyamazsınız iki satamazsınız. Bunun adı yağmadır, ceza yasasında tanımlanan suçtur. 
 
'Meclis uymakla zorunlu olduğu, korumakla zorunlu olduğu Anayasa'ya uymadı'

Tayfun Kahraman, Anayasa Mahkemesi karar verdi, mahkeme direndi; Anayasa'ya rağmen direndi. Anayasa Mahkemesi ikinci kararını verdi, hem de oy birliği ile verdi. Yazılmasını bekliyoruz ama kendisi hukuksuz bir biçimde içeride. Osman Kavala, iki kere Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararı var, halen tahliye olmadı. Üçüncüsünü bekliyor, 8 yıldır hapiste. Can Atalay, milletvekili. Anayasa Mahkemesi karar verdi ve üyesi olduğumuz Meclis uymakla zorunlu olduğu, korumakla zorunlu olduğu Anayasa'ya uymadı, tezkereyi okuttu ve milletvekilliğini düşürdü Anayasa'ya aykırı bir biçimde.

Böyle bir Türkiye'de yaşıyoruz. Anayasa olmadığı, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'nin ve mahkemesinin verdiği kararlara uyulmadığı, mahkemelerin, savcılıkların kendi kurallarına uymadığı bir düzenden bahsediyoruz. Türkiye bu değil. Bu düzeni değiştireceğiz. Mutlaka adaleti sağlayacağız, barışı inşa edeceğiz. Adil bir biçimde, hukuk kuralları içerisinde hesap soracağız.'