Haber: Mehmet OFLAZ - Kamera: Mehmet ÇALPAR
(İSTANBUL) - Türkiye İşçi Partisi İstanbul Milletvekili Sera Kadıgil, İstanbul'daki Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu karşısında görülen İBB ve Aziz İhsan Aktaş davalarını takip ettiklerini belirterek, tutuklu sanıklara 'düşman hukuku' uygulandığını savundu.
Marmara Kapalı Ceza İnfaz Kurumu karşısındaki duruşma salonlarında, CHP'nin cumhurbaşkanı adayı ve İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu'nun da tutuklular arasında bulunduğu 77'si tutuklu, 414 sanıklı İBB davası ile, iş insanı Aziz İhsan Aktaş'ın liderliğini yaptığı iddia edilen 200 sanıklı suç örgütü davası görülmeye devam ediyor.
İBB davası ve Aziz İhsan Aktaş davasını takip eden Türkiye İşçi Partisi İstanbul Milletvekili Sera Kadıgil, süreci ANKA Haber Ajansı'na şöyle değerlendirdi:
'Bugün yine buradayız. Çünkü birçoklarının kamuoyuna pazarlamaya çalıştığı gibi biz bunu bir Cumhuriyet Halk Partisi davası ya da CHP-AKP arasında bir kavga olarak okumuyoruz. İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı, onlarca ilçe başkanı, konuyla hiç alakası olmayan, bordrolu, emeğiyle, alın teriyle çalışan onlarca insan içeride tutuklu. Ve bu operasyonların tek kaynağı var, sizin, benim, hepimizin siyasi faaliyette bulunma hakkını ve milli iradeyi ortadan kaldırmak. O yüzden biz bu davaları yakından takip etmeye çalışıyoruz. Çünkü ne kadar asparagas olduğu da çok görünüyor.
'Bu ithamların karşısındaki kişi bir Cumhuriyet Savcısı...'
Bugün üç tane ifade dinledim. Biri kantarcı Volkan Ateş'in ifadesiydi, biri harita mühendisi, 1991 doğumlu Yağmur Cansu diye bir kız kardeşimin ifadesiydi. Üst katta bu duruşma görülürken, alt katta da başka bir kısım ilçe belediye başkanlarının davası görülmeye devam ediyor. Ve Volkan Ateş aslında: Yani her geldiğinizde burada bir sanığın ifadesinde aynı şeyi dinliyorsunuz. Hepsi aynı şeyi söylüyor. Bakın, Volkan Ateş diye birini benden önce hiç duymamıştım. Burada denk geldim, burada ifadesini dinledim. Ve şunu diyor açık açık: 'Ben zaten ifade verirken savcının yanında avukatım yoktu. Çünkü bana dediler ki 'Seni bilgi almak için çağırıyoruz.' Girdim savcının odasına, sohbet eder gibi konuştuk. Çıkarken dedi ki 'Tamam, ben kâğıdını vereceğim, sen kapıda bekle, geliyorum, gideceksin.' Sonra kapıya çıkıp bana bağırıp çağırmaya başladı. 'Sen neden bizi kandırdın? Hani itirafçı olacaktın? Yalan söylüyor, götürüyorum seni!' diye bağırdı.' Bakın, bu ithamların karşısındaki kişi bir cumhuriyet savcısı. Ve bunu yaptığı kişi ne bir belediye başkanı, ne bir siyasetçi; sıradan bir kantarcı. Bunu kendi ağzıyla söylüyor.
'MASAK raporları temiz; en küçük bir para hareketi tespit edilmiş değil. Bu insan içeride sekiz aydır tutuklu'
Başka bir kız kardeşim: Hiç tanımıyorum, bu dosyada duydum ismini. 1991 doğumluymuş, adı Yağmur Cansu. 'Harita mühendisiyim ben' diyor. Kayıtlarda kendinde olmasına rağmen, başka bir şirketin genel müdürü olarak gösterilmiş. Ortada hiçbir somut delil yok. MASAK raporları temiz; en küçük bir para hareketi tespit edilmiş değil. Bu insan içeride sekiz aydır tutuklu.
Aşağıda diğer avukatlar savunma yapıyor, diğer dosyada. Çok basit bir şey söylüyorlar: 'Bir tane delil göster. Savcı, hâkim, bir tane somut delil göster. 'Ahmet böyle dedi, Ali böyle dedi, Sena böyle dedi' dışında bir tane somut delil göster.' Gösterebilen yok. Ve bu yargılamalar üzerinden şu anda insanlar sekiz aydır ne halde, esir gibi tutuluyor. Buna dair Sayın Aykut Erdogdu'nun çok yerinde bir paylaşımı oldu. Onu da herkesin açıp okumasını tavsiye ederim. Çünkü buradaki insanlara nasıl bir 'düşman hukuku' uygulandığının en net göstergesi bu.'