(TBMM) - TBMM Genel Kurulu, TBMM'nin açılışının 106. yılı ve 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı özel gündemiyle toplandı. TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş, '23 Nisan sadece bir kutlama günü sayılamaz. Meclis'teki 23 Nisan törenleri ve özellikle Meclis özel oturumu sadece rutin bir törenden ibaret değildir. Devletimizin temelleri atılırken milletimizin sözü de bir kürsüye kavuşmuştur. Cumhuriyet bilindiği gibi daha sonra ilan edilmiştir. Fakat cumhuriyet fikrinin ilk adımları ilk günden itibaren Meclis'imizin içerisinde atılmıştır. Egemenliğin kaynağını imtiyazda ve dar kadrolarda aramayan siyasal ahlak 23 Nisan ruhunun özüdür. Parlamento milletin ortak aklının çalıştığı yerdir' dedi.
TBMM Genel Kurulu, TBMM'nin açılışının 106. yılı ve 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı özel gündemiyle toplandı. İstiklal Marşı'nın okunmasıyla başlayan program TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş'un açılış konuşması ile devam etti. Kurtulmuş, konuşmasında şu ifadelere yer verdi:
'Sözlerimin hemen başında son günlerde iki şehrimizde okullarda yaşanan saldırılarda can veren evlatlarımızı ve şehit olan öğretmen arkadaşımıza Allah'tan rahmet, yaralılara acil şifalar diliyorum. Kahramanmaraş ve Şanlıurfa'da yaşanan elim hadiseler milletçe yüreğimizi dağlayan ağır ikazlardır. Hepimizin önünde duran mesuliyet açıktır. Çocukların güven içinde eğitim gördüğü, yaşadığı bir iklim kurmak siyaset kurumunun ertelenemez bir ödevidir. Bu tür hadiselerin tekrarını yaşamamak adına Meclis'imiz 21 Nisan 2026 günkü birleşiminde partilerimizin ittifakıyla Şanlıurfa ve Kahramanmaraş'ta meydana gelen olayların araştırılması, çözüm önerilerinin geliştirilmesi ve alınacak tedbirlerin belirlenmesi için Meclis araştırma komisyonu kurmuştur.
'23 Nisan milletin iradesinin tarih sahnesine çıktığı gündür'
23 Nisan sadece bir kutlama günü sayılamaz. Meclis'teki 23 Nisan törenleri ve özellikle Meclis özel oturumu sadece rutin bir törenden ibaret değildir. Bu vesileyle topyekün bağımsızlığımıza, egemenliğimize, milli iradeye ve demokrasiye bağlılığımızı bir kez daha ilan ediyoruz. 23 Nisan milletin iradesinin tarih sahnesine çıktığı gündür. İşgalin, dağınıklığın ve yoksunluğun içinden milli meşruiyet çıkaran irade Ankara'da güçlü bir temsile dönüşmüştür. Devletimizin temelleri atılırken milletimizin sözü de bir kürsüye kavuşmuştur. Cumhuriyet bilindiği gibi daha sonra ilan edilmiştir. Fakat cumhuriyet fikrinin ilk adımları ilk günden itibaren Meclis'imizin içerisinde atılmıştır. Egemenliğin kaynağını imtiyazda ve dar kadrolarda aramayan siyasal ahlak 23 Nisan ruhunun özüdür. Parlamento milletin ortak aklının çalıştığı yerdir. Parlamento öfkeyi usule, itirazı müzakereye ve toplumsal talebi meşru kararlara dönüştüren yüksek siyaset makanıdır. Temsilin kuvveti de meşruiyetin asıl menşei de doğrudan doğruya milletten gelmektedir.
'Meclis'imizin değeri kriz anlarında hep daha belirgin hale gelmiştir'
Meclis'imizin değeri kriz anlarında hep daha belirgin hale gelmiştir. Toplumumuz her sıkıştığında yönünü Meclis'e çevirmiştir. Darbe dönemlerinde, vesayet teşebbüslerinde, iç gerilimlerde ve dış baskılarda çözümün adresi daima milli iradenin kurumsal çatısı olan bu yüce mekan olmuştur. Millet sesini burada aramış, mesajını buradan vermiş, itirazını burada büyütmüştür. 150 yıllık parlamento yürüyüşümüz ile Birinci Meclis'in istiklal iradesi arasında kopmaz bir bağ olduğunu bir kez daha hatırlıyoruz. 1876 anayasal eşiği ve ardından 1877'de fiilen başlayan Meclis tecrübesi milletin yönetime katılma arzusunu hukuk zeminine taşımıştır. Son Meclis-i Mebusan'ın mebuslarıyla Ankara'daki Büyük Millet Meclisi arasındaki devamlılık siyasi hafızamızın kıymetli damarlarından birisidir. 1920'deki milli irade fikri hiç şüphesiz tek bir günün eseri sayılamaz. Yarım asırlık bir arayışın, sancılı bir birikimin ve ağır bedellerle olgunlaşmış bir devlet aklının sonucudur. Birinci Meclis sadece savaş idare eden bir meclis değildir. millet adına konuşmanın ne anlama geldiğini öğreten kurucu kürsü TBMM'nin Birinci Meclis'idir.
'Evlatlarımızı yaşadığımız çağın ihtiyaçlarına uygun yetiştirmek mecburiyetindeyiz'
23 Nisan'ın tarih içindeki önemi tam olarak buradadır. Egemenliğin ve meşruiyetin tek sahibi millet olarak tescil edilmiştir. Egemenliğin tescilinin bir bayram olarak çocuklara armağan edilmesi siyasetin nihai hedefini de göstermesi bakımından önemlidir. Gelecek nesillerin güven ve huzur içinde yaşadığı, refahtan hakkaniyetle pay aldığı ve çocukların neşe içinde oyunlar oynadığı bir ortamda egemenlik fikri tam manasıyla kök salar. Evlatlarımızı yaşadığımız çağın ihtiyaçlarına uygun bir biçimde yetiştirmek mecburiyetindeyiz. Dijital imkanların arttığı, bilgi akışının hızlandığı bir devirde çocuklarımızı ezber yerine idrak ile, korku yerine özgüvenle, kalıpçı anlayış yerine eleştirel muhakeme ile büyütmek zorundayız. Cumhuriyet ile demokrasi arasındaki ilişkiyi de 23 Nisan vesilesiyle bir kere daha hatırlamak durumundayız. Cumhuriyet halk adına idare iddiasıdır. Demokrasi ise halkın iradesinin yönetime en etkili biçimde taşınma çabasıdır. Güçlü Cumhuriyet güçlü Meclis'le, güçlü Meclis ise güçlü teamüllerle, güçlü içtüzükle, etkili komisyonlarla, açık denetim mekanizmalarıyla ve toplumsal katılımla sağlanır.
'Anayasa milletin kendisiyle yaptığı yüksek sözleşmedir'
Toplum, gündelik saldırıların ötesine geçip kurumsal çözüm aradığında yine Meclis'e yönelmektedir. Bu sebeple anayasa ve içtüzük çerçevesinde yeni bir reform perspektifine ihtiyacımız olduğu da açıktır. Temsili genişleten, denetimi derinleştiren, yasama kalitesini yükselten, komisyonları daha etkin hale getiren, milletvekilliğini daha tesirli kılan ve vatandaşla temas kanallarını çoğlatan bir yaklaşım siyasi sistemimizin önündeki en makul istikamettir. Anayasa milletin kendisiyle yaptığı yüksek sözleşmedir. Reform değişikliği bir metin değişikliğinin ötesinde siyaset tarzı meselesidir. Amaç milletin sesinin daha çok duyulduğu, farklı kanaatlerin daha sağlıklı konuşulduğu ve uzlaşının daha sistemli üretildiği bir meclis düzenini yaratmaktır. Siyaset kurumu karşıtlıkların kördüğüme dönüştüğü bir yer haline asla getirilemez. Meclisler işlevsizleştiğinde toplumlar sokaktaki gerilimle idari katılık arasında sıkışıp kalır. Oysa milli irade siyasi farklılıkların meşru zeminde konuşulmasını sağlayan en meşru zemindir. Öte yandan meclis, en büyük dinleme kurumudur. Herkesin hoşuna gittiği sözü dinlemek kolaydır. Milletin hayrına olanı usul ve nezaket içinde savunmak ise güç olsa da daha kıymetli olandır.
'Temsil krizlerini aşamayan kurumlar insanlığa umut veremez'
Gelecek nesilleri konuşup çocukları korumayan bir dünya düzeni adaletten söz edip temsil krizlerini aşamayan kurumlar insanlığa umut veremez. Dünya siyaseti bugün büyük bir kırılma evresindedir. Gazze soykırımında görüldüğü gibi uluslararası kurumların çöktüğü, kuralların geçersiz hale geldiği, uluslararası ilişkiler kavramlarının dahi hakikati taşımakta zorlandığı bir küresel atmosfer içinde canavarların ortaya çıktığı bir atmosferin olması kaçınılmazdır. İşte tam da bu anda meşruiyetini milletten alan parlamentoların sözlerinin daha kıymetli hale geldiği aşikardır. Türkiye olarak tüm kurumlarımızla, tarihimizden ve bölgesel ağırlığımızdan gelen birikimimizle yeni uluslararası denklemin adalet ekseninde kurulması gerektiğini savunuyoruz. Okulun, hastanenin, ibadethanenin, pazar yerinin güvenli sayılmadığı bir dünyada insanlığın ilerleme iddiası akıldan ve mantıktan uzak kalır. İnsanlığın ortak vicdanı çocukların sınıfta öldürüldüğü bir tabloya alışamaz. 23 Nisan'ı buruk kılan başlıca hissiyatın kaynağı yurdumuzdaki elim can kayıplarıysa hiç şüphesiz bir başka kaynağı da işte uluslararası alandaki bu tablodur.
'Adalet nedir' diye soran bir çocuk anayasanın ruhunu hepimize hatırlatır. 'Meclis'te niye kavga ediyorsunuz' diyen bir çocuk içtüzüğün nezaket boyutunu önümüze koyar. Çocukların kendilerini evinde, okulunda, şehrinde ve memleketinde emniyet içinde hissetmesi devlet ile vatandaş arasındaki güven ilişkisinin en hakiki göstergelerinden biridir.
'Bugün ihtiyacımız olan toplumsal güveni büyüten bir siyaset dilidir'
Bugün ihtiyacımız olan toplumsal güveni büyüten bir siyaset dilidir. Korku yaymayan, emniyet hissi veren, küçümsemeyen, kapsayan ve sorumluluk alan bir üsluba ihtiyacımız olduğu aşikardır. Bu ihtiyacın en somut örneği de Meclis'imizin büyük çocğunluğunun aktif katılımı ile gerçekleşen Milli Dayanışma, Kardeşlik ve Demokrasi komisyonumuzun çalışmalarıdır. Umarım ki önümüzdeki süreçlerde bu sürecin gerektirdiği adımlar nitelikli bir şekilde atılrak Türkiye'de barış, kardeşlik ve dayanışma ekseninde yeni bir dönemin kapıları sonuna kadar açılır. Milletin meclisi milletin tüm renklerini taşıdığı kuvvetli bir alandır. Doğudan batıya, kuzeyden güneye, büyükşehirlerden ilçelerimize kadar memleketin her sesi burada yankı buldukça milli egemenlik kökleşmektedir. Reform ihtiyacı cumhuriyetin demokratik cevherini daha görünür hale getirmenin en makul yönüdür.'




